<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">

<channel>
<title><![CDATA[Analiz Gazetesi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr]]></link>
<description><![CDATA[Son 25 Rss Beslemesi - Analiz Gazetesi]]></description>
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<item>
<title><![CDATA[Yeni yıl, yeni umutlar]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-yil-yeni-umutlar/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-yil-yeni-umutlar/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;İlla yeni bir ülke, yeni şehirler görülecek, daha az TV daha çok kitap, spor ihmal edilmeyecek, dostlar görülecek, üç beş kilo verilecek gibi ulaşılabilir hedeflerdir bunlar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hedef büyüttüm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçen yıl hedefi daha da büyüttüm ve yaptığım işlerin yanına (reklam ajansı, radyo, gazete köşe yazarlığı, film yapımcılığı ve festival yöneticiliği) bir başka alan daha ekledim: Tiyatro. Evet yanlış okumadınız, tiyatro. Üniversiteden çok yakın arkadaşlarımın desteğiyle “Tiyatro Dokuz”u kurdum. İlk oyunumuzda İspanyol yazar “Josep Maria Miro’nun yazdığı “Arşimet Prensibi”. Sosyal medya linci ve bir taciz hikayesini anlatan; meselesi olan bir oyun. Ersin Umulu’nun yönettiği oyunda Erdem Kaynarca, Özge Özder, Alp Özbayram ve Onur Gürçay başrolleri oynuyor. Tiyatro ile uğraşmak bana bu kaotik ortamda ilaç gibi geldi. Gerçekten sanat insanı iyileştiriyor. Sanat için “Bende yetenek ne arar “derseniz, o zaman iyi bir sanatsever olabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaşasın kitap&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha az TV, daha çok kitap. Evet bu kararı en az 3-4 yıl önce almıştım. O kadar çok dijital platform var ki, (onların da sayısını azalttım) anında içlerinde kaybolup gidiyorsunuz. Bir de dizilerin yapısı gereği çok hızlı ve efektli geçişler dengemi bozmaya başladı. Biraz bunu da yavaşlatmak istedim. Kitabı zaten oldum olası çok severim. Önceliği kitaplara verdim. Yeni yılda da buna devam&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yıl dünyaca ünlü Bolşoy Balesini izlemek nasip oldu, çok mutluyum. Rüya gibiydi. Umarım yeni yılda da böyle sürprizler olur hayatımda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni yılda yine yeni ülkeler görmek istiyorum. Bir de sosyal medya ve cep telefonu detoksu. En çok vaktimizi onlar çalıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teşekkürler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni yılda kuşkusuz en çok en çok dünya barışı istiyorum. Bu da duyarlı insanların desteğiyle sağlanacak, inanıyorum. Bu arada köşeme gösterdiğiniz ilgi ve alakaya teşekkür ederim. Her hafta sizlere yazmak beni mutlu ediyor. Yeni yılda da köşemizde buluşmak dileğiyle&amp;hellip; Hoş geldin 2026!&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 31 Dec 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Merci, Monsieur le Ministre Theo Francken]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/merci-monsieur-le-ministre-theo-francken/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/merci-monsieur-le-ministre-theo-francken/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Sayın Bakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozelesine çelenk bırakıp, saygısını göstermek için diz çöktü. Son yıllarda çok incitilmiş olan Atatürkçülere adeta ilaç gibi geldi Francken’in bu görüntüsü. Sayın Bakan&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Theo Francken Anıtkabir ziyaretinden sonra Atamıza duyduğu derin saygıyı&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; şu satırlarla anlattı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Ankara&#039;da modern Türk ulusunun kurucu babası Mustafa Kemal Atatürk&#039;e&amp;nbsp; &amp;nbsp;saygı duruşunda bulundum. Atatürk köklü reformlara öncülük ederek Türkiye&#039;yi demokratik ve laik bir cumhuriyete dönüştürdü. Kadınlara pek çok Avrupa ülkesinden çok daha önce siyasi hak verdi; halifeliği kaldırdı, dini siyasetten ayırdı ve onun yerine eğitime, kalkınmaya ve bilime odaklandı. Bu büyük insana ve onun siyasi vizyonuna duyduğum derin saygıyı diz çökerek ifade ettim.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hafızamızı tazeledi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepinizin bildiklerinizi burada tekrarlamamın bir manası yok. Son derece kaotik bir dönemden geçiyoruz. İşte böyle bir dönemde Theo Francken’in davranışı ve açıkladıkları / yazdıkları bir an olsun hepimizi bu karamsar ortamdan alıp, umut dolu yarınlara taşıdı. Hafızamızı tazeledi, unutulanları hatırlattı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakan Francken saygı duruşunun ardından da Anıtkabir Özel Defteri&#039;ne de şunları yazdı:&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Belçika Krallığı ve silahlı kuvvetleri adına, bu tarihi mekanda Türkiye Cumhuriyeti&#039;nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk&#039;e saygılarımı sunmaktan&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;onur duyarım. O, Türk halkına güvenli sınırlar, modern bir laik anayasa ve hukukun üstünlüğünü sağlayan büyük bir devlet adamıydı. Bu büyük başarı sayesinde Türkiye, bölgesel istikrarın temel direği olarak güçlü ve müreffeh&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;bir ülke haline gelmiş ve bu rolünü günümüze kadar sürdürmüştür.&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teşekkürler Sayın Bakan Theo Francken. En derin sevgi ve saygılarımızı kabul edin lütfen.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 30 Jul 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Başka bir Hamlet mümkünmüş]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/baska-bir-hamlet-mumkunmus/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/baska-bir-hamlet-mumkunmus/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bende geçen hafta tiyatro festivali sayesinde hayatımın en ilginç deneyimini yaşadım. Down sendromlu çocuklar Sheaskeaper’in o meşhur “Hamlet”ini sahnelediler. Kafamda milyon tane soru işaretiyle gitmiştim oyuna. Karşımda zımba gibi profesyonel bir ekip bulunca çok mutlu oldum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teatro La Plaza’nın oynadığı “Hamlet”ini izlerken bildiğiniz tüm ezberleri unutun. Bildiğiniz Hamlet’i bilmediğiniz yepyeni bir yorumla oynuyorlar.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Bu sıra dışı uyarlamada uyarlamasında oyuncular ne vicdan yapıyor ne de bir eşitlik hayaline sığınıyor. Bunun yerine izleyenlere bir ayna tutuyorlar: Kendi kimliklerini reddetmeden, herkesi de kendi farklılığını ve benliğini onurla sahiplenmeye davet ederek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dört yüzlük delikanlı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendine ve düzene yabancılaşmış “Hamlet” dört yüz yılı aşkın hâlâ herkesi etkiliyor. Çünkü “Hamlet” yüzyıllardır hep genç, hep yepyeni. Teatro La Plaza’nın yorumladığı “Hamlet”i yenilikçi kılan ise oyuncuların bir yandan kendi yaşamlarının tanıklığını ellerine alırken Hamlet’i de toplum dışına itilmiş bir karakter olarak yeniden keşfetmiş olmaları. Bu özel gençlerin yorumunda sadece acı çeken biri değil; sorgulayan, direnç gösteren, mücadele vererek kendi sesini bulan, var olmakta ısrar eden biri olarak sahnede hayat buluyor Hamlet.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hamlet sadece içerik olarak değil, sahnedeki yorum (ve teknik) olarak da etkileyici bir oyun. Arkadaki ekrana yansıyan replikler, isimler, videolar, oyun anında kamerayla yansıyan görüntüler, oyunun başarı çıtasını yukarıya taşıyan yaratıcı unsurlar. Özelikle de en ünlü Hamlet oyuncusu “Laurence Olivier”in bir an sahnede tirat atması hepimizin kalp atışını yükseltti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaratıcı tiyatro&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oyunun yönetmeni Chela De Ferrari. Kendisi aynı zamanda Teatro La Plaza’nın kurucusu ve sanat yönetmeni. De Ferrari, sıradan insanların sahnede kendi gerçekliklerini anlatmalarına alan açmasıyla tanınan bir sanatçı. Buna en güzel örnek “Hamlet”in oyuncularından Jaime Cruz’un yıllarca Lima’daki tiyatronun gişesinde çalıştıktan sonra sahneye çıkmış olması. Yönetmen Chela De Ferrari daha öncede, Çehov’un Martı’sını görme engelli oyuncularla sahneye koymuş ve büyük beğeni toplamıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Down sendromlu sekiz oyuncu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Görmezden gelindiğiniz bir dünyada nasıl var olursunuz? Down sendromlu&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; sekiz oyuncu, Shakespeare’in en çok sahnelenen trajedisi “Hamlet”in bu meşhur monoloğuna sahnede bambaşka bir boyut kazandırmış gerçekten. Coşku dolu, heyecanlı, canlı, gülerken ağlayacağınız, ağlarken güleceğiniz bir oyun olmuş. Tebrikler! Chela De Ferrari yaratıcılığınıza ve cesaretinize hayran kaldım. Sevgili Octavio Bernaza, Jaime Cruz, Lucas Demarchi, Manuel García, Diana Gutierrez, Cristina León Barandiarán, Ximena Rodríguez, Álvaro Toledo bugüne kadar izlediğim en yetenekli en özel oyuncularsınız! Hepinize bravo! Hayata ayna tutmaya devam edin. Bir kocaman alkış da İKSV’ye ! İyi ki varsınız&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Oct 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Oscar'ın yabancıları]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/oscarin-yabancilari/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/oscarin-yabancilari/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Listeyi görünce mutlu da oldum hayal kırıklığı da yaşadım. Oscar jürisi bu... Sağ gösterip sol yapabiliyor. Kuşkusuz listenin başını EMILIA PEREZ çekiyor. Ben SUBSTANCE filminin de Oscar’da daha çok aday olmasını beklerdim. İki film de sinemada yapılmamışı yapan, yedinci sanatı başka bir kulvara taşıyan filmler. Çok cesurlar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En çekişmeli kategori&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oscar’ın kategorileri arasında da bambaşka yarışlar var. Mesela “En İyi Uluslararası Film” gibi. Bu heyecan verici bölüm, her yıl Oscar yarışının en çekişmelisi. Farklı coğrafya ve kültürleri temsil eden filmlerin bir araya geldiği bu kategori Oscar ödüllerinin de farklı bir yüzünü yansıtıyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul Modern Sineması “Oscar’ın Yabancıları”nı 23 Ocak- 2 Şubat tarihleri arasında izleyiciyle buluşturuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadınlar ön planda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aktivist kadınlar, zor seçimlerle baş başa kalmış kadınlar, geçmişin sırlarını taşıyan kadınlar... kadınlar, kadınlar. Kadın temalı filmler “En İyi Uluslararası Film” kategorisinde öne çıkıyor. Danimarka’nın Oscar adayı “Şişli Kız”, Berlin Film Festivali’nde ödül almış olan Kosta Rika yapımı “Tutuşan Bedenin Anıları”, Fas’ta yerel şarkılar söyleyerek “şeyha” olmak isteyen Touda’nın direnişini anlatan “ Touda’yı Herkes Seviyor”, Kuzey Hindistan’da erkek egemen bir karakolda işe başlayan kadın polis memurunun hikayesini anlatan “Santosh” kadınların öne çıktığı yapımlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yapımlarda iddialı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tayland’ın ilk Oscar adayı filmi “Annem Ölmeden Önce Nasıl Zengin Olurum”, Romanya’dan bir LGBT hikayesi olan “Dünyanın Sonuna Üç Kilometre” zaman, mekân ve dil algısını alt üst eden Kanada yapımı “Evrensel Dil”, Letonya’nın Oscar adayı, suyun hüküm sürdüğü dünyada geçen bir animasyon olan “Flow: Bir Kedinin Yolculuğu”, Arjantinli auteur sinemacı Luis Ortega’nın yönettiği “Jokey” filmi Oscar’ın yabancılarının diğer filmleri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Listede Almodovar da olmalıydı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oscar ödüllerinin alternatif yüzünü yansıtan yabancı dildeki filmler genellikle çeşitli festivallerde ödüller kazanmış filmlerden oluşuyor. Oscar yarışının bu heyecan verici kategorisi adeta dünya sinemasının da en çok ses getiren filmlerini bir araya getiriyor. Açıkçası bu yılki Oscar listesinde Pedro Almodovar’ın “The Room Next Door” filminin de olmasını arzu ederdim.