Dolar $
15,99
%0.00 0.00
Euro €
16,80
%0.00 0.00
Sterlin £
19,85
%0.00 0.00
Altın
938,81
%0.00 0.00
SON DAKİKA

Küreselleşmenin getirdiği milli hassasiyetler

Geride bıraktığımız yirminci yüzyılın son çeyreğinde başlayan, yaşadığımız yüzyılda artarak ve ivme kazanarak süregelen değişim/ dönüşüm süreci, yaşadığımız dünyanın şartlarını değiştirmiş, öyle görünüyor ki değiştirmeye de devam edecek ve etmektedir. Buna paralel olarak da geçmişe ait alışkanlıklarımız ve geleceğe yönelik algılarımız da değişmektedir.

Bilhassa, haberleşme teknolojilerindeki inanılması güç gelişmeler sayesinde ülkeler ve bireyler,  dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen olayları ve gelişmeleri; günümüz hayatının vazgeçilmezi haline gelen akıllı telefonlar ve sosyal medya ağları sayesinde anında öğrenebilme ve herkese ulaştırabilme imkânlarına kavuşmuşlardır. Böylece dünya küçülmüş, insanlar ve kültürel birbiriyle tanışmış bilgi, haber ve konular küreselleşmiştir. 

Ancak insanlar. Teknolojinin kendisine sunduğu bütün bu nimetlerden ve teknoloji ile birlikte gelen refahtan memnun olmakla beraber, bu gidişatın sonucundan pek de emin görünmüyorlar. Dolayısıyla başta güvenlik olmak üzere hayatın her aşamasında etkileri görülen küresel boyutlarda gelişen teknolojinin en iyi şekilde yönetilmesi ve yönlendirilmesi gerektiğine inanıyorlar. Kontrol edemediği teknolojik ilerlemenin kendisini yöneteceğinden, uluslar ötesi niteliklerde gelişen ve büyüyen küresel sermayenin de emeğini sömüreceğinden endişe ediyorlar.

Dolayısıyla Küreselleşme olgusunun, “ekonomi” ve “güvenlik”ten başlayarak; milli sınırları, milli kimlikleri, kültürel birikimleri tehdit eder bir hale dönüşeceği kaygısı; mevcut uygarlığın kendisine sunduğu nimetlere rağmen bazı tereddütleri de beraberinde getirmiş; milli devletlerin varlığı, ülkelerin bağımsızlığı, milli sınırların korunması, milli kültürlerin yaşatılması gibi temel kavramlarda yüksek duyarlılıkların oluşmasına sebep olmuştur. 

Dünyanın önde gelen bazı yönelim ve strateji uzmanları küreselleşme konusunda: Hayat tarzlarımız ne kadar homojenleşirse, köklü değerlere, dil, sanat ve edebiyata da o kadar bağlanırız. Dış dünyalarımız birbirine yaklaştıkça, iç dünyamıza özgü geleneklerin değerleri de artacaktır” şeklinde iyimser yorumlarda bulunmakla birlikte; “insan hakları” konusundaki evrensel dile, bu iyimser temennilere rağmen; çok sayıda insan için “temel insan hakları”nın hala ulaşılamaz uzaklıkta kalması, küresel boyutta gelişen günümüz uygarlığına olan güvenini de sarmıştır.  Zira günümüzde insan haklarının ilke ve amaçlarıyla, insan hakları konusunda gerçekleştirilenler arasında utanılacak kadar bir mesafe vardır. 

Kısacası, küreselleşme olgusuyla birlikte büyüyen küresel sermaye ve bu sermayeyi elinde bulunduran küresel aktörlerin, bilhassa insan hakları, demokrasi hukuk gibi temel kavramlarda gösterdikleri duyarsızlıklar; günümüz meselelerini “tarih/ekonomi/ küreselleşme” üçgeninde yorumlamayı ve yeni bir bilinç oluşturmayı zorunlu kılmıştır.

Buradan, genç kuşaklarımız başta olmak üzere milletimize ve ülkeme bir katkıda bulunabilirsem, kendimi bahtiyar hissederim.