<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">

<channel>
<title><![CDATA[Analiz Gazetesi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr]]></link>
<description><![CDATA[Son 25 Rss Beslemesi - Analiz Gazetesi]]></description>
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<item>
<title><![CDATA[Çiçeklerin çöpten daha güzel olduğuna sinekleri ikna edemezsiniz]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ciceklerin-copten-daha-guzel-olduguna-sinekleri-ikna-edemezsiniz/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ciceklerin-copten-daha-guzel-olduguna-sinekleri-ikna-edemezsiniz/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu aforizmanın tamamı aslında şöyle: Çiçeklerin çöpten daha güzel olduğuna sinekleri ikna edemezsiniz uğraşmayın&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak uğraşmak gerekiyor maalesef&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;La-Edri, bu sözü neden söylemiştir, hikayesi nedir bilmiyorum ancak ciddi bir şeyler yaşadığı ve en sonunda pes ettiği anlaşılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim bu kadim sözün felsefesine&amp;hellip; çiçekleri bal arıları sever, bal yapabilmek için mütemadiyen güzel kokan çiçekleri arayıp bulmaları gerekir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çiçeklerin özünden aldıkları nektarı, polenlerle birleştirip bal yapmak için dönüştürürler yani iyi güzel ve faydalı olanı alıp insanlar için daha faydalı olan başka bir önemli ürüne dönüştürürler.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa sinekler, var olabilmek için çiçeklere değil pisliğe ihtiyaç duyarlar, onların cenneti pis kokulu iğrenç çöplüklerdir. Buralarda gezinip yiyeceklerini buralardan elde ederler. Çıkarları gereği, var olmaya devam edebilmek için çöplük ya da kanalizasyon ortamının da var olması gerekir. Bu sineklerin yaşayabilmesi için güzel kokulu bahçelere gerek yoktur, çöplük olması, kanalizasyon olması yeterlidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne yaparsanız yapın menfaatleri söz konusu olduğu için sinekler çiçekleri değil çöplükleri tercih etmeye devam edeceklerdir. Sinekleri arılara dönüştüremeyeceğiniz için çok fazla uğraşmanızda sonucu değiştirmeyecektir, maalesef&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bırakın sinekler hak ettikleri çöplükte pislik içinde yaşamaya devam etsinler, siz bal üretebilmek için çiçekleri koklamaya, baharın yeşillendirdiği yerlerde hayatınızı, faydalı olabilmek üzerine inşa etmeye devam edin&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun zamandır seçim propagandalarıyla gündem gereksiz yere meşgul edildi zaten&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa artık seçim bitti ve gerçekler geri döndü bu gerçekleri isterseniz şöyle bir hatırlayalım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*İstanbul gibi mega bir kent üç vakte kadar deprem bekliyor ve mevcut binalarının %70’i depreme hazır değil neredeyse bu eski tip binaların yarısı depremde çökme riskiyle karşı karşıya. Halen bu binaların akıbeti ne olacak belli değilken gerek, İBB başkanı gerek ilgili bakanlığın son 24 yılda konuşup da yapılamayanlardan farklı bir çözüm önerisi getirdiğini duymadım şahsen.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Deprem bölgesinde yıkılan 105 bin binanın daha yıkıntıları tam olarak kaldırılamamışken bu bölgede depremden etkilenen 11 ilde nasıl bir çözüm olacak bu kaynak nereden bulunacak hala belli değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Paranın değer kaybı devam ederken gıda fiyatlarında ki olağan üstü enflasyon sürerken insanların maaşlarında ki erime nasıl engellenecek belli değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Devlet yine, “ne olursan ol gel borcunu yapılandır. Faizlerinin %90’ı silinsin taksitle öde seni affedeceğim” dedi. Vatandaş koştu yapılandırdı. Peki, hangi işi yapıp bu borçları ödeyecek ne ile ödenecek belli değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Ölümcül hastalıklar nedeniyle tedavi gören hastalara bugün bir kötü haber daha geldi örneğin: Canım kızım Ilgın’ı kaybettiğim, Lösemi hastalığı için devletin ödediği ilaçlar kapsam dışına çıkarılmış. Bu ilaçlar elbette ki pahalı ilaçlar kapsamında bu insanlar zaten hasta ve çaresiz bu parayı nereden bulacaklar belli değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Bu yıl tıp fakültesini bitiren yeni mezunların %90’ı TUS sınavına girmemiş. Neden mi? Çünkü hepsi yurtdışına gitmeyi planlıyormuş. Nitelikli gençleri yurtdışına dönmemek üzere göndermenin sonuçları sonra ki yıllarda ülke için nasıl bir probleme dönüşecek, belli değil&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neyse daha fazla canınızı sıkmak istemiyorum&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni dönem, vatana millete hayırlı olsun.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 31 May 2023 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Eğitim konusundaki ütopyam…]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/egitim-konusundaki-utopyam/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/egitim-konusundaki-utopyam/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;More&#039;un 1516&#039;da yazdığı kitap, var olmayan bir kurgusal adada geçmektedir. More kitabında
Ütopyalıları ve onların sosyal, siyasal ve ekonomik yönleriyle yaşam biçimlerini anlatarak,
döneminin İngiltere&#039;sine bir eleştiri getirir.
Thomas Moore’un 508 yıl önce yazıp günümüze kadar ulaşan ve hala en çok okunan kitaplar arasında
yer alan bu efsane kitabı maalesef, İngiltere kralının, Moor’un kafasını kestirerek Londra köprüsüne
astırmasını engelleyememiştir.
Şimdi diyeceksiniz ki eğitim ile ütopyanın ne alakası var?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Maalesef ülkemizde üniversiteler, bilim ve sanattan çok , para kazandıracak meslek okullarına
dönüşmüştür. Herkes okuduğu bölümü bitirip en kısa sürede nasıl para kazanırım derdine düştüğü
için ülkeyi kalkınma hamlesine götürecek bilimsel buluşlara ve sanatsal ilerlemelere ülkemizde pek
rastlanmaz. Eğer bir kişi okuduğu bölümde daha fazla ilerlemeyi düşünüyorsa mutlaka Amerika,
İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelere giderek eğitimine burada devam edip Türkiye ile bağlantısını,
her yaz tatile gelip tatil sonunda asıl katkı sağlayacağı ülkeye koşarak gitme haline indirger.
Benim eğitim ütopyama göre bu ülke inanılmaz zenginlikleri olan ancak potansiyeli çok kötü
yönetilen bir ülkedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;
İnsanlarımız, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde 1 ve 2 basamağın üzerine çıkamadıkları için
(fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyacı) eğitimin felsefesiyle ilgili gerçekleri göremediklerini fark ettim.
Öncelikle ülkemizde büyükşehirlere yığılma engellenmelidir bu nedenle her şehir tüm problemlerini
çözecek şekilde kurgulanmalıdır. İş, eğitim, sağlık, beslenme, barınma, güvenlik ihtiyacı yaşanılan
şehirde karşılanmalıdır.
Ülkenin en iyi 20 üniversitesi kendisine coğrafi olarak en yakın şehirdeki üniversiteye adını ve eğitim
sistemini vermelidir. Tuhaf isimlerle şehir üniversiteleri açılmamalıdır.
Örneğin eskiden Gaziantep Üniversitesi yoktu. ODTÜ Gaziantep Mühendislik Fakültesi vardı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böylece
insanlar Gaziantep’te ODTÜ’nün eğitimini alabiliyordu. Oysa şimdi bu şehirde yaşayan tüm öğrenciler
Ankara’ya gitmek istiyor ve gidince de oradan dönmek istemiyorlar oysa herkes kendi şehrinde bu
eğitime ulaşabilse zaten büyük şehirlere yığılma olmayacak. Tüm köylerde bu şehir üniversitelerine
bağlı köy enstitüleri kurulsa köylünün tüm bilgi ihtiyacı bu enstitülerden karşılansa zaten problemler
büyümeden çözülecek. Tarım ve hayvancılık desteklense örneğin Ziraat Bankası kuruluş amaçlarına
geri dönüp sadece çiftçileri maddi açıdan ayakta tutsa şu anki karşılaştığımız gıda enflasyonu da asla
yaşanmazdı.
Öğrencilerin tüm yetenekleri ilk okulda ve orta okulda rehberlik hocaları tarafından kayıt altına alınıp,
yönlendirilse bir öğrenci meslek lisesine mi gidecek, ticaret lisesine mi, polis mi olacak asker mi yoksa
hemşire mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;
Tüm bunlar netleşmeden lise sona gelen bir öğrenci üniversite kapılarına geldikten sonra zaten iş
işten geçmiş oluyor önümüzdeki sene bu sınava 3 milyondan fazla öğrenci girecek.
Özellikle üniversitelerde ders verebilme kriterleri de mutlaka değişmelidir.
Şu anki sisteme göre ülkemizin en iyi mimarlarından biri olan Emre Arolat onca ödül almasına Yüksek
Mimar olmasına rağmen sadece doktorası olmadığı için hiçbir mimarlık fakültesinde ders veremez.
Oysa bu şekilde saçma sapan kurallar koyduğunuzda, siz aslında Emre Arolat’ın bilgilerini, ölmeden
önce aktarmasını engelleyerek, sadece öğrencileri cezalandırmış oluyorsunuz.
Üniversitelerde, yaşam boyu eğitim enstitüleri mutlaka açılmalıdır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlar merak ettikleri, faydalı
olacaklarını düşündükleri alanlarda istedikleri derslere kayıt yaptırabilmeliler. Üniversitelerin kapıları
bu enstitüler sayesinde öğrenmek isteyen herkese açık olmalıdır. Bu şekilde işe yarayacak bilgiler
insanlara ulaştıkça toplumun ilerleme hızı pozitif yönde artacaktır.
Böylece emekli olup hayattan kopmak yerine bu insanların tecrübelerini bilgiyle birleştirerek topluma
daha faydalı olmaları sağlanabilir. Son tahlilde, aslında anlatacak çok şey var ancak maalesef bunları uygulayacak, eğitimi gerçekten
önemseyen bir yönetim anlayışı olmadıkça, tüm bu güzel düşünceler, suya yazı yazmak gibi&amp;hellip;
&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 31 Jul 2024 03:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İhsan Ketin hoca yaşasaydı beklediğimiz İstanbul Depremi için ne söylerdi?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ihsan-ketin-hoca-yasasaydi-bekledigimiz-istanbul-depremi-icin-ne-soylerdi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ihsan-ketin-hoca-yasasaydi-bekledigimiz-istanbul-depremi-icin-ne-soylerdi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Nasıl Heredot tarihin babasıysa ülkemiz içinde Jeoloji’nin babası, İhsan Ketin hocadır desek yanlış söylemiş olmayız.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neden mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onu yakından tanıdığınızda bana hak vereceksiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İhsan Ketin (10 Nisan 1914, Kayseri-16 Aralık 1995, İstanbul)&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türk jeolog. Türkiye&#039;de “Jeolojinin Babası” diye anılan jeoloji profesörü İhsan Ketin, yurt dışında 1948 yılında Kuzey Anadolu Fay Hattı&#039;nın gerçek yapısını ortaya koymasıyla tanınmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1914&#039;te Kayseri&#039;de doğan İhsan Ketin, ortaokulu ve liseyi Kayseri&#039;de yatılı-burslu olarak okudu. Sonrasında Atatürk&#039;ün gelişim için başlattığı yurt dışı bursu için başvuruda bulunan Ketin, bursu kazanıp 1932 yılında Almanya&#039;ya gitti. İki yıllık dil eğitiminden sonra 1934&#039;te Berlin Üniversitesinde jeoloji eğitimi almaya başlayan Ketin, Berlin&#039;deki siyasal karmaşa ve hocalarının arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden Bonn Üniversitesine geçti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ünlü jeolog Hans Cloos&#039;un yanında çalışmalarına devam eden Ketin, 1938 yılında doktora tezini tamamladı ve Türkiye&#039;ye döndü. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsünde yardımcı doçent doktor olarak göreve başlayan Ketin, o sırada 24 yaşındaydı ve ülkenin doktora yapmış ilk jeoloğuydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkeye dönüşünün ertesi senesi yaşanan Erzincan deprem felaketi ve 33.000 kişinin ölümü sonucu depremlerle ilgili çalışmalara başlayan Ketin, yurdun çeşitli bölgelerinde irili ufaklı sayısız depremi araştırdı. 1939&#039;da başladığı çalışmalarını 1948 yılında “Anadolu Bloku” adıyla yayınladı ve dünya çapında ses getirmeyi başardı. “Kuzey Anadolu Fay Hattı”nın varlığını kanıtladığı bu makale, özellikle eğitim gördüğü Almanya&#039;da çok büyük ilgi gördü ve bu sayede Ketin&#039;e, jeoloji konusunda üst düzey bir ödül sayılan “Gustav Steinmann Madalyası” verildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1950-51 yılları arasında ABD&#039;ye giden Ketin, dönüşünden kısa bir süre sonra İstanbul Teknik Üniversitesine geçti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1942 yılında Bedia Hanım&#039;la yaptığı evlilikten olan ilk çocukları Ali&#039;yi (1943) 1,5 yaşındayken kaybeden Ketin, 1946 doğumlu ikinci oğlu Mehmet&#039;i ise 1969&#039;da apandisiti zamanında teşhis edilememesi ve patlaması nedeniyle kaybetti. Üçüncü çocukları Ahmet ise inşaat mühendisliği eğitimi aldı ve ABD&#039;ye yerleşti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1983&#039;de emekli olmasına karşın 1995’de vefat edene kadar İTÜ’de çalışmaya devam etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız, ülkemizde ki yer bilimleri (jeoloji, jeofizik, maden) giderek daha magazinsel olurken, bilgilerine devlet kurumlarında yeterince değer verilmemesinden dolayı üniversitelerde daha az tercih edilen bölümler konumuna gerilediler.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa ülkemizin her zamankinden daha fazla, iyi eğitim almış yerbilimcilere ihtiyacı olduğunu söyleyebilirim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul’da depremi üç vakte kadar beklerken ve halen yıkılma ihtimali yüksek olan binalar yıkılmamışken İhsan Ketin hoca hayatta olsaydı acaba ülkemizde deprem konusundaki bu sessiz bekleyişi nasıl yorumlardı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm bu düşüncelerin artık canımı çok sıktığı dün gece, salonda ki koltukta uyuya kalmışım.