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; İstanbul Modern Sineması’nda perşembe günü filmleri ücretsiz izleyebileceğinizi hatırlatmak isterim. Haydi, şimdi Oscar adayı yabancıları izleme zamanı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 29 Jan 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kent ozanına veda]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kent-ozanina-veda/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kent-ozanina-veda/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Farklı bir entelektüel birikimi, müzikte sıra dışı bir aurası vardı. Şarkıları nesilden nesile dinlenen bir isimdi. Usta sanatçı İlhan Şeşen ne yazık ki aramızdan ayrıldı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimdir İlhan Şeşen?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Orkestralarda şarkıcılık yaparak müziğe başlayan İlhan Şeşen 1971 yılında Kavga adlı ilk 45’liğini çıkardı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Şeşen on yıllık bir avukatlık kariyerinden sonra istifa ederek yeğenleri Gökhan Şeşen ve Burhan Şeşen ile beraber Grup Gündoğarken Grubunu kurdu. Grup olarak yaptıkları şarkılar geniş kitlelerce çok sevildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ustaların Öğrencisi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1994 yılında “Aşk Haklı” başlıklı ilk solo albümünü çıkardı. TRT’de “Gençler Haklı” ve 1995 yılında bir özel kanalda “Arka Pencere” adlı programların yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendi. On yıl boyunca Levent Kırca’dan oyunculuk eğitimi aldı. Oyunculuk eğitimine daha sonar Ferhan Şensoy ile devam etti. Şeşen verdiği bir röportajda, &quot;Levent Kırca üniversitem, Ferhan Şensoy master&#039;ım oldu&quot; ifadelerini kullandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlhan Şeşen radyoyu da ihmal etmedi. “Amcam Burada” adlı bir de radyo programı hazırladı. 2001 yılında ikinci solo albümü olan Neler Oluyor Bize&#039;yi yayınladı. Ardından 2003 yılında Ben Bu Şarkıları Kime Söyleyeyim albümünü çıkardı. Bu albümü yayınladığı dönemde, 2003-2004 yılları arasında TRT 1’de yayınlanan Mühürlü Güller dizisinde rol aldı. 2004-2006 yılları arasında ATV’deki “Aliye” dizisinde Feyyaz rolünü canlandırdı. 2005 yılında 4. albümü Aşk Yalan&#039;ı çıkardı. Daha sonra “Annem”, “Hayatımın Rolü” dizilerinde rol alarak oyunculuğa devam etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şarkılarını starlar yorumladı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kariyeri boyunca İlhan Şeşen müzikten hiç kopmadı. Grup Gündoğarken ve kendi&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;solo albümlerinin yanı sıra birçok sanatçıya da yazıp bestelediği eserleri verdi.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Ayşegül Aldinç’in “Farketmez”, Nükhet Duru’nun “Aşık Oluyorum Eyvah, Leman Sam’ın “Rüzgar” ve “Ayrılığa Dayanamam”, İzel _Ercan’ın “Geri Dön”, Kerim Tekin’in “Yine Beni Sev”, Kenan Doğulu’nun “Ellerimde Çiçekler” gibi hit şarkıları İlhan Şeşen imzalıydı. Şeşen kendi yazdığı şarkılardan oluşan ve başka sanatçıların seslendirdiği saygı albümü “Hediyem”i 2018 yılında yayınladı. Bu albümde Cem Yılmaz, Alpay, Aylin Aslım, Yalın, Yaşar gibi isimlerin yanı sıra Burhan Şeşen ve Gökhan Şeşen&#039;in yürütmeyi sürdürdüğü Gündoğarken grubu da birer şarkı söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kent ozanı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlhan Şeşen’in şarkıları sadece bir dönemi kapsamıyordu. Zamansız şarkılardı onlar. Unutulmaz. Yeni Türkü Grubu’nun solisti Derya Köroğlu’nun da dediği gibi&amp;nbsp; “İlhan şeşen bir kent ozanıydı. Kentte üretilmiş, geleneksel halk müziğine değil kentsel yaşantıya bağlı yapısını bulmuş bir kültürün şarkılarıydı bunlar.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlhan Şeşen şarkılarıyla sonsuza kadar yaşayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 May 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Haldun Abi güle güle]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/haldun-abi-gule-gule-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/haldun-abi-gule-gule-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Asla durmaz, asla arkaya bakmazdı. En kötü günde bile “Yaparız Şekerim” der geçerdi. O yeri asla doldurulmayacak bir idol.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimdir Haldun Dormen?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haldun Dormen önce Galatasaray Lisesi sonrada Robert Kolej’de öğrenim gördü. Tiyatrocu olmak istediğinde o yılların önde gelen iş adamlarından biri olan babası destek verdi ve tek bir şart koştu: Olacaksan en iyisi ol! Tiyatro eğitimini ABD’de Yale Üniversitesi’nde tamamladı. Mezun olunca iki yıl kadar&amp;nbsp; &amp;nbsp;Amerika Birleşik Devletleri&#039;nde çeşitli tiyatrolarda oyunculuk ve yönetmenlik yaptı. Amerika’da bir kariyer yapmak varken İstanbul’a dönmeyi tercih etti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhsin Ertuğrul’un yönettiği Küçük Sahne’ye girdi ve ilk kez Türk izleyicisinin karşısına “Cinayet Var” oyununda çıktı. Burada edindiği tecrübe ona suflenin kaldırılmasından selam mizansenine kadar pek çok şeyin değişmesi gerektiğini öğretti. Vakit kaybetmeden Cep Tiyatrosu’nu kurdu ve ona güvenen gençlerle yola çıktı. Burada Erol Günaydın’dan Metin Serezli’ye, Altan Erbulak’tan Duygu Sağıroğlu’na bir çok isim birer yıldıza dönüştü.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Papaz Kaçtı oyunu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dormen Tiyatrosu temelleri ise 1955 yılında Süreyya Sineması’nda “Papaz Kaçtı” oyunuyla atıldı. Oyunun başlangıcından birkaç hafta sonra 6-7 Eylül olaylarının olması sonucunda oyunun adını -papaz kelimesinden dolayı- “Kaçan Kaçana” olarak değiştirip oynamak zorunda kalarak oynadılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dormen Tiyatrosu ülkemizde batılı ilk müzikal olan “Sokak Kızı İrma ”yı yaptı. Başroldeki Gülriz Suriri “İrma” rolüyle büyük bir şöhrete ulaştı. Haldun Dormen bu başarının verdiği özgüvenle Ayfer Feray’ın başrolünü oynadığı “Pasifik Şarkısı” müzikalini yaptı Sonuç; fiyaskoydu. Bütün parasını kaybetmişti. Hayatı boyunca da koyduğu oyunlarla bir kazandı, bir kaybetti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1980’lerde Şan Tiyatrosu’nda perde açan “Hisseli Harikalar Kumpanyası” ile görkemli günlerine yeniden kavuştu. Erol Evginli müzikal büyük rağbet gördü. TRT’deki “Kamera Arkası” programıyla efsaneye dönüştü. Ve yine o yıllarda kapalı gişe oynayacak olan “Lüks Hayat” müzikalini Şehir Tiyatroları’nda sahneledi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TV yıldızı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haldun Abi bu dönemde Feriköy’de Dorman Tiyatrosu’nu bir kez&amp;nbsp; daha açtı. “Hangisi Karısı”, “Şahane Züğürtler”, “Çılgın Sonbahar” gibi başarılı oyunlara imza attı. Fakat maliyetler yüzünden Dormen Tiyatrosu kapanmak zorunda kaldı. Haldun Abi o yyine ileriye baktı ve “Afife Ödülleri”ni başlattı, “Dadı” diziyle bir TV yıldızı oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2000’li yıllara “Dorman Akademi”yi kurarak girdi Haldun Abi. Yüzlerce öğrenci yetiştirdi. “Tiyatro Kedi”nin prodüksiyonu olan “Kibarlık Budalası”nda sahneye çıkan dünyanın en kıdemli aktörlerinden biri olarak tarihe geçti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haldun Dorman ustaların ustası, bir tiyatro aşığı ama her şeyden de önemlisi bir İstanbul beyefendisiydi. Işıklar içinde uyu Haldun Abi. Her şey için sana teşekkür ederiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Jan 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Heyecan verici İstanbul]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/heyecan-verici-istanbul/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/heyecan-verici-istanbul/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Şahane bir hafta sonu geçirdim. İstanbul oldum olası heyecan verici aktivitelerle hayatımıza kalitesini hep yukarıya taşıdı, taşıyor. Hafta sonu Cuma akşamı Karaköy’de Galataport’ta başladı. Hem eski dostları gördüm hem de İstanbul Modern’in “Mastercard’la Uzun Cuma “programına katıldım.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Elif Çağlar Quartet”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu eşi benzeri olmayan müzenin kültürel aktiviteleri her zaman fark yaratıyor. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; “Uzun Cuma” kapsamında gerçekleşen bu &amp;nbsp;ilk etkinlikte Türkiye’nin önde gelen caz müzisyenlerinden oluşan “Elif Çağlar Quartet” müzisyen dörtlüsü sahne aldı. Mastercard’ın sponsoru olduğu gecede seyircinin katılımı da üst seviyedeydi. Bu kadar kaliteli gruplar uzun oldu bir araya gelmeyi. Galata’nın hengamesinden uzaklaşıp konseri izlerken aklımda “Özlediğimiz Türkiye” cümlesi vardı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu şahane etkinlik her ay yeni bir sanatçı ile devam edecekmiş. Bence etmeli de. &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Bir kocaman bravo da Mastecard’a. Markaların kendilerini yukarıya taşıyıp imajlarını güçlendirecek diğer markalar/kurumlar ile yaptıkları işbirlikleri &amp;nbsp;çok önemli. Desteklerinin artarak devam etmesini diliyorum. Mastercard’ın toplu taşımadaki hafta sonu kampanyası da gözümden kaçmadı. Tebrikler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bir İstanbul Çelebesi”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cumartesi akşamı Cemal Reşit Rey’de “Bir İstanbul Çelebesi” adından yine çok çok heyecan verici bir etkinlik vardı. Nasıl heyecan verici olmasın? A Gentleman of Istanbul (Bir İstanbul Çelebisi) albümüyle En İyi Klasik Müzik Kaydı dalında bu yıl Grammy Ödülleri’ne aday gösterilen Mehmet Ali Sanlıkol CRR ahnesindeydi. Konserde Sanlıkol’a orkestra şefi Murat Cem Orhan yönetimindeki CRR Senfoni Orkestrası eşlik etti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Prof. Mehmet Ali Sanlıkol kim?