İleri seviye kutuplaştırma teknikleri

Bahadır Kaynak 11 Eyl 2020

Üniversitede ilk yıllarda giriş seviyesinde verilmeye başlanan dersler, lisans programında ilerledikçe orta derecede, master düzeyinde de çoğunlukla ileri seviyede öğrenciye sunulur.

Siyasetçilerin toplumu kutuplaştırma taktiklerini neredeyse bir yüzyıldır mükemmelleştirdikleri düşünülürse, bugün içinde bulunduğumuz koşulları “ileri” diye nitelendirmek yanlış olmaz. Toplumun ana gövdesini oluşturan kitleyi öteki olarak tanımlayabilecekleri diğer gruplara karşı kinlendirmek, yoksulluklarının ve yoksunluklarının sebebi olarak onları görmelerini sağlamak buradaki temel amaçtır. Genelde dar bir çevrenin kamu kaynaklarına çöküp kendi kişisel çıkarları için kullandığı hallerde, her türlü musibeti birbirinden bilen kitlelerin kavgasının iyi bir perdeleme sağladığını söyleyebiliriz.

Popülist liderlerin başarıyla uyguladığı yöntem de değerler ve semboller üzerinden patırtı çıkarıp temel meselelere odaklanılmasını engellemek, perde arkasından yürüyen çıkar ilişkilerini gözlerden kaçırmaktır. Daha çok üçüncü dünyaya ait gibi görünmekle beraber bu tarz-ı siyasetin gelişmiş ülkelerde de zemin kazanmakta olduğunu söyleyebiliriz. ABD Başkanı Trump’un dünyada yükselen popülizm dalgasının önde gelen temsilcilerinden biri olarak gösterilmesi bu durumun kanıtıdır.

Kasım seçimlerine giderken

2020 yılının ilk aylarında Trump, düşük işsizlik oranlarının, rekor düzeylerde gezen borsanın da etkisiyle kolaylıkla Kasım ayında yapılacak seçimi kazanacak gibi görünüyordu. Covid-19 Çin’den dünyanın diğer yerlerine sıçrarken bile verdiği beyanatlarla durumu küçümsüyor, iyimserlik mesajları saçıyordu. Heyhat, hayatın gerçekleri çok zaman geçmeden bu içi boş özgüven balonunu patlattı. Salgını en kötü yöneten ülkelerden birisi olan ABD’de sağlık krizi ekonomik buhranı tetikledi. Tüm dünyada olduğu gibi yılın ikinci çeyreğinden derin bir daralmayla beraber Trump, kamuoyu yoklamalarında rakibi Biden’ın ciddi biçimde arkasında kaldı. Neredeyse eş zamanlı olarak polis şiddeti sonucu can kayıpları yaşanması sokak eylemlerine yol açtı. Bugünlere kadar süren gösterilerde zaman zaman barışçıl eylem sınırını aşıldı; kamu ve özel mülkiyete zarar verilmeye, sokak çatışmaları görülmeye başlandı. Ekonomi cephesinde ağır darbe yiyen Trump içinse bu eylemler yeniden kutuplaştırma ve kaybetmekte olduğu seçmen desteğini geri kazanma fırsatı oldu.

Altmışlı yıllarda ABD’de sivil haklar eylemleri ve arkasından Vietnam Savaşı karşıtı gösterilerin şiddetlenmesi toplumun genelinde istikrar ve huzur talebinin öne çıkmasına sebep olmuştu. O zaman gösterilerin hedefi olan Nixon yönetimi, “sessiz çoğunluk”un bu eylemlerden rahatsız olduğunu ve kamu otoritesinin sağlanmasını istediğini söylüyordu. Bugünküne benzer koşullarda, sıradan, kendi halinde Amerikalılar gürültücü eylemci kitlesine karşı kışkırtılarak kutuplaştırıcı bir siyaset izlendi. Neticede de gösterilerin en civcivli zamanı olan 1968 seçimlerini Nixon kolaylıkla kazandı.

Bugün de Trump, yaratmaya çalıştığı benzer bir havayla, kendisini gürültücü, azgın azınlığın karşısındaki sessiz ama çok daha büyük bir kitlenin temsilcisi olarak konumlandırarak Kasım ayındaki seçimi kazanmayı hedefliyor. Seçkinlerin kendisini istemediğini, oysa sıradan Amerikalıları kendisinin temsil ettiğini ileri sürüyor. Son olarak ABD’nin Dünya Savaşı’ndaki kayıplarına saygısızlık ettiği söylendiğinde, askerlerin kendisini sevdiğini ama bazı çıkar gruplarının etkisindeki generallerle sorun yaşadığını ileri sürdü.

Görüldüğü üzere Trump, üçüncü dünyada çok uzun süredir gösterimde olan, seçkinlere karşı kitlelerin koruyucusu lider rolünü büyük bir başarıyla oynuyor. Oysa ABD’de onun döneminde gelir ve servet dağılımı bozulmaya devam ediyor. Sessiz kitlenin sözcüsü olmak bir kenara, Amerika’nın süper zenginlerinin servetine servet kattığı, dar gelirlilerin ise borç batağının içinde giderek dibe doğru gittiği bir döneme damgasını vuruyor. Yine bu haliyle üçüncü dünyadaki popülist liderlerin sahne performanslarından birisini tekrarladığını söyleyebiliriz. Aslında sözde çıkarları savunulan kitlelerin zokayı yuttuğu, bir avuç yandaş zenginin malı götürdüğü bu düzen, kutuplaştırma ve gerçek sorunları olduğu gibi asıl sorumluları da gözden kaçırma ilkesine dayanıyor. Kutuplaştırma siyaseti hala seçim kazandırabiliyor belki ama tüm dünyada giderek ağırlaşan sorunlar için hiçbir çözüm önerisi sunmuyor.