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rüyamda, İTÜ Maden Fakültesinde İhsan Ketin amfisinde dersteydim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hoca, levha tektoniğini kuramından Kuzey Anadolu Fay hattına atıf yapıyordu ancak öğrencilerin ilgisizliği canını sıkmış olacak ki “Derse 15 dakika ara verelim” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hemen hızlı adımlarla yanına gittim, amfiden çıkarak yürümeye başladık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Hocam, bu fayın Marmara Denizi içerisinde yakın zamanda kırılma ihtimali hakkında ne düşünüyorsunuz diye soruverdim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Durdu ve bana dönüp gözlüklerini çıkararak şaşkın bir tavırla “seni tanıyor muyum genç adam” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Hocam ben de yerbilimciyim ancak bu depremin olma ihtimali beni çok rahatsız ediyor artık dedim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra yürümeye devam ettik ve bahçeye çıktık, bir sigara yaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Genç adam, maalesef vakit giderek yaklaştı ancak İstanbul buna hazır değil, dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1939’da o kadar fazla kişi öldü ki hayatımı bu ölümleri durduracak çözümleri bulmaya adadım ancak bugün görüyorum ki benim tek başıma bir şeyler yapmam ya da bir elin parmaklarını geçmeyen duyarlı yer bilimci hoca ile bu işi çözmemiz mümkün değilmiş&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak senin gibi duyarlı mühendislerden çok ümitliyim, bu işin peşini asla bırakmayın yoksa yüzbinlerce insanımız ölmeye devam edecek&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 31 Jan 2024 02:55:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Platon'un Devlet ideali ile 2025 Türkiye'sini mukayese etmek]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/platonun-devlet-ideali-ile-2025-turkiyesini-mukayese-etmek/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/platonun-devlet-ideali-ile-2025-turkiyesini-mukayese-etmek/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;*Platon (Eflatun), MÖ 427 civarında Atina’da soylu bir ailenin çocuğu olarak doğmuş, felsefe tarihinin en etkili figürlerinden biridir. Onun hayatındaki en önemli kırılma noktası, hocası Sokrates’in Atina demokrasisi tarafından haksız yere ölüme mahkum edilmesidir. Bu olay, Platon’un demokrasiye olan güvenini sarsmış ve onu &quot;Gerçekten adil bir devlet nasıl olmalıdır?&quot; sorusunun peşine düşürmüştür. Platon, sadece bir kuramcı değil, aynı zamanda tarihin ilk üniversitesi sayılan Akademia&#039;nın da kurucusudur. Devlet kitabını, hocası Sokrates’in savunduğu erdemli hayatı toplumsal bir ölçeğe taşımak, bilgeliğin iktidarla buluşmadığı sürece insanlığın acılarının bitmeyeceğini kanıtlamak amacıyla kaleme almıştır. Eser, Sokrates’in ağzından yazılmış bir diyaloglar bütünüdür ve Platon’un olgunluk dönemi düşüncelerini yansıtır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Kitabın konusu, bir akşam üstü başlayan &quot;Adalet nedir?&quot; tartışmasının, devasa bir ütopya kurgusuna dönüşmesidir. Eserin ana kahramanı olan Sokrates, karşısındakileri ikna etmek için zihninde ideal bir şehir (Kallipolis) inşa eder. Bu şehirde insanlar mizaçlarına göre üç sınıfa ayrılır: Bilgeliği temsil eden ve yöneten &quot;Filozof Krallar&quot;, cesareti temsil eden &quot;Koruyucular&quot; (askerler) ve iştahı(üretimi) temsil eden &quot;Zanaatkarlar&quot;. Kitabın en meşhur metaforu olan &quot;Mağara Allegorisi&quot;nde, kahramanımız zincirlerinden kurtulup mağaranın dışındaki gerçek ışığı (hakikati) gören kişidir. Bu kahraman, yani filozof, gördüğü gerçekleri mağaradakilere anlatmak için geri döner ancak onlar tarafından dışlanır. Eser boyunca bu ideal yapının eğitim sistemi, sanatın toplumdaki yeri ve aile kavramının ortadan kaldırılması gibi radikal önerilerle derinleştiğini görürüz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Bu kitap bize esasen birey ile devlet arasındaki kopmaz bağı anlatmak ister. Platon’a göre bir devlet, o devleti oluşturan insanların ruhlarının dev bir yansımasıdır. Eğer bir insanın ruhunda akıl, öfke ve arzular dengedeyse o kişi adildir; aynı şekilde bir devlette de bu üç sınıf kendi işini yapar ve birbirine karışmazsa o devlet adildir. Kitap, &quot;en iyi&quot; yönetim biçiminden &quot;en kötü&quot;ye (aristokrasiden tiranlığa) geçiş süreciyle bize toplumsal çürümenin nasıl başladığını anlatır. Bize verilen en büyük ders şudur: Yönetim, bir güç kullanma aracı değil, bir uzmanlık ve &quot;iyilik ideasına&quot; ulaşma sanatıdır. Adaletin sadece güçlü olanın işine gelen bir kavram olmadığını, aksine hem bireysel hem toplumsal bir harmoni olduğunu savunur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Felsefi açıdan Devlet, idealizm doktrininin zirvesidir. Bu kitabı okumak bize, içinde yaşadığımız sistemleri sorgulama ve &quot;görünenin ardındaki gerçeği&quot; arama yetisi kazandırır. Platon’un felsefesi bize, bir şeyi sadece çoğunluk istiyor diye onun &quot;doğru&quot; olmayabileceğini, hakikatin sayısal çoklukta değil akli yetkinlikte olduğunu öğretir. Okuyucuya, kendi iç dünyasındaki &quot;yöneticiyi&quot; (aklı) güçlendirmesi gerektiğini ve ancak bu şekilde özgürleşebileceğini fark ettirir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Whitehead&#039;in da söylediği gibi, &quot;Tüm Batı felsefesi Platon&#039;a düşülmüş dipnotlardan ibarettir.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Platonun Devlet anlayışı ile 2025 yılı Türkiye’sini kıyasladığımızda ise;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Türkiye&#039;de yönetim anlayışı bilgeliğe dayalı bir &quot;teknokrasiden&quot; ziyade, karizmatik liderliğe ve popülist siyasete dayanmaktadır. Platon&#039;un &quot;bilge yönetici&quot; idealine kıyasla, bugün siyasetin daha çok pragmatizm ve seçim kazanma odaklı olduğu görülmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Türkiye&#039;nin en çok tartıştığı konulardan biri olan &quot;liyakat ve sadakat&quot; ikilemi tam da buraya dokunur. Platon, bir ayakkabıcının devlet yönetmeye kalkmasını &quot;en büyük adaletsizlik&quot; sayarken; modern Türkiye&#039;de siyasi kadrolaşma ve mülakat tartışmaları, Platon&#039;un liyakat kriterleriyle taban tabana zıt bir görüntü sergilemektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Türkiye, sandık odaklı demokrasiyi merkeze alan bir yapıdadır. Ancak Platon&#039;un &quot;aşırı kutuplaşma ve popülizmin tiranlığa yol açması&quot; uyarısı, modern siyaset bilimciler tarafından Türkiye&#039;deki &quot;rekabetçi otoriterlik&quot; veya &quot;güçler birliği&quot; tartışmalarıyla sıkça ilişkilendirilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Türkiye&#039;de adalet, daha çok hukuk sisteminin tarafsızlığı ve bağımsızlığı üzerinden tartışılmaktadır. Platon&#039;un &quot;sistemik uyum&quot; olarak gördüğü adalet, bugün Türkiye&#039;de &quot;hak arama özgürlüğü&quot; ve &quot;yargı bağımsızlığı&quot; gibi daha pratik ve somut sorunlarla karşı karşıyadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Platon&#039;un en büyük uyarısı &quot;Eğitimsiz kitlelerin yönetime doğrudan katıldığı bir demokrasinin, eninde sonunda demagoglar tarafından tiranlığa sürükleneceği&quot; yönündeydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün ise ne durumda olduğumuzun yorumunu size bırakıyorum&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 31 Dec 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tesla&#039;nın deprem silahı gerçek olabilir mi?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/teslanin-deprem-silahi-gercek-olabilir-mi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/teslanin-deprem-silahi-gercek-olabilir-mi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Nikola Tesla, 9 Temmuz 1856’ da bugünkü Hırvatistan’ın Smiljan köyünde doğdu. 1875’te Gratz (Avusturya)’da Politeknik’te okuduktan sonra Prag üniversitesini bitirdi. Üniversite eğitimi sırasında, Almanca, İngilizce, Fransızca ve İtalyancayı da öğrendi. 1880’de Budapeşte’de lisansüstü eğitimi sırasında alternatif akım ile ilgili ilk çalışmalarını yapmaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1888’de Westinghouse Şirketi Tesla’nın 40 önemli patentini satın aldı; icat ettiği jeneratörler Niagara şelalelerinde kullanılarak alternatif akım üreten ilk hidroelektrik santral kurulmuş oldu. Bugünkü Westinghouse imparatorluğu Tesla’nın buluşları üzerinde inşa edilmiş ve firma alternatif akım sistemini günlük yaşama sokan ilk şirket olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1904’te Amerikan Patent Ofisi radyoyu keşfinden dolayı Marconi’yi ödüllendirdi. Marconi’den önce radyo iletişimini sağlayan Tesla reddedilince konuyu mahkemeye taşıdı. Mahkeme 1944 yılında Tesla’nın ölümünden bir yıl sonra radyonun patent hakkının Tesla’da olması gerektiği yönünde karar verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1910’lardan sonra Tesla adı kanıtlanmamış, kabul edilmemiş, açıklanmamış gizli projelerle anılmıştır. Görünmezlik, deprem silahı, &amp;nbsp;birleşik alan kuramının tamamlanmış ve uygulanmış olması, &amp;nbsp;mikrodalga silâh, &amp;nbsp;ölüm ışını deneyleri, tsunami silahını bunlardan bazıları olarak sayabiliriz. 8 Ocak 1943’te kalp krizi sebebiyle New York’da kaldığı otel odasında hayata veda etti. Tesla’nın öldüğünün anlaşıldığı gece, Pentagon&#039;dan Albay Erskine FBI&#039;yı arayarak harekete geçirir ve Tesla&#039;nın öldüğünü haber verir. FBI yetkilileri, Yabancılar Dairesi Komiseri Fitzgerald ile birlikte otel odasına girerler ve Tesla&#039;nın tüm eşyaları, el yazması bütün araştırma kağıtları ve makaleleri, &quot;Manhattan Storage and Warehouse 39 Co.&quot; adlı New York&#039;taki bir depo şirketine gönderilir. Bu depoyu Tesla 1934 yılından beri kullanmaktadır. Aynı gece FBI, Tesla’nın 1932 yılında Grosvenor Clinton Oteli’nin emanetine depozitini peşin ödeyerek bir kutu bıraktığını öğrenir. ABD Devlet Başkanı Bilim Danışmanlığı FBI&#039;a kutunun içindeki dokümanların derhal alınması talimatını gönderir. Kutunun içinde Tesla&#039;nın kablosuz enerji aktarımı projesi, yeni bir torpido silahının planları ve çalışma modeli ile Tesla&#039;nın &quot;Ölüm Işını&quot; adını verdiği yüksek dalga frekans silahının projesi olduğu söylentiler arasındadır. FBI&#039;ın toparladığı tüm belge ve projeler, &quot;Çok Gizli&quot; olarak mühürlenir. Böylece Nikola Tesla ve araştırmaları kendisiyle birlikte kaybolmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HAARP projesi ve kapsamı nedir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HAARP “High Frequency Active Auroral Research Program” (Yüksek Frekans Aktif Auroral Araştırma Programı), 2,8 ile 10 MHz frekans aralığında, 3,6 megawattlık sürekli olmayan fakat vuruşlu enerji çıkışları ile iyonosferin ısıtılması ve burada birtakım değişimler yapılarak etkilerinin incelenmesi maksatlı başlatılmış, amacı askeri ve sivil haberleşme ile yön bulma sistemlerini etkileyen iyonosferin fiziksel ve elektriksel sahip olduğu güçle ilgili olarak insanlığın bilgi seviyesini artırmayı amaç edinmiş bir projedir. Çıkış gücünün bu denli yüksek olması dünyanın en büyük radyo vericisi olmasını sağlamıştır. Bunun yanı sıra antenlerinin yönlendirilebilmesi ve belli noktaya odaklanabilir olması dalgaların sıradan radyo dalgaları gibi her yöne değil, belli bir ışın demeti içerisinde hareket etmesini sağlamaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;HAARP’ın temel işlevi iyonosferdeki belli bir alanı ısıtıp ( 50 km çapında ) burada lens ayna işlevi görecek bir bölge yaratmak ve bu lensi kontrollü bir şekilde kullanarak ELF (Extremely Low Frequency) yayılımı ile belirtilen amaçlara ulaşmak olarak açıklanabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;17 Ağustos 1999’da yaşadığımız deprem ve sonrasında “Ateş Topu” diye tabir edilen bazı doğa olaylarının görüldüğü iddia edilmişti. &amp;nbsp;Çin’in Tanghan bölgesinde 28 Temmuz 1976 tarihinde meydana gelen depremden önce de gökyüzünün aydınlandığı, beyaz ve kırmızı ışıklardan oluşan bir ateş topunun oluştuğu ve ışığının 300 kilometre uzaktan bile görülecek kadar parlak olduğu bilinmektedir. Dünyada büyüklüğü 7 ve üzerinde meydana gelen deprem sayısı yetmişli yıllarda 5, seksenli yıllarda 5 ve doksanlı yıllarda 9’dur. Bu artış oranının nedenini ise ABD ve Rusya’nın iyonosfer çalışmalarını artırmalarında arayabiliriz. Ne iddia edilirse edilsin, sismik hareketlerde gerek sayı gerekse büyüklük olarak ciddi bir artış vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve maalesef Amerika, güçlü ve etkili silah deneme konusunda sabıkalıdır. Rusya ise kendi çıkarları konusunda pire için yorgan yakacak bir ülkedir. Elbette ki bu ülkeler böyle bir silah teknolojisinin kendilerinde olmadığını iddia edecekler ancak bende Tesla’nın çalışmalarını sonuçlandırıp dünyayı ellerinde tutmak isteyen bu sabıkalı ülkelerin depremi bir silah olarak kullanma fırsatını asla kaçırmayacaklarını düşünüyorum&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O zaman kendimize şu soruyu soralım: Orta Marmara çukurundaki kilitlenme zonu, deprem silahı ile mercek altına alınsa ve ısıtılsa, oluşabilecek felaketin gerçek nedenini kanıtlayabilir miyiz?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 31 Aug 2022 02:35:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye gündemi ve gerçekler-5]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-gundemi-ve-gercekler-5/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-gundemi-ve-gercekler-5/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu hafta maalesef bu sözü doğrulayacak nitelikte çok enteresan gelişmeler yaşandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllardır terörün varlığını bir sörf tahtası gibi kullanarak insanlarımızın milli duygularının rüzgarıyla siyaset sahnesinde boy gösteren Bahçeli, kendisinden beklenmeyecek tuhaflıkta bir çıkış yaparak sadece ülkücü kesimi değil, tüm ülke insanını hayretler içinde bıraktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmralı adasında 25 yıldır hapis yatıp son 40 yılda yaklaşık 50 bin kişinin ölümünden sorumlu olan, terörist başı Öcalan’ın meclise gelerek konuşma yapmasını ve akabinde PKK’nın silah bırakarak terörün bitirilmesini teklif etti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Allah Allah, biz bunu daha önce niye düşünemedik acaba?!?!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanki bu yapılanma ve arkasında kurulması planlanan Kürt devleti Apo’nun planıymış gibi tuhaf bir senaryo yazıldı ancak bu planda bırakın Apo’yu PKK bile piyon.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devlette herkesin bilip de dile getirmediği asıl senaryo ise bölgede İsrail’in finanse ettiği ve Amerika’nın senaryosunu yazdığı film neredeyse vizyona girecek, bunlar hala saf hayallerle yeni bir senaryo üretmeye çalışıyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tıpkı hain FETÖ terör örgütü nasıl bir CIA projesi ise bölünen Irak, Suriye ve Türkiye’nin güneydoğusunu içine alan bir Kürt devleti kurma planı da 40 yıldır devam eden politikalarla son haline yaklaştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bölgede önemli bir Norveç petrol firmasının yaptığı rezerv araştırması sonucunda 4 trilyon dolarlık bir petrol rezervinin olduğu ve yeni kurulacak Kürt devletinin finansmanında kullanılacağı konuşuluyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bahçeli’nin açıklamasının akabinde Ankara’da yapılan terör eylemi ise biz buradayız istersek her türlü eylemi yaparak sizi istediğimiz kıvama getiririz anlamına geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu ülkenin tarihini detaylı incelediğimizde, 1946’da Cumhuriyeti henüz özümsemeden erken bir zamanda çok partili hayata geçişimizden tutun da, köy enstitülerinin kapatılmasına, uçak fabrikalarının kapatılıp uçakların gömülmesine, Marshall yardımı adı altında sözüm ona ülkemize yapılan yardımlarla yeni fabrikalar kurulmasının önünün kapatılmasına, eğitim sisteminin tamamen ezberci ve araştırmadan uzaklaştırılarak çökmesini sağlayacak müfredatların oluşturulmasına, Kıbrıs’ta hakkımızı ararken uğradığımız ambargolardan, sağcı solcu meselelerinden, ordunun yönetime sıklıkla el koyarak darbe yapmasına, PKK’nın bu ülkenin başına bela edilmesine, FETÖ terör örgütünün hesapta 180 ülkede Türkçe eğitim veren okullar açıp hizmet yapıyoruz görüntüsüyle milletin din duygusunu sömürerek ülkenin başına nasıl bela olmasına kadar, bu ülkenin başına ne kadar felaket gelmişse, tamamında Amerika’nın direk yada dolaylı olarak işin içinde olduğunu görüyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlarımız maksatlı olarak ekonomik krizlere maruz bırakılıp derin bir fakirlik içinde hayat mücadelesiyle boğuşurken, Nazım’ın tabiriyle “Nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi, çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin.”