Dolar $
15,99
%0.00 0.00
Euro €
16,80
%0.00 0.00
Sterlin £
19,85
%0.00 0.00
Altın
938,81
%0.00 0.00
SON DAKİKA

0smanlı'da askeri ıslahatlar ve General Von Der Goltz (2)

Yıl miladi 1838… Gerek Moltke ve arkadaşları, gerek Augüst'ün belirlediği askeri erkan Osmanlı devleti ordularına Prusya zabiti sıfatıyla görevlendirildi. Moltke Osmanlı ordusundayken teknik alanda subay yetiştirmek için kurulan Maçka Harp Okulu taburundan yetenekli öğrenciler Viyana'ya gönderildi. İşte o tarihten ta Kırım vakasına kadar Osmanlı ordularınca gerçekleştirilen tensikat [düzenlemeler] ve ıslahat, talimat ve Tanzimat bu zatların gayretiyle olmuştur.

Bugünkü günde asker denilen mutavaat-ı müşahhasa (somutlaşmış disiplin) ile savaş bilimi denilen nazariyat ve tatbikat için iki millet; bu iki millet içerisinde de bu iki niteliği sahip iki büyük asker gösterilebilir. Bunlar da,  millet olarak Almanlarla Fransızlar, iki büyük asker ise  Büyük Frederich [1712-1786] ile Napolyon Bonapart’tır.

Frederich’e gelinceye kadar asker denilen silahlı kişiler gerekli olan disiplin ve düzeni elde edememişti. Şimdiki askerliğin, yani bugün askerlik denilince herkesin anlayışında tecelli eden askeri topluluğun, bir dereceye kadar mucidi Osmanlılardı. Ancak icat ettikleri bu eser en ufak bir ilmi kaideye bağlı olmadan; yalnız, zamanları itibariyle çevredeki milletlerin askeri durumlarına oranla muntazam olmasından ibaretti. Çünkü o zamanlar Avrupalılarca en büyük kuvvet ehl-i salip [haçlı] fırkaları ve en donanımlı asker ise şövalyelerdi.

Bizde ise o zamanlar ulufeli [maaşlı] yani muvazzaf asker bulunurdu. Bunlar usul ve nizama tabi ve o zamanın savaş kurallarına göre düzenli ve bilgili, dolayısıyla bütün Avrupa ordularına üstündü. Bundan dolayıdır ki sonraları Avrupalılarca kabule şayan kabul edilerek önce Avusturya devletince uygulamaya konulmuş ve son olarak Büyük Frederich;  intizamın (disiplin) her türlü kesrete [çokluğa ] galip gelebileceğini anlayarak ordusunu ıslah ve ikmalini başarmıştır. İntizam duyguları ile silahlandırdığı efradı (askerleri) kurduğu harp okulunda bilgi ile donatmıştır.

Üsteğmenlikten imparatorluğa

Harp sanatı doğal olarak eğitim ve eğitimden sorumlu olan bir heyetin yetenek ve bilgisinin derinliğine göre tavrını değiştireceğinden: Mesela Rusya, Avusturya ve Fransa’ya nispet edilince; Yunan’ın bize olan nispeti derecesinde bulunan o zamanki Prusya; bu üç devletin hiç birine meydan okumaktan çekinmezdi. Çünkü kesretin intizama galip gelmesi kuralının, kural dışı yenilgi kabilinden olduğu için askerinin çokluğundan gururlanıp zamanın dayatmasını hatıra bile getirmek istemeyen komşularına karşı; kendisi, askerinin yardımcısı ve maddeten tanzimiyle meşgul olurdu. Dolayısıyla Napolyon Bonapart’ın ortaya çıkışına kadar Prusya’daki askerlik bu şekilde gittikçe geliştiği gibi – kendisine oranla üç halktan ibaret olan- Prusyalılardan gördükleri yenilgiden sonra uyanan Avusturya dahi Prusya yöntemini kabule mecbur kalmıştır.

Nihayet Büyük Frederich vefat etti. Fakat bıraktığı asker ile askeri yöntemler değişmediği gibi, anlayış sahibi savaş adamları, çağın gereklerini dikkate alarak gelişmelere daima yardımcı olurlar. Dolayısıyla büyük / küçük devletlerin her birinden çekinmek için bir sebep yoktu.

İşte askerliğin Avrupa’da gelişme dönemleri olan o asırda bir Türk tarihçisinin (Cemret-ül Harp)  unvanıyla tanımladığı Napolyon Bonapart;  üsteğmenlik rütbesiyle savaş meydanlarında sahip olduğu harikulade yetenek sayesinde, 10 sene zarfında bu küçük payeden, imparatorluğa kadar yükseldi. Fransız askerini de destanî övgülerle anılan nice zafer ve galibiyete sevk ederek şeref ve iktidarca dünyanın en birinci askeri olarak tanıttırmıştı

Bugün ise ordunun yahut bir taburun ilmi yönü ile nazari yönü, başka bir ifade ile maddi kuvveti ile manevi gücü ayrılacak olsa Frederich ile Bonapart ortaya çıkar. Frederich askerliğin vücudu ise; Bonapart o vücudun ruhudur. Çünkü askerliğin ruhu olan fen ve harbin bugün aldığı şekil sırf Napolyon’un irfan ve çalışmasının ürünüdür.

