<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">

<channel>
<title><![CDATA[Analiz Gazetesi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr]]></link>
<description><![CDATA[Son 25 Rss Beslemesi - Analiz Gazetesi]]></description>
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<item>
<title><![CDATA["Burnum mu büyük, yoksa kaygılarım mı?"]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/burnum-mu-buyuk-yoksa-kaygilarim-mi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/burnum-mu-buyuk-yoksa-kaygilarim-mi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Ve o cümle gelir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Of ya, bu çene yine büyümüş sanki!”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yok canım, senin çenen değil büyüyen. O iç sesin&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi dürüst olalım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hangimiz hiç bedenimizle kavga etmedik?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama iş, küçük bir hoşnutsuzluktan çıkıp bir “varoluş krizi”ne dönüşüyorsa, orada durmak gerek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü sevgili okur, karşınızda Bedensel Dismorfik Bozukluk.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Namıdiğer: “Bedenime küsüm ama kimse anlamıyor sendromu.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nasıl bir şey bu bozukluk?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşün:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burnunu sürekli yan profilden kontrol ediyorsun, sanki biri seni gizlice belgesel gibi çekiyormuş gibi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya da kolların çok kalın geliyor ve tişört giydiğinde, sanki herkes sadece pazılarına bakıyormuş gibi hissediyorsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa kimse pazılarına değil, kahve fiyatlarına odaklanmış.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte BDD böyle bir şey.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dışarıdan görünmeyen bir “kusura”, içeriden çok büyük anlamlar yüklemek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve tabii hayatı, ilişkileri, mutluluğu o “kusurun düzeltilmesi”ne ertelemek&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Danışanlarım ne diyor, biliyor musunuz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İnsanlar beni bu halimle nasıl sevsin ki?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu cümle, kalbimin tam ortasına oturuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü sevilmeye değer olmayı bir burun ucuna, bir çene çizgisine bağlamış olmak&amp;hellip; çok ağır bir yük.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki neden bu hale geliyoruz? Nereden çıkıyor bu bozukluk?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklukta duyulan o minik cümleler&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Biraz kilo versen iyi olur.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Şu dişlerine baktır istersen.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Senin kardeşin çok daha hoş.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birikir, içselleşir ve zamanla iç sese dönüşür:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ben güzel değilim. Kusurluyum. Değersizim.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü biz o kusuru kendi gözümüzde büyüttükçe, dünya da onu büyütüyormuş gibi hissediyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve biz o hayale yetişemedikçe kendimizi eksik, yetersiz, hatta bazen görünmez hissediyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama unuttuğumuz bir şey var:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kusura bu kadar takılıyorsak, aslında içimizde görünmek isteyen bir parçamız vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve belki de asıl “kusur”, kendimizi sadece dış görünüşten ibaret sanmamızdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Terapide ne yapıyoruz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O sesle tanışıyoruz önce.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adını koyuyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra o sesi biraz susturup, bedenimize değil kendimize kulak vermeyi öğreniyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani biz o kusur dediğin şeye diyoruz ki:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bak güzelim, sen bana bir şey anlatmaya çalışıyorsun. Ama ben artık seni utanarak değil, anlayarak dinleyeceğim.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güzellik, göze değil, zihne yerleştiğinde hayat başlar.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve kendine bir kez bile şefkatle baktıysan&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnan, zaten çok güzelsin...”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Sun, 20 Apr 2025 10:25:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Macera dolu Amerika'da kadın olmak]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/macera-dolu-amerikada-kadin-olmak/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/macera-dolu-amerikada-kadin-olmak/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Çünkü bazı anlar vardır, susmak suça ortak olmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı anlar vardır, bilim susar; felsefe konuşur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cilia Flores’i tanır mısınız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir gece Venezuela&amp;nbsp; desem?