&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sözüne hak vermemek elde değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bana göre, ulusal güvenlik meselelerinde, 50 binden fazla insanın kanını döktüğü, anaların ağlayıp, ocakların söndüğü, uğrunda ciddi bedellerin ödendiği, milletimizin çok üst düzeyde önemsediği hayati konular, romantik temennilerle çözüme kavuşturulamaz&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DEM partiye şirin gözükerek ne iktidar bir dönem daha seçilebilir nede muhalefet bu meselinin rüzgarıyla iktidara gelebilir çünkü vatanın bölünmezliği siyaset üstü bir konudur ve tartışmaya kapalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Filmi çeken Amerika olduğu için, herkesin bilmesi gereken tek şey:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DEM + APO + PKK = PİYON’dur buradan bir ülkenin toprak bütünlüğünü tartışmaya açacak bir anayasa değişikliği oyunu sahnelenemez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü, bu milletin ihtiyacı olan şey, böylesine siyasi çalkantılı bir dönemde aceleyle anayasa değişikliğine gidip anayasanın dokunulmaz maddelerine müdahale etmek değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanların hayati önceliği olan meseleler, maddi problemleri, eğitim ve sağlık problemleri, barınma problemleri, beklenen depreme karşı binalar için yapılması gereken müdahaleler gibi onlarca madde yazabilirim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak buna gerek yok çünkü siz bunları zaten iliklerinize kadar yaşıyorsunuz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son tahlilde bu hafta ki yazımı Slavoj Zizek ile bitirmek istiyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kötülerin kaybetmediği bir ülke, çocuklarına ahlakı öğretemez&amp;hellip;”&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 30 Oct 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İstanbul depremi ne zaman olacak?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/istanbul-depremi-ne-zaman-olacak/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/istanbul-depremi-ne-zaman-olacak/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Ülkemizde son 100 yılda magnitüdü 4,9 dan büyük 128 deprem olmuştur. Bu depremlerde toplam 83 bin 818 kişi hayatını kaybetmiştir. Oysa sadece beklediğimiz İstanbul depreminde, hayatını kaybedecek minimum insan sayısını JİCA, 100 bin kişi olarak açıklamıştır. Yani son yüz yılda depremler sonucu ölen insan sayısından daha fazla kaybı tek bir depremde yaşamayı bekliyoruz&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemizde afetler neticesinde karşılaşılan ölüm vakalarının %58’i depremler, %28’i heyelan ve kaya düşmesi, %8’i su baskını ve sel, %2’si çığ düşmesi sonucu hayatını kaybedenlerden oluşur. Bu nedenle AFAD, Kızılay gibi kurumlar sanki deprem sonucu arama kurtarma ve yardım ile özdeş gibi gözükür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;23 Kasımda Düzce’de meydana gelen deprem yine akıllara aynı soruyu getirdi maalesef.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beklediğimiz, İstanbul depreminin oluş süresi bu depremle acaba daha mı kısaldı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız, bu soruları dersine çalışmayan bir öğrencinin sınav kaygısına benzetiyorum aslında. Eğer siz sınava hazır değilseniz size sınavı hatırlatacak her şeyden canınız sıkılır moraliniz bozulur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlar, televizyon kanallarında önemli bir hoca çıksın ve kaygılanmayın bu beklenen deprem yakın zamanda olmayacak siz bu şekilde kötü bir zeminde, sağlam olmayan bir binada oturmaya devam edin, &amp;nbsp;demesini bekliyor oysa böyle bir sorumluluğa hiçbir hoca girmez.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düzce’de 23 Kasım’da meydana gelen depremin magnitüdü 6 olarak açıklandı ve derinliği 6,8 km. yani yüzeye yakın olduğu için geniş bir alanda hissedildi, yüzeyde 35 km. uzunluğunda bir kırılma oldu, 30 saniye sürdü. Bu depremin enerji karşılığı ise 1 adet atom bombasına eşitti ve can kaybı olmadığı için kimse, Düzce’de olup bitenler için çok kaygılanmadı, aslında tüm kaygı İstanbul’da beklediğimiz deprem içindi&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hemen televizyonlar açıldı deprem ile ilgili hocalara telefonla bağlantı yapıldı hatta sabah 08-30’da beni de bir televizyondan canlı yayına aldılar yaklaşık 20 dakika konuştum.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız, İstanbul ile ilgili 39 ilçede yapılan yaklaşık 3000 sayfalık ilçe bazında zemin, bina, kayıp tahmin raporlarını sizler için yazı dizisi olarak yorumlamıştım. Bu nedenle, İstanbul’da bulunan bina sayısının 1,528,782 adet olduğunu bu binaların %70.2’sinin 2000 yılı öncesi yapılan eski tip binalardan oluştuğunu söyleyebilirim. İBB. Başkanı İmamoğlu’na göre ise 192 bin binada ciddi sıkıntı bekleniyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul’da 1km²’ye düşen insan sayısı 3049 kişi iken yatay mimariye geçme şansımızın da hayal olduğunu söyleyebilirim. Sürekli nüfus artacak ve siz aynı kilometre kareye binaları yükseltmeden insanları sığdırmaya çalışacaksınız maalesef imkansız bir şey bu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim İstanbul’da beklediğimiz depreme. Düzce’de meydana gelen depremde vatandaşların deprem anında ki paniği bir kez daha göstermiştir ki; sadece çök, kapan, tutun yaparak beklediğimiz mega depremi, ciddi insan kaybı olmadan ve ciddi maddi kayıp yaşamadan atlama şansımız sıfırdır&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul’daki yapı stoğunun %70.2’si eski tip 5 katlı binalardan oluşur. Bu tip, taban oturumu 200 m² olan 5 katlı bir binanın ağırlığı statik açıdan 1308 tondur. Bu ağırlık, ortalama 1 araba 1,5 ton olarak düşünüldüğünde, 872 adet arabanın toplam ağırlığına eşittir. Bu şekilde bir yük serbest kaldığında çöken bir binada hayatta kalmanız ise tamamen tesadüflere bağlıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benim şahsi görüşüm ise orta Marmara çukurunda ki kilitlenme zonunda oluşan sismik hareketlilik göz önüne alındığında beklediğimiz depremin yakın bir gelecekte olacağını düşünüyorum. Şuan istatistiksel sismoloji olarak yapılan çalışmalarda İstanbul için kuvvetli yer hareketi olma ihtimali %65 -70 aralığındadır. Deprem olmayan her yıl bu ihtimalin %2.5 artacağını söyleyebilirim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beklediğimiz deprem konusunda neler yapılması gerektiği ile ilgili tüm detayları en son çıkan kitabımda anlattım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bundan sonrası için önlem alıp almamak artık sadece size bağlı&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 30 Nov 2022 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye'nin Doğalgaz gerçeği]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiyenin-dogalgaz-gercegi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiyenin-dogalgaz-gercegi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Taşınması, işlenmesi ve stoklanması kolay olan doğalgazın yaygın kullanıma girişi 1790’da İngiltere’de olmuştur. Boru hattı taşımacılığının uygulamaya konulmasıyla 1920’lerde artan doğalgaz kullanımı 2. Dünya savaşından sonra daha da gelişmiştir. Enerji üretim sektöründe doğalgazın ilk kullanımı ise Amerika’da olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğalgaz 1950’li yıllarda Dünya toplam enerji tüketiminin %10’undan daha az bir kısmını karşılar durumdaydı. Günümüzde ise Dünya enerji tüketiminin %24’ü doğalgazla karşılanmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rezerv açısından doğalgaz teknolojisinin ilerlemesi ve kaynak aramaya önem verilmesi sayesinde geçmişten günümüze büyük bir oranda artmıştır. 1991 yılında 124.5 trilyon m3 olan toplam rezerv miktarı günümüzde 193.5 trilyon m3’dür. Bu rezervin büyük bir kısmı Asya ve Ortadoğu da bulunmaktadır. Rusya doğalgaz rezervi olarak en büyük miktara sahiptir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünya’da 2017 yılında toplam doğal gaz üretimi 3,68 trilyon m3 olarak gerçekleşmiştir. Üretici ülkelerin başında İran, Rusya, Norveç, ABD, Çin ve Suudi Arabistan gelmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2018 yılında toplam doğalgaz tüketimi 3.670 trilyon m3 olmuştur. Tüketim başlıca ABD Rusya ve İran üzerinden yapılmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğal gaz ülkemizde 1970’li yıllarda kullanılmaya başlanmış, ancak yerli üretimin tüketimi karşılamakta yetersiz kalması sebebiyle ithal edilmeye başlanmıştır. İlk olarak Rusya’yla 1986 yılında 6 milyar m3 miktarında ilk alım anlaşması imzalanmıştır. Ardından, artan tüketim miktarının karşılanabilmesi amacıyla sırasıyla Rusya (İlave Batı Hattı), İran ve Rusya (Mavi Akım Hattı)’dan doğal gaz alımına devam edilmiştir. 2001 tarihinde imzalanan alım anlaşması kapsamında 2007 yılından itibaren Azerbaycan’dan da doğal gaz alımına başlanmıştır. Böylece mevcut durum itibariyle Türkiye, 3 farklı ülkeden uzun dönemli doğal gaz alım anlaşmaları kapsamında boru hatlarıyla doğal gaz ithalatı gerçekleştirmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ulusal doğal gaz tüketiminin sektörel dağılımı yüzde olarak hesaplandığında; konut tüketimi %25,09, elektrik üretimi için tüketim %38,13 ve sanayi tüketimi %24,83 olarak gerçekleşmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) 2004 yılından bu yana Karadeniz&#039;de çeşitli uluslararası enerji şirketleriyle işbirliği kurarak hidrokarbon arama faaliyetleri yürütüyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bölgede bugüne kadar altı derin deniz ve 10 adet sığ deniz kuyusu kazılmıştı. Akçakoca-3 ve Akçakoca-4 kuyularındaki gaz keşfinin ardından Akçakoca üretim sahasında kazılan kuyu sayısı 24&#039;e çıkarılmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karadeniz’e kuzeyden giren 3 büyük nehrin (Tuna, Dinyaper, Dinyester) yaklaşık 10 milyon yıl önceki denizaltı delta çökellerindeki gaz rezervlerinin sığ kuzey kısmı Romanya tarafından ;derin güney kısmı ise Türkiye tarafından araştırılmaktadır. Bu yüzden Fatih sondaj gemisinin açtığı kuyuya Tuna – 1 ismi verilmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tuna-1 kuyusu ise Zonguldak&#039;ın 170 kilometre açıklarında açıldı. Fatih sondaj gemisi 20 Temmuz&#039;dan bu yana bölgede çalışmalar yürütüyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye net doğalgaz ve petrol ithalatçısı konumunda bulunuyor. Tüketilen enerjinin yüzde 70&#039;inden fazlası ithal ediliyor. İthalatın %33’ü Rusya, %21’i Azerbaycan, %17’si İran, %12’si Cezayir’den yapılıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllık ortalama 40 milyar dolar civarında enerji ithalatı gerçekleştiren Türkiye, ihtiyaç duyduğu doğalgaz ve petrolü Rusya, Azerbaycan, İran&#039;dan doğalgaz boru hatları yoluyla, Cezayir&#039;den ise sıvılaştırılmış doğalgaz olarak tankerlerle temin ediyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye’nin enerji tüketiminin %32’si doğalgaz ile gerçekleşiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son zamanlarda Karadeniz’de 540 milyar m3 doğalgaz rezervi tespit ettik, İskoç araştırma ve danışmanlık firması Wood Mckenzie bunu doğruladı, bu rezerv 12 yıllık ihtiyacımıza eşdeğerdir haberleri elbette önemlidir ancak dünyadaki diğer benzer uygulamalar ve uzmanların makalelerini incelediğimizde bu çapta bir rezervin aktif hale getirilerek kullanılması için en az 6-7 yıllık bir çalışma yapılması gerektiği konusu nettir. Yani kısa vadede gaz çıkar, Türkiye’de doğalgaz faturaları &amp;nbsp;ciddi anlamda düşer yaklaşımı hayli iyimser bir yaklaşımdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak yine de bu konuda yapılan yatırımlar, alınan sondaj ve sismik araştırma gemileri ülkemizin önümüzdeki dönemdeki komşularına olan bağımlılığını ortadan kaldıracak nitelikte önemlidir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 30 Mar 2022 02:35:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[J.J.Rousseau ile Toplum Sözleşmesi kitabı üzerine konuşmak]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/jjrousseau-ile-toplum-sozlesmesi-kitabi-uzerine-konusmak/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/jjrousseau-ile-toplum-sozlesmesi-kitabi-uzerine-konusmak/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;1728-1738 yılları arasında sekreterlik , müzik hocalığı ve tercümanlık yaparak Fransa ve İtalya’yı dolaşır . David Hume ‘un daveti üzerine İngiltere’ye gider.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Filozof ve yazar olarak siyasi fikirleri Fransız devrimini etkilemiştir. Düşünceleri özellikle devrimden sonra kurulan yeni devletin kalkınmasında, toplumun sosyal yapısında ve eğitim sisteminde etkili olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünyanın en garip devrimcilerinden biri olan Rousseau, zamanının monarşik sisteminin, çoğunluğun yoksulluğu anlamına geldiğinin farkındaydı ve bunu söyleyecek cesarete sahipti&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lord Marley’in de dediği gibi; “Fransa, bütün toplum ve politika sisteminin uğradığı ölümcül yozlaşmadan kurtulmasını ve içten çözülmeye dıştan paylaşılmaya karşı korunmak için güce kavuşmasını en çok Rousseau’nun eserlerine borçludur.