Osmanlı topçusuna Prusya usulü eğitim

 Napolyon’un sükûtundan sonra yorgun düşmüş olan asker, askerliği unutacak kadar istirahata çekilmiş ise de, Prusya’da durum tamamıyla ters idi. O kuzey adamları, yaratılışlarındaki itidal ile çalıştılar. Askerliği şimdiki derecesine ulaştırdılar.

İşte Yüzbaşı Moltke böyle bir millet-i  müsellehadan yetişmiş olduğundan, Padişahın ordusu için kendisinden pek büyük yararlılıklar bekleniyordu. İşte bu zat, Almanya İmparatorluğu davasına hizmet eden Prens Bismarck’ın (9) kalemine, kılıcıyla yardım etmiş olan Felt Mareşal Moltke’dir.

Beraberinde gelmiş olan üç subay dahi piyade ve süvari sınıflarının talimlerinin ıslahında görevliydi. Namık paşa ise, önceden Divan-ı Hümayun tercümanlığından, meslek değiştirerek askeri hizmete geçmiş ve ilmi askeri ıstılahları Türkçe’ye çevirmişti. Üçüncü Selim devrindeki humbarahane ve mühendishane okullarında topçuluk derslerinin eğitim- öğretimi, matematik ve geometri bilimleri ile birlikte yapıldığından o zamandan işe yarar kitaplar mevcuttu. 

Bu sırada Prusya devleti genel topçu müfettişi sıfatına sahip olan Prens August  (ki Üçüncü Frederich Wilhem’in kardeşidir) Rusya İmparatoru Nikola’nın Kırım havalisinde gerçekleştirdiği süvari manevralarına katılmak üzere davet edilmiş. Manevralardan sonra da Odesa üzerinden İstanbul’a gelerek Sultan Mahmut’un huzuruna kabul edilerek görüşmüş ve görüşmeler sırasında: Nişancılıkta zaten ünleri yayılmış olan Osmanlı topçularının Prusya usulü eğitiminin uygun olacağını hatırlatmış... Padişahın arzusu üzerine de bizzat seçeceği yetenekli subaylardan birkaç muallimi göndermeyi vaat etmişti.

Berlin’e dönüşünde Padişah’a verdiği sözden bahisle, gereken muallimleri seçip göndermek üzere Üçüncü Frederich’in iznini istemiş. Ancak Üçüncü Frederich Wilhelm ise Rusya devletine yakınlığı ve Rusya’nın sınırdaşı olan Osmanlı devletine yakınlaşmaktan uzak durduğu için Prensin bu vaadine canı sıkılmakla beraber seçimi kendisine bırakmıştır. Bunun üzerine Von Malinowsky eşliğinde mülazım Vendt, Lukling, Schwensfeuer ve Virantel (?) isimli zatları göndermiştir.

Moltke Osmanlı ordusuna memur oluyor

İstanbul’a geliş tarihleri Hicri 1253 tarihine tesadüf eden Miladi 1838 senesidir.

Bu zabitlerden Lukling ile Wendt taksim kışlasına ve Schwensfeuer ile Virantel Selimiye kışlasına memur olarak görevlendirilmişlerdir. Von Malinowski ise bu iki kışlada görevlendirilen muallimleri teftiş etmek üzere müfettiş olarak tayin edilmiştir.

Gerek Moltke ve arkadaşları, gerek Augüst’ün gönderdiği diğer zatlar Osmanlı devleti ordularına Prusya zabiti sıfatıyla ve memuriyetle gönderilmişlerdir. İşte o tarihten ta Kırım vakasına kadar Osmanlı ordularınca gerçekleştirilen tâlim, tensikat [düzenlemeler], ıslahat, ve yenilenme bu zatların gayretiyle olmuştur.

Moltke Osmanlı ordusuna memur olduğu zaman her şeyden evvel mütefennin (teknik bilgileri bilen) subay yetiştirilmesi gereğini arz ettiğinden, kendisinden bir sene evvel Maçka’da açılmış olan Harp Okulu taburu (10)  öğrencilerinin en yeteneklilerinden dört efendi seçilerek tahsil için Viyana’ya gönderilmiştir. (11)

Moltke,  Berlin Harp Okulunu o kadar takdir etmezmiş. Çünkü Büyük Frederich bu okulu bir asker için gereğinden fazla matematik bilimleri dersleri ile doldurmuş ve o tarihlerde bu dürüstlüğe bu da bir delildir ki, hizmetinde görevlendirildiği bir yabancı millete, aynen kendi milletine ifa ettiği yolda halisane ve sadıkane hizmetten ayrılmamıştır.