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir ülkenin devlet başkanı ve eşi, kendi topraklarında, uluslararası hukukun, diplomatik teamüllerin ve insan onurunun hiçe sayıldığı bir operasyonla sabaha karşı evlerinden alındı. Bu bir gözaltı değildi; bu bir güç gösterisiydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kapılar kırıldı, bedenlere müdahale edildi, kamera önünde itibar sökümü yapıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cilia Flores yalnızca bir “lider eşi” değildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O an itibarıyla bir kadın bedeni üzerinden dünyaya verilen bir mesajdı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Gücümüz var, sınır tanımıyoruz.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kadının, dünyanın gözü önünde hırpalanarak, sürüklenerek, görüntüler eşliğinde teşhir edilmesi&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, hukuki bir süreç değil; sembolik bir aşağılama ritüelidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hannah Arendt’in söylediği gibi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Şiddet, meşruiyetini kaybeden iktidarın son dilidir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batı’nın çok sevdiği o kavramlar vardır ya; demokrasi, insan hakları, kadın hakları&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepsi vitrinde.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İçeriye girince raflar boştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amerika’yı nasıl biliriz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Özgürlükler ülkesi.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kadına değer veren medeni toplum.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçekten mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Renee Nicole Good’u duydunuz mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;37 yaşında. Bir anne. Bir kadın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Göçmen polisi kurşunuyla ABD’nin Mineapolis eyaletinde öldürüldü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Suçu neydi? Yanlış yerde olmak mı? Yanlış bedende doğmak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Jean-Paul Sartre şöyle der:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İnsan, yaptığı seçimlerden ibarettir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O gün tetiği çeken el, sadece bir polis değildi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O el; sistemi, ideolojiyi, hayatın kimin için değerli sayılacağını belirleyen zihniyeti temsil ediyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve o sistem bir kez daha kadını korumadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batı, Ortadoğu’yu kadına şiddet üzerinden ahlaki kürsüye yatırmayı sever.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama iş kendi coğrafyasına gelince&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sessizlik.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnkâr.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meşrulaştırma.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Michel Foucault’nun dediği gibi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İktidar, en çok kendini görünmez kıldığında etkilidir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün iktidar, “özgürlük” kelimesinin arkasına saklanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün şiddet, “güvenlik” adı altında kutsanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün bir kadının bedeni, ister Caracas’ta ister Minneapolis’te olsun, siyasi mesaj tahtasına dönüştürülüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve ben şunu söylüyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adalet, coğrafyaya göre değişiyorsa adalet değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Simone de Beauvoir’ın o çarpıcı cümlesini de buraya bırakıyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kadının kaderi, erkeğin kurduğu dünyada yazılır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün bu dünyada kadın olmak hâlâ bir risk.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batı’da kurşun, başka coğrafyalarda başka araçlar&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yöntemler değişir, zihniyet değişmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadınlar ölür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadınlar itibarsızlaştırılır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadınlar güç savaşlarının sahnesine çevrilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve dünya hâlâ “medeniyet” masalları anlatır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazı bir ülkeye değil, ikiyüzlülüğe yazılmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazı bir ideolojiye değil, ahlaki çürümeye itirazdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazı, “özgürlük” kelimesini kalkan yapıp şiddeti gizleyenlere karşıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve evet, serttir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü hakikat yumuşak konuşmaz.