ARTIK KOŞMAMIZ ŞART!

Savunma Sal 03 Aralk 2019 02:39

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, savunma sanayini kalkındırmak, insan kaynağını genişletmek ve ihracatı artırmak için çeşitli programlar uyguladıklarını belirterek, "İyi bir yürüyüşümüz var ama artık koşmamız gerekiyor. Etkin bir eko sistem oluşturmalıyız" dedi.

Artık  koşmamız şart!

Sedat YILMAZ/ANTALYA

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, Türkiye’nin küresel bir güç olma ve tam bağımsızlığı sağlama vizyonu doğrultusunda savunma sanayine büyük bir iş düştüğünü belirterek, geçen hafta sonu Antalya Ela Quality Otel’de düzenlenen Savunma ve Havacılık Sanayiinde Küresel Stratejiler Konferansı düzenlediklerini, konferansta ortak akıl oluşturmak, gelecek yılların strateji ve vizyonunu belirlemek üzere yeni bir hamle başlattıklarını söyledi.

Demir, Milli Muharip Uçak’ın 2023 yılında hangardan çıkacağını,   Türk Hava Kuvvetleri’nin yerli savaş uçağını 2028 veya 2029 yıllarında bir filo şeklinde gönül rahatlığıyla kullanabileceğini vurguladı.

Konferansın sonunda sorularımızı cevaplandıran Prof. Dr. İsmail Demir, son rakamlara göre savunma sanayinin yıllık bazda ihracatının yüzde 37,5 arttığını ve yüzdesel artış olarak ihracatta en fazla artış sağlayan sektörün savunma ve havacılık olduğunu hatırlattı.

Sektörün şu andaki halinin dahi planlanan hedeflerin uzağında olduğunun altını çizen Prof. Dr. Demir, içinde milli ve yerli kurgusunda ihtiyacı olan makamlara ürünleri teslim ederken, son gelişmelerle beraber devam eden Türkiye’ye yönelik bazı kısıtlayıcı tavırların da önüne geçmek ve özellikle stratejik ürünlerde tam bağımsızlığı sağlamak üzere genel strateji geliştirme hedefiyle çalıştıklarını dile getirdi.

İnsan unsuru en önemli kaynak

İhracatı artırma ve yükte hafif pahada ağır ürünler sağlamada elektronik harp, lazer ve elektromanyetik teknolojilerin önemli bir alan olduğunu belirten Prof. Dr. Demir, bu noktada asıl yetişmiş insan kaynağına ihtiyaç duydukları kaydetti. Savunma sanayindeki tecrübe eksikliğini unutmadan özellikle düşünmeye ve sıra dışı olmaya sevk edici bir eğitim sisteminin çok daha sonuç alıcı olduğunun bilinmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Demir, “Sektörde 4 yılda çalışan kapasitesi 40 binlerin üzerine çıktı. Burada çalışanlarımızın tecrübe kazanması lazım. Çabalarımızın önemli kısmını eğitime ayırıyoruz. Bütün üniversiteler bizim ve onlardan en iyi şekilde istifade ediyoruz ancak TUSAŞ Akademi, Aselsan Akademi gibi biz de Savunma Başkanlığı olarak bir akademi oluşumu içindeyiz. Vizyoner Genç bu çalışmalarımızdan biri. Öncelikle gençler arasında yaygın hale gelen ‘Bu ülkede bir şey yapılamaz’ algısını kırmak istiyoruz” dedi.

Türkiye’nin lokomotif ihracat sektörlerinden otomotiv gibi elbette savunmanın da baş sektör arasında yer alması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Demir, savunma sanayinin teknoloji alanında  lig atladığını deklare edecek böyle bir hamlenin ülke etkinliğini ve teknoloji konusundaki derinliğinin ispatı açısından iyi bir gelişme olacağını belirtti. Otomotiv başta diğer ilgili sektörlerle savunma sanayi işbirliğinin yeni ürünleri de ortaya çıkarabileceğini ve buradan en çok istenilen yerli ve milli ürünlere ulaşmanın kolaylaşacağını ifade eden Prof. Dr. Demir, “Karşılıklı teknoloji alışverişleriyle gelişecek ortam yurt dışında da görünürlüğümüzü artıracak. Konuyu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile de görüşüyoruz. Savunma sanayinde uygulanan modellerin diğer alanlarda da nasıl uygulanabileceği ve ivmenin nasıl oluşturulabileceği faktörü hep masamızda” diye konuştu.