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çalışmalarını Boston, Massachusetts&#039;te sürdüren Prof. Mehmet Ali Sanlıkol, müzikal miras ve kültürel kökenler arasında köprüler kurarak, geleneksel Türk müzikleri ile Batı müziğini başarıyla harmanlayan eserler üreten bir sanatçı. New England Konservatuvarı&#039;nda öğretim üyeliği yapan Sanlıkol, &quot;Turkish Hipster&quot; ve &quot;A Gentleman of Istanbul&quot; gibi albümleri ile uluslararası müzik dünyasında önemli bir yeri var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nden ilhamla&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Grammy Ödülleri&#039;nde &quot;En İyi Klasik Müzik Kaydı&quot; dalında aday gösterilen &quot;A Gentleman of Istanbul&quot;, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinden esinlenerek; yaylılar, vurmalılar, piyano, ud, ney ve tenor için bestelenmiş dört bölümlük bir senfoni. Eser, Müslüman kimliğine, Evliya Çelebi&#039;nin kozmopolit dünya görüşü üzerinden yeni bir perspektif sunuyor. Eserde, bilimden trajediye, fanteziden tarihe, Evliya&#039;nın seyahatnamesinde karşılaşılan çeşitli öğeler vurgulanıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beste, Evliya Çelebi&#039;nin seyahatnamesinden seçilen öğeleri modern bir müzikal dil ile yorumluyor. &quot;Viyana&#039;nın Saatleri ve Çanları&quot; bölümü Bartok etkileri taşırken, &quot;Kaya Sultan&#039;ın Ölümü&quot; bir caz baladı olarak piyanonun etrafında şekilleniyor. &quot;Vejetaryen Dervişler&quot; bölümü, ney eşliğinde Türk Tasavvuf ve Afrika müziklerinin bir karışımı olarak sunuluyor. Son bölüm olan &quot;Büyük İskender&quot;, klasik Osmanlı/Türk müziği özelliklerini bünyesinde barındırırken, metnin programatik doğası sanatçıya özgürlük alanı sağlıyor. Prof. Mehmet Ali Sanlıkol, bu eserle, 17. yüzyıl Osmanlı kültürünün zenginliğini ve çeşitliliğini bir senfoni aracılığıyla sunmayı hedeflemiş. Ve ortaya muhteşem bir eser çıkmış. Prof. Mehmet Ali Sanlıkol ülkemizin sahip çıkması gereken gurur duyacağımız isimlerden bir tanesi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Art Show&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hafta sonunun bir diğer cazip etkinliği de “Art Show Galeriler Buluşması”ydı. The Ritz-Carlton Residences’de gerçekleşen etkinliğe ülkemizin önde gelen 24 galerisi katıldı. “Art Show” önümüzdeki yıllarda adından çok sık bahsettirecek gibi görünüyor. Üstelik, kültür sanat hayatımıza farklı bir perspektif getirecek.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Feb 2024 03:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Fotoğraflarla Beş Asır İstanbul]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/fotograflarla-bes-asir-istanbul/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/fotograflarla-bes-asir-istanbul/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Yıllar önce “Arter” olarak hizmet veren binada “Meşher” geleneği bozmadan kültür-sanat hayatımızı zenginleştiriyor. Arter ise Dolapdere’deki o çok özel binasında zengin sergi ve koleksiyonlarla sanatseverleri ağırlıyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Göz Alabildiğine İstanbul&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Meşher” tarihe kapı aralayan fotoğraflarla İstanbul’a farklı bir gözle bakmak isteyenleri “Göz Alabildiğine İstanbul” sergisi ile buluşturdu. İstanbul’un Osmanlı payitahtı olduğu, 15. yüzyıldan 20. yüzyılın ilk çeyreğine uzanan bir zaman dilimini kapsıyor. Şehrin zengin bir görsel kaydı niteliğindeki sergide geniş açılı İstanbul manzaralarını gösteren tablolardan gravürlere, nadir kitaplardan albümlere, panoramik fotoğraflardan Yadigâr-ı İstanbul objelerine 100’ün üzerinde eser yer alıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer Koç Koleksiyonu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beş asırdan kesitler sunan sergide yer alan fotoğrafların arasında İstanbul’un bilinen en eski panoramik fotoğrafı da yer alıyor. 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başından kesitler sunan fotoğrafların yer aldığı Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar sergisi Ömer Koç Koleksiyonu’ndaki nadide fotoğraflardan oluşuyor.&amp;nbsp; Meşher bu seri ile hem fotoğrafın hem de İstanbul’un tarihine bir kapı aralıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;360 Derece İstanbul&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar sergisinde James Robertson, Guillaume Berggren, Sébah &amp;amp; Joaillier, Abdullah Biraderler, Gülmez Kardeşler fotoğraf stüdyoları gibi, fotoğraf tarihinde yer edinmiş önemli isimlerin nadir fotoğraflarını görmek mümkün. 19. yüzyıl fotoğraf sanatının uluslararası düzeyde önemli sanatçılarından biri olarak kabul edilen James Robertson, bilinen en eski 360 derecelik panoramik İstanbul fotoğraflarını çekmişti. Robertson’ın Mayıs 1854’te Bayezid Kulesi’nden çektiği panorama, 12 ayrı fotoğraftan oluşuyor.1857’de aynı yerden ikinci defa çektiği ve kayınbiraderi Felice Beato’yla ortak imzalarını taşıyan panoramik görüntü ise ilkine nazaran daha başarılıdır. Fotoğraf tarihinden bu iki nadide örneği sergide görmeniz mümkün.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Galata ve Bayezid Kuleleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;19. yüzyıl manzara fotoğrafçılığının İstanbul’daki en önemli isimlerinden biri de İsveç asıllı Guillaume Berggren. Sanatçının manzara fotoğrafçılığının yanı sıra, Anadolu’da yaptığı kapsamlı çekimler belgesel açıdan büyük önem taşır. Sergide, Berggren’in Galata ve Bayezid Kulelerinden çekilmiş iki ayrı İstanbul panoraması yer alıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sultanın Fotoğrafçısı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sultan II. Abdülhamid’in Mecidi Nişanı’yla ödüllendirdiği Sébah &amp;amp; Joaillier, “Sultanın Fotoğrafçısı” unvanının kullanılmasına izin verilen Gülmez Kardeşler ve Osmanlı Sarayı Fotoğrafçıları unvanını alan Abdullah Biraderler’in panoramik İstanbul fotoğrafları, sergide görülebilecek diğer nadir fotoğraflar arasında yer alıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başta Küratörler Şeyda Çetin &amp;amp;Ebru Esra Satıcı’ya, danışman Bahattin Öztuncay’a ve sergiye emeği geçen herkese teşekkür ederim. Şehrin zengin&amp;nbsp; bir görsel kaydını gözler önüne seren sergiyi gezmek için son günün 29 Eylül olduğunu da hatırlatmak isterim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 28 Aug 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Işıl Işıl Londra]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/isil-isil-londra/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/isil-isil-londra/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Yani herkes işini hakkıyla yapıyor. Herkes size yardımcı olmaya çalışıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Market fiyatlarını görünce zaten gözlerime inanamadım. Ve ne yazık ki İstanbul’da ne kadar pahalı yaşadığımızı bir kez daha anladım. Marketlerde&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;birçok şey sudan ucuz. Sadece marketler değil, restoranlar, metro, otobüs, müzikaller, kıyafetler... üstelik Poundu Türk Lirasına çevirdiğimde bile ucuz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Londra yeni yıl için şimdiden hazırlanmış. Bütün sokaklar, ünlü mağazaların vitrinleri, binaları ışıl ışıl kalbinizi parlatıyor. Müzikaller, tiyatrolar birbiri ardına perde açıyor. Çoğu “sold out”. Ocak ayına ancak bilet bulabiliyorsun. Ben son dakika “Benjamin Button” müzikaline bilet bulabildim. Tek kelimeyle harikaydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhteşem sergiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Londra demek muhteşem müzeler ve sergiler demek. Bende açıkçası hakkını verdim diyebilirim. Vaktimin olduğu doğrultuda birçok sergiye gittim. Daha fırsat bulup gidemediğim Victoria &amp;amp; Albert Müzesi’ni ziyaret etme şansım oldu. İnanın her salonu insanı bambaşka dünyalara alıp götürdü. Buradaki tüm müzelerde geçici özel sergiler düzenleniyor. Victoria &amp;amp; Albert Müzesi’nde Elton John ve David Furnish’in özel fotoğraf koleksiyonundan oluşan “Fragile Beauty”, “NAOMI in Fashion” ve “The Great Mughals: Art, Architecture and Opulence” sergileri birbirinden güzeldi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“NAOMI” sergisi bir moda ikonunun nasıl toplumu etkilediğini, onun tasarlanmış kıyafetlerin adete bir sanat eseri olduğunu görüyorsunuz. Bu sergi “NAOMI”nin bir mankenin çok ötesinde bir misyon taşıdığını bir kez daha kanıtlamış oluyor. “The Great Mughals”sergisi ise her türlü sanatı ve kültürü nasıl kucakladıklarının en güzel ifadesi. Hiç kuşku yok ki İznik Çinilerini ve Osmanlı minyatürlerini bu sergide görmek mutluluktan gözlerimi yaşarttı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fragile Beauty&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fragile Beauty: Photographs from the Sir Elton John and David Furnish Collection Çoğu ilk kez halka açık olarak sergilenen ve 7.000 fotoğrafın arasından seçilen bu kolesiyon insanın doğasında yer alan güç ve kırılganlık arasındaki ilişkiyi keşfetmeye çalışan ve çağımızı tanımlayan görsellerden oluşuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sergi, 1950&#039;den günümüze kadar olan dönemi kapsayan, dünyanın önde gelen fotoğrafçılarından oluşan bir seçki ile modern ve çağdaş fotoğrafçılığın öyküsünü anlatıyor. Bu eşsiz koleksiyonda Robert Mapplethorpe, Cindy Sherman, William Eggleston, Diane Arbus, Sally Mann, Zanele Muholi, Ai Weiwei, Carrie Mae Weems gibi dünyanın en önemli fotoğraf sanatçılarının gözünden günümüze tanıklık ediyorsunuz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elton John ve partneri David Furnish&#039;in 30 yılda bir araya getirdiği “Fragile Beauty” koleksiyonu sekiz tematik bölümde moda, röportaj, ünlü, erkek bedeni ve Amerikan fotoğrafçılığı gibi temaları araştırıyor. Sergide yer alan birçok fotoğraf, 1960&#039;lardaki Sivil Haklar hareketi, 1980&#039;lerdeki AIDS aktivizmi, 11 Eylül 2001 olaylarının görüntüleri de dahil olmak üzere, zulüm, direniş ve tarihteki önemli anlara ilişkin temalara yanıt veriyor. Gerçekten her biri çok etkileyici fotoğraflardı. Bildiğim bazı fotoğrafların bu sergide karşıma çıkması ise büyük sürprizdi. Çok mutlu oldum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalbimi Londra’da bırakıp canım İstanbul’uma döndüm. Londra seyahatimi unutulmaz kılan çok sevgili Esra’ya (Akın) buradan bir kez daha teşekkür ederim.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 27 Nov 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Company MEK'tan protest gösteri!]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/company-mektan-protest-gosteri/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/company-mektan-protest-gosteri/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Neticede dünyaca tanınan bir gruptu ve takımın lideri Türk kökenli birisiydi. İşte bu çok hayran olduğum topluluk geçen Cuma İstanbul’a geldi ve iki gece üst üste CRR sahnesinde bizleri kendilerine hayran bıraktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhammed Kaltuk kim ?