AVUSTRALYA'DA BİR "ULU RUH "

Turizm 2021-01-18 05:10:44

Avustralya , pandemi sonrasında tekrar gitmeyi hayal ettiğim o güzel diyar . Neden mi Avustralya – sanırım bana özgürlüğün tadını en çok hissettiren yer olduğu için - tadına doyamadığım, doğasına hayran kaldığım, kendimi olağanüstü özgür ve mutlu hissettiğim için.

Avustralya'da bir

Deniz DİKMEN

Avustralya rotamız konusunda çok şanslıydık. Çünkü o eski kıtanın bir kaç noktasına seyahat edip, bir çok yüzünü tanıyacaktık . Rotamız Melbourne’den başlayıp Alice Springs, Darwin, Cairns’e doğru devam edecek ve Sydney’de sona erecekti . Bu güzergahı haritadan bakıp izleyebilirsiniz. Her bir bölge bize Avustralya’nın farklı heyecanlarını yaşatacaktı. Kuşkusuz seyahatimizin en çok etkilendiğimiz bölümlerinden biri ise, Alice Springs’den Avustralya kıtasının tam kalbine saplanan “Uluru Kayası”na olan yolculuğumuz olacaktı. 

aborjin-5

Melbournedan Alice Springs’e uçakla gitmiştik ve aşağıda uçsuz bucaksız o kıpkırmızı çölün toprağını görüyorduk. Ertesi gün aracımız ile Alice Springs’den yaklaşık 450 km uzaklıktaki Uluru için yola koyulduk. Bu yolculuğu tarif etmek çok zor, yaşamak lazım derler ya – gerçekten öyle. Dümdüz, hiçbir kıvrımı ya da kavşağı olmayan bir yol. Hayal etmeniz için yazıyorum. İstanbul ile Ankara arası kadar bir mesafe bu yol. Hiç kimselerin olmadığı yolda, vahşi bir doğa, kıpkırmızı çöl toprakları, masmavi bir gökyüzü ve hiçbir yerden çekmeyen telefonlarımızla ilerliyoruz... Medeniyetten tamamen kopmuştuk. Arada sırada o da belki,  devasa “kamyon tren”  denilen Tırlardan biri yanımızdan geçiyordu, o kadar. Benzin istasyonları çok az, pek kimseye rastlamak mümkün değil. Fakat bir film platosunda gibiyiz. 

Yollarda ara ara hayvanlar yolumuzu kesiyor. Belki bir deve, bir dingo (Vahşi Köpek denilebilir), bir kanguru, vahşi atlar,  daha önce görmediğimiz cinste kuşlar, devil dedikleri Kertenkelenin büyüğü minik ejderha. Fakat çoğu çevresinin rengini aldığı için, bu tip hayvanları görmek için, gözleri gerçekten dört açmak gerekiyor. Bütün gün yol yapıyoruz, hava mis gibi,  gökyüzü inanılmaz berrak. Ekip arkadaşlarımızla baş başa bu güzel doğanın keyfini çıkarıyoruz. Akşam üstüne doğru Uluru’ya yaklaşmaya başlıyoruz. İlk gördüğümüz anda bizi enerjisi ile etkisi altına alıyor. Burası gerçekten çok özel bir lokasyon. Çölün ortasında dünyanın en büyük tek parça halindeki kayası. Muazzam görünüyor. Aborjin halkı, yaşamın iki yılan ile bu kayanın çevresinde başladığına inanıyor ve bu nedenle Uluru onlar için çok kutsal bir mekan, yani “ulu bir ruh” taşıyor ve 1994 senesinden beri hem doğal hem kültürel yapısı ile bir UNESCO dünya mirası sayılıyor. 

aborjin-2

Uluruyu daha yanına yaklaşmadan, uzaklardan görmeye başlıyoruz. Kahverengi fakat gün ışığına, ısıya ve yağmura göre renk değiştiriyor. Bazı reklam filmlerinde bu dağı mutlaka görmüşsünüzdür.  Yerliler bizi kayanın yakınında büyük bir çadırda karşılıyorlar. Dünyanın her yerinden gelen gezginler burada buluşuyor. Harika, çok keyifli bir atmosfer. Açık büfede peynirler ve mezeler hazırlanmış, içecekler ve o güzel akşamüstü güneşi eşliğinde karşımızdaki olağanüstü Uluru’yu seyrediyoruz. Çevremizdeki dünyayı dolaşan gezginlerle güzel sohbetlere doyamıyoruz.