Milli ve yerli konusunda stratejik ürünlerde bağımsızlığın çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Demir, milli ve yerli kavramını açıklarken şu ifadeleri kullandı:

“Beyin teri ve tasarımı sıfırdan başlayarak sizden oluşuyorsa içindeki içerik teker teker malzemelerin bileşenleri ve içeriği yabancı olsa bile buna milli üründür. Çünkü o sizin fikri mülkiyetiniz. Bunun yerli olması da diğer bir faktör. Yerlilik konusunda özellikle stratejik ürünlerde bağımsızlık olayı çok önemli” dedi.

İyi yürüyoruz, koşmamız lazım

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir, savunma sanayini kalkındırmak, insan kaynağını genişletmek ve ihracatı artırmak için çeşitli programlar uyguladıklarını belirterek, “İyi bir yürüyüşümüz var ama artık koşmamız gerekiyor. Etkin bir eko sistem oluşturmalıyız” dedi.

Türkiye’nin küresel savunma sanayinde tam anlamıyla belirlenen kriterlere kavuşması gerektiğini belirten Prof. Dr. Demir, “Ana yükleniciler TAİ, Aselsan, Havelsan, TUSAŞ gibi şirketlerimiz küresel iş yapıyorlar. Biz de orta ölçekli şirketleri alt yükleniciler olarak küresel şirketlerimize dahil etmek için çalışıyoruz. Bunlardan en etkili olan programımız Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Destekleme Programı (EYDEP). Programla 1 milyar dolar ihracat kapasiteli şirketlerimizin yanına çok sayıda 100 milyon dolar, 50 milyon dolarlık yeni alt yükleniciler oluşturarak savunma sanayini daha geniş tabana yaymak istiyoruz. Sistemle global şirketlerimizin sayısı artarken ihracatımız da yükselmiş olacak” diye konuştu.

Savunma sanayinin son 12 aylık dönemde ihracatını yüzde 37,5 artırdığını ve hedefin 2020’de yüzde 50 olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Demir, “Bunun için sürdürülebilirlik çok önemli.  KOBİ ve üstü şirketlerimizin de yetkinlik, derinlik ve kabiliyetleriyle farklı, alternatif ve etkili ürünlerin ortaya koymasını bekliyoruz. Pazarda küresel hacimli oyuncularımızın olması gerekiyor. KOBİ’lerin sisteme dahil edilmesiyle üretim gücümüz artacak, maliyetlerimiz düşecek ve rekabette avantajı sağlayacağız. EYDEP ile global savunma sanayi kriterleri çerçevesinde sertifikasyon ve kalibrasyonla şirketlerimizin eksiklerini tamamlıyoruz ve dünyaya hazırlıyoruz” ifadelerini kullandı.

savunma-1

Niş pazarlara yönelmek gerekir

İhracatın artırılması konusunda niş pazarların önemli olduğunu dile getiren İsmail Demir, özellikle yapay zeka, yazılım ve siber güvenlik konularına dikkat çekti. Niş ürünlerin ortaya çıkarılması için şirketlerin ortak bir sinerji oluşturması gerektiğini belirten İsmail Demir,  “Çünkü Türkiye’ye yönelik genel eleştiri şu… Karşımızda kuvvetli, uzun süre güvenebileceğimiz yapı çıkarın diyorlar. Her sektörde böyle. Savunmada da böyle. Savunma sektöründe de uzun vadede, ayakları yere basan geleceği olan faaliyetler, şirketler ve ürünler ortaya çıkarmak istiyoruz. Lazer, elektromanyetik sistemlerle ilgili çalışmalarımız var. Böyle birkaç alan var ki, Bizim dünya ölçeğinde karşılaştırdığımızda hiç de geride olmadığımızı düşündüğümüz hatta biraz gayretle dünya ile atbaşı gideceğimiz alanlarımız var” dedi.

