ANKARA'NIN ÖNCELİĞİ KALKINMA YOLU
11 Kasım 2025 seçimlerinin ardından Bağdat'ta sular durulmuyor. Eski Başbakan Nuri el-Maliki'nin İran desteğini arkasına alarak yeniden sahneye çıkması, sadece ABD'nin değil Türkiye'nin de bölgesel hesaplarını etkiliyor. ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü Feyzullah Tuna Aygün, Maliki hamlesini ABD-İran geriliminin bir yansıması olarak yorumlarken, Ankara'nın 'Kalkınma Yolu' ve güvenlik önceliklerine dikkat çekti.

Hakan ÖZBAY
Irak’ta 11 Kasım 2025 tarihinde gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sadece Bağdat’ın değil, tüm Orta Doğu’nun siyasi haritasını yeniden şekillendirecek kritik bir dönemeci işaret ediyor. Seçimlerin ardından ortaya çıkan tablo, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin hem Ankara hem de Washington tarafından desteklendiği bir konjonktürde, dengelerin ne kadar hassas olduğunu gözler önüne serdi. Özellikle İran yanlısı politikalarıyla tanınan eski Başbakan Nuri el-Maliki isminin yeniden gündeme gelmesi, bölgesel güç mücadelesinin Irak sahasındaki yansıması olarak değerlendiriliyor.
Konuyla ilgili olarak gazetemize özel açıklamalarda bulunan ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü Feyzullah Tuna Aygün, Bağdat’taki koalisyon pazarlıklarını, ABD’nin enerji hamlelerini ve Haşdi Şabi’nin geleceğini detaylı bir şekilde analiz etti.
İRAN KARTI VE İÇ SİYASET DENGESİ
Seçim sonuçlarının aritmetiğini yorumlayan Aygün, Nuri el-Maliki’nin adaylığının tesadüfi olmadığını hem iç dinamiklerden hem de dış konjonktürden beslendiğini vurguladı. Aygün, Maliki’nin gücünü şu sözlerle özetledi: "Maliki’nin adaylığı Irak iç siyaseti kadar dış etki çerçevesinde ortaya çıkmıştır. İç siyaset bağlamında Maliki’nin Şii siyasetindeki etkisi adaylığın önünü açmıştır. Zira Maliki’nin önderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, mevcut Başbakan Sudani’nin İmar ve Kalkınma Koalisyonu’nun ardından en fazla sandalye kazanan ikinci oluşum olmuştur. Bu aritmetik, Maliki’yi doğal bir oyun kurucu pozisyonuna taşımaktadır."
Ancak Aygün’e göre meselenin bir de uluslararası boyutu var: "Dış etki bağlamında ise ABD-İran bölgesel gerilimi nedeniyle Maliki, İran desteğini alabilecek en güçlü aktör olarak öne çıkmıştır."
ABD BASKISI İLE MALİKİ ÇEKİLEBİLİR
Maliki’nin başbakanlık koltuğuna dönüş ihtimalini "Irak’ı bir başbakanlık krizine itekleme potansiyeli taşıyan bir hamle" olarak niteleyen Aygün, Washington faktörüne dikkat çekti. ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’ye karşı tutumunun, Irak içindeki muhalif blokların elini güçlendirdiğini belirten Aygün, Irak siyasetinin yazılı olmayan kuralını hatırlattı: "2003 sonrası bütün Irak Başbakanları, sadece Irak içindeki siyasi uzlaşıyla değil, buna ek olarak bölgesel ve küresel aktörlerin desteği ile göreve gelmiştir. Bu durum Maliki’nin önündeki en büyük engellerden birisidir. Resmi olarak adaylığı henüz geri çekilmemiş olsa da sürecin sonunda geri çekilmesi sürpriz olmayacaktır. ABD baskısı nedeniyle Maliki yerine başka bir ismin ‘uzlaşı adayı’ olarak öne çıkması daha muhtemel bir senaryodur."
HEDEF ÇİN VE İRAN
ABD’nin Irak’taki enerji stratejisini de detaylandıran Feyzullah Tuna Aygün, 2025 yılının ABD’li enerji şirketlerinin Irak angajmanının zirve yaptığı bir yıl olduğunu belirtti ve Washington’un enerji kartını politik bir silah olarak kullandığını ifade etti.