Ertesi gün kayayı daha yakından görmek için sabahın erken saatlerinde Uluru’ya tekrar gidiyoruz. Güneşin doğuşunu burada izleyeceğiz. Simsiyah bir gecenin içinden yavaş yavaş günün doğuyor ve kaya beliriyor. Şansımıza yağmur yağıyor,  çölde çok ender denk gelinen bir durum ve bu yağmur kayanın gri renge bürünmesine sebep oluyor. Yani buraya bereket getirmiş olduk. Bu konuda Aborjin yerlileriyle şakalaştık. Bulutların içinde heybetli bir dağ gibi görünüyor. Tek parça olması çok ilginç. Kayanın iç kısımlarında yürüyüşler yapıyoruz,  aborjinlerin kaya üzerinde antik yazıları var, kayanın iç kısmında ise sulak bir alan var. İnanılacak gibi değil ama bu sulak alanda doğal olarak karidesler yetişiyor. 

aborjin-3

Burası aborjinlerin de içecek suyunu temin ettiği, pırıl pırıl bir su kaynağı. Büyük tabelalarla aborjinler bu mekanın kendileri için kutsal olduğunu ve kaya tırmanışların yapılmamasını rica etmelerine karşın, maalesef bazı turistler Uluru’ya tırmanıyor . Ben ise Uluru’ya dokunmak istiyorum.  Başka bir medeniyet için yaşamın başladığına inandıkları kayanın dokusunu hissetmek istiyorum. Sıradan bir kayadan farklı bir hissiyat veriyor. Bu sıcacık hatıralar bana Avustralya’nın o güzelliklerini anımsatıyor.  Keşke bizi evlere hapseden Pandemi geçse de kaldığımız yerden devam etsek…

Bu arada kısa bir not vereyim size. Bu bölgede Türkçe bazı kelimeler kullanılıyor. Şaka gibi ama gerçek. İlki Uluru kelimesi aslında “Uluruh” kelimesinden geliyor. Bu kaya dağın aynısı bir kaç kilometre ileride var. Adı Atilla. Mesela “Katafalk” kelimesi de burada kullanılıyor. Kata kafa demek.  

Aaborjin-1

Avustralya’da ne yenir, ne içilir?

 

Avustralya çok göç almış bir ülke olduğu için birçok değişik bölgeden etkilenen bir mutfak kültürü var.

En başta kendi yerlilerin, aborjinlerin tum geleneksel yemeklerinden oluşan “bush tucker” var.

Bunun yanı başında balık ve karides, kalamar gibi deniz ürünleri Avustralya’da çok sevilir. Balık deyince de Avustralya’nın Barramundi balığı çok lezzizdir. Gerek ızgara olarak sıcak ya da Carpaccio olarak soğuk servis edilir. Her ikisi de çok güzeldir .

Avustralya’da kendine has et yemekleri de mevcuttur – en başta kanguru eti olmak üzere, timsah eti, emu eti ve kertenkele eti de tüketilir. Meat pie diye geçen hamurun içinde et çok sevilir.

Damper Avustralya’nın geleneksel ekmeğidir ve çok lezizdir.

Macademia fındıkları doğu Avustralya bölgesinde çok bulunur ve gerek çerez olarak gerek yemeklerin içinde bir tat olarak da bulabilirsiniz.

Pavlova ve Lamington ise Avustralya’ya has çok sevilen tatlılarındandır.