2023’te hangardan çıkar 2029’da kullanır

Milli Muharip Uçak konusunda bir soruyu cevaplandıran Prof. Dr. Demir, motor testlerinin ise henüz devam ettiğini söyledi.

TR Motor’un milli motor şirketi olsun ve motorla ilgili tecrübelerin bir araya getirilmesi konusunda bir hedefleri olduğunu anlatan Prof. Dr. Demir, “TEİ gayet iyi çalışıyor. Tasarıma da geçtiler. Milli motorumuzu yaptılar. Helikopter motoru geliştiriyorlar. TEİ bünyesinde gurur duyduğumuz o teknolojilerini devam ettirsin ama tasarım faaliyetlerinin ana odağını bu noktada oluşturalım dedik. Yerli savaş uçağı motorunun çalışmaları bu yolda başlattık, devam ettiriyoruz. Bu yapıların ayrı ayrı olacak şekilde değil. TEİ ile yine başka şirketlerle oluşturulacak kabiliyetler ve tecrübeler birleştirilecek. Bu şirketlerimiz de imalata katkıda bulunacaklar” diye konuştu.

Motor işinin uzun süreçli bir iş olduğunu belirten Prof. Dr. İsmail Demir, “Dünyada örneklerine baktığınızda, yeni bir uçak yeni bir motorun beraber sıfırdan tasarlığında böyle bir ürünü ortaya çıkarmak mümkün değil. Türkiye’nin tecrübesinin az olduğu bir ülke. Hayallerimiz büyük olsun ama hayalperest olmamak lazım. Burada kalkıp 2023 yılında uçağımız da motorumuz da yerli olacak bunu uçuracağız demenin bir anlamı yok. Hayalimiz var ama, olabilirliliğinin ön adımlarını yavaş yavaş oluşturmamız lazım” dedi.

Motor test çalışmaları devam ediyor

Motor çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Prof. Dr. Demir, “Bizim söylemek istediğimiz şey şu: Boş umut verip arkasında duramamaktansa biz neyin ne olacağını detaylı konuşup uçağımızın hangardan çıkacak hale geleceğini, bu sürede de mevcut motorlardan birinin kullanılacağını, yerli motorumuzun daha sonra bu uçakla entegre olacağını söylemek istiyoruz. 2023’te hangardan çıkacak, çeşitli motor testleri olacak. Ama bu hazır dünyadaki satılan bir motorlardan biri olacak. Uçağın Türk Silahlı Kuvvetler (TSK) envanterine gönül rahatlığıyla kullanılabilecek bir filo olarak 2028-2029 yıllarında düşünülüyor” diye konuştu.

Pakistan’a ihraç edilen Atak helikopterlerinin ihracatıyla ilgili motor meselesinden dolayı müsaade alma sebebiyle netlik oluşmadığını, bu anlamda TEİ’nin Atak ve Gökbey’de kullanılmak üzere motor üzerinde çalıştığını anlatan Prof. Dr. Demir, “Motoru çalıştırır olmak onun helikoptere konup uçurulacak anlamına gelmiyor. Motor geliştirme sürecinde uzun süren sofistike tekstler yapılıyor. Motor bu süreçte parçalanma durumunda kalıyor. Özellikle sivil havacılıkta kullanacaksınız, motor artık oldu demek için çok detaylı bir test süreci var. Süreci ne kadar hızlandırırsanız hızlandırın belli bir zaman alıyor. Atak helikopterinin motorunu da önümüzdeki sene sonunda verebileceğiz diyebiliriz ama bu parametreleri düşündüğümüzde biraz zaman alacak” bilgisini verdi.

