Bir numaralı halk düşmanı enflasyon

Herhangi bir ekonominin güncel durumunu; sunduğu imkân ve barındırdığı problemleri, kuvvetli ve zayıf yönlerini, değerlendirirken, hiç şüphesiz bir takım göstergeleri dikkate almamız gerekmektedir.

Söz konusu parametre ve göstergeler arasında en kritik öneme sahip ve en keskin değerlendirme perspektifini sağlayan unsur; “enflasyon” faktörüdür. Bir başka deyişle, ekonomik yapılanma ve dinamiklerin ana karakteristiğini tayin eden bir numaralı gösterge, enflasyondaki güncel manşet ve yapısal mahiyetinden ibarettir.

Enflasyon olgusunu, farklı yaklaşımlar çerçevesinde, değişik biçimde tanımlamak; formüle etmek mümkündür. Ancak, tercih ne olursa olsun, “fiyatlar genel seviyesinde sürekli artış” ve “paranın satınalma gücünde önlenemeyen aşınma” ibareleri, ön plana çıkarılması gereken karakteristikler şeklinde kabul edilmelidir.

Enflasyon; “şişme (inflate)” kökünden türer ve anlaşılacağı üzere; “boş ve kof irileşme”ye işaret eder. Enflasyonun olduğu yerde, “çok para – yok para” sendromu görülür; insanların cebine daha çok (bol sıfırlı) para girer, ama satınalma gücü sürekli olarak azalır; sanal bir zenginleşme, kof bir büyüme etkisi ortaya çıkar. Buna paralel olarak, piyasa aktörlerinin ve tüketicilerin ekonomik karar mekanizmaları bozulur; satınalma karar süreçleri dejenerasyona uğrar. Cebindeki parayı hemen mala çevirmek kaygusunu taşıyan tüketici, talep profilini çarpıtıcı kararlar andacına düşebileceği gibi, tedarikçisinin alacağını, yüksek faiz kazancı iştahı ile erteleyen; üzerine yatan şirket uygulamaları da maalesef yaygınlık kazanır.

Sonuçta, ekonomik işleyiş zedelenir; ekonomik beklenti ve algı yönetimi sakatlanır ve sürdürülebilirlik kriterinin temeline, deyim yerinde ise, mayın döşenmiş olur. Enflasyon söz konusu olduğunda gündeme gelen “canavar benzetmesi” boş yere ortaya çıkmış değildir.

Nitekim, yüksek enflasyon koşullarında, “sürdürülebilir büyüme” hedefine ulaşmak mümkün olmadığı gibi; başta büyüme rakamları olmak üzere hiçbir gösterge “şişkinlik etkisi”nden yakasını kurtaramaz. Bu gibi durumlarda, teknik bakımdan gerekli bir işlem olarak “deflate edici hesaplamalar”ın yapılarak gerçekçi (havası alınmış) sayılara ulaşılması elzemdir.

Enflasyonist ortamda, arsız; arlı, karsız; kârlı gözükür, etkin ve verimli çalışmanın kıymeti bilinemez.

Rekabetçi ekonominin en önemli dayanağı olan “katma değer”in oluşturulması ve geliştirilmesinde, enflasyon en olumsuz etkiyi ve en büyük engeli teşkil eder.

Enflasyon; gerçekleri çarpıtan bir mercektir; her şeyin üzerini örten bir şal; hakiki resmi perdeleyen bir menhus gölgedir. Enflasyonun, “abartıcı etkisi”ni fark etmeden ve gerekli düzeltmeleri yapmadan herhangi bir ekonominin gerçek kapsamını ve geleceğini okumak mümkün değildir.

Devlet (kamu) eli ile yaratılan ve sürdürülen enflasyon; aslında bir “kalkınma illüzyonu (yanılsaması)” olgusuna işaret eder; sözde vatandaşın cebine bol para girmekte, ancak, aslında bu çok miktar, enflasyonist aşınma ile birlikte yok paraya dönüşmektedir. Bir başka deyişle, vatandaşın cebindeki paradan, mevcut vergi uygulamalarına ilaveten ek bir “enflasyon vergisi” alınmış olmaktadır.

İşte bu sebeplerle, tüm ekonomiler için enflasyon yönetimi ve enflasyon ile mücadele, en kritik ve öncelikli konular olarak ön plana çıkmaktadır. Bu anlayış ve kavrayışın bulunmadığı; gereğinin hassasiyetle ve tavizsiz uygulanmadığı bir durumdan, rekabetçi avantaj kulvarında önde koşan bir ekonomi profili çıkartmak mümkün değildir.