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Sun, 11 Jan 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bayramlar mı eskidi, bizler mi yaşlandık?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bayramlar-mi-eskidi-bizler-mi-yaslandik/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bayramlar-mi-eskidi-bizler-mi-yaslandik/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Eskiden bayramlar sadece birkaç gün süren dini tatiller değildi. Ruhumuzu yıkayan, kalbimizi birleştiren, insanı insan yapan değerlerin yeniden hatırlandığı zamanlardı. Küçük bir çocuğun mendiline iliştirilmiş bir harçlık, bir büyüğün elini öpmenin verdiği huzur, evlerde günler öncesinden başlayan temizlik ve hazırlık telaşı&amp;hellip; Bunların her biri sadece gelenek değil, ruh sağlığımızı besleyen değerli anlar ve alışkanlıklardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günümüzde insanlar yalnızca bayram yapıyorlar; oysa bir zamanlar bayram yaşatılırdı. Mahallenin zengini, bakkalın veresiye defterini gizlice kapatır, ailesiyle küs olanlar barıştırılır, çocuklar hediyelerle sevindirilirdi Birlik ve beraberlik ruhu bayramın özünü oluştururdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi ise bayram yaklaşınca birçok evin kapısında aynı yazı: “Evde yokuz.” Artık bayramlar, sosyal ilişkilerin değil, tatil planlarının zamanı haline geldi. Bayramı geçirmekten çok, kaçırmaktan korkan bir topluma dönüştük. Kalabalık sofralar yerine otel açık büfeleri, bayramlaşma yerine toplu mesajlar, sarılmalar yerine emojiler koyduk.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kamuoyu araştırmasına göre Türk halkının %81’i eski bayramları özlüyor. Aslında bu, yalnızca geçmişe özlem değil; insani bağlara, aidiyete, dokunmaya, hissedilmeye duyulan özlemdir. Modern hayat bizi bireyselleştirdikçe, ruhumuz daha fazla yalnızlaştı. Oysa psikolojik sağlığımız; sevilmek, ait olmak, değer görmek gibi duygusal ihtiyaçlarımızın karşılanmasıyla mümkün olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocukken bayram sabahlarını hatırlıyor musunuz? Bayramlıklarımızı başucumuza koyup sabahı zor getirirdik. Sabah kahvaltısı öncesi ev halkı sarılır, bayramlaşırdı. Kapılar çalınır, şeker tabakları sunulur, mendiller verilirdi. Herkes birbiriyle konuşur, herkes bir şekilde hatırlanırdı. Bugünse çocuklar sokakta yok, bayramlar bile sessiz&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Murathan Mungan’ın dediği gibi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Yenik düşüyor her şey zamana&amp;hellip; Biz büyüdük ve kirlendi dünya&amp;hellip;”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bayramlar; aidiyet hissini besler, yalnızlık duygusunu azaltır, sosyal destek mekanizmalarını güçlendirir. Özellikle çocuklukta yaşanan olumlu bayram anıları, bireyin ileriki yaşlarında geliştireceği empati, bağlılık ve güven duygusunun temelini oluşturur. Aynı şekilde, yaşlı bireyler için de bayramlar “unutulmadıklarını” hissettiren, psikolojik iyilik hallerini pekiştiren anlamlı zaman dilimleridir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama modern yaşam tarzı, bu bağları zayıflatıyor. Bayramın ruhu, yerini yalnızca ekranlardan gönderilen hazır mesajlara, hızla tüketilen tatillere bırakıyor. Oysa bilimsel araştırmalar da gösteriyor ki; insan zihni ve kalbi, en çok dokunarak, konuşarak, yüz yüze temasla şifalanıyor. Sosyal ilişkilerimiz azaldıkça anksiyete, depresyon ve duygusal kopukluk gibi ruhsal sorunlar daha fazla görülüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün Analiz Gazetesi’nde ilk köşe yazımı yazarken, tam da bu duyguyla yola çıktım. Çünkü bir psikolog olarak biliyorum ki; insan ruhu, bağ kurdukça güçlenir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her pazartesi, bu köşede sadece bireysel psikolojimize değil, toplumsal ruh sağlığımıza da ayna tutmaya çalışacağım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk yazımı, kalbimizde her zaman taptaze kalan çocukluğumuzun bayramlarına ve o bayramlarla büyüyen temiz duygulara ithaf ediyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepimize umutla, sağlıkla, afiyetle, dostça nice bayramlar&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 31 Mar 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Düz ovanın uçağı: Bisiklet]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/duz-ovanin-ucagi-bisiklet/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/duz-ovanin-ucagi-bisiklet/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Nermi Uygur hocanın dediği gibi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Duvara dayalıyken anlamsızdır&amp;hellip; Ama bindiğin an senin bir parçan olur.