Dolar $
15,99
%0.00 0.00
Euro €
16,80
%0.00 0.00
Sterlin £
19,85
%0.00 0.00
Altın
938,81
%0.00 0.00
SON DAKİKA

Boğazlar, dünya barışının teminatıdır

"Dünya tek bir imparatorluk olsaydı, payitahtının İstanbul olması lazım gelirdi." Napolyon Bonapart

Dünden bugüne insanlık tarihini ve bu tarihi süreç boyunca insanoğlunun yaşadığı medeniyet havzalarını incelediğimiz zaman; tarihteki en büyük ve en uzun soluklu medeniyetler; ya deniz kıyılarında meydana gelmiş; ya da karalardan denizlere geçit veren su yollarının çevrelerinde oluşmuş, gelişmiş ve yükselmiştir.

Böylece insanoğlunun attığı ilk tohum verimli toprakla bu havzalarda buluşmuş; İnsanoğlu ilk kelimeyi hecelemeyi, yazı yazmayı, balık tutmayı, birlikte yaşamayı hep buralarda öğrenmiş ve bulmuştur. Hasılı İnsanoğlunun medeniyet yürüyüşü, Nuh’un, dalgalı sularla savaşı ve hatta Tanrı’yı arayışı böyle başlamıştır.

Kadim medeniyetlerin beşiği kıtalara geçit veren Çanakkale ve İstanbul boğazlarını bu tarihi seyir içerisinde değerlendirdiğimiz zaman dünyanın diğer boğazlarından ve su yollarından daha önemli olduklarını görürüz.

Bunun da sebebi jeostratejik öneminin yanı sıra; uluslararası güçler için taşıdığı jeopolitik önemden kaynaklanmaktadır. Bir başka ifade ile; bir coğrafyaya sahip olmak veya kontrol altında bulundurmak isteyen güç ve cihangirler ne kadar fazla ise o coğrafya, sahip olduğu jeostratejik konumdan daha çok jeopolitik öneme ve değere sahiptir.

Dolayısıyla Çanakkale ve İstanbul boğazları tarihin bütün dönemlerinde bu açıdan diğer dünya boğazlarından farklı bir konumda bulunmuş; mitolojiden tarihe uzanan ve günümüze ulaşan bütün devirlerin ve dünya egemenliği peşinde koşan cihangirlerin ve güçlerin daima dikkatini çekmiş ve bu güçler arasındaki siyasi, askeri ve jeopolitik çatışmaların sıklet merkezini oluşturmuştur.

Bu boğazları önemli kılan bir başka husus da, milli seviyedeki önemleri kadar; Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Balkanlar, Karadeniz havzası ile Kafkasya’da etkin olmak isteyen güçlerin atfettiği önemden kaynaklanır.

Bir diğer önemli husus ise yukarıda sözünü ettiğimiz denizler ile kara bağlantısını sağlayan su yollarından Dicle, Fırat, Tuna, Dinyeper, Dinyester gibi büyük küçük birçok su yollarının boğazlara hakimiyetle olan ilişkisidir.

Tarihi verileri ve özellikle son iki yüz yıllık Osmanlı ve Balkan tarihini incelediğimiz zaman görürüz ki; Anadolu- Balkanlar eksenindeki bir ülke(ler)in gerçek anlamda güçlü olabilmesi ancak ve öncelikle boğazlarda hakimiyet sağlaması ve bu ekseni kuşatan denizler, adalar ve su yollarında hakimiyet kurması ile mümkündür.

Tarihe bu bağlamda bir göz atacak olursak;

- Roma ve Bizans, Balkanlar ve Anadolu toprakları üzerindeki egemenliği, Boğazlar ve Doğu Akdeniz üzerinde kurdukları hakimiyet üzerinde yükselmişti.

- Ünlü Pers kralı Dariüs (M.Ö. 552- 485) İstanbul boğazının en dar yerinden, gemilerinden kurduğu köprü ile Avrupa’ya geçmişti.

- Yunanlılar, yalnız Batı istikametinde değil, boğazların her iki yakasını koloni şehirlerle kaplamıştı.

- Osmanlıların Balkanlar ve Anadolu topraklarında kurdukları devletlerinin çok kısa bir zamanda üç kıtaya yayılan büyük bir dünya devletine dönüşmesi de boğazlar, Akdeniz ve Karadeniz üzerinde kurdukları hakimiyetle mümkün olabilmişti.

Yüzyıllarca Bizans İmparatorluğu’nun egemenliğinde kalan boğazlar, 1453’te İstanbul’un fethiyle Osmanlı devletinin egemenliği altına geçmiştir. Bu fetihle birlikte, Osmanlı devleti bir taraftan üç kıtaya hükmeden âlemşümul bir kuvvet haline gelirken; diğer taraftan ve özellikle Mora ve Balkan coğrafyasında asırlara sari bir barış döneminin de temelleri atılmıştır.

Ülkemizin, dün olduğu gibi bugün de boğazlara sahip olması, Türkiye’nin stratejik ve jeopolitik önemini artıran bir unsur ve dünya barışı için bir teminattır. Yani akıl almaz boyutta gelişen teknoloji uygarlığı ve sınırların kalktığı iddiasında bulunan küreselleşme olgusu; boğazların stratejik ve jeopolitik önemini azaltmamış, hatta artırmıştır.

Boğazlar, Türkiye’ye bir taraftan küresel boyutta bir oyuncu olma fırsatı verirken; diğer taraftan da küresel ölçekte tehdit olgusuna da maruz bırakmaktadır.

Son Rusya-Ukrayna savaşında ülkemizin özellikle boğazlar konusunda gösterdiği kararlı tutum Türkiye’yi bir anda küresel ölçekte oyuncu kurucu bir aktör konumuna getirirken; Batı’nın şımarık çocuğu Yunanistan üzerinden maruz kaldığımız durum da , söz konusu tehdit algısına örnek oluşturmuştur.

Ancak, bu durum Türk milleti için yeni değildir. Yalnız, tarihin bir dayanışma ve devamlılık olduğu şuuru ile hareket etmek ve bu idrak içinde olmak gerekir. Özellikle boğazlar konusunda tarihin bütün dönemlerinde yaşanmış gerçekleri tarihle birlikte düşünmek ve yorumlama gerekir.