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çorumlu baba ve Bayburtlu bir anneden İsviçre’de doğup büyüyen Muhammed Kaltuk orta eğitim sonrasında ilk olarak tıp eğitimini tamamlar. Sonrasında ise doktorluğu bir kenara bırakır ve tutkusunun peşine düşer. En büyük hayali iyi bir dansçı olmaktır. Bu alanda &amp;nbsp; profesyonel bir kariyer hayal eder ve gerçekleştirebilmek için 25 yaşında Zürih Çağdaş ve Kentsel Sahne Dansı Yüksek Okulu’na girip dans eğitimi alır. İsviçre hip hop sahnesinde &amp;nbsp;ve World of Dance gibi önemli uluslararası yarışmalarda adından söz ettiren Kaltuk kariyeri boyunca Basel Tiyatrosu, Dampfzentrale Bern, Kaserne Basel, Tanzhaus Zürih, Lucerne Tiyatrosu, St. Gallen Tiyatrosu, Gauthier Dans Topluluğu (Colors Festivali), Theatre der Junge Welt Leipzig, Theatre Plauen/Zwickau ve Breakthrough Festival Zürih gibi topluluk, kurum ve festivallerde çalışır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Company MEK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2017 yılında Company MEK’i kuran Muhammed Kaltuk grubun genel sanat yönetmenliğini de üstlenir. Amacı; hip hop ile çağdaş dans, geleneksel yöntemler &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;ile yeni metodları içe içe geçirerek projeler üretmektir. Nitekim Kaltuk dansçıların repertuvarlarından yola çıkarak yaptığı kompozisyon ve tasarımlarla dansçıları &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; kendi sınırlarının ötesine taşır. Bunu kendi dans malzemesiyle ve dansa ilişkin estetik fikirleriyle yapar. Performans üzerine kurulu bir grup olan Company MEK’in kurucusu ve koregrafı olan Muhammed Kaltuk: “Bana göre bir performansın önemi, gerçekleri ortaya çıkarma, bazen susturulanlara ses verme ve iktidar yapılarına doğrudan meydan okuma becerisinde yatıyor. Hareketlere dönüştürülen ifadeler, izleyicilere yeni yollarla dokunma potansiyeline sahip; hem derinlemesine düşünmeyi sağlıyor hem de düşünceye ilham oluyor” diye performans ile ilgili bir açıklama yapar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Father Politics&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Beni dışlayarak, nasıl benim hakkımda karar verip el sıkışılıyor?” diye soran “Father Politics” adlı dans gösterisi sistemin bir parçası olmayan veya marjinalize edilmiş insanlara politikaların hissettirebileceği güçsüzlük hallerine” odaklanan bir yapıt. Muhammed Kaltuk Father Politics adlı eserinin ilham kaynağının Stromae&#039;nin Batard şarkısı olduğunu söylüyor. Güçlü sözler ve ritimler beni daha büyük bir yapıt yaratmaya yöneltti. Koreografi, siyasi figürlerin temsil ettiği abartılı hareketleri içerecek şekilde gelişti. Dansçılarla işbirliği çabaları ve yeni gelen politikacılar ve aktivistlerle etkileşim, yaratıcı süreci zenginleştirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Father Politics, İsviçre Gençlik Dans ve Tiyatro Ödülü&#039;ne aday gösterildi. Dansçıların her biri kendine özgü nitelikleriyle katkıda bulundu. Tanınmış şair &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; ve dansçı Anna Chiedza Spörri ile çalışmak yapıta ayrı bir özgünlük kazandırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teşekkürler CRR&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok şanslıydım, hayranı olduğum bir dans grubu yılın en güzel sürprizlerinden bir tanesini yaparak İstanbul’a geldi ve izlemek nasip oldu. Bu grubun gelmesinde ön ayak olan çok kıymetli Zeynep Tanbay’ın adını anmadan olmaz. Bu şahane geceye beni davet eden ve daha sonra Muhammed Kaltuk ile tanıştırıp röportaj yapmamı sağlayan sevgili Sümeyra Gümrah Teltik’e de ayrıca çok teşekkürler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepinize sanat dolu bir yıl dilerim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 27 Dec 2023 02:30:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hikayesi, apartmandan daha ilginç!]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/hikayesi-apartmandan-daha-ilginc/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/hikayesi-apartmandan-daha-ilginc/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Her köşesinde zengin bir geçmiş. Keşfetmek için yaşadığınız, gezdiğiniz yerlerle ilgili biraz ilgili olmak yeterli.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Tahtaburunyan Apartmanı”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizlere Nişantaşı’nın en gözde yeri Rumeli Caddesi’nde bulunan “Tahtaburunyan Apartmanı”ndan bahsetmek istiyorum. Yukarıda mekanın ruhundan bahsetmiştim ya., işte buna uyan en güzel örneklerden bir tanesi bu apartman. Üstelik ünlü fizikçi Stephen Hawkins ile de enteresan bir bağı var.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tahtaburunyanlar, İstanbul Ermeni burjuvasının tanınmış ailelerinden ve pamuk tüccarlığıyla uğraşıyorlar. Baba Garabet Tahtaburunyan hayırseverliğiyle de tanınır. Garabet Tahtaburunyan’ın oğlu Kevork, 1. Dünya Savaşı’nın ardından&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;eşiyle birlikte İngiltere’nin Manchester şehrine yerleşir. Burada &quot;Manchester Tekstil İhracatçıları” şirketini kuran Kevork, aile soyadlarını da “Tahta” olarak kısaltır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Stephen Hawkins’e uzanan yolculuk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi, Tahtaburunyan Apartmanı ile Stephen Hawking nasıl bir araya geldi diyebilirsiniz? Karşıma şöyle bir hikaye çıktı. Kevork Tahta’nın oğlu Dikran , 7 Ağustos 1928’de doğdu. Eğitim hayatına Rossall School’da başlayan Dikran Tahta, 1946 yılında Oxford’daki Christ Church Koleji’nden matematik bursu kazandı. Mezuniyetinin ardından, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde (RAF) askerlik yaptı. Kısa süreli bir gazetecilik deneyiminin ardından öğretmenlik mesleğine yöneldi. Mezun olduğu Rossall School’dan sonra Albans School’da matematik öğretmeni olarak göreve başladı. İşte kaderinin değiştiği yer burası oldu. Dikran Tahta’nın en önemli öğrencilerden biri Stephen Hawking olur. Hawking yıllar sonra Dikran Tahta’yı “Eğitim hayatımın dönüm noktası” diye anacaktı: “Pek çok öğretmen sıkıcıydı ama Bay Tahta öyle değildi. Dersleri canlı ve tartışmalıydı. Birlikte ilk bilgisayarımı yaptık ” diye anlatır.&amp;nbsp; Hawking, Cambridge Üniversitesi’nde matematik profesörlüğüne kadar uzanan yolculuğunda Dikran Tahta’nın etkisini unutmaz ve “Bay Tahta sayesinde, bir zamanlar Isaac Newton’un da sahip olduğu Cambridge matematik kürsüsüne geldim” ifadesini kullanır. Matematik eğitimi alanında yenilikçi yaklaşımlarıyla tanınan Tahta, özellikle geometrinin sadece cebirsel yollarla değil, görsel ve sezgisel yollarla da öğretilebileceğini savundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nerden nereye&amp;hellip; İstanbul Nişantaşı’ndan İngiltere’ye Stephen Hawkings’e uzanan bir hikaye. Yaşadığımız yerle biraz ilgili olursak kimbilir hangi sürpriz hikayeler bizleri bekliyor. İstanbul’un farklı kimlikler, farklı kültürlerle daha zengin bir şehir olduğunu da unutmamak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 27 Aug 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ufuk Çizgisinden Öteye]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ufuk-cizgisinden-oteye/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ufuk-cizgisinden-oteye/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Hakkını, hukukunu aramak için meydanlarda toplanıp barışçıl protestosunu yapıyor.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Ve işte tam da bugünlerde İstanbul Modern’de açılan bir sergi de ufkun ötesini vaat ediyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer Uluç İstanbul Modern’de&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul Modern Ömer Uluç’un sanatsal yolculuğuna ışık tutan “Ufuk Çizgisinden Öteye” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının farklı ifade biçimlerini çeşitli temalar altında bir araya geldiği kapsamlı bir seçkiden oluşuyor. Serginin bir diğer özelliği ise Ömer Uluç’un ülkemizdeki ilk müze sergisi olması.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD’de mühendislik ve resim eğitimini bir arada yürüten Ömer Uluç resim konusunda derinleşmeyi seçmiş bir sanatçı. Sinema, müzik, tiyatro gibi farklı sanat disiplinlerinden de etkilenerek sanatını daha da derinleştirmiş. Zaman zaman Paris’ten New York’a, Meksika’ya farklı coğrafyalarda yaşayan Uluç buradaki kültürlerden de etkilenerek görsel sanatlarda kendisini her zaman güncel tutmayı bilmiş.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“O” harfi alamet-i farikası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer Uluç soyut anlatım ile figür arasındaki ilişkiyi çözümleyerek kendisine özgü bir dil geliştirmiş. Bu da sanatçının alamet-i farikası. Sanatçının baş harfi “O” ile başlayan figürler / figür grupları Ömer Uluç resmi denince akla ilk gelen görsel figür oluyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Serginin küratörlerinden Nilay Dursun sanatçının bu figürlerini şöyle tarif ediyor: “Kendi isminin baş harfine atıfta bulunan “O” formundaki sarmallar, sanatçının hızlı fırça darbeleriyle yapıtlarında devinimlerini sürdürüyormuş&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;gibi görünen imgeler yumağı büklümler, düğümler halinde dolanarak bir formdan diğerine dönüşüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlık ve evren arasındaki karmaşık ilişki her daim Ömer Uluç’un sanattaki meselesi olmuş. Uluç döneminin geleneksel sınırlarını aşarak kağıt üzerine desen ve çizimden tuval üzerine akriliğe, kolajdan heykele birçok disiplinden örnekler vermiş sanata hayatı boyunca. İstanbul Modern’de açılan sergide bu malzemelerin yanı sıra kauçuk, keçe, alüminyum, akrilik levha, PVC ve polyester gibi malzemelerle sanatçının ürettiği çalışmalar da yer alıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Derinlik, evrensellik, güncellik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ömer Uluç’un eserlerindeki derinlik, evrensel anlatım dili her dönem güncel olan ruhu herkesi hemen çekim alanının içine alıyor. Sanatçının aramızdan ayrılışının 15. yılında böyle kapsamlı bir sergiye imza atan İstanbul Modern’e teşekkür ederiz. Ve bütün sanatseverleri “Ufuk Çizgisinden Öteye” bakmaya davet ediyorum.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 26 Mar 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir gezginin çizdikleri]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-gezginin-cizdikleri/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-gezginin-cizdikleri/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Mimarı da dönemin önde gelen isimlerinden Raimondo D’Aronco. Yıllarca metruk olarak kalan bina, İBB Miras’ın restorasyon ve yeniden işlevlendirme çalışmaları sonucu tekrar sosyal hayata kazandırıldı. Şimdi ise İstiklal Caddesi’nde kültür sanatın yeniden canlanmasında önemli bir rol üstleniyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hafıza alanı: Casa Botter&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Casa Botter, geçtiğimiz günlerde “Botter Sergileri” serisinin dördüncüsünü “Solo Botter: Burhan Uygur” başlığıyla sanatseverlerle buluşturdu. Serginin küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu buradaki sergilerin amacının bugün aramızda olmayan Türk modern sanatının sanatçılarının bir ölçüde retrospektiflerini gerçekleştirmek, onların hatırlarını yaşatmak, onlara ait eserlerle bugün yeni&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;bir ilişki kurmak ve bununla beraber Türkiye&#039;nin modern tarihine ait bir hafıza alanı oluşturmak olduğunu belirtiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burhan Uygur ‘un dünyası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Solo Botter: Burhan Uygur” sergisi sanatçının farklı dönemlerde yaptığı eserlerinden oluşan özel ve kapsamlı bir seçkiyi bir araya getiriyor. Sokağın çok renkli ve tesadüfe açık enerjisini bir yuva olarak gören Burhan Uygur, kendisiyle özdeşleşmiş deri çantasında taşıdığı defter ve boyaları ile gördüğü ince duyarlılıkları yer ve zaman fark etmeksizin anında resmetmeyi tercih eden&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;özel bir sanatçı olarak tanımlanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Renk, leke ve çizgiyle düş ile gerçeği iç içe geçiren ressam, &quot;şiirsel bir atmosfer yaratan bir gezgin&quot; olarak anılıyor. Kuvvetli gözlem gücü ile yaşadığı her anı ve hikayeyi resminde anlamlandırmak ve yaşatmak isteyen Uygur, anın içindeki hüznü, sevgiyi, güzelliği, melankoliyi, dostluğu ve aşkı renklerin ışığına yansıtıyor. Eşi Vesile Uygur’un da söylediği gibi Kurallardan hoşlanmazdı. O&#039;nu sınırladığını düşünürdü. Ama disiplinliydi aynı zamanda. Kalıbına sığmazdı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatı resimledi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burhan Uygur çizgisiyle Türk resminin kilometre taşlarından birisi. 