Dolar $
8,62
%-0.34 -0.03
Euro €
10,12
%-0.33 -0.03
Sterlin £
11,83
%-0.34 -0.04
Altın
487,74
%-0.39 -1.90
SON DAKİKA

Kuşak, yol, Kanal İstanbul

Bahadır Kaynak 21 Haz 2021

Çin, ABD'nin hegemon güç olarak konumunu tehdit etme potansiyeline sahip en büyük aktör olarak görülüyor. On yıl öncesine kadar çift haneli büyüme hızları tutturmuşken Amerikan ekonomisini yakalamalarının çok daha kısa vadede gerçekleşeceği tahmin ediliyordu.

Şimdi bir miktar frene bastılar ancak yine de Batılıların hayal bile edemeyeceği bir tempoda kalkınmaya devam ediyorlar. Düşük maliyetli, düşük teknolojili ürünlerle girdikleri sanayileşme yarışında hızla yüksek katma değerli ürünlere geçiş yapmayı başarabildiler. Bundan dolayıdır ki Çin’in rekabetinden bunalan ABD’nin ciddi biçimde tepkisini çekmeye devam ediyorlar. Pekin’e en mesafeli Başkan Trump gittikten sonra ortak ticari çıkarların gerilimi düşüreceği düşünülmüştü. Ancak Biden yönetiminde de ortadaki somut gerçekler değişmediği için rekabetin şiddetlenmesi kaçınılmaz görünüyor. Ekonomik alanda iş birliği ve rekabet kol kola giderken askeri açıdan da tehdit algılamaları karşılıklı artıyor. ABD ekonomisinin yüzde yetmişi büyüklüğe ulaşan ve askeri harcamalarıyla dünya ikinciliğine yükselen Asyalı dev, Batılı ülkeleri kara kara düşündürüyor.

Çin’in yükselişinin elbette küçümsenmemesi gerekiyor ancak bir diğer uca savrulup dünyadaki dengelerin hemen şu an alt üst olacağı abartısından da kaçınmakta fayda var. Kişi başı gelir açısından Çin hala Kuzey Amerika’nın da Avrupa’nın da ve hatta Avustralya ve Yeni Zelanda gibi yakın ülkelerin de çok gerisinde seyrediyor. Demokratik standartları ve yumuşak güç unsurları açısından da oldukça sorunlu gözüküyor. Dolayısıyla hemen bugünden yarına dünyanın zirvesinde bir görev teslimi beklememek gerekiyor. 

Çin’in geleceğin büyük gücü olarak görülmesinin sebebi giderek artan ekonomik gücü. Yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar eni konu fakir, sanayileşememiş bir ülke görüntüsündeyken kırk yıl gibi bir sürede sınıf atlayan, müthiş bir ekonomik değer yaratma potansiyeline kavuşan bir ülkeden bahsediyoruz. Üstelik bu güç kolaylıkla politik etkiye dönüştürülebilir ve Çinli yöneticilerin de bu konuda çekingen davranmayacağını anlıyoruz.

Derin Cepler, Uzun Kollar

Büyük bir tempoyla sanayileşen Çin’in en önemli sorunlarından biri öteden beri başta enerji olmak üzere hammadde kaynaklarına ulaşmak. Liberal dünya düzeninin getirdiği avantajlarla dünyanın bir numaralı ihracatçısı olan Pekin yönetiminin, on dokuzuncu yüzyılın yükselen güçleri gibi pazar payı için başka kolonyal imparatorluklarla mücadele etmeleri gerekmiyor. Ancak bu, hegemon güç ABD tarafından tehdit olarak algılanıp çevrelenmelerine engel değil. Dünyanın bir numaralı deniz gücü Amerika’nın insafına terk edilmekten yorulan Çinliler ise küresel ölçekte tedarik zincirleri kurarak gerektiğinde kendi göbeklerini kesebilmek istiyorlar.

Kuşak Yol Projesi adıyla ünlenen mega lojistik projesi bu anlamda birçok amaca hizmet ediyor. Çin’in batısında ve güneyindeki ülkelere doğru adım adım ekonomik hamleler yapmasını sağlayan bu girişimle, derin ceplerini de kullanarak birçok altyapı projesini üstleniyorlar. Hem kendi malları için pazar yaratma, hem ilgili ülkelerdeki hammaddeye düşük maliyetle ulaşma ve hem de siyasi etki yaratma adına bu çok iddialı projeyi uzunca bir süredir sürdürüyorlar.

Çin’in ekonomik anlamda yayılma projesi sonucunca Afrika kıtasında büyük etki sağladığı biliniyordu. Keza Latin Amerika’da da önemli etkinlikleri var. Ancak Pakistan, İran gibi Avrasya hattı boyunca uzanan yatırımlar bir büyük stratejik girişimin parçaları gibi duruyor. Batıya alternatif arayan gelişmekte olan ülkeler Çin sermayesini kollarını açarak karşılıyor. Pekin şimdilik derin cepleri sayesinde nüfuzunu doğu batı ekseninde genişletiyor.

Türkiye’nin tartışmalı Kanal İstanbul projesini de Çin sermayesiyle finanse edeceği iddiaları bu kapsamda değerlendirilebilir. Son yıllarda Batı ile sorunlar yaşayan Türkiye ülkeye doğrudan yatırım çekmekte güçlük çekiyordu. Kanal İstanbul projesine finansman bulmak da çok güç olacak gibi görünüyordu. Şimdi eğer Çinliler bu ekonomik rantabilitesi sorunlu projeye ilgi gösteriyorsa neyin karşılığında bunca parayı Türkiye’ye getireceklerini de sorgulamalıyız. Zira Çin’in parası bol ama kolları da uzun. Parasını soktuğu ülkelerde ciddi siyasi kontrol talep ettiğini biliyoruz. Çin aşısında yaşadıklarımız bu konuda çok dikkatli olmamız için önemli bir ders olmalı.