Formula-1'i ulus markalamada kullanabilmek

Cihad Doğan 20 Kas 2020

Formula-1 yarışlarında gözler ve heyecan Grand Prix üzerindeki yarışlara, algılar ise Formula-1'e sponsor olan markalara odaklanmaktadır. Fatih Terim'in unutulmaz UEFA Final maçı öncesinde dediği gibi; "Boş alan ve boş adam bırakmamak." sözü bolca tezahür edilmiştir. Markalara ait renkler, sloganlar, logoları her bir alan da, her bir adam da görmek mümkün. Markalar tıpkı hatıralar gibi dört bir yanımızı sarıyor.

Yani bir zahmet sarsın, diyebilirsiniz. Zira F1’in Türkiye’de ciddi bir hayran kitlesi olmasa da yarışların evrensel olma özelliğinden dolayı Dünyada büyük ölçüde izleyiciye ve tutkunlara sahip. Haliyle markaların sponsorluk yarışına girmeleri haklı.  

Ancak ille de pazarlamadan bahsedeceksek, ille de F1’i konuşacaksak sponsorluk ya da diğer tutundurma çalışmalarını değil, ulus markalamayı konuşmamız gerekiyor. Ya da başka bir ifadeyle F1’in ülke tanıtımında kullanılmasını F1 sonrası konuşmamız doğru olacaktır. 

Ulus markalamada şüphesiz özenle çalışılması gereken alanlar ve stratejiler var. Her birinin yeri de önemi de farklı ama bana kalırsa en kritik rol iletişimde. Laf aramızda başarısızlığın ve başarının kaynağı doğru iletişim aracının seçilememesinde.

Ulus markalamadaki en temel nokta; doğru iletişim aracını seçmekten geçer. Bu iletişim aracı bazen doğa harikası eşsiz güzellikler, bazen asırlık yapılar oluyor. 

Peki ya bir ülkede bunlar yoksa. Dikili ağaçları, tarihi binaları yoksa ne yapacak bu ülkeler? Tabi ki spor organizasyonlarına yönelecekler. Öyle de yapılmıyor mu zaten? Alın Katar. Dünya kupası orada olacak. Daha adaylık süreçlerinde yaşadıkları heyecanı tarif edemiyorlardı. Adaylık süreci devam ederken statlarının temellerini atmaya başladılar. 

F1 ulus markalamada en önemli iletişimcilerden. Spor organizasyonlarında tabi ki FİFA Dünya Kupası organizasyonu en etkili ulus markalama araçlarından ancak F1’in sahip olduğu nitelikli hayran kitlesi ve daha spesifik bir alana odaklanması ülkenin iletmek istediği mesajı sahiplerine direkt olarak ulaştırabiliyor.

Günümüzün pazarlama koşullarında daha dar bir alanda çalışmaları yapmak daha kalıcı etkiye neden oluyor. Çünkü dar alanların yani tüketici kitlesinin sahip oldukları özellikler tipik bir kullanıcı olmanın ötesinde bir tutkuyu ifade etmektedir. F1 de bunlarda biri. 

F1 hayranları diğer spor dallarına nazaran daha üst sınıfı hedef aldığını söyleyebiliriz. Örneğin, birçok çocuk futbolcu olmayı hayal eder, hatta bildiğiniz üzere çocuklar için futbolcu olmak gelecekte refah bir yaşamda var olmak ile aynı anlama gelir. Fakat dünyada kaç çocuk F1 pilotu olmayı hayal ediyor? Çünkü F1 kolay ulaşılabilecek bir yer değildir.

Tabir-i caiz ise F1’in namı üst sınıfta daha baskın. Zaten bir ülkeyi kolay ziyaret edebilen, deneyimlerini çevresine daha hızlı ve etkili bir şekilde yayan, konumu itibariyle daha ikna edici olan, üst sınıf değil mi? 

F1 sadece ulus markalama da değil, ayrıca kent pazarlamasında da kullanılmakta. Dolayısıyla bir taş ile iki kuş vurulabilmekte. Çünkü F1’de Grand Pirx’ler kent ismi ile tanımlanmakta. 

F1 haberleri yapılırken ülkenin ve kentin adı ile haberlerin yapılması, izleyiciler ve dinleyiciler tarafından ülkenin ve kentin çeşitli platformlarda araştırılmasına imkân veriyor. Ayrıca ev sahipliği yapılan F1 organizasyonun, tutkunlarda ülke hakkında spora meraklı ve F1’i seven bir ülke gibi olumlu bir algıya da neden olduğu açıkça ortada.  

Bir de F1’lerin mobil ve bilgisayar oyunları da işin içerisine girince güzel bir iletişim kuruluyor. Ülkenin ve kentin ismi milyonlarca insanın aklında ve dilinde, en etkili yollardan biri değil mi?

Bütün bu yazdıklarımı bir kenara bırakın, hiçbiri geçerli olmasın. F1 için çekilen tanıtım filmleri dahi başlı başına büyük bir ulus markalama çalışmasıdır! 

Anlattıklarım üzerinden tekrar düşünürseniz, ülkede gerçekleşen F1 organizasyonu ticari bir beklentiden ziyade bana kalırsa, eminim size kalırsa da öyle tamamen bir ulus markalama çalışması. Türkiye’nin bu gibi spor organizasyonlarına ev sahipliği yapma konusunda çok istekli. Bu isteği kişisel olarak da desteklenmeli, bunun için bir marka elçisi olunmalı. Bir düşünün bakalım Dünya kupasından önce vuvuzela tanınıyor muydu?