1970-1990 döneminde iz bırakan en önemli sanatçılarından. Resim çizmeyi atölye yerine sokakta, bazen bir meyhane masasında, bazen dostlar sofrasında her zaman yanında olan defter ve boyaları ile adeta yaşamı -bir vakanivüs gibi- kayda alırdı. Hayattaki anları resimlemesi Burhan Uygur&#039;un çalışmalarının en farklı yönünü oluşturuyor modern Türk resminde.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Edebiyatla iç içe geçen resimler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her şeyden ilham alabilen Burhan Uygur ve yaşadığı her anı sanata dönüştürebilen bir ressamdı. Sanatçı Şiir ve edebiyat ile de son derece yakın bir ilişkiye sahipti. Eserlerine eklediği notlar, dizeler ve şiirlerle resimlerine başka bir boyut eklemiştir. Burhan Uygur’u daha yakından tanımak için Casa Botter’deki sergi çok iyi bir fırsat.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 26 Feb 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yarım asırlık serüven]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yarim-asirlik-seruven/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yarim-asirlik-seruven/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Çizgisini, kalitesini ilk günkü gibi koruyor. Memleketimizin gurur markalarından bir tanesi diyebilirim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir koleksiyoner hikayesi: Yarım asırlık serüven&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte bu şahane markanın yaratıcısı çok kıymetli Mustafa Taviloğlu, büyük bir heyecanla başlattığı, tutku ve özveriyle ile 52 yıldır büyütmeye devam ettiği “Taviloğlu Koleksiyonu”nu, sanatseverlerle buluşturuyor. Koleksiyon; sanatçılar, dönemler, üsluplar, teknikler ve medyumların çeşitliliği ile dikkat çekiyor. Taviloğlu’nun koleksiyonunun tamamının yer aldığı bu çok özel sergide pentürden fotoğrafa ve videoya, Türk resminin ustalarından çağdaş sanatçılara Türkiye’nin sanat tarihine dair muhteşem bir perspektif sunuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Koleksiyonun ilk eseri&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mustafa Taviloğlu ilk Necdet Kalay’ın “Köy Evi” adlı yağlı tablosunu alarak koleksiyonerliğe başlıyor. Başlayış o başlayış daha sonra Osman Hamdi’den Komet’e Mehmet Güleryüz’e birçok tanınmış sanatçının eserleri le koleksiyonu zenginleşip bugünlere geliyor. Mustafa Taviloğlu “Bu koleksiyonun eksiksiz bir şekilde sergilenmesi en büyük arzumdu. Bu sergi, tıpkı iskambil kağıtlarından yapılmış bir kule gibi; tek bir kart dahi eksik olsa, ayakta duramaz, yıkılır” yorumuyla sergiyi anlatıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;7 ayrı mekan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bir Koleksiyoner Hikâyesi Sergisi” ismiyle sergilenecek özel koleksiyondaki&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;2400’den fazla eser; İş Sanat ana sponsorluğunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), İBB Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür), İBB Kültür Varlıkları Dairesi Başkanlığı (İBB Miras) ev sahipliğinde, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi,&amp;nbsp; Altınmarka ve Eyüp Belediyesi’nin katkıları ve Contemporary Istanbul Vakfı iş birliği ile İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Artİstanbul Feshane, İstanbul Sanat, Müze Gazhane, Likör Fabrikası, Galeri Eyüpsultan ve İş Sanat Kibele Sanat Galerisi gibi İstanbul’un kültür sanat haritasında önemli bir yeri olan 7 mekânda, ücretsiz olarak görülebilecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sergi mekânları ve temalar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taviloğlu Koleksiyonu, kronolojik bir özet sunan “Yarım Asırlık Serüven” başlıklı sergi ile İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde ziyaretçilerini ağırlıyor. Koleksiyon ayrıca dört tema altında farklı mekânlarda sergileniyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tanıdığımız İnsanlar: İnsan ve yaşamına dair figüratif eserlerin yer aldığı bu tema, 19. yüzyıldan günümüze kadar uzanıyor. (Artistİstanbul Feshane ve İş Sanat Kibele Sanat Galerisi)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaşadığımız Şehirler: Kamusal alan, kent ve mimariyi konu alan eserlerin yer aldığı bu tema, 19. yüzyıldan günümüze kadar uzanıyor. (Likör Fabrikası)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İzlediğimiz Manzaralar: Doğayı merkezine alan peyzaj ve manzara eserlerinin yer aldığı bu tema, 19. yüzyıldan günümüze kadar uzanıyor. (Haliç Tersane)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gördüğümüz Renkler: Soyut sanatın renkli dünyasını sunan eserlerin yer aldığı bu tema, 20. yüzyıldan günümüze kadar uzanıyor. (Müze Gazhane)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sergide bir ilk gerçekleşiyor. Her bir tema, farklı mekânlarda sergilenerek ziyaretçilere geniş bir sanat perspektifi sunuyor. “Bir Koleksiyoner Hikâyesi Sergisi” ismiyle sergilenen özel koleksiyondaki eserleri 15 Aralık’a kadar ücretsiz gezebilirsiniz&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevgili Mustafa Taviloğlu hayatımıza kattığınız güzellikler için teşekkür ederiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 25 Sep 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Girne ve Frankfurt'ta festivaller]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/girne-ve-frankfurtta-festivaller/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/girne-ve-frankfurtta-festivaller/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Orada hem dostları görür hem eğlenip dinlenirim. Bu yıl da gelenek bozulmadı. Deniz, kum, güneş ve bol bol kitap. Kuşkusuz Kıbrıs deyince ilk akla oteller ve kumarhaneler geliyor. Arada oralara gitmek de hoş. Kıbrıs sadece deniz ve otellerden ibaret değil tabii ki...&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Her Eylül’de şahane bir Girne Fest yaplıyor. Konserden tiyatroya pek çok etkinlik sanatseverlerle buluşuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. Girne Fest&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Girne Belediyesi’nin düzenlediği 3. Girne Fest’in bu yılki ana sponsoru Arkın Group olmuş. Festivalde Buika’dan Buika, Selda Bağcan ve Melike Şahin gibi yıldız isimler yer alıyor. Tiyatroseverler ise TC Devlet Tiyatroları’nın sahnelediği ‘Dracula’ (Ankara/İstanbul DT Ortak Yapımı), ‘Rembetiko Efsanesi’ (İzmir DT)&amp;nbsp; &amp;nbsp;ve ‘Kan Kardeşler’ (Ankara DT) gibi önemli oyunları izleme fırsatı buldu. Bende “Dracula” ve&amp;nbsp; “Rembetiko Efsanesi” oyunlarını izledim. Dracula’da çok güldüm. Tamer Karadağlı’da rolüne çok yakışmıştı. Zaten sahneye adımını attığı anda alkışı aldı. “Rembetiko Efsanesi” ise müzikleriyle Kıbrıs’ın sanat ortamına apayrı bir renk getirdi. Oyunlara sanatseverlerin ilgiside yoğundu. Açıkcası Kıbrıslı festivaline sahip çıkıyordu. Emeği geçen herkesin ellerine sağlık.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;25. yıl gecesi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kıbrıs’tan döner dönmez ayağımın tozuyla Avrupa’daki en köklü Türk sinema etkinliklerinden biri olan Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali’ni AKM’deki 25. Yıl kutlamasına katıldım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kültürlerarası diyaloğun ve sinema sanatının ortak hafızası haline gelen festivalin bu özel gecesinde açılış konuşmasını Festival Başkanı Hüseyin Sıtkı yaptı. Hüseyin Sıtkı ‘ya sinema adına çok teşekkür ederiz. Yoktan uluslararası&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;bir festival yaratmış Frankfurt’ta. Geceye özel hazırlanan belgeselde festivalin nasıl zorlu bir yolculukla bugüne geldiği anlatılıyordu. İzlemeye doyamadığımız bir başarı hikayesiydi. Gurur duyduk. İlerleyen yıllarda Hüseyin Sıtkı adına bir ödül verilmeli bu festivalde.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nice festivallere&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atatürk Kültür Merkezi Yeşilçam Sineması’nda gerçekleşen gecede, 2023 yılında Frankfurt’taki törene katılamayan, Ümran Safter’in yönettiği “Kabahat” filmiyle “Umut Vaad Eden Genç Oyuncu Ödülü”nü Mina Demirtaş’a Suna Keskin verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Festivale katkılarından dolayı Fehmi Yaşar’a ve Prof. Dr. Selahattin Yıldız’a birer plaket verildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Festival Türkiye Koordinatörü Serap Gedik, Festival Danışmanı Caner Ural ve Festivalin Türkiye temsilcisi Gökhan Mumcu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen geceye Nilüfer Aydan’dan, Suna Keskin’e, Biket İlhan’dan Nefise Karatay’a&lt;/p&gt;&lt;p&gt;aanat ve medya camiasından pek çok isim katılmıştı. Böyle bir gecede bulunmaktan çok memnun oldum. Evet! Son yıllarda yaşadığımız onca kaosa rağmen güzel şeyler de yaplıyordu. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali de bunun en güzel örneklerinden birisi. Hayatı sanat güzelleştirecek. Festivale daha nice yıllar, nice başarılar diliyorum&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 24 Sep 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bu ülkenin sesi: Cem Karaca]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bu-ulkenin-sesi-cem-karaca/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bu-ulkenin-sesi-cem-karaca/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Gün gelip de çocukluk efsanelerimi köşemde haklarında yazı yazacağım hiç aklıma gelmemişti. Geçen haftalarda Ayla Algan şimdi de Cem Karaca&amp;hellip; Rahmetli Cem Karaca biyografik filmi “Cem Karaca’nın Gözyaşları” ile yeniden gündem oldu. Bence sanatçı kimliği sebebiyle hiç gündemden düşmemesi gereken isimlerden bir tanesi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cem Karaca kimdir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cem Karaca 5 Nisan 1945 tarihinde İstanbul&#039;da doğdu. Babası, ünlü tiyatro sanatçısı Mehmet Karaca, annesi ise Toto Karaca idi. Cem Karaca, lise yıllarında müziğe olan ilgisini keşfetti ve 1960&#039;lı yılların ortalarında ailesinin tüm karşı çıkmasına rağmen rock müziğin etkisiyle müzik kariyerine adım attı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vatani görevini yaparken tanıştığı Anadolu, türküler ve şair Faruk Nafiz Çamlıbel&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Almanya&#039;da 1 Mayıs İşçi Bayramı&#039;nda çekilen bir fotoğrafının gazetede, &quot;Cem Karaca gizli hesaplar peşinde&quot; başlığıyla yayınlanması sorun çıkardı. Bununla beraber, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra 6 Ocak 1983&#039;te vatandaşlıktan çıkarıldı. Başka bir ülkenin vatandaşlığına geçmeyi tercih etmeyen sanatçı, Birleşmiş Milletlerin vatansızlar için sağladığı pasaportla hayatını sürdürdü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cem Karaca&#039;nın hayatı ve müzik dünyasındaki eşsiz varlığı, yakında beyaz perdede hayat bulacak. &#039;Cem Karaca&#039;nın Gözyaşları&#039; filmiyle izleyiciye Anadolu rock müziğinin öncülerinden biri olan sanatçının hayatına dair derinlemesine bir bakış sunacak. İşte sizin için, filme ve Cem Karaca&#039;ya dair detaylar...