Refah ve zenginlik 'barış tüccarları' ile gelecek

Sedat YILMAZ 08 Eki 2019

Dünyada siyasi, jeopolitik ve ekonomik riskler yükselirken bizim için de o kadar fırsat kapımızı çalıyor. Doğu ve batı ekseninde bir denge unsuru olma gayretindeki Türkiye'ye ve bu topraklar üzerinde yaşayanlara konjonktürel anlamda büyük sorumluluklar düşüyor. Zira savaş yanlılarına karşı en büyük engel teşkil eden ülkemiz, coğrafyasından başlayarak küresel ekonomideki sorunları aşmada da bir kilit olma misyonunu taşıyor.

ABD/Avrupa Birliği ticaret gerginliğinin yanı sıra 10 Ekim’de başlaması muhtemel ABD/Çin ticaret görüşmelerinde beklenen yumuşamanın henüz oluşmaması, Brexit’te çözümsüzlüğe giden süreç paralelinde ABD ve Euro Bölgesi’nde ekonomik verilerin giderek zayıflaması dünya için tehlike çanları niteliğinde. 1,5 milyarlık nüfusuyla Çin’de de yüksek aktiviteye rağmen büyümede sıkıntılar yaşanıyor.

Küresel daralma her bölgede kendini iyiden iyiye gösteriyor. Genele yayılması muhtemel sıcak bir çatışmanın dünyayı ne hâle getireceğini bugünden hesap etmek bile zor. Bu kertede önce siyasetçileri, tüm sivil toplum kuruluşları aktörlerini, sanayi, tarım, teknoloji, finans ve turizm gibi önde gelen sektör temsilcilerini büyük görevler bekliyor.

Açlık, kıtlık, yokluk ve sıcak savaş tehlikesi taşıyan küresel gelişmelerin mutlaka önü kesilmeli.

ABD Başkanı Donald Trump’ın dilinin ucuyla dün söylediği “Yıllar önce 30 gün için Suriye’ye gittik. Resmen burada kaldık. Hiçbir hedefimiz olmadığı halde savaşın içine gömüldük. Bu sonu olmayan saçma savaşlardan çıkmamızın zamanı geldi” beyanatı dahi ihtimal dahilindeki küresel bir çatışmadan kaçınmanın mesajını veriyor. Ancak Trump, bölgedeki ateşi ABD’nin fitillediğini söyleyemiyor.

Trump’ın bu sözleri Türkiye’nin Suriye politikasındaki kararlılığına karşı sarfedilmiş açıklamalar görüntüsü verdiği kesin. Bu beyanatın gerçekçi yansımalarının da olması lazım değil mi? Türk askeri ile karşı karşıya gelmek istemeyen ABD askeri unsurlarının Suriye sınırından çekilmesi pek bir şey ifade etmiyor aslında. ABD acilen bölgedeki PKK, YPG ve PYD gruplarına yönelik gönül ve destek bağlarını kopardığını ve Türkiye ile birlikte olduğunu dünyaya açıklamalı... Söz verdiği şekilde Suriye’yi tamamen terk etmeli…

Bölgede DAEŞ tehdidi bertaraf edildi, ama PKK’nın önü açıldı… FETÖ de her stratejik gelişmede kullanılmaya çalışılıyor… Bunda en büyük pay ABD’nin... Irak’ta olduğu gibi Suriye de bir terör bataklığı haline getirildi. Elbette ki Türkiye güvenliği için Suriye’deki terör örgütlerine müsaade etmeyecek, terör bataklıklarını kurutacak… Terör bataklıklarını kurutmakla kalmayıp NATO’nun güneydoğu kanadını da güvenlik altına alacak.

Şimdi soralım; Rusya’dan S-400 füzeleri aldı diye Türkiye’yi NATO’ya şikayet eden, müttefik ilişkilerini bozan, NATO’nun  güneydoğu kanadını terör örgütleriyle dolduran ABD mi NATO’nun güvenliği için çalışıyor?..  Yoksa Kuzey Atlantik Paktı’nın güneydoğu kanadını terör örgütlerinden temizlemek için uğraşan ve  NATO sınırlarını koruyan Türkiye mi?

Hangisi…

İşte bu soruya cevap verildiğinde, küresel çatışmaların nereden kaynaklandığı ortaya çıkacak ve global sorunların çözümleri de kolaylaşacak.

Küçücük bir gazete köşesinden bizi kim duyar bilinmez ama; ABD öncelikle FETÖ, DEAŞ, PKK ve diğer terör örgütlerini desteklemeyi bırakıp kendini kavram kargaşasından kurtararak NATO’nun asli bir üyesi gibi davranması, dünyayı gerecek ve müttefiklerini tehlikeye atacak saiklere geçit vermemesi gerekiyor.

Küresel ekonomide resesyon çanları çalarken terör örgütleri ve devletlerine yaranacağım diye suyu bulandırmanın da bir anlamı olmamalı. Birleşmiş Milletler başta Dünya Ticaret Örgütü’nü dahi kendi emelleri doğrultusunda kullanmaya çalışan ABD’nin artık insani boyutta gerçeklerle tanışmasının vakti geldi de geçiyor.

Kendi içinde küresel ekonominin daralmasını, terörün artmasını, sıcak çatışmaların çıkmasını ve insanlığın birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra yaşadığı günleri geri getirmek isteyenleri ABD yönetimi engelleyemiyorsa, zannediyorum dünya barış, sulh ve selamet için gerekeni yapacak…  

Dolayısıyla Birinci Dünya Savaşı’nın uluslararası ticarete verdiği zararı gidermek amacıyla bir grup girişimci tarafından “Barışın Tüccarları” sloganıyla kurulan Milletlerarası Ticaret Odası (ICC), 100’üncü kuruluş yıldönümünü kutlarken bugünün meselelerine de yakından bakıyor. Ticaretin ve yatırımların artması için çalışan gelişen ve gelişmiş ülkeler arasında dünyanın bu en büyük iş kuruluşu olan ICC, Türkiye’ye de büyük önem veriyor. Özellikle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile yapılan işbirlikleri önemi haiz ve barışa atılan adımları ihtiva ediyor.

Dünyanın; “barışın tüccarları” misyonuyla birçok küresel zorluğun altın kalkarak refah ve zenginliğe adım atacağına inananlardanım…