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zaman makinamı çalıştırıp ölmeden hemen önce 1778 yılına giderek, Rousseau ile bir sabah yürüyüşü yaparken Toplum Sözleşmesi kitabında aslında ne anlatmak istediğini konuşmak istiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Günaydın üstadım, bir hayranınız olarak sabah yürüyüşünüzde size eşlik etmek isterim, umarım rahatsız etmiyorumdur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Şeref duyarım&amp;nbsp; yabancı , birlikte yürüyelim hem de konuşalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Üstadım, Toplum Sözleşmesi kitabınız beni ziyadesiyle etkiledi. Felsefe ile ilgilenen bir hayranınız olarak bu kitapta aslında ne anlatmak istediğinizi sizin kelimelerinizden dinlemek isterim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-‘İnsan özgür doğduğu halde her yerde zincire vurulmuştur&amp;hellip;’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Genç adam, Toplum Sözleşmesi kitabımda asıl amacım, meşru otoritenin kaynaklarını ve sınırlarını açıklamaktı. Devlete karşı görevlerimiz bir toplum sözleşmesinden kaynaklanır bana göre.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarihin bir anında insanların fiilen bir araya toplanıp pazarlık yaptıklarını söylemiyorum. Yalnızca yurttaşlar ile devlet arasındaki ilişkilerin en iyi birlikteliğin varsayımsal kökeninin irdelenmesiyle anlaşılabileceğini söylüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir devletin üyelerinin yaptığı temel anlaşma kamu yararı için birleşecekleri anlaşmasıdır. Tek başına yaşamak yerine toplumun bir parçası olarak iş birliği yaptıklarında bireylerin kazanacağı çok şey vardır. Toplum hayata ve mülkiyete koruma sağlar. Bu nedenle bireylerin işbirliği yapıp bir devlet oluşturması için çok güçlü bir özendirici vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir toplumda yaşamanın özü, korunmanın yararlarından yararlanmak için doğal özgürlüklerinizin çoğundan vazgeçmenizdir. Toplum sözleşmesi teorisinin, gerçek özgürlük ile toplum meyvelerini birleştiren bir formül olduğuna inanıyorum&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Genel irade, kamu yararından yanadır ve devletin varlığının devam etmesi, devletin çıkarlarıyla çatışınca özel çıkarların bir tarafa bırakılmasına bağlıdır&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Üyelerinden her birinin canını, malını bütün ortak güçle savunup koruyan öyle bir toplum biçimi bulmalı ki, orada her insan hem herkesle birleştiği halde yine kendi buyruğunda kalsın, hem eskisi kadar özgür olsun&amp;hellip;’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Üstadım, eşitlik denince ne anlamalıyız sence?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-‘Eşitlik; güç ve zenginlik derecesinin herkes için kesinlikle aynı olması değil, bu gücün hiçbir zorbalığa kaçmaması ve ancak mevki ve yasalar gerektirdikçe kullanılması, varlık bakımından da hiçbir yurttaşın ne başkasını satın alacak kadar zengin, ne de kendini satmak zorunda kalacak kadar yoksul olmaması gerektiğidir&amp;hellip;’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demokrasi kadar durmadan biçim değiştirmeye alabildiğince kayan, varlığını korumak için de daha çok uyanıklık ve yiğitlik isteyen hiçbir yönetim yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hükümet bir tek kişinin eline geçince hükümdarla halk arasına çok büyük bir açıklık girmiş olur, devlet de bağlantıdan yoksun kalır. Bağlantı kurmak için birtakım ara sınıfların bulunması gerekir; bu sınıfları doldurmak için de hükümdarlara, büyüklere, soylulara gereksinim duyulur. Ama bütün bunlar küçük bir devlete uygun gelmez. Çünkü her türlü sınıf ayrımı onu yıkıma götürür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son olarak genç adam sana şunu söyleyebilirim:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Devlet ne kadar büyürse özgürlük o kadar azalır&amp;hellip;’&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 30 Jun 2021 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sismik Boşluk bölgelerinde deprem dirençli kentler inşa etmek]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/sismik-bosluk-bolgelerinde-deprem-direncli-kentler-insa-etmek/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/sismik-bosluk-bolgelerinde-deprem-direncli-kentler-insa-etmek/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Sarı fonda önemli fay zonlarının siyahla çizildiği Türkiye haritası üzerinde, uzun süredir kırılmamış fayların yeşil yara bandı şeklinde işaretlendiği bir harita. Merak edenler Google’a sismik boşluk haritası-1996 yazarak çıkarabilirler. Bu arada Sismik boşluk nedir diye merak eden kıymetli okurlarım için hemen tanımlayalım. Bilim insanlarının araştırmaları sonucunda, bir fayın en uzun süre hareketsiz kalan bölümünün, aynı zamanda deprem olasılığının en yüksek olduğu yerlerden biri olduğu keşfedildi. Uzun yıllar sismik aktivite olmayan ve enerji biriken bu bölgelere ‘sismik boşluk’ adı verildi. Sismik boşluklar, gelecekte deprem oluşturma potansiyeli en yüksek olan yerler olarak tanımlanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu harita üzerinde bulunan 15 sismik boşluk bölgesinde, 1996-2023 arasındaki 27 yılda tam 8 ciddi deprem olmuş. Kalan 7 sismik boşluk bölgesi arasında en ciddi deprem üretme potansiyeli olan, en çok yıkım yaratacak ve en fazla insanın ölmesine neden olacak olan sismik boşluk bölgesi neresidir diye sokakta bir röportaj yapsak sanırım 10 kişiden 9’u Marmara Denizi içinde kırılmasını beklediğimiz bölgeyi harita üzerinde gösterirler. Bakınız kıymetli okurlarım Marmara denizinde, Jeolojik olarak, deniz tabanı sismik fay verisi olarak, deniz tabanı batimetrik haritası olarak, tarihsel depremlerin deniz tabanında bırakabildiği tüm izlere sahibiz. Bu bölgede ki fayların jeofiziksel olarak bakıldığında biriktirdiği enerjiye karşı, kırılma zamanları yani depremlerin tekrarlama periyodu da belli. Bu kadar çok şey biliyorken yapılması gereken tek şey bir seferberlik ilan ederek 7’den 77’ye herkesi bu işin içine alacak bir süreç başlatmak değil midir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanki hiçbir şey bilmiyormuşuz gibi oturup depremi olmasını beklemek, Afrika’da bulunan bir kabile devleti gibi davranmak ya da görmezden gelmek yani deprem olsun bakarız yaklaşımı, bizim için kesinlikle geçerli olmamalıdır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zira ülkemizde, Avrupa da bulunan ülkelerin tamamından daha fazla yer bilimci ve bu işi bilimsel anlamda dünya çapında yapan bilim insanı bulunmaktadır. Diğer taraftan İnşaat Mühendisliği ve Geoteknik uygulamalar olarak yine aynı şekilde önemli bilimsel alt yapımız vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki o zaman ne yapmalıyız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bundan yaklaşık bir buçuk ay önce Naci Görür hocamızla birlikte konuştuğumuz deprem dirençli kentler inşa etmek sözünü açmak istiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Maalesef biz hep deprem olduktan sonra ki arama kurtarma çalışmalarına daha fazla önem veriyoruz oysa önemli olan deprem olduğunda bu binaların yıkılmamasıdır.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun içinde depreme dayanıklı yapı tasarımı konusunda hesap ve uygulamaları yaygınlaştırmak, TBDY-2018 standartlarında olmayan binaları analiz ederek ya güçlendirmeliyiz ya da yıkıp tekrar deprem güvenli olarak yapmalıyız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müteahhitlerimizin herhangi bir konutu üretirken ilk önemsemeleri gereken kriter ise deprem dirençli olmasıdır. Yani deprem olduğunda yıkılmayacak, deprem bittiğinde oturmaya devam edeceğimiz konutlardan bahsediyorum. Maalesef bugün İstanbul’da ki toplam yapı stoğuna baktığımızda %70’lik kısmının yani 793 bin binanın 1999’depremi öncesi inşa edilmiş olan ve zemin etüt hesapları yapılmamış, zeminde ki problemlere karşı gerekli Geoteknik önlemler alınmamış, hazır beton kullanılmamış, nervürlü demir kullanılmamış, herhangi bir yapı denetim kontrolünden geçmemiş binalar olduğunu görüyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üzülerek söylüyorum, bu binaların büyük bir kısmı, İstanbul’da beklediğimiz Mw:7,2-7,6 arasında olabilecek bir depremin yaratacağı yıkım gücüne dayanamayacaktır. Bazı vatandaşlarımız 1999 depremi 7,4 Magnitüdünde oldu ama benim binam yıkılmadı diyebilirler. Ancak o depremin merkez üstü, İstanbul şehir merkezine 200 km. uzaklıkta idi oysa bu beklediğimiz depremin merkez üstü, İstanbul şehir merkezine 20 km. uzaklıkta bu nedenle yıkım çok daha fazla olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim deprem dirençli kentler yapabilmemizin önündeki en büyük engel, insanlarımızın kaderci bir yaklaşımla başlarına gelecek felaketi önceden kabul etmelerinde yatıyor. Oysa dini açıdan baktığımızda bile, Allah önce, elinden gelen her şeyi yap, sonra kalan kısmı bana bırak diyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi lütfen, artık bu süreci kendi açınızdan başlatın ve binanızın deprem dirençli olup olmadığını analiz ettirin.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 30 Jul 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mw: 6,2 depremi, büyük İstanbul depremini tetikler mi?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/mw-62-depremi-buyuk-istanbul-depremini-tetikler-mi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/mw-62-depremi-buyuk-istanbul-depremini-tetikler-mi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu deprem sadece 13 saniye sürmesine rağmen kentte inanılmaz bir panik yarattı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlar hava soğuk olmasına rağmen çadırlarda hatta arabalarda sabahladılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine yer bilimciler farklı görüşler bildirdiler ki bu çok normaldir çünkü siz yerin 13 km. altındaki enerji aktarımını göremezsiniz ancak depremi yorumlamanız gerekir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve sonrasında insanlar arasında ki panik daha da artar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında herkesin bu kadar panik olmasının gerçek nedeni 2 yıl önce televizyonlardan izledikleri 6 Şubat depremlerinin İstanbul’da tekrar etme ihtimaline karşın, oturdukları binaların gerçekten yıkılıp yıkılmayacağından emin olmamaları idi&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız ,25 yıl önce 18 bin kişi ve sadece 2 yıl önce 53 bin kişi depremler neticesinde hayatını kaybetmesine rağmen, İstanbul’da bulunan 1 milyon 165 binden fazla binanın %70’inin yani yaklaşık 800 bin binanın 2000 yılı öncesi yapılmış olması en büyük risk gibi gözüküyor. Zira bu binaların hiçbirinde zemin etüdü yapılmamış, yapı denetim tarafından denetlenmemiş, hazır beton kullanılmamış, nervürlü demir kullanılmamış kısaca mühendislik hizmeti almamış binalar olması inanılmaz derecede tedirgin edici bir sonucu hafızalara kazıyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki bu depremin olması, kırılma ihtimali olan segmentte bir rahatlama yaratmış mıydı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Maalesef bu fayın kırılması 1766 fay segmentinde 15 km. boyunca bir kırık yarattı ancak bu fayın uzunluğu 110 km. olduğu için çokta fazla etkili olmadı. Zira sadece 7 magnitüdünde bir depremin enerjisinin boşalması için 30 adet 6 magnitüdünde deprem olması gerekiyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak, bu fayın kırılması 1766 fay segmentinin hemen hemen ortasında meydana geldiği için ana fayı, batı yönünde 38 km. doğu yönünde 57 km. iki parçaya ayırdı. Bu nedenle 110 km. tek parçada bir kırık olma ihtimalinden ziyade artık iki parçada deprem olma ihtimali ağırlık kazandı. Eğer batı yönünde ki segment 38 km. kırılırsa maksimum 6,7 magnitüdünde bir deprem üretebilirken, doğu yönündeki 57 km. segment kırıldığında maksimum 7 magnitüdünde bir deprem üretebileceğini hesapladım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak 23 Nisan 2025 gününden itibaren meydana gelen tüm depremlerin doğu yönündeki segment üzerinde etkili olduğu görüyorum bu durum elbette ki tüm detaylarıyla AFAD ve Kandilli Rasathanesi tarafından izlenmeye devam ediyor. Tüm Jeofizikçiler 7-24 bu artçıları izliyorlar. Bundan sonraki süreçte tüm vatandaşlarımızın izlemesi gereken tutum bu depremin olma zamanı ve büyüklüğü konusunda spekülasyonlar yapıp enerjilerini boşa harcamaları yerine, tüm konsantrasyonlarını oturdukları binaya çevirip aşağıda belirteceğim detaylar konusunda binaları için bazı sorular sormaları ve cevaplarını araştırmaları gerektiğini düşünüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1-Oturduğum bina kaç yılında yapılmış?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2-Hangi deprem yönetmeliğine göre yapılmış?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3-Binanın zemin etüdü var mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4-Zemin etüdü varsa, binanın oturduğu zemin iyi mi, kötü mü?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5-Mimari proje, uygulama yapılırken değişikliğe uğratıldı mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;6-Binada hazır beton kullanılmış mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7-Bodrumda temel su alıyor mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;8-Binanın demir donatılarında gözlenen korozyon var mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;9-Mw:6,2 depreminden sonra binada herhangi bir hasar oluştu mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;10-Bina yapımı esnasında yapı denetim ya da belediye tarafından denetlenmiş mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm bu soruların neticesinde eğer binanız 2000 yılı öncesi yapılmışsa ve zemini de kötüyse mutlaka deprem analizi yapmanız gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada ki amaç, binanız güçlendirmeyle kurtarılabilir mi yoksa güçlendirilmeyle kurtulamayacak kadar kötü mü bunu ayırt etmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zira, 2000 yılı öncesi yapılmış olan ve zemini kötü olan bir binada performans analizinde sonuçların iyi çıkma ihtimali çok düşüktür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sitesine girin ve riskli yapı tespiti konusunda yetki belgesi olan üniversitelerden size en yakın olanını arayarak teklif alın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zira, 6,2 magnitüdünde 23 Nisan’da meydana gelen deprem, büyük İstanbul depremini tetiklemez gibi bir garantiyi hiçbir bilim insanı veremez&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img src=&quot;https://www.analizgazetesi.com.tr/uploads/2025%20-%2004%20-%20Nisan/sarhat.jpg&quot; alt=&quot;sarhat&quot; style=&quot;font-family: &amp;quot;Open Sans&amp;quot;, sans-serif;&quot;&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 30 Apr 2025 00:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı ve Türkiye]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/oguz-atayin-tutunamayanlari-ve-turkiye/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/oguz-atayin-tutunamayanlari-ve-turkiye/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Sistem, senin hayata tutunmana izin vermez!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğru olman yetmez!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok çalışman para etmez!