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anadolu Rock Müziği, Türkiye&#039;de geleneksel Türk müziği öğeleri ile Batı tarzı rock müziğin birleşiminden ortaya çıkan bir müzik türüdür. Ortaya çıkışı 1960&#039;ların ortalarına dayanır ve döneminin toplumsal olayları ve gençlik hareketleri bu türü etkiledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cem Karaca’nın Gözyaşları, 8 Şubat 2004 yılında hayata veda eden, “Tamirci Çırağı”, “Namus Belası”, “Bu Son Olsun”, “Resimdeki Gözyaşları” gibi birçok esere imza atan Anadolu rock müziğin efsane ismi Cem Karaca&#039;nın hayat hikayesini konu ediyor. Müzik kariyeri ve özel yaşamıyla ilham veren isimlerden olan Cem Karaca&#039;nın hayatının bilinmeyenlerinin anlatıldığı yapımda, müzikle geçen elli sekiz yıllık bir ömrün içindeki büyük başarılar, çatışmalar, aşklar ve iniş çıkışları gözler önüne seriliyor.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 24 Jan 2024 03:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Hayatımız Film]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/hayatimiz-film/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/hayatimiz-film/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Oysa sinema en ucuz halk eğlencesiydi. Hal böyle olunca sinemada kendisine yeni yeni seyirciler arar olmuştu. O yıllarda Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de erotik film furyası başlamıştı. Aileler sinema salonlarını boşaltmış yerine tamamen erkek izleyici doldurmuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayıkla Beni Hüsnü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aydemir Akbaş, Ali Poyrazoğlu, Hadi Çaman gibi gerçek anlamda iyi oyuncular bu filmlerde birer star olmuştu. İşte bu filmlerde Arzu Okay, Mine Mutlu, Alev Altın gibi kadın oyuncular bikinileriyle ortalıkta gezer, erkek oyuncular ise mayolarını ayaklarından çıkarmazlardı. Genellikle de kaba saba güldürü filmleri olurdu bunlar. Bütün ucuzluklarına rağmen sinema sektörünü canlı tutar, salonlara seyirci gelirdi. Adı üstüne erotik filmlerdi bular. Bir yere kadar da masumdular. O terör olaylarının insanları bezdirdiği yıllarda insanlara mutluluk veren filmlerdi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu erotik filmler İstiklal Caddesi’nde “Rüya”, “Alkazar”, “Elhamra” gibi sinemalar da gösterilirdi. Afişlerin olduğu vitrinlerde bazen “ Arasında parça var” yazısı olurdu. Bu şu anlama gelirdi: Film oynamaya devam ederken araya yurt dışından getirtilmiş olan bir porno film eklenir. Porno biitince film kaldığı yerden devam ederdi. Hatta ışıkçı porno bitince fenerini yakıp söndürerek “Parça bitti beyler” der, salonun yarısı boşalırdı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sinema krizde&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2025 bitmek üzere ve Türk Sineması yine ağır bir krizle baş başa. Pandemi sonrasında salonlarda inanılmaz bir seyirci sayısında düşme oldu. Ne yerli ve milli ne de yabancı filmler gişe yapamaz oldu. Hatta Çarşamba günleri 120 TL olmasına rağmen salonlar yeteri kadar ilgi görmüyor. Geçen hafta büyük iddialarla vizyona giren “Bak Postacı Geliyor” ve “Adile” filmleri gişede çakıldı. Hatta “Adile” filmi ikinci haftasında essiz sedasız salonlardan kaldırıldı. Şimdi&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;bu krize ne panzehir olacak?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gündem çok renkli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seyirci sinemaya gitmiyor. Gitmez tabii ki, gündem o kadar renkli, o kadar eğlenceli ki... Baksanıza Koskoca bir medyanın genel yayın yönetmeni uyuşturucu kullanmak, grup seks yapmak gibi konulardan dolayı göz altına alınıp, tutuklanıyor. O medyanın tanınmış ekran yüzlerinden olan bir hanım spikerin cep telefonundan bu konuyla ilgili inanılmaz isimlerle, inanılmaz mesajlaşmalar çıkıyor. Yaptıkları partiler sosyal medyada gündem oluyor. Türkiye’nin en büyük futbol takımlarından bir tanesinin genel başkanı spikerin hanımın mesajlarından dolayı apar topar ifadeye çağrılıyor. İnanın bunu bugün değil bizim sinemamızda ne Hollywood’da ne Bollywood’da hiçbir senarist hayal edip, yazamaz. Hiçbir prodüktör böyle bir film imza atamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merak ettiğim şu : Bu Beş yıldızlı porno hikayeleri gündemi ne kadar unutturabilir? Asgari ücret konuşulurken, otellerde günlük 200 TL’ye kalan emeklilerin hali yürek burkarken, pahalılıktan yarı aç yarı tok yaşanırken, işyerleri bir bir kapanırken bu servis edilen hikayeler gündemi daha ne kadar unutturabilir. Suriye meselesini, barış sürecini sormuyorum bile.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2025’in yıldızları&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her dönemin yıldızları oluyor... Demek ki 2025’in yıldızları da “Mehmet Akif Ersoy”, “Ela Rümeysa Cebeci” ve son dakika golüyle “Sadettin Saran” oldu. Bakalım ışıkçı ne zaman fenerini yakıp söndürecek ve “Parça bitti beyler” diyecek.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 24 Dec 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[11 mekanda 19 tiyatro oyunu]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/11-mekanda-19-tiyatro-oyunu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/11-mekanda-19-tiyatro-oyunu/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;İKSV’nin düzenlediği İstanbul Tiyatro Festivali’nde bu yıl çizgi üstü Shakeaspear yorumları öne çıkıyor. Uluslararası oyunlar Almanya, Fransa, Romanya, Sırbistan ve Japonya’dan geliyor. Açıkçası aralarından seçim yapmak zor olacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Comedie-Française İstanbul’da&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fransa’nın medarı iftiharı olan ve kökleri Molière’e kadar uzanan Comédie-Française İstanbul Tiyatro Festivali ‘ne Hekabe, Hekabe Değil oyunuyla katılıyor. Avignon Festivali Direktörü Tiago Rodrigues’in yazdığı oyun Euripides’in trajedisi ile gerçek olaylardan esinlenmiş bir hikâyeyi iç içe geçiriyor. Hekabe, Hekabe Değil alacakaranlık kuşağını andıran bir atmosferde kurguyla gerçeği buluşturuyor ve bir kadının adalet arayışı yüzyılları aşıp günümüzde yankılanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sankai Juku Utsusbi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Japonya’da 1950’lerin Batı’yı taklit eden avangart dans akımlarına tepki olarak doğan butoh, Japon halkının fiziksel özelliklerinden ve doğal hareketlerinden yola çıkan bir estetiği benimseyerek oyuncu bir hayal gücü ve absürt ortamların kullanımıyla tabular da dahil pek çok konuya eğildi. Bedenleri tümüyle beyaza boyanmış erkek dansçılar tarafından icra edilen butoh, kazınmış saçlar, pençe yapılmış eller, sessiz çığlıklarla açılmış ağızlar ve grotesk kostümlerle tanınıyor. Japonya’nın evrensel kültür mirasına en çarpıcı hediyelerinden biri &amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hamlet&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Romanya’nın önde gelen toplulukarından Marin Sorescu Ulusal Tiyatrosu’nun Declan Donnellan’ın rejisini yaptığı sıra dışı Hamlet oyunuyla festivaldeki yerini alıyor. Shakeaspear’in en ünlü eseri Hamlet’i yönetmen bu kez kızgın, kırılgan, acı çeken, kim olduğunu arayan, bomboş ve köksüz hisseden biri olarak yorumluyor. Rejinin capcanlı olması yurt dışında övgüyle karşılandı. Declan Donnellan’nın festivalde bir “master class” yapacağını da belirtmek isterim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Macbeth&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cesur ve yenilikçi yorumlarıyla klasikleri 21. yüzyıla taşıyan Sırp yönetmen Nikita Milivojević kışkırtıcı bir Macbeth yorumuyla alkışı fazlasıyla hak ediyor. Sırbistan Shakespeare Festivali’nin de kurucu direktörü olan Milivojević tümüyle yeni ve sıradışı yorumu metinde gizlenmiş, ima edilmiş veya söylenmeden kalmış her şeyi harekete geçiriyor ve izleyicilere Macbeth’in bilinçaltında dolaşıyormuş hissi verirken her bir sahnesi şiirselliğiyle izleyicilerin içine işliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;III.Richard&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çağdaş tiyatronun dehalarından biri kabul edilen, sahneye koyduğu her eserle izleyiciler tarafından büyük coşkuyla karşılanan Thomas Ostermeier ile topluluğu Schaubühne Berlin, 10 yılın ardından festivale bir başyapıtla; III. Richard’la festivale dönüyor. Alışılmış kuralları yıkmayı ve ezber bozmayı seven Thomas Ostermeier, Shakespeare’in orijinal metnine sadık kalırken III. Richard’ı kötülüğün doğasına derinlemesine dalan bir başyapıt olarak sahneye taşıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 23 Oct 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Paşabahçe Vapuru'nda Sinema]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/pasabahce-vapurunda-sinema/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/pasabahce-vapurunda-sinema/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Yıllar geçti hem sinema hem de seyirci çok yol kat etti. Çocukluğumdaki büyük yazlık sinemalar ya düğün salonu oldu ya da otopark.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AVM’lerle beraber sinemada tekrar bir canlanma oldu. Yeni salonlar, yeni perde, ses sistemi derken sinemaya olan ilgiyi tekrar canlandı. Yazlık sinemalar da bu ilgiden payını aldı. Beş yıldızlı otellerin ve AVM’lerin teraslarında yazlık sinemalar film gösterimine başladı. Bir süre sonra da belediyeler uygun mekanlarda yazlık sinemalarla halkı buluşturdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;5. Sinemada Film Festivali&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaz aylarında İstanbul’da bir de yazlık festival var: Sinemada Film Festivali. Üstelik bu yıl 5. yaşını kutluyor! Büyükada ve Heybeliada’da düzenlenen festivalin bu yılki sürpriz mekânı ise tarihi Paşabahçe Vapuru. Dünyanın yaşayan ve üreten en eski tersanesi olan Haliç Tersanesi’nde İBB Şehir Hatları tarafından restore edilerek tekrar sefere çıkan vapur, Yeşilçam klasikleriyle yolculuk yapma keyfi yaşatıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaz aylarında sinemanın büyüsünü Adalar’a taşıyan “Sinemada Film Festivali”, beşinci yılında da özenle hazırlanan programıyla dikkat çekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Festival, Özcan Alper’in yönetmenliğini üstlendiği Bölük Pörçük: Bir Tuncel Kurtiz Biyografisi filmiyle başlayacak. Büyükada Taş Mektep ve Heybeliada Pazar Meydanı’nda düzenlenen gösterimlerde “Su Yüzü”, “Gülizar”, “Hakkı”, “Gecenin Kıyısı”, “Döngü”, “Ölü Mevsim”, “Biz Radyoyu Çok Sevdik”, “Büyük Kuşatma” ve “En Sevdiğim Pastam” filmleri seyirciyle buluşacak. Festival boyunca her gün saat 16.00’da Büyükada Taş Mektep’te çocuk filmleri gösterilecek. Paşabahçe Vapuru ise festivalin ilk gününde “Yeşilçam ile Yolculuk” başlığıyla Gülen Gözler ve Tosun Paşa filmlerinin gösterimlerine ev sahipliği yapacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atölye ve söyleşiler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Festival kapsamında İstanbul Sinema Ofisi tarafından tasarlanan atölye&amp;nbsp; ve söyleşiler ise, bu yıl da sinemaya ilgi duyan herkes için kapsamlı bir giriş bilgisi kazanma imkânı sunuyor. “Sinemada İstanbul” oturumu oyuncu Serra Yılmaz, yönetmen Belmin Söylemez, fotoğraf sanatçısı Dilan Bozyel ve akademisyen Ece Vitrinel’in katılımıyla gerçekleşecek. “Film Başlamadan” söyleşilerinde ise Türk sinemamızın önemli yönetmenleri, yapımcıları ve oyuncuları, sinema üzerine sohbetler gerçekleştirecekler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hakan Bıçakcı’nın “Kurmaca Dünyalar Yaratmak” ve Arın Kuşaksızoğlu’nun “Çizgi Dünyasına Sesle Hayat Vermek: Çocuklarla Seslendirme Sanatı Üzerine” atölyelerinin yanı sıra Oyuncular Sendikası işbirliğiyle Gizem Erman Soysaldı ve Arda Kavaklıoğlu’nun katılımlarıyla oyunculuk üzerine “Sahneye Sığmayan Oyunculuk: Kamera Önü ve Seslendirme” başlıklı derin bir söyleşi düzenlenecek.