Aygün, sahadaki hareketliliği şu somut verilerle anlattı: "ExxonMobil, Chevron ve HKN şirketleri yeni sözleşmeler imzalarken, GE Vernova ise Irak operasyonlarını büyütmüştür. Irak enerji kaynakları ABD’li şirketler için yeniden cazibeli bir hal almaya başlamıştır. Ancak bu sadece ticari bir hamle değil. ABD’nin bu yatırım ortamını şekillendirmesinde ‘İran’a yönelik maksimum baskı’ politikasının izleri net bir şekilde görülmektedir. Sektördeki ABD etkisinin artışı, diğer ülkelerin ve büyük şirketlerin etkinliğini sınırlamayı amaçlamaktadır."
Aygün ayrıca, bu stratejinin küresel bir boyutu olduğuna da işaret ederek Çin faktörüne değindi: "2024 yılı verilerine göre Irak, Çin’in en büyük üçüncü ham petrol kaynağı olmuştur. Bu bağlamda Irak enerji sektörü, etkisi itibarıyla bölgesel ve küresel dengeleri etkileyebilecek potansiyeldedir."
HAŞDİ ŞABİ KRİZİ
ABD’nin, Irak petrol gelirlerinin bir kısmının Haşdi Şabi (HŞT) üzerinden İran’a aktarıldığı iddiasıyla bu yapının feshedilmesini istemesi, Bağdat’taki bir diğer gerilim noktası. Yaklaşık 60 bin kişilik silahlı gücüyle devlet mekanizmasına entegre olmuş HŞT’nin durumunu değerlendiren Aygün, "tam fesih" beklentisinin sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini belirtti.
Aygün, riskleri şöyle sıraladı: "Tam bir fesih durumu, milis gruplar tarafından kabul edilmesi oldukça güç bir senaryodur. Milislerin tamamen silahsızlandırılarak sivil hayata gönderilmesi, bu yapıların yeraltında organize olmasını tetikleyebilir ki bu daha büyük bir güvenlik tehdidi oluşturur. Bunun yerine, devlet kontrolünün artırılması, ağır silahların devlete teslim edilmesi gibi ara çözümler sürecin ilerlemesi açısından önemlidir. En olası senaryo, bu grupların diğer güvenlik güçlerine tam entegrasyonu olabilir."
TÜRKİYE İÇİN SINIR VE GÜVENLİK ÖNCELİĞİ
Olası bir yönetim değişikliğinin Türkiye-Irak ilişkilerine yansımasını da değerlendiren Aygün, ABD ve Türkiye’nin çıkarlarının her noktada örtüşmediğini belirtti. ABD’nin denizaşırı bir güç, Türkiye’nin ise Irak ile yaklaşık 400 kilometre sınır paylaşan bir komşu olduğunu hatırlatan Aygün, şu ifadeleri kullandı: "ABD’nin İran’a yönelik baskı politikası çerçevesinde Irak’taki İran’a yakın aktörlere baskısını artırması olasıdır. Türkiye açısından ise öncelikler farklıdır. Ekonomi, sınır güvenliği ve Kalkınma Yolu Projesi bağlamında, ikili ilişkilerde zaman zaman bir ivme kaybı yaşansa bile, masadaki dosyalarda ortaklığın devam etmesi beklenir."
IRAK BIÇAK SIRTINDA
Son olarak Aygün, Irak’ın geleceğine dair temkinli bir tablo çizdi. 11 Kasım seçimlerinin Irak’ı bir yol ayrımına getirdiğini belirten Aygün, "Ortaya çıkan siyasi tablo, Irak’ın hem çatışma hem de görece istikrarın korunabileceği geniş ihtimalli bir spektruma işaret etmektedir. ABD ve İsrail’in İran ile olan gerginliğinin artması, Irak’ın da bu istikrarsızlıktan etkilenmesine zemin hazırlayabilir. Bu noktada en kritik gösterge, Irak’taki devlet dışı silahlı aktörlerin ne derecede kontrol altında tutulabileceği olacaktır" dedi.