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zeki olman rahatsız eder!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birilerinin adamı da olman gerekir maalesef, Türkiye’de!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir zamanlar neden çok başarılı olduğunu açıklayan üst düzey bir yönetici, ağzından kendiyle ilgili sırrını kaçırdığında, sesini alçaltarak ‘İp gibi doğru olman gerekir’ demiş ve özrü kabahatinden büyük kelimesinin hemen bitiminde gözlerini kaçırarak kahvesinden bir yudum almıştı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O sahne, bu kitap her elime geçtiğinde aklıma gelir nedense?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oğuz Atay’ın 1970’de TRT Roman ödülünü aldığı efsane kitabı Tutunamayanlar için eleştirmen Berna Moran, &quot;hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı&quot; olarak nitelendirmiştir. Moran&#039;a göre Tutunamayanlar&#039;daki edebi yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atay, beyninde çıkan habis bir tümör nedeniyle büyük projesi &quot;Türkiye&#039;nin Ruhu&quot;nu yazamadan 13 Aralık 1977&#039;de, 43 yaşında hayatını kaybetmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tutunamayanlar’daki hiciv ve mizah motiflerinin çeşitliliği gerçekten şaşırtıcıdır. İlk bakışta hepsi bir araya tıkıştırılmış gibi görünen bu motiflerin aslında baştan beri gösterilmeğe çalışıldığı gibi, romanın kurgusuyla sıkı bir ilişkisi vardır. Romanda hiciv ve mizah motifleri, kaygan bir zemine oturtulmuş da sayılmazlar. Her motif, önünde sonunda Selim’in veya genel anlamda söylenirse, Türk aydınının topluma tutunamayışının sebeplerini açığa çıkarmaktadır. Oğuz Atay’ın ironisi Tutunamayanlar’da Türk aydınının varoluş sorunlarını açığa çıkarmak için kullanılmıştır. Tutunamayanlar’da hiciv, Selim ve Turgut figürlerinden yola çıkılarak Türk aydınının kendisini gerçekleştirmesini engelleyen, bireyleşmesine ket vuran olgulara yöneltilmiştir. Metnin kayganmış gibi görünen komiğe ait zemininin ana dayanak noktası sanırım budur. Romanda hicvin teşhir ettiği, hesaplaşmaya çalıştığı unsurlar, toplumsal ve siyasal yapılarla ilgilidir. Tutunamayanlar’da Türk aydınının varoluşunu engelleyen en önemli sebeplerin küçük burjuva konformizmi, Türk devriminin ideolojik tercihleri ve uygulamalarının ortaya çıkardığı kültür krizi ile Marksizmi bir din haline getiren sol hareket olduğu ileri sürülmüştür. Bu açıdan bakıldığında Tutunamayanlar’ın yakın tarihimizdeki sosyokültürel yapılanmaların Türk aydını üzerindeki etkilerine ironik bir yaklaşım getirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Romanda toplumsal ve siyasal olguların ürünü olduğu vurgulanan topluma yabancılaşmış, romanın terminolojisiyle söylenirse tutunamayan Türk aydınlarına ise, mizah penceresinden bakıldığı söylenebilir. Romanda yer alan “Garip Yaratıklar Ansiklopedisi”nde bu aydın tipi çekingen, korkak, asalak, taklitçi, beceriksiz, uyumsuz olarak nitelendirilmiştir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonuç olarak Tutunamayanlar, Türk romanında modernist ve hatta postmodernist roman tekniklerinin ilk kez uygulandığı bir roman olmasının yanında, içerdiği komik öğelerinin zenginliği, Türk aydınının varoluş sorunlarına getirdiği benzersiz ironi ile de ihmal edilmemesi gereken bir romandır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha fazla uzatmadan zaman makinamı çalıştırıp 30 Eylül 1972 tarihine Pakize Kutlunun Oğuz Atay ile Tutunamayanlar romanı hakkında yaptığı röportajın yapıldığı odaya gidiyorum, kendisinden izin isteyerek benim için en önemli olan soruyu soruyorum, Tutunamayanlar ile aslında ne anlatmak istediniz?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biraz duraksadıktan sonra ellerini birleştirerek;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini, “Peki herkes ne yapıyor?” diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum. Ben, kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok. Ya da insanlara, özellikle tutunamayanlara saygım büyük olduğu için, acıyorum onlara; böyle büyük büyük meselelerin makale, inceleme, deneme gibi yazı türlerinin konusu olduğunu sanıyorum&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra oradan ayrılıp koridorda yürürken kendime şu soruyu soruyorum, eğer Oğuz Atay yaşasaydı ve ülkemizin şuan ki durumunu görseydi acaba ‘Türkiye’nin Ruhu’ adını verdiği ve sağlık nedenleriyle tamamlayamadığı projesinin en son sayfasını hangi kelimeler ile bitirirdi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Sep 2021 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Spinoza'nın Tanrısı bize ne anlatmak istiyor?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/spinozanin-tanrisi-bize-ne-anlatmak-istiyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/spinozanin-tanrisi-bize-ne-anlatmak-istiyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;O da her zaman, “Ben Spinoza’nın Tanrısına inanıyorum” cevabını vermiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oda, tıpkı Spinoza gibi Yahudi kökenliydi&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aydınlanmanın erken dönem düşünürlerinden olan Spinoza, evren ve insan hakkında modern fikirler ileri sürerek öncü eleştirileri yapmış, 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmiştir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Descartes&#039;ın fikirlerinden etkilenen Spinoza, Hollanda Altın Çağının önde gelen filozofu olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Spinoza Amsterdam&#039;da Portekiz Yahudi cemaatinde büyümüştür. İbrani kutsal kitabının doğruluğu ve Tanrı&#039;nın doğası hakkında çok tepki çeken fikirler geliştirmişti. 23 yaşındayken, kendi ailesi de dahil, Yahudi cemaati tarafından dışlanmıştı. Kitapları daha sonra Katolik Kilisesi&#039;nin yasaklılar listesine girmişti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çağdaşları tarafından sıkça ateist olmakla itham edilse de yapıtlarının hiçbirinde Tanrının varlığını reddetmemiştir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zamanında anlaşılmayan pek çok filozof gibi Spinoza da yanlış anlaşılmanın ve doğru anlaşılmamanın muhatabı olmuş, tuhaf bir çelişkiyle hem en büyük din düşmanlarından biri sayılmış, hem de eserinin temel kaynağının Tanrı sevgisi olduğu söylenmiştir. &amp;nbsp;En büyük eseri Etika kitabıdır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Spinoza’nın yazılarında tanrı kelimesinin geçtiği her yere tabiat kelimesi konulabilir. Bu konuda kendisi bile sarih olarak yol gösteriyor. Tanrı mefhumundan şahsi, irade ve hatta şuurla ilgili her şeyi çıkarmak suretiyle, Spinoza, bu iki mefhumu birbirine yaklaştırır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Spinoza&#039;nın felsefi sisteminde Tanrı kavramının merkezi bir yeri olduğunu söylemek gerekir. Tanrı, bu felsefi sistemin hem başlangıç noktası hem de son noktasıdır: &quot;Var olan her şey Tanrı içinde vardır ve Tanrı olmaksızın hiçbir şey ne var olabilir ne de kavranabilir.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ünlü sav sözünde Spinoza, &quot;Tanrı ya da Doğa&quot; (Deus sive Natura) demektedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk alıntı ile bu sav söz karşılaştırıldığında Spinoza&#039;nın güç anlaşılır tezleri belirginleşmektedir. &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Spinoza’ya göre Tanrı insanlara şöyle seslenir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizden istediğim şey, dünyayı gezip hayatın tadını çıkarmanız. Şarkı söylemenizi, sizin için yarattığım her şeyin tadını çıkarmanızı istiyorum. İnşa ettiğiniz ve benim evim olduğunu iddia ettiğiniz karanlık, soğuk tapınaklara gitmeyi bırakın. Benim evim dağlarda, ağaçlarda, nehirlerde, göllerde, sahillerde. Buralar benim yaşadığım ve size olan sevgimi ifade ettiğim yerler. Benimle ilgisi olmayan, sözde kutsal kitapları okumayı bırakın. Eğer beni gün doğumunda, manzarada, arkadaşınızın bakışında, oğlunuzun gözlerinde göremiyorsanız. Beni hiçbir kitapta bulamazsınız!&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşinizi nasıl yapmanız gerektiğini sormayı bırakın. Benden korkmayın. Sizi yargılamıyorum ya da eleştirmiyorum. Yaptıklarınızdan da rahatsız olmuyorum. Ben saf sevgiye sahibim&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Af dilemeyi bırakın. Af dilenecek bir şey yok. Ben sizin içinizi hırsla, eksikliklerle, hazla, duygularla, ihtiyaçlarla, tutarsızlıklarla ve özgür irade ile doldurdum. Zaten benim size vermiş olduğum şeylerden dolayı neden sizi sorumlu tutayım?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizi ben yarattıysam nasıl olur da sizi siz olduğunuz için cezalandırırım?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaramaz çocuklarımı sonsuza kadar yakacağım bir yer tasarlayabileceğimi mi düşünüyorsunuz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunu, hangi Tanrı yapar?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Canlarım, bu hayat bir sınav, bir adım, bir prova ya da cennetin başlangıcı değil. Bu ve şimdiki yaşam elinizdeki tek şey, zaten bütün ihtiyacınız olan da bu. Sizi tümüyle özgür bıraktım. Ödül veya ceza, sevap veya günah yok. Kimse çetele tutmuyor. Hayatınızı cennete ya da cehenneme çevirmek tamamen size kalmış&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Övülmekten sıkıldım. Teşekkür edilmekten yoruldum. Bana minnettar mısınız? O zaman bunu kendinize, sağlığınıza, ilişkilerinize, dünyaya iyi bakarak kanıtlayın. Beni övmenin yolu budur. İşleri karmaşıklaştırmayı ve size benim hakkımda öğretilen ezbere bilgileri muhabbet kuşu gibi tekrarlamayı bırakın&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunca mucizeye ve açıklamaya neden ihtiyacınız var?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kesin olan tek şey, burada olduğun, hayatta olduğun ve bu dünyanın harikalarla dolu olduğudur...” &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Nov 2023 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[George Orwell yaşasaydı 2024 yılı için nasıl bir yorum yapardı?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/george-orwell-yasasaydi-2024-yili-icin-nasil-bir-yorum-yapardi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/george-orwell-yasasaydi-2024-yili-icin-nasil-bir-yorum-yapardi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Kısa yaşamına öyle eserler sığdırdı ki zaman geçse de, dünya gelişse de, teknolojik ilerlemeler
inanılmaz boyuta ulaşsa da insanların maruz kaldığı baskıda çok da fazla bir şeyin iyileşmediğini
görüyoruz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;Orwell’in ütopik olarak anlattığı her şey adeta gerçek oldu&amp;hellip;
O zaman Orwell ileri görüşlü bir filozof mu yoksa Nostradamus’un tiyo verdiği bir kahin mi?
Şimdi gelin onu daha iyi tanıyalım.
George Orwell (1903- 1950 ) 20 yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasında yer alan
İngiliz romancı, gazeteci ve eleştirmen.&lt;p&gt;&lt;/p&gt; En çok, dünya çapında ünlü 1984 adlı romanı ve bu romanda
yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zeka, toplumsal
adaletsizliğe karşı farkındalık ve baskıcı rejime karşı duruşu onun imzası niteliğindedir.
Orwell&#039;in yaşamı, yazılarını sonradan etkileyecek olan deneyimlerle doludur. Burslu okuduğu Eton
Kolejinden mezun olduktan sonra, o sırada bir İngiliz sömürgesi olan Burma&#039;da bulunmuş, kısa
süreliğine buranın polis teşkilatında görev yapmıştır. &lt;p&gt;&lt;/p&gt;Bu memuriyet döneminde şahit olduğu acımasız
uygulamalar, emperyalizme karşı geliştirdiği derin öfkeye katkıda bulunmuştur.
Gençlik döneminde Fransa&#039;da bulunmuş, türlü işlerde çalışmış, para problemi gerek yazarlığa
başlamadan önce, gerekse ilk yapıtlarını kaleme aldığı yıllarda yakasını bırakmamıştır.
İspanya&#039;daki &quot;ihanete uğramış devrim&quot; tablosu Orwell&#039;i derinden sarsmıştır. &lt;p&gt;&lt;/p&gt;En meşhur yapıtlarından
olan Hayvan Çiftliği açıkça bir Stalin dönemi SSCB eleştirisidir. Bu, kitaptaki olayların Rusya&#039;daki Ekim
Devrimi ve sonrasının tarihi ile oldukça benzerlik göstermesinden anlaşılabilmektedir.
Orwell’in statükonun tutucu politik dayatmalarına karşı geldiği kamuoyunca bilinse de kendisi, aile
değerleri ve İngiliz kültür ve geleneklerine bağlı biriydi.
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;Kitaplarında kendi görüşlerine de eleştirilerde bulunan Orwell; Papazın Kızı&#039;nda kentli
yaşamını, Aspidistra&#039;da orta sınıf kompleksini, Burma Günleri&#039;nde kolonyal geçmişini, Wigan İskelesi
Yolu&#039;nda ise sosyalist yoldaşlarını eleştirdi. Adelphi’deki yazılarında kendisine anarşist Tory diyerek
kendisinin anarşist olmasına karşın bir İngiliz muhafazakârından farksız olduğunu söyleyip kendisini
tiye aldı. İlk yazılarında sanattaki sansürü eleştiren Orwell, bunu orta sınıfın ahlâki ve muhafazakâr
değerlerinin aristokrat sınıftan daha yüksek olmasına bağlamıştır.
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;Hayvan Çiftliği&#039;nden sonra epey üne kavuşsa ve maddi sıkıntıları sona erse de yoksulluk günlerinde
tutulduğu verem hastalığı yaşamının son döneminin büyük bölümünü hastanelerde geçirmesine yol
açmıştır.
21 Ocak 1950 günü sabahın erken saatlerinde akciğerinde bir damarın patlaması üzerine Londra&#039;da
son aylarını geçirdiği University College Hospital &#039;da ölmüş, ardında 10 adet kitap ve sayısız makale
bırakarak yaşamı henüz 47 yaşındayken noktalanmıştır.
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;Orwell ile ilgili yazımı yazarken bir an içim geçmiş ve koltukta sızmışım ,kendime geldiğimde ise tuhaf
sıkıcı bir evde eski tip bir TV karşısında bir masada oturuyordum.
Sanki 1984 romanının içindeydim. Kapı açıldı elinde iki kahve ile Orwell içeri girdi ve masanın
karşısına oturdu. Kahvelerin birini önüme koydu ve evet seni dinliyorum yabancı hep merak
ediyordun, 1984 kitabını hangi psikolojide yazdığımı?&lt;p&gt;&lt;/p&gt;
-Üstadım haklısın hatta bununla ilgili bir yazı yazıyordum sonra!
-Sonra, kendini burada buldun ve 2024’de yaşadığınız sefil hayat için ne düşündüğümü merak
ediyorsun?
O zaman sözümü kesmeden beni iyi dinle.
Zulüm ve işkenceye kıllarını kıpırdatmadan seyirci kalan eğitimli kişiler; körlükleriyle mi aşağılıktır,
yoksa vicdanlarıyla mı, bilinmez&amp;hellip;
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü
yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz.
Gene de tüm hayvanların efendisidir.
Kimsenin iktidarı sonradan bırakmak amacıyla ele geçirmediğini biliyoruz. İktidar bir araç değil, bir amaçtır. Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz; diktatörlük kurmak için devrim yapar.
Zulmün amacı zulümdür.&lt;p&gt;&lt;/p&gt; İşkencenin amacı işkencedir. İktidarın amacı iktidardır.
Son tahlilde yabancı;
Sahtekarlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.
