Halkbank Y
160x600_sağ


Emek, dayanışma ve karantina

Bahadır Kaynak 03 May 2021

Bir kez daha 1 Mayıs Bayramı'nı virüsün tehdidi altında evlerimize kapanmış biçimde karşıladık. Bu olağanüstü koşullar belki de siyasi gerilimin daha hafif geçirilmesine yol açıyor deyip biraz Polyannacılık oynayalım.

Bu zorlama yorumun dışındaysa çok fazla söylenebilecek olumlu bir şey yok. Çalışan insanlar için, zaten giderek zorlaşan koşullar salgın sebebiyle daha da ağırlaştı. Bugünden geleceğe bakınca içimizin kararmaması için epey bir çaba sarf etmemiz gerekiyor. 

Salgın koşullarından önce de emekçilerin pastadan aldıkları pay sürekli küçülürken, en varlıklı kesimler servetlerini katlamaya devam etmekteydi. Üstelik bu sadece Türkiye için geçerli bir eğilim olmayıp tüm dünyada emek gelirleri yerinde saymakta, büyümeden pay alamayan çalışan kesimler daha fazla borca gömülüp geleceklerini ipotek etmekteydi. Bunda gelişmiş ülkelerde gelir dağılımındaki bozulmaya ilişkin doğru düzgün bir politika uygulanmaması, ancak talebi canlı tutmak için faizleri baskılayarak borçlanmanın özendirilmesi başrolü oynamıştı. Yıldan yıla daha da sürdürülemez hale gelen bu resme ilişkin kötümser değerlendirmeler zaten yapılıyordu, Covid-19 var olan bu eğilimi daha da güçlendirip hızlandırdı. Fiziksel sınırlandırmalar bilhassa servis sektöründe çok sayıda işin kaybolmasına yol açtı. İstihdam kayıplarının daha da büyük ekonomik kayıtlara sebep olmaması için özellikle gelişmiş ülkeler büyük ölçekli gelir transferlerine başladı. Buna rağmen 2020 yılı birçok ülke için kayıp yıl oldu. Biz ise herhalde bütçemizin elvermemesinden dolayı, gelir kaybına uğrayan kesimlere en az destek veren ülkeler arasında yer aldık. Onun yerinde ucuz kredi furyasıyla ev, araba satışlarını patlatıp yine kendimize özgü bir salgınla mücadele yöntemi geliştirdik. Geçtiğimiz sene Türkiye’nin pozitif büyüme sağlamış olmasından hareketle bu stratejinin çalıştığını iddia edenler var ancak mevcut politikaların ne kadar sürdürülebilir olduğu ve daha da önemlisi seçmeni ne ölçüde tatmin ettiği şüpheli. Neticede geniş tanımlı işsizlik rakamları rekor seviyelerde geziyor, işlerini koruyabilenlerin önemli bir kısmı ise ücretlerinin enflasyon karşısında eridiğini görüyor. Daha fazla borç kullanarak bu açığı kapatıyor olmak sanıldığı kadar akılcı bir yöntem olmayabilir.

Bunlar daha iyi günlerimiz mi?

Çalışanların göreceli fakirleşmelerinin küresel bir olgu olduğunu, Türkiye’nin de bu trendin bir parçası olduğunu söylemiştik. Peki, neden çalışan kesimler küresel ekonominin doksanlı yıllardan beri aleyhlerine işlemesine şahit oluyor? Küreselleşmeci bakış açısına göre, ticari entegrasyon sonucunda gelişmiş ülkelerde ücretliler, ucuz emek rekabeti sebebiyle zemin kaybediyor. Bu Batı’da ücretlerin on yıllardır büyümenin gerisinde kalmasının sebebi olabilir. Bilhassa imalat sanayii, ucuz işgücü ile makroekonomik istikrarı harmanlayan Asya ülkelerine kayıyor. Servis sektörünün boşa çıkan bunca işgücünü bünyesine katamadığı Batılı ülkelerde -bilhassa Avrupa- işsizlik oranları yükseliyor, ücretler baskılanıyor. Sosyal devletin, sendikaların görece daha zayıf olduğu ABD gibi ülkelerde işsizlik oranları daha düşük seyretse de ücretlerin yerinde sayması, iş güvenliğinin olmaması büyük sorunlar olarak görülüyor. Üstelik yaratılan işlerin çoğu düşük kaliteli, az ücret ödeyen, geçici işler. Yani Avrupa’dan daha iyi gidiyor gibi görünseler de Amerika’da da işler yolunda değil.

Bir de otomasyon ve teknolojik gelişmeler sebebiyle giderek gereksiz hale gelen yığınlar var. Önce mavi yaka işleri tehdit eden bu eğilim, yapay zeka gibi gelişmelerle beyaz yakalıları da ekmeklerinden edecek gibi görünüyor. Teknolojik gelişmelerin eski işleri yok ederken yeni iş alanları açtığını söyleyen daha iyimser analistler var. Ancak eski işlerini kaybedenlerin aynı hızla yeni meslekler edinmesinin bir garantisi yok. Hatta belki yeni ekonomi aynı sayıda istihdam yaratamayacak, üstelik iş gücü havuzu daha da büyürken. İşte bunun için vatandaşlık geliri gibi kavramlar giderek daha fazla konuşulur hale geldi. ABD’de Biden’ın salgınla mücadele adına arka arkaya açıkladığı paketler şimdilik geçici bir önlem gibi görünüyor.