Dalgalı konjonktürde ekonomik seyir

Henüz ilk aylarını yaşadığımız 2019 yılının ekonomi açısından öne çıkan temel karakteristiği; "büyüme montan ve hızında öngörülen gerileme ile düşüş" olarak özetlenebilir. Üstelik bu durum, tüm ülke ve pazar kategorileri için geçerli bir değerlendirme ve konjonktüre işaret etmektedir.

Avrupa Birliği’nin ekonomik büyüme sıkıntıları ve içinden kurtulamadığı katatonik konjonktür; Amerikan ekonomisinin adeta nevrotik bir tabloyu temsil eden resesyon korkusu; Çin’in büyüme oran ve hızında gerçekleştirmesi gereken senkronizasyon ve ince ayar; Türkiye’nin de içinde bulunduğu yükselen pazarlardaki değişim ve sürprizlere açık yapı ve dinamikler göz önüne alındığında, genel olarak bir “daralma”, hatta , “büzülme” sendromunun ortaya çıktığına dair kuvvetli delilleri görmezden gelemeyiz. 

Genel geçer bir ifade ile; “pastanın tatminkar bir şekilde büyütülemediği, ancak iştahların sürekli arttığı” bir paylaşım sofrasına, küresel planda mahkum olmuş durumdayız.

Daha kıt duruma gelmiş kaynaklarla malül duruma düşen ve konjonktürün olumsuz etkilerine açık; istikrar düzeyi düşük; öngörülebilirliği zedelenmiş bir global ekonomik yapının bunaltıcı etkilerini yaşıyoruz.

‘Ticaret savaşları’ teranesi

İkinci Dünya Savaşı sonrası yapılandırılan global mimarideki değişim ve kırılımlar da, söz konusu ekonomik konjonktürü hem doğuran, hem de besleyen bir mekanizmaya dikkatleri çekiyor. Gerçekten, klasik soğuk savaş ve emperyalizm açılımlarının adeta yerle bir edildiği ancak yenisinin formüle ve ikame edilmesinin tamamlanmadığı bir belirsizlik; belki de geçiş sürecini yaşıyoruz. 

Üstelik, eski düzeni kurmada öncelikli rolü oynayanlar, bu dönemde, bir numaralı kargaşa ve değişim ajanı olmaktan geri durmuyorlar. “ Ticaret savaşları” teranesi, günümüzün yeni “ kol bükme” araç ve kaldıracı olarak kullanılıyor, “ ekonomik tetikçilik” , hayasız uygulamalarını yeni melanetler ile genişletmekten geri durmuyor. Bu çerçevede, politik ve stratejik kurum ile duruşlar, yeniden sorgulanıyor; “stratejik müttefik” gibi yerleşik kavramlar hırpalanıyor; “demokrasi ve insan hakları” gibi mefhumlar çifte standarda kurban ediliyor.

Kırılganlıkları yüksek ve “yumuşak karın” sendromuna yakalanmış ekonomiler, bu kaotik durumdan en fazla menfi etkilenmeye açık ve istikrar limanlarına en uzak konumda yakalanmış, ya da oraya sürüklenmiş duruma düşürülüyorlar. Rüzgârların sert estiği ve dalgaların yüksek çarptığı fırtınalı denizlerde, ekonomi dümenini kuvvetli tutmak gerekiyor. Herkesin “güvenli liman” lara ulaşmak için çabaladığı bir seyirde, gemi kazalarına uğramak; rotadan çıkmak ya da kaptansız kalmak gibi felaketler adeta rutin sıkıntılar haline gelebiliyor. Ayrıca, eskiden beri kullanılan harita ve navigasyon araçlarının bazen yetersiz kaldığı, hatta rota saptırdığı görülebiliyor. 

Açık ve net olan gerçek…

Açık ve net olan gerçek; mevcut global konjonktür içerisinde, garantili ve standart ekonomi politikalarının; piyasaların peşinde koştuğu efsanevi hazine hayallerine dönüştüğüdür! Herkesin elinde, geçerliği ve doğruluğu tartışmalı define haritaları bulunmakta, ancak bunlara güvenerek yelken açanların akıbetleri konusunda bir türlü garanti verilememektedir. İşte, tüm piyasalara hakim olan bireysel ve kurumsal “güvence arayışı”nın temelinde yatan mantık ve hatta kaygu, bundan kaynaklanmaktadır.

Tıpkı denizcilikte olduğu gibi, ekonomide doğru seyir, ancak, “teknik” ile “ustalık” unsurlarının birleşimi ile sağlanabilir. Hedef liman ile menzilin belirlendiği rotada, uhulet ve suhulet ile yola kararlılık çerçevesinde devam edilmelidir.