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm sinemaseverler davetli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından FilmKoop iş birliğiyle düzenlenen 5. Sinemada Film Festivali (23-27 Temmuz) tüm sinemaseverlerin katılımına açık ve ücretsiz! İstanbul Şehir Hatları, sinema günlerini kapsayan 5 gün boyunca Adalar’a özel sefer düzenleyecek. Haydi hem Ada hem de sinema keyfi yapın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 23 Jul 2025 08:40:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir Şölendir İstanbul Film Festivali]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-solendir-istanbul-film-festivali/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-solendir-istanbul-film-festivali/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Seçtiğim filmlerden genel olarak mutlu ayrıldım. Bazı filmlerin entellektüel seviyesine, bazı filmlerin yaratıcılıklarına, çoğu filmin de teknik ve görselliğine hayran kaldım. Hemen festivaldeki ilk üçümü sizlerle paylaşayım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1) Romanyalı auteur Radu Jude’un “Kontinental ’25” filmi. Film bir absürt-drama. İcra memuru Orsolya bir gün bir ev tahliyesi esnasında talihsiz bir sorun yaşar. Bu olay Orsolya’yı suçluluk duygusuyla boğar. Yönetmen Radu Jude’un siyaset, ekonomi, ırkçılık, kapitalizm, savaşlar gibi dünyamız meseleleri hakkında söyleyecek çok şeyi var.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2) Kanadalı yönetmen Sofia Bohdanowicz’in “Cenaze İçin Müzik” filmi. Genç akademisyen Audrey 20. yüzyılın başlarında yaşamış Kanadalı kemancı Kathleen Parlow’un peşinde Toronto’dan Oslo’ya uzanan yolculuğunu izliyoruz. Bu filmde beni en çok etkileyen belgeselle kurmacanı uyumu, özgün sinema dili ve o şahane sinamatografi oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3) Litvanyalı sinemacı Laurynas Bareisa,’nın yönettiği “Boğulmak” filmi bambaşka bir senaryo, bambaşka bir anlatımdı. Bareisa hem zaman hem de mekân algısıyla oynayarak seyirciyi sürekli konfor alanının dışına çıkardı. Yönetmen “Film sasen, duygusal travmaya farklı tepkiler veren yetişkinler hakkında” diyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve Festivaldeki diğer gözdelerim: “Kurmaca değil. Belgesel değil. Bu bir uyarı” diyen Asif Kapadia’nın “2073 “ü, Michel Franco&#039;nun yönettiği Jessica Chastain&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;ile Isaac Hernández rol aldığı “İlişki”, Keith Jarrett’ın 1975 tarihli The Köln Concert albümünün heyecan dolu gerçek hikâyesini anlatan&amp;nbsp; &amp;nbsp;“Köln 75” ve Juanjo Pereira ‘nın yönettiği , tarihin en uzun süre iktidarda kalan liderlerinden Alfredo Stroessner’in Paraguay’daki diktatörlüğünün iç yüzünü, göz ardı edilmiş görüntüler aracılığıyla açığa çıkartan “Bayrakların Altında Güneş”. Hepsini gerçekten çok severek izledim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Qua Vadis&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim memleketimin sinemasına. Festivalde neredeyse ilk filmini çekmiş çok film ve çok yönetmen vardı. Peki tecrübeli yönetmenlerimize ne oldu? Bir Yeşim Ustaoğlu nerede acaba? Ya da Reha Erdem? ve diğerleri&amp;hellip; 1990’ların başında Yeni Sinemacılar yepyeni bir solukla gelmiş ve birbirinden yaratıcı filmlerle sinemamızın yüz akı olmuşlardı. Son yıllardaki üretilen filmlere baktığımızda&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; da maalesef bu yaratıcılığı kaybolduğunu, genç sinemacıların film yaparken bir meselelerinin olmadığını fak ediyorsunuz. Mesele yok, durum var. Türkiye’de&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; ve dünyada onca sorun varken kasabada sıkışıp kalmış oyuncu olmak isteyen bir genç kızın hikayesini izleyince Türk Sineması için “Qua Vadis” diyorum açıkçası.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;45. İstanbul Film Festivali’ni şimdiden heyecanla bekliyorum. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Özellikle de basını ağırlayan Pera Müzesi’ne.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 23 Apr 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Göz kamaştıran kadın dostluğu]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/goz-kamastiran-kadin-dostlugu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/goz-kamastiran-kadin-dostlugu/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;1970’lerin Roma’sında geçen hikaye bir atölyedeki terzi kadınların elmas kadar değerli dostluğunun hikayesini beyazperdeye taşıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Film içinde film&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ferzan Özpetek keyifli bir masa etrafında bugüne çalıştığı kadın oyuncular (birçoğu) ile yeni filminin okuma provasını yapıyor. Hikaye buradan filmin geçtiği 70’li yıllardaki bir terzi atölyesi ile paralel kurgu ilerliyor. Burası sinema ve tiyatro dünyasına kostüm tasarlayan prestijli bir yer. Atölyenin sahibi, iki kız kardeş. Tasarımcı, stilist, terziler ve çalışanlarla dolu gün boyu yoğun bir yer.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Bir gün atölyeye iki büyük iş geliyor. Aynı anda bir sinema filmine ve bir tiyatro oyununa kostüm dikilmesi gerekiyor. İkisi de kostüme film olduğu için yükleri oldukça ağır. Gündüzleri nefes almadan çalışılan bu atölyenin çalışanlarının kuşkusuz özel yaşamları ve hikayeleri var. Bu kadınlar birlikte ter döküyorlar, birlikte ağlıyor, birlikte gülüyorlar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ah o sofralar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Elmaslar“ klasik bir Ferzan Özpetek filmi. Şık kadınlar, yakışıklı delikanlılar, kavuşulamayan aşklar, entrikalar ve tabii her Özpetek filminin olmazsa olmazı şahane sofralar. Finaldeki sofra filmin en özel kareleri diyebilirim. Öncelikle çok sıcak, çok şık bir film. Hikaye tamamen kadın dayanışması üzerine kurulmuş. Birbirleriyle adet bakışarak bile anlaşan bu kadınlar grubu arkadaştan öte kardeşlik dayanışması göstererek zorluklarla birlikte mücadele ediyorlar. Ferzan pozitif ayrımcılık yapmış. Erkekler biraz kenar süsü olarak kalmış. Bu nedenle bir de erkeklerden oluşan bir film bekliyoruz sevgili yönetmenimizden.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çapkın Türk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Klasik bir Ferzan Özpetek filmi dedik ama Serra Yılmaz yok, Sezen Aksu yok. Onların yerine üç kağıtçı bir Türk karakteri var. Bu çapkın Türk flört ettiği kadına aile yadigârı diye bir broş bırakıyor. Kadın yıllar sonra paraya sıkışınca broşu satmak istiyor. Allahtan bu noktada patronu imdada yetişiyor. Açıkçası ben bu sahneleri tebessümle izledim. Neticede gençlikte olabilen mevzular bunlar ve hikayeye de çok yakışmış.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büyüleyen görsellik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ferzan Özpetek’in filmlerinde sofralar ne kadar şahaneyse, kadınlar da bir o kadar şık. Kostüm ve atmosfer tasarımına bayıldım. Yaratıcılarını tebrik ederim. Müzikler de yine bir Ferzan filminin olmazsa olmazı. Evet Sezen Aksu yok ama efsane Mina’dan Patty Bravo’ya altın sesler filme eşlik ediyor. Görüntü yönetmeni Gian Filippo Corticelli harikalar yaratmış. Sinemanın altın çağlarındaki sinematagrafiyi andıran kareleri filmi daha da değerli kılıyor. Ferzan Özpetek her filmi ile sinema kariyerini daha üste taşıyor. “Elmaslar” filmi Ferzan’ın kariyerinde her zaman ışıl ışıl parlayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 22 Oct 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sanatın kalbi Açıkhava'da atıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/sanatin-kalbi-acikhavada-atiyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/sanatin-kalbi-acikhavada-atiyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Her yıl olduğu gibi bu yıl da sanatın kalbi Harbiye Açıkhava’da atıyor. Bu kutsal
sahneden yerlisi yabancısı kimler geldi kimler geçti. Gökçeada’dan gelir gelmez
ayağımın tozuyla Açıkhava’da peş peşe iki muhteşem etkinliğe gittim. İkisi de
birbirinden faklı birbirinden güzeldi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Romantik Trompetçi Chris Botti&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her zaman bayılmışımdır Chris Botti’ye. Tabii onunla beraber Miles Davis ve
İbrahim Maalouf’u da hemen yanına eklemek isterim. Benim için cazın kutsal
üçlüsü. Tabii ki Davis her zaman en üstte. Grammy ödüllü trompet sanatçısı
Chris Botti 17 Mayıs’ta İstanbullu sevenleriyle buluştu. Sahnede yine harikalar
yarattı. Sürpriz olarak gelen diğer sanatçılarla muhteşem bir uyum bir uyumla
İstanbul’a binbir gece keyfi yaşattılar.
Kariyeri boyunca Sting, Paul Simon, Barbara Streisand, Lady Gaga gibi ünlü
isimlerle aynı sahnede trompet çalan Chris Botti solo konserleriyle kariyerini
her zaman yukarıya çıkaran bir sanatçı. Trompetçi Doc Severinsen’i ilk kez
izlediğinde büyük hayranlık duyan Botti onun izinden yürümeye karar veriyor
trompeti seçiyor. Sanatçı kariyeri boyunca Severinsen’den ilham aldığını onun
yol göstericiliğinde ilerlediğini belirtiyor.
Chris botti müziğiyle ilgili olarak “Müziğim her zaman caz, pop ve klasik arasında
bir yolculuk vaat ediyor” diye belirtiyor. Cazın bu romantik tropmpetçisini
hayranlıkla dinlemeye devam edeceğiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu Memleket Bizim&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cumhuriyetimizin 100 Yılında 19 Mayıs coşkusunu Açıkhava’da İBB Şehir
Tiyatrosu’nun sahnelediği “Bu Memleket Bizim” oyunu ile yaşadık. 38 Genç
Günler’in kapanış oyunu da olan “Bu Memleket Bizim” günümüzün önde gelen
dört tiyatro yönetmeni Ali Gökmen Altuğ, Aslı Öngören, Yıldırım Fikret Urağ ve
Yiğit Sertdemir tarafından kurgulanarak sahneye konmuş.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oyun, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün eseri Nutuk
başta olmak üzere, Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı ve Milli mücadele
ile Cumhuriyetin kuruluşuna kalemiyle ışık yutan Erol Toy, İsmet Küntay, Samim
Kocagöz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun metinlerinden alınan parçaların
yanı sıra birçok yazarın eserlerinden metine dahil edilen bir cümle, bir pasajla
ile oluşturulmuş bir kolaj. Fakat her bir cümle birbirini öyle tamamlıyor ki, adeta
yeni baştan yazılmış gibi bir metin gibi oyun boyunca akıp gidiyor.“Bu Memleket Bizim” adeta İBB Şehir Tiyatrosu’nun bir gövde gösterisi gibiydi.
Kadrosunda bulunanbütün oyuncuların sahne aldığı çalışma tam 100 Yıla yakışır
bir oyun olmuştu. Başta Genel Sanat Yönetmeni Sayın Ayşegül İşsever olmak
üzere oyuna emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kostümünden dekoruna müziğine, ışığından metnine kareografisine bir görsel şölen sundular. Oynun
sonuna doğru Açıhava’nın giriş kısmından seyircinin arasına doğru ilerleyen ve
finalde sahneye çıkan meşaleliler muhteşem bir görsellikle hafızalara kazındılar.
Çok hayranı olduğum Rozet Hubeş’in de aralarında olduğu üç kadının
Ataürk’ü canlandırması olağanüsüt yaratıcıydı. Tebrikler!
Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarını sahnede izlemek hepimize ayrı bir heyecan
verdi. Ben bir de Halide Onbaşı’nın ve Kazım Karabekir’in biraz daha altının
çizilmesini arzu ederdim. Fondaki belgeselde mermi taşıyan kadınlarımızı
görünce ve sahnede Nazım’ın “Kadınlarımız” şiirini duyunca gözyaşlarıma
hakim olamadım. Gururdan ve mutluluktan.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; İşte biz, onların torunlarıyız...&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz ATATÜRK’ün torunlarıyız!&amp;nbsp;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 22 May 2024 03:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Gökyüzüne bakamayan kadınlar]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/gokyuzune-bakamayan-kadinlar/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/gokyuzune-bakamayan-kadinlar/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Klasiklerden güncel oyunlara zengin bir repertuarı, çok iyi sanatçılar ile her zaman ses getiren oyunlara imza atar. Geçtiğimiz yıllarda unutamadığım bir “Cadı Kazanı” oyunu izlemiş, hararetle tanıdığım herkese tavsiye etmiştim. Bu yıl da sevgili arkadaşım, oyuncu Aslıhan Kandemir’in davetiyle “Gök Kubbe” oyununu izledim. Kadın oyuncuların ağırlıklı olduğu kalabalık bir oyuncu kadrosu ile sahnede müthiş bir sanat olayına imza attılar. Yeni yılda izlediğim ilk oyundu ve tiyatrodan kafamda binbir soru ama bir o kadar da mutlu ayrıldım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cinayetle aydınlanan sırlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tanımadığı bir adamın atının sırtında evinden ayrılmış olan Sally, biriktirdiği parasını alıp kaçmak üzere evine döndüğünde kocasıyla karşılaşır. Bölgenin güçlü ve zengin ailesi Wax’lerın çocuğu öldürülmüştür. Cinayeti işleyen adam asılmış, ancak o sırada onunla birlikte olan Sally hamile olduğunu beyan ettiği için asılması ertelenmiştir. Mahkeme köyden 12 kadını bir araya getirir ve Sally’nin hamile olup olmadığına karar vermesini ister. Sally hamileyse asılmayıp Amerika’ya sürgüne gönderilecektir. Kadınlar Sally hakkında bir yargıya varmaya çalışırken, kendi geçmişleriyle de yüzleşmek zorunda kalacaklar.&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Başka bir kadının hayatı üzerinden adil bir karar vermek sanılan kadar kolay olmayacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadınlık halleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gök Kubbe oyunu, bir cinayet olayından yola çıkarak sağlam olay örgüsüyle kadınlık olmanın dayanılmaz ağırlığı hakkında çok şey söylemektedir. Yazar&amp;nbsp; &amp;nbsp;Lucy Kirkwood&amp;nbsp; tarafından kurulan çok güçlü bir dramatik yapının içinde artan merak unsuruyla bir gizemi ve suç hikayesini çözmeye çalışırken aynı zamanda&amp;nbsp; &amp;nbsp;da metnin katmanlı yapısı içinde, çok zengin bir labirentin içinde ilerleriz. Oyunun yönetmeni Ali Gökmen Altuğu’un yazar Kirkwood’un kadınlarını “Ezberlerin, kalıpların dışında hayata dair tüm renkleri ve zenginlikleri taşımaktadır. Kirkwood’un, kadınların toplumdaki yerini, kadınlık hallerini, kadının kendine atfedilen toplumsal görevlerini varoluşunu, kendini gerçekleştirme mücadelesini; pasif, etkisiz, kurban rolü üzerinden değil, insana dair tüm çatışmaları barındıran bir yerden inşa ettiği görülür” diye yorumlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gök Kubbe oyunundaki kadınlar çamaşır yıkamak, çocuk bakmak, yemek yapmak gibi işlerin dışında dünyaları olmayan kişilerdir. Kimsenin vakti yoktur durup da gökyüzüne baksın. Oysa çok yakında gelecek olan kuyruklu yıldız beklenmektedir. Bir tek Sally “Gökyüzüne baktım masmaviydi ve büyük, yuvarlak bulutlar vardı” diyecektir. Sally, hayal gücüyle, fantezileriyle, sıra dışı ve uygunsuz olarak nitelendirilen davranışlarıyla farklı bir yere konumlandırılmış olsa bile bu oyunun kahramanı oyundaki tüm kadınlardır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Feminist bir oyun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oyunun yazarı Lucy Kirkwood’un&amp;nbsp; kadının toplumdaki konumu , kadın bedenine yapılan müdahale gibi son derece sıkı bir feminist bir bakış açısı var. Güçlü bir kaleme sahip olan Kirkwood’un yarattığı “kadınlar” süreç içinde tiyatronun klasikleri arasına girecektir. Ali Gökmen Altuğ’un yazar Lucy Kirkwood’un&amp;nbsp; kadınlarına geçen yıl yönettiği “Sivrisinekler”den beri oldukça aşina. Gök Kubbe oyununda da kalabalık bir oyuncu kadrosunu bir şefin orkestrasını yönetmesi gibi sahnede çok iyi kullanıyor. Kadınların ilk kendilerini tanıttığı sahne son derece görsel ve etkileyiciydi. Sahnedeki her bir kadının karakteri çok iyi ortaya çıkarılmış.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Takım oyunculuğu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oyunun en büyük işbirlikçilerinde bir tanesi de sahne tasarımı, ışık ve kostümdü. Hepsine kocaman bir alkış. Ve oyuna hayat veren oyuncular. Tam bir takım oyunculuğu ile her biri sahnede yıldızlaştı. Kimse kimseden rol çalmadı. Benim için Eraslan Sağlam oyunun sürpriz ismiydi. Cadı Kazanı’nda hayran olmuştum. Keşke burada da rolü daha fazla olsaydı. Oyuna emeği geçen herkese çok teşekkürler. Şahaneydiniz. Bu yılın en güzel oyunlarından bir tanesine imza attınız. Bu güzel oyunu repertuara alan ve sahnelenmesine önayak olan Şehir Tiyatroları Genel Sanat yönetmeni sayın Ayşegül İşsever’e de ayrıca teşekkürler.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 22 Jan 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ex Oriente Lux*]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ex-oriente-lux/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ex-oriente-lux/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu yıl 16’ıncısı düzenlenen Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali Bulgar Şef Nayden Todorov’ın yönettiği ve Bulgar, Güney Koreli ve Çinli solistlerin katıldığı “Gala Konseri” ile başladı. Bu yılki programın yıldızı Ahmet Adnan Saygun’un bestelediği “GİLGAMEŞ” destanından uyarlanamış olan opera. Üstelik “Gilgameş” Opresı Festival’de dünya prömiyerini yaptı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir Başyapıt&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ahmet Adnan Saygun&#039;un başyapıtı “Gilgameş” tam&amp;nbsp; 42 senedir sergilenmeyi bekleyen bir opera. İDOB&#039;un kurucusu Aydın Gün ve Ahmet Adnan Saygun bu eseri sahnelenmesi için uzun yıllar çok uğraşmışlar fakat şansızlık bir türlü peşlerini bırakmamış.Yıllar sonra yaklaşık altı aylık yoğun ve yorucu bir çalışmanın ardından İDOB’un sahnelediği Gılgameş&amp;nbsp; Atatürk Kültür Merkezi’nin sahnesinde operaseverlerle buluştu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zamansız Bir Eser&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu gösteri hakkında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Tan Sağtürk “AKM Türk Telekom Salonu&#039;nun görkemli atmosferinde, ülkemizin yetiştirdiği, 20. yüzyılın en büyük bestecilerinden Ahmet Adnan Saygun&#039;un, kültürlerarasında köprü olma işlevi taşıdığı ve ana yurdunun düşünce dünyasını kavramsal çerçevede yorumladığı epik dram türündeki Gilgameş operasının büyülü diyarına ilk yolculuğu gerçekleştirdik. Gilgameş operası, dünya sahnesinde ilk kez siz değerli seyircilerimizle buluşuyor. Gilgameş, bilgisizlikten bilgiye geçişi tasavvufi bir şekilde ele almasından dolayı zamansız bir eser olma özelliğine sahip, özgürlük tutkusu destanıdır.&quot; yorumunda bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seçkin ve Zengin Program&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul Opera ve Bale Festivali bu yıl birden fazla yabancı topluluğu izleyiciyle buluşturarak ulusularası olmanın hakkını fazlasıyla veriyor. Festival fazlasıyla seçkin ve zengin bir programa sahip. Sofya Opera ve Balesi Rıchard Strauss’un “Elektra” adlı operası, Almanya’dan Moğolistan’a İtalya’ya farklı milletlerden solistlerin yer aldığı “Sultans Of&amp;nbsp; The Opera”, St. Petersburg Eifman Balesi’nin sahneye koyacağı “Anna Karenina” balesi ve yine St. Petersburg Eifman Balesi’nin bir performansı olan “Rus Hamlet&amp;nbsp; balesi Festival’de yer alacak ve hayatımıza zenginlik katacak olak gösteriler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Festival programında ayrıca “Saygun’a Saygı” konseri, “Bale Dünyası” adlı gösteri, “Deliriyum” adlı modern dans gösterisi de yer alıyor. Bu arada programda çok özel bir yeri olan ve 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı sebebiyle düzenlenen “Bütün Umudum Gençliktedir” konsrini de unutmamak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kültür Köprüsü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali Türkiye’nin imajı ve tanıtımı için son derece önemli bir festival. Doğu ve Batı arasında adeta bir köprü olan İstanbul kültürler arasında da aynı görevi üstleniyor. Festival ,Türkiye’nin Batı’ya açılan bir yüzü, Doğu ‘ya farklı kültürleri taşıyan bir elçi. Işık doğudan yükselir demişler. Bu eşsiz fastivalle “Işık İstanbul’dan yükselir! Emeği geçen herkesi tebrik ederim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Işık Doğudan Yükselir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 21 May 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TCL' den yeni nesil akıllı cihazlar]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/tcl-den-yeni-nesil-akilli-cihazlar/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/tcl-den-yeni-nesil-akilli-cihazlar/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Üstün teknolojisi sayesinde yıllardır iş ve günlük hayatımda en büyük yardımcım. Her yıl yenilenen ve sektörüne önderlik eden teknolojisiyle hayat kalitemizi en üst seviyeye çıkarıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teknolojiye yeni bir boyut katan cihazlar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TCL geçen hafta yeni akıllı saatler, kâğıt hissi veren ekran teknolojisine sahip tabletler ve ev eğlencesine yeni bir boyut katan projeksiyon cihazlarını tanıttı. Ürünlerin hepsi birbirinden iddialı. Markanın oluşturduğu yeni ekosistem, kullanıcıların hem dijital sağlığını korumayı hem de günlük teknoloji deneyimini üst seviyeye taşımayı hedefliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Erişilebilir fiyat politikası&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lansmanda konuşan TCL Communication Orta Doğu ve Türkiye Bölge Direktörü Değerli Serhan Tunca “TCL Türkiye&#039;deki kullanıcıların beklentilerini çok yakından takip ediyor, global AR-GE gücümüzden faydalanarak yerel beklentileri dikkate alan ve kullanıcıların yaşamlarına değer katan çözümler geliştiriyoruz. Erişilebilir fiyat politikası, uzun ömürlü ürünler ve dijital refahı destekleyen teknolojilerimiz de bu yaklaşımın önemli bir yansıması. Amacımız, ürünlerimizi yalnızca güçlü donanım özellikleriyle geliştirmekten ziyade günlük yaşamı kolaylaştıran, dijital sağlığı destekleyen ve herkes için erişilebilir çözümler sunduğumuz bir ekosistem inşa etmek“&amp;nbsp; olduğunu belirtti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklar için güvenli dijital dünya: MOVETIME MT48&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pek çok çocuk bugüne kadar teknolojiyle ilk TCL Akıllı Çocuk Saatleriyle tanıştı. TCL yeni akıllı çocuk saati MOVETIME MT48 modern güvenlik özelliklerini eğlenceli bir tasarımla sunuyor. 4.5 G ile hızlı ve güvenli iletişim, yapay zeka ile görselden nesne algılama, dikkat dağılmasını engelleyen okul modu gibi yeni özellikleriyle ebeveynlerin en büyük yardımcısı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kâğıt konforunda ekran deneyimi: TCL NXTPAPER 14&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TCL&#039;in göz sağlığını korumaya yönelik çalışmalarının en güçlü çözümlerinden olan NXTPAPER 14, 14,3 inç 2.4K ekranıyla sinema tadında bir deneyim yaşatıyor. TCL&#039;in geliştirdiği NXTPAPER 3.0 teknolojisi, kâğıt benzeri mat ekranıyla gözleri yormadan uzun süreli kullanım imkânı sağlıyor. TCL&#039;in tablet ailesine eklenen TCL TAB 11 Gen 2 ve TAB 10L Gen 4 yeni modeller, farklı kullanıcı ihtiyaçlarına yönelik performans çözümleri de sunuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ev sinemasında yeni standart: C1 ve A1s projektörleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yılın hiti benimde heyecanla beklediğim projektörler.&amp;nbsp; Sinema keyfini yaşam alanlarına taşımak isteyenler için geliştirilen C1 ve A1s modelleri, projeksiyon teknolojisinde görüntü kalitesini taşınabilirlikle birleştiriyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TCL’in Yeni teknolojilerinin tanıtıldığı lansmanda ayrıca akademisyenlerin katılımı ile teknolojinin çocuk hayatındaki yerinin masaya yatırıldığı “Yapay Zekâ Çağında Çocuk-Teknoloji Etkileşimini Yeniden Okumak” başlıklı çok etkili bir panel de düzenlendi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teşekkürler TCL&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapay zeka çağında teknolojiyi daha da ileriye taşıyan TCL ürünlerini ülkemize getiren ekibe; başta TCL Communication Orta Doğu ve Türkiye Bölge Direktörü Serhan Tunca, Türkiye Ülke Müdürü Batuhan Başal ve Pazarlama Müdürü Murat Özbey’e çok teşekkür ederim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;TCL, yeni teknolojisi ve ürünleriyle hayatımıza değer katmaya devam edecek.&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Wed, 21 Jan 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
</channel>
</rss>