Ve bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa; gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder&amp;hellip;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 May 2024 17:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkem…]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/tutkuyla-sevdigim-yalniz-ve-guzel-ulkem/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/tutkuyla-sevdigim-yalniz-ve-guzel-ulkem/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bir yandan deprem bölgesindeki 11 il ve 13,5 milyon insan hayata tekrar tutunmaya çalışırken, Marmara Bölgesi’ndeki 10 ilde yaklaşık 26,5 milyon kişi Marmara Denizi içerisinde kırılmasını beklediğimiz fayın kendilerini, nasıl etkileyeceğini, binalarının yıkılıp yıkılmayacağını bilmeden büyük bir kaygı içinde depremi beklemeye devam ediyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nuri Bilge Ceylan’ın tabiriyle “Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkem&amp;hellip;” yine çok ağır bir yükün altında&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vatandaşlarımızın seçimden beklentisi ise kendilerini bu parasızlıktan, fakirlikten kurtaracak olan adil bir düzenin kurulması ve zenginliğin tabana yayılmasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi içinizden bazıları, adil olmayan nedir diyebilir, anlatayım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* İstanbul’da tarihin en önemli yıkım ve ölüm yapması beklenen, depremi beklenirken yıkılmak üzere olan eski tip riskli binalarda kötü koşullarda hayatını devam ettirmeye çalışan insanlar, binalarına deprem analizi yaptıracak parayı bulamazken biz bu insanlardan bankadan kredi çekip binalarını güçlendirecek parayı borçlanmalarını bekliyoruz. Oysa bu şekilde yapılabilseydi eğer, bu insanlar malzeme kalitesi düşük olan bu binalarda 24 yıldır oturmaya devam etmezlerdi. Ve İstanbul’un dönüşüm problemi çoktan bitmiş olurdu. Oysa şu an en son verilere göre 260 bin, yıkılma ihtimali olan binadan bahsediliyor bu rakam sadece İstanbul’da oysa yine bu depremden etkilenecek olan Kocaeli, Yalova, Bursa, Balıkesir, Tekirdağ, Çanakkale, Edirne gibi illerde bizi nasıl bir sonuç bekliyor doğrusu detaylı bir çalışma yapıldığını zannetmiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* İstanbul’da sadece Esenyurt’ta 3000’den fazla fabrika var örneğin. Bu fabrikaların çoğu eski tip binalardan oluşuyor. Bu binalarda her gün binlerce insan, hem gündüz hem de gece vardiyalı olarak çalışıyor, beklediğimiz depremde fabrika binaları nasıl bir performans gösterecek inanın bana bunu kimse bilmiyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fabrika sahipleri, “analiz yaparsak ve sonuç kötü çıkarsa ne yaparız” ya da “güçlendirme çıktı diyelim o zamanda üretime nasıl ara vereceğim güçlendirme için fabrikada işleri durduramam zarar ederim” diye düşünüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Ülkemizde çalışan insanların neredeyse %70’i asgari ücret alarak hayatlarını devam ettirirken , En son EYT ile birlikte toplamda 15,3 milyon kişiye ulaşacak emeklinin yaşadığı ülkemizde maalesef alınan emekli maaşları %90 asgari ücret seviyesindedir. Bu nedenle emekli olan bir vatandaşın başka bir iş yapmadan geçinmesi mümkün değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Atanamayan öğretmenler, devlette çalışan ve aynı işi yapan bir öğretmenin aldığı ücretin yarısına ücretli olarak yada özel okullarda öğretmenlik yapmaya devam ederken adaletten söz etmek sanırım mümkün değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Fakir olan ailelerin çocukları, sınırda askerlik yaparken ve şehit olurken parası olan ailelerin çocukları 104 bin TL ödeyip askerlik yapmıyorsa elbette ki adaletten söz edemeyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu şekilde yüzlerce madde yazabilirim ancak canınızı sıkmak istemiyorum &amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Tüm bu olumsuzlukların asla düzelmeyeceğini düşünen ve ülkesinden adeta umudunu kesen, kafası çalışan, iyi eğitim almış lisan bilen, doktorlar, mühendisler, Almanya, İngiltere, Kanada ya da Amerika’ya gittiklerinde kimse onlara vatan haini demesin bence&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte bu seçim bundan çok önemlidir. İnsanların hayatlarına dokunacak, problemlerini çözecek, her daim umut olacak, üretimi destekleyecek, insanları ucuz iş gücü olarak kullanmayı düşünmeyen, her kesime eşit mesafeli bir siyaset anlayışı kazanmalı bence.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü insanlarımızın umuda ihtiyacı var&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vatandaşları kandıran çakallar asla affedilmemeli. Cezalar caydırıcı olmalıdır. Uyanık geçinip, siyaseti bir sörf tahtası gibi görüp, vatandaşların iyi niyetini rüzgâr olarak kullanan aşağılık insanlar, siyaset sahnesinde asla prim yapmamalıdır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte ancak o zaman, insanların bir şeylerin değişeceğine olan inancı yeşermeye başlar ve umut her yeri kapladığında baharın gelmesini hiç kimse engelleyemez&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Mar 2023 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye nasıl kurtulur?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-nasil-kurtulur/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-nasil-kurtulur/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;20. yüzyılın en etkili bilim filozoflarından biri olan Popper&#039;e göre, ampirik bilimlerdeki bir teori asla ispatlanamaz, ancak yanlışlanabilir; yani belirleyici deneylerle incelenebilir. &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonuç olarak kendinden önceki düşünürler hangi tür önermelerin doğrulanabilir olduğunu bulmaya çalışırken Popper, tam aksine yanlışlanabilir olan önermelere odaklanmış ve yerleşik yaklaşıma çarpıcı bir bakış açısı getirmiştir. Bu bağlamda tümevarım ve doğrulanabilirlik kriterlerini reddederek pozitivizmin karşılaştığı güçlüklere çözüm önerisi sunmuştur. Yanlışlanabilirlik yöntemini metafiziği bilimden ayırmak için değil, bilim olma iddiasındaki kuramları yani sözde bilimsel kuramları bilimden ayırmak için kullanmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Popper, doğrulanabilirlik ilkesine karşı yanlışlanabilirlik ilkesini savunarak bilim felsefesinde eleştirel tartışmanın ne denli önemli olduğunu açığa çıkarmıştır. O, bilimsel kuramların çelişkilerden kurtulması için önerdiği yanlışlama yöntemiyle eleştirel tartışmanın oldukça önemli ve gerekli olduğunu gündeme getirmiştir. Bilimsel kuramların gelişmesi için söz konusu kuramlara eleştirel bir yaklaşım benimsenmeli ve onların yanlış ve hatalarını bulmak için özgürce tartışılmalıdır. Yanlış kuramları çürütmenin veya bir kuramın nerede hata yaptığını tespit etmenin en önemli yararı sorunları zenginleştirmektir. Bu nedenle eleştirel akıl, insanları rasyonel bir tutum benimseyerek yanılgıları aramaya ve bu yanılgılardan ders çıkarmaya yöneltir. &amp;nbsp; Edinilen yeni tecrübeler, yapılan yeni deney ve gözlemler eski problemlere yeni problemler ekleyebilir ve elenen her hata bilim insanını yeni bir soruna götürebilir. İşte bu nedenle kuramları doğrulamaya çalışmak yerine onları rasyonel bir şekilde eleştirmek gerekir. Eleştiri süzgecinden başarıyla geçen, hataları elenen ve açıklayıcı gücü fazla olan kuramları da mutlak doğru kabul etmemek gerekir. Her şeyi açıklama iddiasında olan ve mutlak doğru olduğunu ileri süren kuramlar insanı dogmatizme sürükleyebilir. Bu nedenle Popper’ın yanlışlanabilirlik ilkesi bilimsel etkinliğe yeni ufuklar açan oldukça önemli bir yöntemdir diyebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi gelelim ülkemize; gelişmek için hatalarımızı görüp ders çıkarmak için yapmamız gereken ilk şey eleştiriyi büyük bir olgunlukla karşılayıp sistemde ki hatanın ne olduğunu bulmak bunu kabul etmek ve çözüm önerileri aramak gerekiyor oysa ülkemizde eleştiriyi yapan taraf, define bulmuş gibi davranıp açıkları ifşa etmek konusunda işi şova dönüştürmek isterken, karşı taraf bütün bu eleştirileri kabul etmeyip problemleri halının altına süpürmeye çalışan aman vatandaş duymasın diyen bir yaklaşımla, karşılıklı sinir bozucu bir çatışma ve gerginlik ortamının hakim olmasıyla, acı çeken hakları yenilen ve mutsuz olan insanlarımızın hayatları, kalıcı bir çözümsüzlük ile geçiyor maalesef.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız amacım işi siyasi bir noktaya çekmek değil çözümsüzlüğün kaynağına inerek, felsefi açıdan yol gösterme gayretidir. &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zamanında yapılan yapıcı bir eleştiri ve buna karşı oluşturulan çözümlemeler gerçekleşmiş olsaydı eğer;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanırım şuan tarım ve hayvancılık adına her hangi bir sıkıntı yaşamaz, 1 kg peynir ile 1 kg kıyma fiyatı, aynı paraya ulaşmazdı!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya da, geçen yıl meydana gelen yangınlardan sonra gerekli uçak alt yapısını kurabilseydik, bu gün Marmaris’te 4800 futbol sahası büyüklüğünde orman yanmazdı!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya da, inşaat sektörü yerine fabrikalar ve üretime ağırlık verseydik, dünya çapında markalarımız olsaydı, bugün ekonomimiz bu kadar kırılgan olmaz, işsizlik bu kadar ciddi oranlara ulaşmazdı!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya da, 1999 depreminden bu güne 23 yıl geçmesine rağmen gerekli dersi çıkarabilseydik, hala İstanbul’da yıkılmayı bekleyen 48,000 bina çoktan dönüştürülmüş olurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya da, koca şehir hastaneleri yaparken, sağlık çalışanlarının maaş ve özlük haklarında iyileştirilmeler yapılsaydı, bu gün binlerce doktor ülkemizi terk ederek, dünyanın çeşitli ülkelerine gitmezlerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu listeyi çoğaltarak içinizi karartmak istemiyorum ancak nelerin yapılmaması gerektiğinin felsefesi çok net bence&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Jun 2022 02:35:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Avrupa Birliği fikri, Erasmus ve Deliliğe Övgü]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/avrupa-birligi-fikri-erasmus-ve-delilige-ovgu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/avrupa-birligi-fikri-erasmus-ve-delilige-ovgu/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Sonrasında elbette ki üstadın en önemli eseri “Deliliğe Övgü”yü analiz edecektim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Erasmus hümanist düşüncenin öncülerinden kabul edilir. O, ırk, ulus ve sınıf ayrımı olmayan bir Avrupa hayal ediyordu. Ayrılıklar ortadan kalkınca, her türlü anlaşmazlık ve savaş sona erecekti. Avrupa kültürünün ortak bir sanat ve bilim çatısında birleşmesi fikrini savundu. Ona göre kendisini Hümanist bir anlayışla, sanat ve bilimle terbiye eden insan evrenseldi, hiç bir anlaşmazlıkta, çatışmada savaştan yana olmazdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hümanist düşüncenin öncüsü, Rönesans’ı şekillendiren felsefecilerden birisi olmasının yanı sıra bir taraftan ortak bir kültür çatısı altında buluşmuş bir Avrupa fikrinin, Avrupa Birliği&#039;nin çekirdeğini oluşturması, diğer yandan farklı ülkelerde öğrenci ve öğretmen olarak bulunmuş olması, Avrupa öğrenci değişim programına onun isminin verilmesini sağlamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O halde, Roterdamlı Erasmus kimdi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günümüzde, Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak bilinen Rotterdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda&#039;nın Rotterdam kentinde doğdu. Ayrıca bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip oldu. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda bir rahip olarak etkinlik gösteremedi; kendini daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan &quot;cüppe giymeme&quot; iznini aldı. &amp;nbsp;Paris Üniversitesi&#039;ne devam etti. 1499&#039;da İngiltere&#039;ye gittiğinde, John Colet, Thomas More &amp;nbsp;gibi aydınlarla tanıştı ve bu dostluklarla ufku daha da genişledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Papalığın düşünceler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hristiyanlık ruhunu antik çağın yalınlığında aradı. Güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, Avrupa&#039;nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesini, hümanizmin birinci koşulu saydı. Özgün yapıtlarıyla ve çevirileriyle antik çağ düşüncesinin Avrupa&#039;da yayılmasına çok büyük katkılarda bulundu. Martin Luther&#039;in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmakla birlikte, Hristiyan dünyasının kargaşaya, parçalanmaya sürüklenmesine şiddetle karşı çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1536&#039;da Basel&#039;de öldüğünde &amp;nbsp;Avrupa&#039;nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deliliğe Övgü, Erasmus&#039;un canlılığını, geçerliliğini ve çekiciliğini günümüze değin değişmeden koruyabilmiş tek yapıtıdır. Bu küçük kitabın taslağını 1509 yazında, İtalya&#039;dan İngiltere&#039;ye yaptığı yolculuk sırasında çıkaran Erasmus, yazma işini İngiltere&#039;de, dostu Thomas More&#039;nin evine vardıktan kısa süre sonra gerçekleştirdi; kitabı da Thomas More&#039;a adadı. Yapıtını birkaç gün gibi kısacık bir sürede tamamlayan Erasmus, bu arada hiçbir kitaptan yararlanmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilge olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik, kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm uğraş alanları, bu arada özellikle din kurumu ve din adamları bu panorama çerçevesinde sergilenir. Deliliği konuşturma kisvesi altında Erasmus, çağının kilisesine ve o kilisenin mensuplarına en acımasız eleştirileri yöneltir. Bu niteliğiyle “Deliliğe Övgü” çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olmuştur.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapıtın yazılışını izleyen sonraki yüzyıllarda &amp;nbsp;haklı olarak &amp;nbsp;düşünce düzeyindeki bağnazlığın her türlüsüne yönelen bir eleştiri diye yorumlanması, belki de bugüne değin koruduğu kalıcılığın baş nedenidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha fazla detaya inmeden zaman makinemle 1509 yılına kitabın yazıldığı döneme gidiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Üstadım çok uzaklardan geldim, seni ve çalışmalarını bilen takdir eden bir hayranın olarak ‘Deliliğe Övgü’ kitabını aslında neden yazdığını merak ediyorum?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Yabancı bu kitabı dostum Thomas More’un evinde yazdım. Latin ozan Horatius’un ‘hakikati gülerek söylemek’ ilkesinden yola çıkarak, gerçekleri anlatmaya çalıştım. Kilisenin bağnaz yapısına karşı acımasız eleştirilerimi belki de aforoz edilmeden ancak bu metotla yazabilirdim...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak bana göre gerçek anlamda delilik, hem bilgelikte hem de kendini bilge sanmakta gizlidir...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Son tahlilde bana hayat hakkında ne tavsiye edersin üstadım?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Talih, cesaretli ve atılganlara güler yüz gösterir yabancı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanın her şeyi iyi tanımasını engelleyen iki şey vardır: Biri ruhunun önüne perde çeken utanma, öteki de kendisine tehlikeyi gösterip büyük işlemlere girişmekten yüz çevirten korku.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonuç olarak yabancı; Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan, kral olur&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Dec 2021 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Her şey çok güzel olacak mı?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/her-sey-cok-guzel-olacak-mi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/her-sey-cok-guzel-olacak-mi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Önümüzde malum seçimler var. Ancak hepimizin tek beklentisinin hayat şartlarımızın lafta değil de hissedilir şekilde iyileşmesi, olduğunu düşünüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve merak ettiğim şey çok net, İBB. Belediye Başkanı İmamoğlu’nun belediye seçim sloganında söylediği iddialı sözünü (Her şey çok güzel olacak), kim kazanırsa kazansın seçimden sonra hissedebilecek miyiz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zira beni sıradan bir vatandaş olarak ilgilendiren konuları detaylandırıp en son yanıtlamaya çalışacağım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O zaman başlayalım;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Yılbaşından sonra asgari ücretin 7500 TL olması bekleniyor. Merak ettiğim ise, bu parayı alan bir kişi evini geçindirebilecek mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Ya da bir emekli düşünelim aldığı parayla ikinci bir iş yapmadan hayatını idame ettirebilecek mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;*Toplamda 19 milyon ilköğretim, lise ve 8 milyon üniversite öğrencisinin yaşadığı ülkemizde bu öğrenciler okullarını bitirdiklerinde iyi şartlarda iş bulup çalışacaklarına inanıyorlar mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Tarım ve hayvancılıkta kısa vadede bir iyileşme olup bu iyileşme, sebze, meyve, bakliyat, et, süt, tavuk, balık fiyatlarını düşürür mü?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Mazot ve benzin fiyatlarında hissedilir derecede bir düşüş olacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Elektrik ve doğalgaz fiyatlarında kayda değer bir düşüş olacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Nitelikli insanların iş bulacakları yeni iş alanlarında hissedilebilir artış yaşanacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Toplumun en temel yapı taşı olan aileyi ayakta tutabilmek için örneğin aile sigortası yapılacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Sosyal güvenlik sistemi insanlarımızın sağlık imkanlarından daha kapsamlı olarak yararlanması için yeterli olacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*İnsanların kendi doğdukları şehirlerden kopmadan iş, eğitim, sağlık gibi hizmetleri almaları sağlanabilecek mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Çok zeki gençlerin, yetişmiş tecrübeli doktorların, mühendislerin ülkemizde kalmaları için şartları iyileştirilecek mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Öğretmenlerin, iyi bir şekilde öğretmek dışında başka bir işte çalışmadan hayatlarını sürdürecekleri imkanlar sağlanacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Gazetecilerin basın özgürlüğüne saygı duyulacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Yargı bağımsız olarak hareket edebilecek mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemizde yapılması gerekip te yapılmayan o kadar çok şey var ki bu listeyi çok daha fazla uzatmayacağım, neden mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü kim kazanırsa kazansın bunların hiçbirinin yapılacağına inanmıyorum, nedeni ise basit, bunlar kazanan taraf için öncelikli konular değil de ondan.