F-35 ile ilgili süreç olumlu

Milli Muharip Uçak projesinin çok uluslu olduğunu ve projeye katılmak isteyen ülkelerin olup olmadığı yolundaki soruyu cevaplayan Prof. Dr. Demir, “Henüz ben katıldım diyen yok. Tabii işin bir süreci var. Savunmada yükseliş kaydettiğinizde çeşitli parametreler devreye giriyor. Bu pazar sadece ticaret değil. Kamuoyu yönlendirmeleri, siyaset tarafına baskılar. Kendi iç dinamikleriniz, dünya konjonktürü, ikili ilişkiler, bu ilişkiler bazında pazarda yer tutmuş ülkelerin tutumları, lobiler, aracıların tanımları, tehditler bu pazarın verdiği görüntüler” dedi.

Türkiye’nin NATO ve ABD ile S-400’lerin alımı sebebiyle suni argümanlar oluşturulduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Demir, “NATO tarafından bir tereddüt yok. Genel sekreterin açıklamaları ortada. Biz NATO’nun yükümlülüklerini yerine getiren bir ülkeyiz. NATO’nun da bize ihtiyacı var. Türkiye’siz bir NATO düşünülemez. Bir sıkıntı olduğunu düşünmüyoruz. NATO’nun S-400’lerle ilgili bakışı da normal” açıklamasını yaptı.

F-35 programına ortak ülke olduklarını ve yükümlülüklerin yerine getirildiğini hatırlatan Prof. Dr. İsmail Demir, “Alacağımız uçaklarla ilgili sözler hâlâ geçerli. Orada ise Türkiye’nin aslında bu sistemden çıkarılması onlar için istenen bir şey de değil. Tavrımız olumlu yönde. Genel eğilim bize karşı gördüğümüz olumluluk sürüyor” diye konuştu.

savunma-2

Uçak yapımında bloklar oluşabiliyor

SU-35’lerle ilgili konuya da açıklık getiren İsmail Demir, “Her ikisi de birbirinin yerine geçecek uçaklar değil. Türkiye SU-35 alıyor söylemi de doğru değil. Karşı taraf bir öneri yaptı, inceliyoruz. SU-35 alıyoruz diye dillendirmek kamuoyunu yanıltmak olur. Ayrıca Avrupa’nın yeni nesil uçağında da bloklar oluştu. Bizim Milli Muharip Uçak’ımız konusunda ise bizim ortak ve müttefik aramamızdan daha tabi bir şey olamaz. Bu konunun iki parametresi var. İlk geliştirme masraflarının paylaşılması, ikincisi daha fazla satış rakamlarına ulaşmak” dedi.

Türkiye olarak savunma sanayinde artık 10-20 milyar dolarlık ihracatın hedeflendiğini ve bu potansiyelin zorlanması gerektiğinin altını çizen İsmail Demir, “İddialı projemizi devam ettirmek gerekiyor. Dünya ölçeğinde de gerçekçi olmak lazım. Ama biz F-35 bloğunda kalmayı sürdürüyoruz” diye konuştu.

Siber güvenlik konusunda 120 şirketin çalıştığını ve küme dışındakilerin de düşünüldüğünde şirket sayısının oldukça fazla olduğunu anlatan İsmail Demir, “Şirketlerimizin rekabet ortamında birbirlerinin ayaklarına basma yerine, önlerinin açılmasının gerektiğine inanıyoruz. İhracatı düşünmeden önce, Türkiye’deki sisteme baktığımızda kamu da dahil çok sayıda siber güvenlik ürününü yabancı kaynaklı kullanıyorsak, önce kendi evimizi düzeltmemiz lazım. Burada sonuç aldığımız ürünlerle dünya pazarına çıkabiliriz.   Böyle şirketlerin uzun vadeli olması, Türkiye ve dünya pazarına güven verebilmeleri için firmalarımızın bir araya gelmesi, kabiliyetlerini birleştirmeleri ve iş bölümü yapmaları gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda teşvikçiyiz. Kamunun yerli ürünleri kullanması, daha sonra sektörün yerli ürünlere güvenmesi sağlanması gerekiyor. Siber güvenlik alanında insan kaynağı çok önemli” dedi.