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bisiklet, insanın sadece bedenini değil, ruhunu da harekete geçiren nadir araçlardan biridir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kez pedala bastığınızda sadece yol almazsınız&amp;hellip; içinizde bir şeyler de akmaya başlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DENGEYİ KAYBEDERSEN DÜŞERSİN&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bisikletin ilk öğrettiği şey dengedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve hayat da tam olarak bunun üzerine kurulu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aristoteles şöyle der:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Erdem, aşırılıkla eksiklik arasındaki dengedir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bisiklet sürerken olduğu gibi&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatta da dengede kalmak, ayakta kalmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;MESELE VARMAK DEĞİL, YOLDA OLMAK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir yokuş çıkarsınız&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zorlanırsınız&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama vazgeçmezsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte o an dönüşüm başlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bisiklet bize şunu öğretir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zorlandığın yer, büyüdüğün yerdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BİSİKLET: DOĞAL BİR ANTİDEPRESAN&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilimsel olarak da biliyoruz:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bisiklet sürmek;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;• Endorfin salgılar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;• Stresi azaltır&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;• Kaygıyı düşürür&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;• Ruh halini dengeler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Søren Kierkegaard şöyle der:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Tüm iyi düşüncelerim yürürken geldi.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biz ekleyelim:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pedal çevirirken sadece düşünmezsiniz&amp;hellip; iyileşirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;DÜZ OVANIN UÇAĞI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1950’lerde Konya’da bir bisikletli şöyle demiş: “ Bu, düz ovanın uçağıdır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne kadar doğru&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bisiklet sizi taşır&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama aslında hafifleten şey taşıdığı mesafe değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;içinizde açtığı alandır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaz geliyor&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer canın sıkıldıysa&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kırıldıysan&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yalnızsan&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir şey yap.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bisikletine bin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kaçmak değil&amp;hellip; akmak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bin git...&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 30 Mar 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Değersizlik duygusu]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/degersizlik-duygusu-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/degersizlik-duygusu-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Çünkü değersizlik bir sonuç değil, bir yankıdır. Belki çocukken “Aferin” denmeyen resmimizin yankısıdır&amp;hellip; Belki hep “önce kardeşin” denilen sofrada unutulmuşluğumuzdur&amp;hellip; Belki de yıllar geçse de biri çıkıp hâlâ “Seninle gurur duyuyorum” dememiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Değersizlik duygusu öyle sinsidir ki; bazen başkasının mutluluğunu izlerken içimizde büyür. “Ben neden böyle hissedemiyorum?” sorusunun cevabı yoktur ama suçlusu hep kendimizmişiz gibi hissederiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama gerçek şu: Kimse durduk yere değersiz hissetmez. Bir yerlerde, bir zamanlar görülmemiştir, anlaşılmamıştır, sarılınmamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve ne yazık ki toplum olarak başarıyı överiz ama çabanın yorgunluğunu görmeyiz. “Ne var ki bunda?” der geçeriz. Ama o “ne var ki” dediklerimiz bazen bir insanın kırılma noktasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa bir insanın değeri; maaş bordrosunda, alınan diplomada, yapılan fedakârlığın sayısında ölçülmez. Bir insanın değeri, olduğu halinin yanında durabilenlerle ölçülür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün kendinizi değersiz hissediyorsanız, önce şunu bilin: Sizin hissiniz gerçek. Ve size hissettirilmiş her şeyin sorumluluğu sizde değil. Kendinize yabancılaştığınız yerde biraz durun, derin bir nefes alın ve o sesi hatırlayın:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Sen özelsin. Var olman, sevgiye ve ilgiye layık olduğun anlamına gelir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayın, başkaları sizi görmezden gelse bile, siz kendinizi görmeye devam ettiğiniz sürece umut vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve yazımı Rollo May’in anlamlı bir sözüyle bitirmek istiyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Sevgi, bir