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öncelik asla vatandaşın sorunlarını çözmek olmadı çünkü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her siyasi partinin önce varlığını devam ettirmek ve sonra liderinin kişisel kaygıları bence vatandaşın tüm sorunlarından önce geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin Marmaris’te yangın çıkıyor ancak gece görüşlü yangın söndürme helikopteri yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neden?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki gün önce kiralama sözleşmesi bitmiş. Ve sabaha kadar binlerce dönüm ormanda ağaçlar ve hayvanlar cayır cayır yanıyor. Kimsenin umurunda değil. Yetkililerden tatmin edici bir açıklama gelmiyor. Tarım ve Orman Bakanı ortalarda yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte sadece bu nedenden dolayı bile, ülkemizde emekliye asgari ücretliye verilen maddi ve manevi değer asla ormanlara, ağaçlara, hayvanlara, kadınlara verdiğimiz değerden fazla olmayacak bence.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi diyeceksiniz ki:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok karamsarsın, haksızlık ediyorsun, o zaman kim düzeltecek bu yazdığın sorunları?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cevap veriyorum: Hiç kimse...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu ülke kurulduğundan beri asla çok gelişmiş, bilime önem veren, insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünü savunan, basının özgür olduğu refah ve mutluluklar ülkesi olmadı, hep mış gibi yapıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En azından son 47 yılına şahit olduğum kadarıyla, göremedim ben.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçimizde, her şeye rağmen mutlu olabilenler ile yaptığım konuşmalardan çıkarabildiğim sonuç ise, Akıl Oyunları filminden alıntıladığım söze yakın:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Mutlu olmak, her şeyin yolunda gitmesi demek değildir. Mutlu olmak görmezden gelmek konusunda ustalaşmak demektir...”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani boşuna her şeyin çok güzel olmasını beklemeyin, çünkü olmayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu işin sırrı falan da yok, görmezden gelmeyi öğrendiğinizde artık hiçbir şey sizi rahatsız etmeyecek ve alışacaksınız.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Sep 2022 02:35:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Deprem eğitimi felsefemizi neden değiştirmeliyiz?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/deprem-egitimi-felsefemizi-neden-degistirmeliyiz/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/deprem-egitimi-felsefemizi-neden-degistirmeliyiz/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu işte sizce de bir tuhaflık yok mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün, biraz yerbilimci biraz felsefeci yanıma kulak vererek, çok garip olan bu tutarsız ve çelişkili konuyu masaya yatırmak istedim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız kıymetli okurlarım öncelikle deprem araştırmaları ile başlamak istiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deprem araştırmaları gibi önemli bir konuyu fayların güzergahına göre deprem kehanetine indirgemek bana göre bu konuyu fazlasıyla hafife almak anlamına geliyor.&amp;nbsp; Benim deprem araştırmalarından beklentim elde edilen tüm zemin verilerine göre depreme dayanıklı yapıların tasarlanmasının yaygınlaşması ve bu şekilde yapılmamış olan binaların detaylı incelenerek gerekli standartları sağlamıyorsa ya güçlendirilmesi ya da yıkılması sürecinin başlaması üzerinedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak bu konu nedense yok sayılıp televizyonlarda hala fayların konuşulması, İstanbul’un deprem riskinin tartışılması bana çok tuhaf ve gereksiz geliyor. Keşke İstanbul’da ki deprem riski Üşümezsoy hocanın dediği gibi ortadan kalkmış olsaydı ancak maalesef bilim bize bunun tam tersini söylüyor. Bu nedenle üniversitelerde kurulan deprem araştırma merkezleri depreme dayanıklı yapı tasarımı için önemli olan parametrelerin elde edilmesi üzerine yoğunlaşmalıdır. Burada ülkemiz için ciddi bir boşluk görüyorum. Ve halen 2000 yılı öncesi yapılan binalar için devletin bir süreç başlatmaması da bana çok garip geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zira devlet arabaların trafik sigortası için gösterdiği hassasiyeti maalesef İstanbul’da bulunan 2000 yılı öncesi yapılmış yaklaşık 793 bin bina için hala ve ısrarla göstermiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bana göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu süreci yönetecekse bir an önce bu binalardan deprem analizlerini istemelidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Maalesef ülkemizde zorunlu hale gelmeden insanların hayati konularda adım attıklarına şahit olmadım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer önemli konumuzda afet önleme eğitimleri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu konuda maalesef AFAD tarafından düzenlenen çök kapan tutun eğitimlerine indirgenmiş durumda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanki deprem olduğu an çöküp kapanıp tutunmak ile her şey tamamlanacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız bu yöntem yıkılmayacak binalarda kafanıza bir şey düşmemesi için alınan en basit önlemdir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa buraya gelinceye kadar sadece İstanbul’da yıkılabilecek 245 bin çok riskli bina var ve asıl yapılması gerekenler:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Tüm bu riskli binaların deprem analizi&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Deprem acil eyle planı ve tatbikatı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Deprem çantası hazırlanması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Deprem sonrası toplanma alanı belirlenmesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*DASK sigortası yapılması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gibi pek çok konunun eğitimi alınmalı pratiği yapılmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız hep deprem diyoruz oysa yangın, toprak kayması, çığ düşmesi, su baskını, tsunami gibi pek çok afete karşıda eğitim almamız gerekir. Biz neden depremi diğerlerine göre daha fazla ciddiye alıp ön plana çıkarıyoruz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü tüm afetler sıralamasında depremler sonucu hayatını kaybeden insanalar %58 ile birinci sırada olduğu için.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu eğitimler tıpkı hayat bilgisi, matematik, tarih, fen bilgisi kadar önemlidir. Ayrıca ilk yardım eğitimi de alınması gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zira bu eğitimlere uzun süre maruz kalan bir birey afetlerle karşı karşıya kaldığında mutlaka hayatta kalma refleksi gösterecektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak maalesef bu eğitimler ne ilk öğretimde ne lisede nede üniversitede önemsenmiyor. Çünkü biz sadece üniversite imtihanında çıkacak olan soruların ağırlığına göre derslere önem veriyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa hayatta kalma eğitimleri bence çok daha önemlidir ve ciddiye alınması gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülke olarak Deprem araştırmaları ve Afet önleme eğitimlerine bakış açımızı mutlaka değiştirmemiz gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu işin felsefesi en az ölüm ve yaralanma ile kurtulmak üzerine kurulmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun için Deprem araştırmalarında depreme dayanıklı yapı tasarımı üzerine yoğunlaşmak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Afet önleme eğitimlerinde ise tüm afetlerin eğitimlerine ilkokul 1. sınıftan itibaren müfredatta yer verip bana göre LGS, TYT, AYT sınavlarında da mutlaka sorular sorulmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aksi taktirde, maalesef bu önemli konuların ciddiye alınmama riski devam edecektir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 May 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İstanbul deprem riski ve güçlendirme seçeneği]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/istanbul-deprem-riski-ve-guclendirme-secenegi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/istanbul-deprem-riski-ve-guclendirme-secenegi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Kısa sürede akaryakıt ve dövizde inanılmaz bir artış yaşanarak olası tüm ekonomik kriz adeta vatandaşın omuzlarına yüklendi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önümüzde yerel seçimler var elbette ancak siyaset olağan önemsiz konularına geri döndü&amp;nbsp; ve ne acıdır ki sadece 5 ay önce asrın deprem felaketleri art arda yaşanmasına ve binlerce insan hayatını kaybedip milyonlarca insan evsiz kalmasına rağmen, toplumun tüm kesiminden insanlar, depremde ölen vatandaşlarımızı unutuverdi&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa ki ,İstanbul’da olma riski her geçen gün artan deprem, bize koşarak yaklaşmaya devam ediyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O zaman bu deprem oluncaya kadar ne yapmalıyız?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız, bu konuyu defalarca Analiz gazetesinde ki köşemde&amp;nbsp; yazdım, 39 ilçe deprem riskini ayrıca yazı dizisi olarak kaleme aldım, televizyonda katıldığım bütün programlarda dile getirdim. Youtube kanalım olan ‘Afet Yönetimi Platformu’ndan 170’in üzerinde video yayınladım. En son Sözcü TV’de 39 ilçe deprem riskinin videoları çekildi ve her gün yayınlanıyor. Ayrıca, 6 ay önce İstanbul Depremi adındaki kitabım yayınlandı. Çalıştığım üniversitede zemin mekaniği ve yapı laboratuvar müdürlüğü yapıyorum. Binaların zemin etütlerini ve deprem analizlerini yapmaya devam ediyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani, kısaca bu işe hayatımı adadım&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki ne için yapıyorum bütün bunları?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlar, deprem olduğunda ölmesinler,&amp;nbsp; yıkılma ihtimali olan binalarda oturmasınlar diye&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O zaman neden hala bu problem çözülmüyor diye soracak olursanız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık bu sebepler umurumda bile değil çünkü bize sebepler değil çözümler lazım.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız , öncelikle kimseden bir şey beklemeyerek başlayabilirsiniz yani kimse, gelip evinizi dönüştürüp alın bu yeni eviniz deyip size anahtarları&amp;nbsp; teslim etmeyecek.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü devlette maalesef para yok.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani ilgili bakanlıkta da yok, belediyede de yok&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Varsa bile bir miktar, bu para bina dönüşümü için harcanmayacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devlet en fazla uzun vadeli krediyi borç olarak size verebilirim diyor. O da geri almak koşuluyla.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O zaman nereden başlamalıyım diye sorarsanız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Riskli yapı tespit konusunda bakanlık tarafından yetkilendirilmiş kuruluşlar var, bunlar çevre ve şehircilik bakanlığı sitesinde yazıyor, bu kuruluşlardan size en yakın olandan destek isteyin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşe, bina deprem analizi yaptırmakla başlamalısınız.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu analiz size deprem olduğunda binanız yıkılacak mı?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yoksa, güçlendirme ile kurtulabilir mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorularını yanıtlayacak. Eğer bina güçlendirme ile kurtulabilirse daire başına 360 bin TL uzun vadeli kredi çekebilirsiniz kamu bankalarından. Ya da eğer bina yıkılması gerekiyorsa kentsel dönüşüme sokup kira yardımı alabilir ve yarısı bizden kampanyasından faydalanabilirsiniz. . Güçlendirme seçeneği için kat maliklerinin 4/5’i onay vermesi gerekirken. Kentsel dönüşümde yıkıp yapmak için 2/3’inin onay vermesi yeterlidir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul’da şuan 1milyon 200 bin civarında bina var bunların %70’i 1999 öncesi yapılmış eski tip binalar. Depremde yıkılma ihtimali olan bina sayısı 200 binin üzerinde bu nedenle riskte oldukça büyük.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deprem analizi yapılmadan sizin binanızın yıkılıp yıkılmayacağını asla bilemezsiniz bu nedenle ilk yapmanız gerekenle başlayıp gerçekle yüzleşmenizin zamanı bence artık geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neden güçlendirme seçeneği üzerinde çok duruyorum derseniz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeniden yıkıp yapma maliyetinin yaklaşık %30’u fiyatına, yeniden yıkıp yapma süresinin 1/3’ü zamanda binanızı depreme karşı güçlendirme seçeneğine sahip oluyorsunuz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Paranın giderek daha önemli olduğu inşaat maliyetlerinin uçuşa geçtiği ülkemizde sanırım en ekonomik ve hızlı çözüm seçeneği binaları güçlendirmekten geçiyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu konuda uzman olan, DEGÜDER (Deprem Güçlendirme Derneği)’n den bilgi ve yardım alabilirsiniz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Jun 2023 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Immanuel Kant ve Saf Aklın Eleştirisi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/immanuel-kant-ve-saf-aklin-elestirisi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/immanuel-kant-ve-saf-aklin-elestirisi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Konigsberg Üniversitesi Teoloji Fakültesi&#039;nde yüksek öğrenimine başladı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Latince, filoloji, matematik, mantık ve teoloji eğitimi aldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğitimi sırasında Leibniz ve Wolff&#039;tan etkilendi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Modern felsefenin gelişim seyrine uygun olarak bilgi kuramını ön plana çıkartmıştır. Kant&#039;ın gözünde bilim, liderleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume&#039;unki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman sorgulanabilen evrensel bir disiplindir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ona göre bilim yansızdır ve nesneldir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saf aklın eleştirisi ise Immanuel Kant&#039;ın 1781&#039;de basılan ve en önemli eserleri arasında kabul edilen kitabıdır. Temel olarak Hume&#039;un, olayların arasında bir neden-sonuç ilişkisi olduğu önermesinin kanıtlanamaz olduğu fikrinden yola çıkarak saf aklın mümkün olamayacağına dair ürettiği skeptik bakışına çözüm getirmeye çalışır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kant, öğretisiyle bilimsel bilginin olanaklı olduğunu göstererek, Newton fiziğini temellendirir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm bu düşünceler arasında med cezir yaşarken daha fazla vakit kaybetmeden zaman makinamı çalıştırıp 1781 yılına ‘Saf Aklın Eleştirisi’ kitabının basıldığı tarihe gidiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendimi tanıtarak üstad ile kahve içerken kitabı hakkında konuşmak istediğimi söylüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Kim olduğunu bilmiyorum ancak kitabım hakkında konuşmak istemen hoşuma gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Otur yabancı ne öğrenmek istiyorsan sorabilirsin?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Üstadım bu kitabı neden yazdın?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Aslında benim yaklaşımımı felsefede kopernikçi devrim olarak görebilirsin. Kopernik güneşin dünyanın etrafında değil, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü öne sürmüştü. Benim devrimci düşünceme göre ise yaşadığımız ve algıladığımız dünya basitçe bizden bağımsız var olamayıp, daha çok algılayanın zihninin niteliklerine bağlıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünyaya pembe gözlüklerle bakarsan her şeyi pembe görürsün. Benden önceki birçok filozof, dünya ile ilgili bilginin çok büyük ölçüde pasif alıcısı olduğunu varsaymıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben ise aksine dünyayı algılayanlar olarak her deneyimimize belli özellikler yüklediğimizi öne sürdüm.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neden ve sonuç, zaman ve uzay, dünyada bulunan ve bizden bağımsız var olan şeyler değil, daha çok algılayan öznenin yaptığı katkıdır. Taktığımız gözlükler tüm deneyimlerimizi renklendirir. Benzeştirmeyi daha ileri götürürsek, bir şekilde gözlükleri çıkarsaydık hiçbir şeyi deneyimleyemezdik.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Saf Aklın Eleştirisi’ adının da gösterdiği gibi, tek başımıza akılla gerçekliğin doğasını keşfedebileceğimizi öne süren düşünceye yönelik bir saldırıdır aslında.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benim verdiğim sonuca göre, bilgi hem duyu deneyimini hem de algılayanın katkıda bulunduğu kavramları gerektirir. Biri olmadan diğeri işe yaramaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özellikle görünüş dünyasının ötesinde neyin bulunduğuna ilişkin metafizik kurmaca, deneyime dayanmadıkça değersizdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saf akıl aşkın bir gerçekliğin nihai doğasını vermez&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Son olarak aydınlanma hakkın ne düşünüyorsun üstadım?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Aydınlanma, kişinin kendi aklını kullanma cesaretidir&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani kısaca, ‘Sapere aude’ diyebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Jul 2021 02:55:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Stephen Hawking ve zamanın kısa tarihi …]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/stephen-hawking-ve-zamanin-kisa-tarihi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/stephen-hawking-ve-zamanin-kisa-tarihi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Dünya çapında ün kazanmış bilim insanı, filozof ve yazarların en önemli kitaplarını aslında neden yazdıklarını anlayabilmek için hayatlarına, keşiflerine ve ölmeden önce dünyada bıraktıkları izlere, felsefe mühendisliği yaparak efsane yazar H.G.Wells&#039;in düş dünyamıza armağan ettiği zaman makinesiyle, &amp;nbsp;yazarın dönemine giderek aslında bu kitabı neden yazdığı ve bize ne anlatmak istediğini soracağım.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Umarım, bu bilge yolculuk size farklı bir bakış açısı kazandırır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu hafta Stephen Hawking’i 40 dile çevrilen en önemli kitabı ‘Zamanın Kısa Tarihi’ ile tanımaya çalışacağız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Stephen William Hawking (8 Ocak 1942, Oxford - 14 Mart 2018, Cambridge), İngiliz fizikçi, kozmolog, astronom, teorisyen ve yazar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hawking, Einstein&#039;dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilmektedir. 12 onur derecesi almıştır. 