Ertesi sene de yine Viyana’ya 4-5 öğrenci daha gönderdiği gibi birer öğrenci de Berlin, Paris ve Londra’ya göndermiştir. Moltke’nin asıl amacı yabancı muallim getirtilmesine hacet bırakmamak ve Osmanlı askerlerini, Osmanlı bilim adamlarından öğrenim görmelerini sağlamaktı. Gerçekte bir millete kendi içinden yetişmiş muallimler kadar, velev ki Flaton [Eflatun] bile olsa hiçbir yabancı muallim yararlı olamaz. Şüphe yoktur ki, ne kadar şefkatli de olsa bir ferzent (oğul) için üvey anne gerçek annenin yerini tutamaz.

Moltke padişahın ölümü üzerine Berlin’e dönüyor

Yüzbaşı Moltke, dört yıl boyunca sürdürdüğü ve görevli olduğu iyileştirme ve düzenleme çalışmalarını Padişaha beğendirmiş olduğundan, Prusya ordusundan ayrılarak Osmanlı ordusuna girmeğe karar vermişti. Hatta erkân-ı harbiye görevini yapmak üzere Konya bölgesinde bulunan orduya gitmiş ise de Nizip bozgunu üzerine İstanbul’a dönmüş, fakat Sultan Mahmut’un ölümü üzerine çok üzüldüğünden Osmanlı hizmetini terk ederek Berlin’e dönmüştür.

Sultan II Mahmut’un saltanatının sonuna rastlayan bu olay, ordu müşiri Çerkez Hafız Paşa’nın askeri harekât erkân-ı harbiye zabitinin raportuna [raporuna] göre; orduda bulundurduğu müneccimin zayice-i ahkâmına [yıldız hareketlerini gösterir cetvel hükümlerine] uymasından ileri gelmişti. Yüzbaşı Moltke ise iki gün önce hazırladığı rapor gereğince orduyu hareket ettirmek istediği halde, Hafız Paşa’nın müneccimi tarafından ileri sürülen hükümler raporu geçersiz kılmıştı. Ne yazık ki İbrahim Paşa’nın ordusu Moltke’nin tahmin ettiği vakitte hareket ederek, rapor gereğince bir gün evvel hareket etmesi halinde Osmanlı ordusunun tutması kararlaştırılan mevkii tutmuş ve Alman zabitinin bizim için sağladığı zaferi bu şekilde avuçlarının içine almıştır.

Sultan hayatta olsaydı, ihtimal ki Moltke’yi salıvermediği gibi gitmekten vazgeçirmek için orduyu müstakilen ellerine bırakırdı.

(YARIN: Savaşta kuvvetten çok sürat, şecaatten çok maharet neticeye ulaştırır)

DİPNOTLAR

(9) Otto von Bismark : (1815-1890) Henry Kissenger’ın, “ Dünyada çok az devlet adamı tarihin akışını Bismark kadar değiştirebilmiştir.” dediği ve Almanya’nın yetiştirdiği önemli bir devlet adamıdır. Napolyon Bonapart’ınWaterloo yenilgisinden sonra toplanan Viyana Kongresi’nde Avrupa ülkelerinin haritası yeniden çizilmiş, bu değişiklikle birlikte: Almanya 39 devletçikten oluşan  gevşek bir Cermen Federasyonuna dönüştürülmüştü.

Bismark, bir devlet adamı olarak ülkesine hizmet ettiği süreçte: İzlediği iç politikalarla bir taraftan Alman birliğini sağlamış, diğer taraftan da akıllıca yürüttüğü diplomasi ve  dış politikalarla Avusturya’nın Almanya üzerindeki etkisine son vermiştir.  Üçüncü Napolyon la birlikte Avrupa’nın yeniden güçlü devleti haline gelen Fransa’yı da yenerek ülkesini imparatorluk haline getirmiştir: (18 Ocak 1871)  Hiç kuşkusuz bu başarı Otto von Bismark ve O’nun izlediği politikaların ürünüdür. Ancak, Moltke askeri alanda elde ettiği zaferlerle, Essen’de dünyanın en modern savaş sanayini kuran top veya demir kralı olarak da anılan Frederik Krupp ise bu orduya sağladığı her türlü teknolojik destekle katkıda bulunmuşlardır. Denilebilir ki bu imparatorluk, devlet ve siyaset adamı Bismarck, büyük asker Moltke, sanayici ve iş adamı Fredrick Krup’un işbirliği ve başarısının bir millete adanmış mücessem bir heykelidir.  B. TURGUT

(10) Başlangıçta Harp Okulu öğrencileri öğrenci namına bedelli tabur itibar edilmiştir.

(11) Mülazım Çırpanlı Abdi Efendi, sonradan Serdar-ı Ekrem (Başkomutan) olan Abdi Paşadır. Mülazım İbrahim Efendi, Ferik iken vefat eden ressam Mahir İbrahim paşadır. Karaca Ahmetli Çavuş Ahmet Bey, Suriye olaylarında şehit olan Müşir Ahmet Paşadır. Diğeri Fevzi Ahmet Paşa kölelerinden Sakızlı Rüstem efendidir ki, istihkâm feriki iken vefat eden Rüstem Paşadır.