Yüksek hava savunma sistemine ihtiyaç var

Türkiye ile Rusya’nın S-400’ler veya S-500’lerin ortak üretimiyle alakalı gelişmelerin ne olduğu yönündeki soruyu da cevaplayan İsmail Demir, “Biz S-400’leri alırken kredi teknoloji transferi ve ortak üretim şartlarımız vardı. Bu şartlarla sürece girdik. Onun için ortak üretim ve teknoloji transferi kalemlerinde belirlediğimiz unsurlar var. Bunlar yapılacak.  Bu anlamda işbirliğinin çerçevesi ve boyutları bu temaslar sürdükçe daha da genişleyebilir. İki tarafın uzlaşısına ve tavırlarına bağlı. Hava sistemlerinde birçok şeyi de kendimiz yapabiliriz. Radar ve füzelerin menzilleri yavaş yavaş olgunlaşarak genişleyecek” dedi.

Özellikle son olarak S-400’lerin testleri ile ilgili gelişme biraz abartılı olduğunu anlatan İsmail Demir, “Bu da yanlış bir algı oluşturdu. Malum sistemler geldi. Bunun belli kuruluş bir aşaması var. Kurulum sürecinin tabi adımları. Bunun takvimi zaten belli” diye konuştu. Patriotlarla ilgili de henüz yeni bir teklif olmadığını, ancak  bu konuda da tekliflere açık olduklarını belirten İsmail Demir, “Uzun menzilli yüksek güçte hava savunma sistemi istiyorsak bunun 4’ten fazlası da olması gerekir. Bir kere hava savunma mimarisinde kademeli bir sistem var. Bunun kademeli şekilde emniyetli şekilde şekillendirilmesi belirli unsurların emniyetli şekilde yerli unsurlarla takviye edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Milli tüfekte hızlı üretim sürüyor

Milli piyade tüfeği’nin (MPT) performanslı bir tüfek olduğunu ve geliştirilmesi konusuna devam edildiğini dile getiren İsmail Demir, “Şu anda tüfeğin daha da geliştirilmesi için saha deneyimlerini takip ediyoruz. Tüfeğin geliştirilmesi iki firmamızın işbirliğiyle yapıldıysa da, biz daha önce rastlanmayan bir modelle sırf MKE yapsın değil de MKE artı ikinci ve üçüncü özel şirket de devreye girsinler dedik. 3 ayrı kanaldan tüfek yapılsın diye bir stratejiye gittik. Bunun amacı, bu özel firmalarımızın veya 3 firmanın kendi kabiliyetleriyle tüfeğin üzerine getirecekleri farklı bir katma değer varsa onu yapsınlar.  Bu yöntem de faydalı oldu. Bu imalat sayısını da artırdı. Olmasaydı bu kadar sayıya ulaşamazdık. 60 bin adeta doğru gidiyoruz. Hedefimiz 120 bin adete ulaşmak” diye konuştu.

Savunma sanayi ürünlerimizin özellikle hafif silahlarda hem video oyunları ve filmlerde gösterilmesinin Türkiye’nin iyi algısı açısından önemli olduğuna dikkat çeken İsmail Demir, “Yurt dışında tüfeğimiz ile ilgili çok övgüleri duyduk. MPT bir örnek. Bunun 7/62’i, 5/56’sı var, makineli tüfeği var, daha yüksek kalibreler var. Silah ve mühimmat yol haritamızda çok önemli boşluklar olduğunu gördük. Bu boşlukları hızla kapatmamız lazım. Geleneksel ağır silahlarla donanmış ordu yapısının şu günlerdeki gelişmeleri gördükçe, daha hafif ve etkin silahların gerekli olduğu ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.