1982&#039;de CBE ile ödüllendirilmiş, bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society&#039;nin ve National Academy of Sciences (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi) üyesidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hawking, babasının eski okulu Oxford Üniversitesine devam etti. Babası onun tıp okumasını istiyordu, ancak o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik öğrenimi görmeye başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hawking daha sonra kozmoloji (evrenbilim) üzerine çalışmak üzere Cambridge&#039;e gitti. &amp;nbsp; &amp;nbsp;Doktorasını aldıktan sonra, önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville and Caius College&#039;da doçent oldu. 1979&#039;dan sonra matematik bölümünde Lucasian matematik profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlamento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669&#039;da Isaac Newton&#039;a verilmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hawking evrenin temel ilkeleri üzerine çalıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Roger Penrose ile birlikte Einstein&#039;ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang&#039;le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı&#039;nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucu da karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olduğuydu. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çerçevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Stephen Hawking kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili iddialarıyla, bugün yaşayan bilim insanları arasında dünyada en çok tanınan isimdir. &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hawking, ALS hastalığıyla gizemli bir kişilik oluşturdu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ceviz Kabuğundaki Evren”de, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmişti. Bir fenomen haline gelen ve milyonlarca satan “Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Karadeliklere” kitabı, Hawking&#039;e asıl şöhreti getirmişti. &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hawking insanların 100 yıl içerisinde dünyayı terk etmesi ve farklı dünyalarda koloniler kurması gerektiğini söylemiştir. Hawking&#039;e göre insanlar koloni kuramazlarsa hayatta kalamayacaklar .&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha fazla detaya girmeden zaman makinamı çalıştırıp 10 Mart 2018’e üstadı hastanede ziyarete gidiyorum. &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Üstadım, 21 yaşında ALS teşhisi kondu ve sen 1986’dan beri tekerlekli sandalyedesin ayrıca konuşamıyorsun buna rağmen beynin evrenin en kuytu gizemlerini keşfediyor, nasıl bir his bu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Yabancı, bilgi ve hayal gücü birleştiğinde yapabileceklerini hiçbir şey sınırlandıramaz, oysa insan umutsuzluğa kapıldığında kendini sınırlar&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Anlıyorum, o zaman biz ve evren niçin varız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Günün birinde eksiksiz bir birleşik kuram bulursak, bu yalnızca birkaç bilim insanı tarafından değil, genelinde herkes tarafından anlaşılabilir olmalı. İşte o zaman biz hepimiz, filozoflar, bilim insanları ve sokaktaki adam, &quot;biz ve evren niçin varız?&quot; sorusunu tartışabileceğiz. Hele bunu yanıtlayabilirsek, insan aklının en yüce zaferi olacak çünkü o zaman Tanrı&#039;nın aklından neler geçtiğini bileceğiz&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Dec 2022 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Değişim]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/degisim/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/degisim/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Gençlikte kurduğu hayallerinden, emekli olduğu zaman ki pişmanlıklarını çıkardığında elinde kalan kuru bir ekmek parçasıdır artık hayat çoğu insan için&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak değişim, baharın gelmesi gibidir. Tüm doğa ve insanlar tarafından elle tutulur, gözle görülür, büyülü bir histir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdilerde her zamankinden daha çok ihtiyacımız var bu hisse.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Su gibi hava gibi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülke olarak değişmek maalesef zordur. Pek çok faktör vardır derinlerde, değişimi istemeyen, zorlaştıran ve kaostan beslenen&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak umut insanı ayakta tutan yegâne can suyudur ve yaşıyorsan hala kucağında yeni doğmuş bir bebek gibidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne güzel şeydir umut. Değişimin fitilini ateşleyecek ve meşalesini yakacak insanlara ihtiyacımız var şu günlerde.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İyi yönde değişmeye, gelişmeye ve mutlu olmaya ihtiyacımız var hepimizin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm hikayeler kendini gerçekleştirememiş bir kahramanla başlar ve bu kahraman bir gün yolculuğa çıkar onu neyin beklediğini kestiremediği bir yolculuğa.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve tek bir amacı vardır bu yolculuğun, değişmek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şu an ki senden daha mutlu olan hedeflerine ulaşan sene doğru yaptığın bu değişim yolculuğu, hikayesini senin yazdığın, senin yönettiğin ve baş rolde senin oynadığın kendi hayat yolculuğunun filmidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nuri Bilge Ceylan’ın da söylediği gibi aslında hepimiz, kendi çektiğimiz filmin kahramanlarıyız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer kendi çektiğimiz bu filmden memnun değilsek senaryosunu değiştirmeliyiz, değişmeliyiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatımızda bizi en çok ne rahatsız ediyorsa onun üzerine gidip değiştirmek için çaba sarf etmeliyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer önem verdiğiniz bir konuda bilgisiz olmak sizi rahatsız ediyorsa, o konuya mercek tutup o konu hakkında size yeni şeyler öğretecek alışkanlıklar edinmelisiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlar geleceklerine karar vermezler, alışkanlıklarına karar verirler ve alışkanlıkları da geleceklerine karar verir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kilonuz fazlaysa akşam televizyon karşısında oturmak yerine yürüyüş yapmayı deneyin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşinizi sevmiyorsanız ve daha iyisini yapacağını düşündüğünüz bir yeteneğiniz varsa onu kullanarak para kazanmayı deneyin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizi aşağı çeken insanlarla aynı şeyleri konuşup gereksiz yere negatif enerji yüklenmeyin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haruki Murakami’nin de söylediği gibi öylece oturup sonsuza kadar yaralarımıza bakamayız. Ayağa kalkıp bir sonraki eyleme geçmeliyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemiz ve dünyada bu değişimden nasibini alıyor ancak maalesef iyi yönde değil. Savaşlar, işsizlik, küresel ısınma, küresel kirlilik, doğal afetlerde ki inanılmaz artış, nüfus artışı, kanserin inanılmaz bir seviyeye ulaşması, biyolojik silahların geliştirilmesi, gelecek kaygısı, psikolojik problemlerin artması, saygı ve güvenin toplumda azalması, aile kavramının içinin boşaltılarak boşanmaların artması, din kavramının siyasetçiler tarafından kötüye kullanılmasıyla toplumda değerinin azalması, anne babaların bakım evlerine terk edilmesi&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız tüm bu değişimlerin hepsi daha kötüye gidiş konusunda bizi etkilerken teknolojik ilerlemeleri kullanarak iyi yönde değişmemiz hala mümkün.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun için eğitim siteminde bazı paradigma değişikliklerine ihtiyacımız var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin artık bir kütüphane dolusu kitapta bulunan bilgilere elimizde ki cep telefonlarında Google’a yazarak yada ChatGPT ile ulaşabiliyoruz. İşte okullarda eski tabiri ile ansiklopedik bu bilgileri öğrencilere ezberletip sonra ezberlediklerini papağan gibi yazmalarını istemek yerine konuyu anlatıp gerekli bilgileri verip gerçek hayatta bir problemle karşılaştığında bu bilgilerle bu problem nasıl çözülür öğretilmelidir. Yani sıradan bilgileri kullanarak problemler nasıl çözülebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilgi ezberletmek yerine bu bilgiyi işe yarayan bir çözüme nasıl dönüştürebiliriz sorgulanmalıdır?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zamanı geldiğinde, yürüdüğü bu büyülü yolda değişimin hakkını veren güzel insanlar, hak ettikleri ve hep hayalini kurdukları o üst insana mutlaka dönüşeceklerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Değişimin bu engebeli ve büyülü yolunda, yürümeye cesaret edebilen o güzel insanlara, selam olsun&amp;hellip;.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Aug 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Zemin etüdü, bina ve deprem ilişkisi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/zemin-etudu-bina-ve-deprem-iliskisi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/zemin-etudu-bina-ve-deprem-iliskisi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Maalesef bu sonuç rahatsız edici. Zira deprem anında oluşan o ürkütücü derin uğultu sanki ülkemin üzerine çökmüş gibi. Hani siz bir şeyin düzeleceğine olan inancınızı kaybedersiniz ve kabullenirsiniz ancak o şeyin düzelmediğinde vereceği zarar hiç azalmaz ya, tam da işte böyle bir öğrenilmiş çaresizliğin hakim olduğu bir dönemdeyiz bu günlerde&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı şeyler düzeltilip sürekli iyileşiyormuş gibi imgesel bir meltem esse de, değişen çok da fazla bir şey yok aslında.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekonomik krizle boğuşan vatandaşlarımız kışa girerken ay sonunu nasıl getireceklerini düşünürken Marmara deniz tabanının altında, yaklaşık 17 km derinlikte kış uykusuna yatan bir yılan gibi uyanmayı bekleyen ciddi bir canavarın soluğunu ensemizde hissediyoruz. Ara sıra meydana gelen depremlerle onun kıpırdanması bizi korkutsa da bu fayın bir gün uyanarak tüm Marmara Bölgesini kana bulayacağı ve bir ülkenin kaderini değiştireceği günler hiç de uzak değil. Her ne kadar bazı kahin yerbilimci hocalar yakın zamanda bir deprem beklemiyoruz dese de bu riski yok saymanın ve deprem güvensiz binalarda yaşamaya devam etmenin hiç birimize bir fayda sağlamayacağı ortada.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki o zaman, bugün neden zemin etüdü, bina ve deprem ilişkisinden bahsetmek istedim?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız, İstanbul’da bulunan yaklaşık 1 milyon 200 bin binanın %70’i 1999 öncesi yapılmış olan eski tip binalardan oluşuyor. Yani, yaklaşık 840 bin bina, hiçbir zemin etüdü çalışması yapılmadan inşa edilmiş&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve maalesef, 1999 öncesinde ülkemizde bina önem katsayısı yüksek yapılar dışında&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(hastaneler, okullar gibi), hiçbir konutta zemin etüdü yaptırma zorunluluğu yoktu. Ve biz ülke olarak bir şeyi yapmak zorunda değilsek asla yapmayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazılı olmayan ancak herkesin bildiği bir kuraldır bu&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki o zaman, zemin etüdü neden önemlidir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zemin etüdü, bina yapılmadan önce o binanın o zemine hangi koşullarda yapılması gerektiği ile ilgili çok hayati verileri bilmemizi sağlar ve hatta statikçiye kılavuz olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu verileri kısaca sizleri de sıkmadan özetlemek isterim:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Yapılacak sondaj, sismik, arazi ve laboratuvar deneyleri neticesinde aşağıdaki sonuçların hesaplanarak bir araya getirilmesiyle oluşur zemin etüdü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Taşıma gücü, binanın zemine aktaracağı yükün yaratacağı, maksimum emniyet gerilmesi yani, metre kareye düşecek yük miktarı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Düşey yatak katsayısı; zeminin düşeyde yer değiştirmeye karşı göstereceği direnç.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Yapılacak Jeofizik sismik ölçüler, Vp ve Vs dalgalarına göre zeminin tüm dinamik parametrelerini hesaplamamızı sağlarken, Vs30 kayma dalgası hızına göre zemin sınıfını da bilmemizi sağlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Sondajlar yapılırken uygulanacak presiyometre deneylerinde zeminin düşey olarak mukavemetinin nasıl değiştiği.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Sondajlar yapılırken yapılacak olan SPT (Standart Penetrasyon Testi) ile zeminin 1,5 m.de bir mukavemetinin nasıl değiştiği.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Yeraltı suyu seviyesinin belirlenmesi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Zeminin kohezyonu düşükse, oturma analizi yapılması.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Zeminde eğer yeraltı suyu yüzeye yakınsa ve zemin kumlu ise sıvılaşma analizi yapılması.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Binanın yapılacağı yer merkezde olacak şekilde 100 km. yarıçaplı bir daire içerisinde deprem tehlike analizi yapılması.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Eğer bina eğimli bir yere yapılacaksa şev stabilite analizi yapılması.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*Zeminde olası bir problem varsa zemin iyileştirme projesi hazırlanması için bizi uyarır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm bu veriler, jeofizik, jeoloji ve inşaat (geoteknik) mühendislerinin hesaplarına göre oluşan ve sonunda altına imza atarak teknik açıdan sorumlu olduklarını beyan ettikleri ve adına zemin etüdü denilen çok önemli bir raporda toplanır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakınız, 6-7 Şubat 2023’de meydana gelen depremlerde yıkılan binaların %98’i 1999 öncesi inşa edilen binalardı ve bu binaların hepsinin ortak özelliği ise hiçbirinde zemin etüdü yapılmamasıydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zemin etüdü, bina ve deprem ilişkisi işte bu nedenle hayati önem taşımaktadır&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 27 Sep 2023 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Slavoj Žižek ve Uyanış!]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/slavoj-zizek-ve-uyanis/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/slavoj-zizek-ve-uyanis/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Nüktedanlığı, konuşurken kontrol edemediği elleri, aykırı kişiliği, eleştirelliği ve ortaya çıkardığı eserleri onu sıra dışı kılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aynı zamanda büyük bir cesaretle eleştirdiği her konuya öneri getiren etkili bir teorisyen.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Žižek için yapılan en kalıplaşmış tanım ise ‘Ateist Solcu’ tanımı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çalışmalarını üç temel unsur üzerine kurmuştur: Psikanaliz, felsefe ve politika. Eserlerinde Lacan, Hegel ve Marx etkilerini görmek mümkündür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lacan’ın psikanalizinin, onun terminolojisinin temellerini oluşturduğu, Hegel’in felsefesinin ise onun düşünme metodu üzerinde etkili olduğu söylenir. Marx ise siyasi alanda onun çalışmalarının temel nedenini oluşturur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onu sıra dışı yapan şey, geleneksel olan her şeye kafa tutan cesur üslubudur. Aslında onun kadar radikal olmasamda Slavoj Žižek ile ortak yanımın insanları uyandırmaya çalışmak olduğunu düşünüyorum. Kendi adıma özellikle afetlerin yönetilebilmesi konusunu bir hayli önemseyip kurduğum youtube kanalım Afet Yönetimi Platformu’ndan insanları bu tür konularda bilgilendirme çabamı önemsediğimi belirtmemde yarar var. Zira kapitalizmin bize düşünme ve sorgulama fırsatı bırakmayacak şekilde hayatımızdaki boşlukları kendi işine geldiği gibi doldurduğunu da hatırlatmak isterim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öyle ki geçenlerde gördüğüm bir duvar yazısı bu durumu çok iyi özetliyordu sanırım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘50 kuruşa aldığım suyu 1 liraya işeten sistemi kınıyorum...’&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorgulamanın bir uyanış olduğuna bizi inandıran Zizek, örneğin, Sophie Fiennes ile çektiği ‘Bir sapığın İdeoloji Rehberi (2012)’ filminde insanları uyandırmaya çalıştığını, amacının insanlara neden böyle yapıyoruz? sorusunu sordurmak olduğunu anlatıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorgulamanın yanında gerekli olan en önemli şeyin değişim olduğunu söyleyen Zizek daima dengeye ihtiyacımız olduğunu değinse de; devrim, denge ve değişim arasında etkileyici bir ilişki kuruyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu konuyu bir röportajında şöyle özetliyor;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Daima dengeye ihtiyacımız olduğunu söyleyebilirsiniz. Fakat benim için gerçek devrim, dengenin kendisini değiştirdiğiniz zaman olur: Değişimin miktarını...’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm bu hislerin ışığında, beyninden düşünceleri taşıran bu cüretkar filozofun neden 21. yüzyılda bu kadar çok kendinden söz ettirdiğini düşünürken çalışma masamda sızıyorum...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonrasında uzun bir kumsalda sabahın erken saatinde Zizek ile yürürken buluyorum kendimi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Durup denize bakarken gözlerini kısarak söze başlıyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-‘Eğer bir şey değişmezse dağılır .’ Bunun farkında mısın yabancı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Evet, farkındayım üstadım. Devrim hakkında ne düşünüyorsun?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Devrim, toplumun temel kurallarının değiştiği yerdedir. Ve bu nedenle kapitalizm, radikal bir devrimdir. Bana göre bütün istikrar kavramı kapitalizmle değişmiştir. Öyle ki bu sistem toplumsal alanın bütün mantığını değiştirmiştir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Felsefe hakkında ne düşünüyorsun?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Felsefe çözümler bulmaz, sorular sorar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bence Hegel’in yaptığını yapıp şu soruyu sormalıyız: Bu evrensel özgürlük projesinde kurtarılmaya değer olanı nasıl kurtaracağız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Gerçeğe, ‘yamuk bakmak’ tabiri ile aslında ne söylemek istiyorsun?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Bir şeye dosdoğru, nesnel bir biçimde bakmak bize bir şey göstermez. Nesnenin açık seçik özellikler kazanabilmesi için, ona arzunun desteklediği, çarpıttığı, kişisel bir bakışla bakmamız gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Sarı yeleklilerin Fransa’daki protestoları hakkında ne düşünüyorsun üstadım?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-Sarı yelekli protestocuların isyanı iyi niyetli ancak bu şekilde Fransız siyasetini değiştiremezler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘Sistemden imkansızı talep etmemeli, sistemin imkansız değişiminin kendisini talep etmeliyiz...’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 27 Oct 2021 02:35:00 GMT]]></pubDate>
</item>
</channel>
</rss>