Analiz Mobil
Dolar $
8,74
%-0.19 -0.02
Euro €
10,37
%-0.17 -0.02
Sterlin £
12,05
%-0.19 -0.02
Altın
497,92
%-0.18 -0.88
SON DAKİKA

Demokrasi, piyasa ve tank paletleri

Bahadır Kaynak 07 Haz 2021

Bu yazının yazıldığı tarihten tam 32 yıl önce, 5 Haziran 1989'da Çin Ordusu yaklaşık iki aydır gösteri yapan öğrencileri dağıtmak Pekin'in Tiananmen meydanına için girdi. O günleri hatırlayanların aklına, bir tank kolonunun karşısına elinde poşetle dikilen ve geçici bir süre için onları durdurmayı başaran protestocu kazındı.

Daha sonra bu kişinin Çinli otoriteler tarafından infaz edildiği iddia edildiyse de tam olarak ne olduğunu hala bilemiyoruz. Ancak gösterilerin akıbeti hakkında bilgimiz var. Meydana dalan tanklar, aynı yılın Nisan ortasından itibaren gösteri yapan öğrencileri dağıtıp demokrasi taleplerini bir daha baş gösteremeyecek sertlikte ezmişti.

Seksenli yılların sonları Doğu Avrupa’da Sovyet yönetiminin son demlerini yaşadığının anlaşıldığı, dünyanın yeni bir ufka yol almakta olduğunun sezildiği yıllardı. Scorpions’un Wind of Change parçası bir yıl sonra Avrupa’daki muazzam dönüşümün sembolü olarak piyasalara çıkacaktı. Sosyalist blokun çöküşüyle ortaya çıkan demokratikleşme dalgaları Uzakdoğu Asya’ya ulaşmaktaydı. 1989 yılının baharında Tinanmen’de Batı tipi demokrasi talebiyle sokaklara dökülen gençler Doğu Avrupa’da uç veren özgürlük taleplerinin dünyanın öbür ucundaki takipçileriydi. Bir on yıl kadar önce piyasa reformlarıyla küresel kapitalist sisteme eklemlenen Pekin yönetiminin Batı’nın politik sistemi liberal demokrasiye de kapıları açacağı umut edilmekteydi. Madem Sovyetler Birliği, neredeyse yarım yüzyıllık bir Soğuk Savaş sonucunda havlu atmaktaydı, Çin’in de izlediği ekonomik politikaların bir uzantısı olarak benzer bir siyasi dönüşümü geçirmesi beklenmekteydi. Heyhat, Çinli öğrenciler Doğru Avrupa’daki gibi kadife devrimler beklerken karşılarına tanklar çıktı. Pekin, piyasaya evet, demokrasiye hayır dedi. 32 yıl önce bu hesabı yanlış yapan binlerce genç bu hatalarının bedelini Tiananmen meydanında canlarıyla ödedi.

Başkalarının özgürlükleri umurumuzda mı?

Bir buçuk milyar nüfusa sahip Çin, dünyanın ikinci en büyük ekonomisi ve en büyük ihracatçısı olarak çok önemli bir ülke. Orada olan biteni göz ardı ederek küresel trendlere ilişkin ahkam kesmek mümkün değil. Soğuk Savaş’ın sonunda piyasa reformlarıyla demokratikleşmenin el ele gideceğini ön gören varsayımlar Çin’deki gelişmelerle boşa düştü. Batı’nın parasına ve piyasasına evet diyen Pekin, siyasi sistem söz konusu olunca kırmızı çizgisini çizdi. Doğu Avrupa ülkeleri Sovyetlerin etki alanından çıkınca hem AB’ye hem de NATO’ya katılarak yarım yüzyıl rekabet ettikleri ülkelerin siyasi ve ekonomik sistemine tamamen entegre olurken Pekin için dönüşüm tamamen pragmatik ve hesaplı bir çizgi izledi. 

Çin’deki gelişmeler Üçüncü Dünya’da Batı tipi demokrasileri tuzak olarak gören ama onun ekonomik zenginliklerine ulaşmak isteyen bir dizi yönetiminse iştahını kabarttı. Demek ki otoriter siyasi yapılarla piyasa reformlarını bir arada götürmek mümkündü. Amerikalılar ve Avrupalıların “demokrasi” diye tutturmaları aslında içi boş, inandırıcılığı düşük sloganlardan ibaretti. Ekonomik ve siyasi çıkarları söz konusu olduğu zaman diktatörlüklerle iş tutabileceklerini Soğuk Savaş yıllarında da defalarca göstermişlerdi. Doksanlı yıllarda çok popüler olan demokrasi nutuklarının da içi boş olduğu kısa zamanda anlaşıldı. Kendi işleri görüldüğü sürece diğer ülkelerde kimin kime ne eziyetler ettiğinin Batılılarca çok umursanmadığı bir kez daha kanıtlandı. Üstelik demokrasi son on yılda sadece onu hazmetmeye çalışan geri kalmış ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de zemin kaybetmeye devam etti. Velhasıl-ı kelam 32 yıl önce Çinli öğrencilerin üzerinden geçen tanklar, daha sonra somut olarak olmasa bile sembolik olarak da birçok toplumun, umutlarını demokratik siyasete bağlayan insanların üzerinden geçti. 

Çin’in durumu yerlerde sürünen küresel demokratik standartlar açısından elbette bir ucu temsil ediyor. Dünyanın en kalabalık ülkesinin yakın gelecekte özgür ve demokratik bir yönetime kavuşması da pek mümkün görünmüyor. Tiananmen’i ezen tankların gölgesiyse hala tüm dünyada demokrasi talep eden kitlelerin üstüne düşmeye devam ediyor.