EKONOMİDE AĞIR FATURA, UZUN VADELİ DÖNÜŞÜM
Türkiye, 6 Şubat 2023'te Kahramanmaraş merkezli yaşanan ve 11 ili doğrudan etkileyen depremlerin üçüncü yılına girerken, felaketin ekonomi üzerindeki kalıcı izleri daha net biçimde görülüyor. Aradan geçen üç yıla rağmen depremlerin kamu maliyesinden büyümeye, enflasyondan iş gücü piyasasına kadar geniş bir alanda etkisi sürüyor

Mustafa DENİZ
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler Türkiye ekonomisine yaklaşık 103 milyar dolarlık, yani 2 trilyondan fazla zarar verdi.
Rapora göre, Merkezi Yönetim Bütçesi kaynaklarından depremin yol açtığı kayıp ve zararın telafisi ile afet risklerinin azaltılmasına yönelik 2025 yılı sonu itibarıyla toplam 3,6 trilyon lira (yaklaşık 91,5 milyar dolar) harcama yapıldı.
Toplam devlet tahsisi 3 trilyon TL'yi geçti, sigorta ödemeleri ise 10 milyar dolara çıktı ama sigortasız kayıplar devam ediyor.
Konut hasarının zararı 1,1 trilyon TL
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri, Türkiye'de 11 ilde toplam 518 bin konutu yıkarak veya ağır hasar vererek etkiledi; ayrıca 128 bin 778 konut orta derecede hasar aldı.
Yaşanan yıkım, depremin toplam ekonomik zararının yaklaşık %55'ini oluşturan 1,1 trilyon TL'lik (yaklaşık 57 milyar USD) konut hasarına yol açtı ve en az 1 milyon kişinin evsiz kalmasına neden oldu.
Eşi görülmemiş inşa süreci
Depremlerin ardından ortaya çıkan tablo, yalnızca büyük bir yıkımı değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisi için eşi benzeri görülmemiş bir yeniden inşa sürecini de beraberinde getirdi. İlk aşamada acil harcamalarla başlayan süreç, bugün kalıcı konut üretimi, altyapı yatırımları ve bölgesel kalkınma başlıkları etrafında şekilleniyor.
Kamu maliyesinde yük arttı
Depremlerin ekonomi üzerindeki en belirgin etkisi kamu maliyesinde hissedildi. Afet sonrası dönemde bütçeden yapılan harcamalar hızla artarken, deprem bölgesine yönelik konut, altyapı ve sosyal destek harcamaları merkezi yönetim bütçesinde önemli bir pay aldı. Yeniden inşa süreci için ayrılan kaynaklar, bütçe açığını büyütürken, kamu borçlanma ihtiyacını da artırdı.
Ekonomi yönetimi, bu yükü dengelemek için vergi düzenlemeleri ve harcama önceliklerinde değişikliklere giderken, deprem harcamaları orta vadeli programlarda ayrı bir başlık hâline geldi. Uzmanlara göre, bu harcamaların bütçe üzerindeki etkisi uzun yıllar hissedilmeye devam edecek.
Enflasyon ve maliyet baskısı
Depremler, zaten yüksek seyreden enflasyon üzerinde de ek baskı yarattı. İnşaat malzemeleri, kira fiyatları ve işçilik maliyetlerinde yaşanan artışlar, özellikle barınma kaleminde fiyatları yukarı çekti. Deprem bölgesinden büyükşehirlere yönelik göç, konut piyasasında arz-talep dengesini bozarken, kira enflasyonunu Türkiye geneline yaydı.
Yeniden inşa sürecinde artan talep, çimento, demir-çelik ve enerji gibi sektörlerde maliyetleri yükseltti. Bu durum, deprem kaynaklı enflasyonun yalnızca bölgesel değil, ulusal ölçekte hissedilmesine neden oldu.
Büyüme rakamlarında denge arayışı
Depremler kısa vadede ekonomik faaliyet üzerinde daraltıcı etki yaratsa da, sonraki dönemde yeniden inşa yatırımları büyümeyi destekleyen bir unsur olarak öne çıktı. İnşaat sektörü başta olmak üzere birçok alt sektörde canlanma yaşanırken, bu büyümenin niteliksel boyutu tartışma konusu oldu.
Ekonomistler, deprem sonrası büyümenin büyük ölçüde kamu destekli yatırımlara dayandığına dikkat çekerek, özel sektör yatırımlarının aynı hızda toparlanamadığını vurguluyor. Bu durum, büyümenin kalıcılığına ilişkin soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
İş gücü ve üretimde kalıcı etkiler
Deprem bölgesi, Türkiye’nin tarım, sanayi ve ihracat açısından önemli merkezlerini barındırıyordu. Yaşanan yıkım, üretim kapasitesinde ciddi kayıplara yol açarken, nitelikli iş gücünün başka illere göç etmesi bazı sektörlerde toparlanmayı zorlaştırdı.
Üç yılın sonunda üretim büyük ölçüde yeniden başlamış olsa da, iş gücü kaybı ve bölgesel dengesizlikler hâlâ önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bölgeye dönüşü teşvik edecek kalıcı istihdam politikalarının eksikliği, ekonomik toparlanmanın hızını sınırlayan unsurlar arasında gösteriliyor.
Yeniden inşa mı, dönüşüm mü?
6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında ekonomi çevrelerinde öne çıkan ortak görüş, sürecin yalnızca yeniden inşa değil, aynı zamanda yapısal bir dönüşüm fırsatı sunduğu yönünde. Afetlere dayanıklı şehirler, planlı kentleşme ve risk temelli ekonomik politikalar, artık bir tercih değil zorunluluk olarak görülüyor.
Uzmanlara göre, depremin Türkiye ekonomisine çıkardığı ağır fatura, doğru dersler çıkarılmadığı takdirde gelecekte daha büyük maliyetler doğurabilir. Üçüncü yıl, yalnızca bir anma değil; ekonomi politikaları açısından da kritik bir muhasebe dönemi olarak değerlendiriliyor.