insanın başka bir insana ‘Sen varsın ve bu benim için önemli’ demesidir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 30 Jun 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Aldatma: İlişkilerin mayınlı tarlası]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/aldatma-iliskilerin-mayinli-tarlasi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/aldatma-iliskilerin-mayinli-tarlasi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Toplumun genel algısı hâlâ şu: “Erkekler daha çok aldatır.” Eh, yıllarca böyle söylendi. Ama işin fenası, araştırmalar kadınların da bu konuda erkeklere “asla geri kalmadığını” gösteriyor. Yani yarış başa baş. Fark şu: Kadınların hafızası RAM gibi değil, SSD gibi. Bir kere kaydedildi mi silinmez. Erkek “özür dilerim, bitti” dese de kadının beyninde o sahne replay tuşuna basılmış gibi dönüp durur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aldatma Nereden Çıkıyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimse sabah kalkıp “Bugün aldatayım da akşam yemeğinde eşime sürpriz yapayım” demez. Her şey aşama aşama ilerler. Önce ilişki çatırdar, sonra o çatlaklardan sızan huzursuzluk büyür, en sonunda da ilişki bir bakarsınız kaçak göçük inşaat gibi çöker.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanın temel ihtiyacı: görülmek, değer verilmek, sevilmek, onaylanmak. Bunlar olmayınca kişi soluğu başka yerde alıyor. Depresyondakiler için bu durum özellikle riskli: Aldatma, onlar için adeta “yan etkisi bol ama hızlı etki eden bir antidepresan.” Yanlış ilaç ama kısa süreli mutluluk veriyor, işte sorun da bu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen sadece hormonlar konuşur, bazen rutini kırma hevesi, bazen de intikam duygusu. “O yaptıysa ben de yaparım” diyerek ilişkiyi kısasa kısas mantığına dönüştürenler de var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğamızda yok bahaneleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Klasik replik: “İnsan tek eşli bir canlı değil.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tamam da, doğamızda uçmak da yoktu, uçağı yaptık. Doğamızda elektrik yoktu, fişi taktık. Doğamızda tek eşlilik yok diye diye, sonunda “doğamızda sorumluluk da yok, benlik de yok, vicdan da yok” mu diyeceğiz? İnsanoğlu doğayı bile değiştirirken, kendi dürtülerini değiştiremiyor mu yani? Bence bahane bol, irade az.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aldatılan ne yapmalı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birincisi: Panik yapmayın. Panik zaten sizi değil, daha çok midenizi bozar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Gerçeği kabul edin. “Yok canım öyle bir şey olamaz” dediğiniz an, gerçek daha sert tokat atar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Duygularınızı bastırmayın. Çünkü bastırılan duygular gazlı içecek gibidir; şişeyi açtığınız an fışkırır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Kendinize yatırım yapın. Spor, yeni bir hobi, hatta salsa kursu&amp;hellip; Hem özgüven gelir hem de moral.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Klişeleri çöpe atın: “Her erkek aldatır”, “Kadın aldatırsa kesin başka bir şey vardır” gibi laflar, kahvehane muhabbetinden öteye geçmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadınlar aldatıldığında genellikle “Artık sevilmiyorum” der. Erkeklerse klasik savunmayı yapar: “Ama ben seni hâlâ seviyorum.” Hâlbuki sevgili beyler, haberiniz olsun: Aldatma, beraber olduğunuz kişiyi gözden çıkarmaktır. Nokta.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve işin sonunda size kalan en kritik karar: Devam mı, tamam mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Affederseniz bu yeni bir süreçtir, bitirirseniz o da başka bir süreçtir. Yeter ki kendi psikolojinizi ayakta tutun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Goethe boşuna dememiş: “İnandığı şeyi yapan insanların enerjisi asla tükenmez.” Belki de bizim tükenmişliğimiz, inanmadığımız ilişkilerde ısrar etmemizden kaynaklanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 29 Sep 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeni nesil vicdan mı, bencillik mi?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-nesil-vicdan-mi-bencillik-mi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-nesil-vicdan-mi-bencillik-mi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu cümleleri son zamanlarda duymayan kaldı mı? Bir danışanım geçen gün şöyle dedi: “Esra Hanım, ben artık kimseyi taşımak istemiyorum. Sadece kendime iyi gelmek istiyorum.” Ona hak verdim ama sonra sordum: “Peki, kimseyi taşımamak derken gerçekten kendine mi iyi geliyorsun, yoksa duygulardan kaçıyor musun?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugünlerde hepimiz kendimize iyi davranmayı konuşuyoruz ama bu davranışın içeriği nedir, pek sorgulamıyoruz. Öz şefkatle bencillik arasında çok ince bir çizgi var ve sanki bu çizgi artık bulanıklaşmaya başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öz şefkat mi? Öz savunma mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Psikolojide öz şefkat, kişinin zor duygularla başa çıkarken kendine anlayış göstermesini ifade eder. Ancak bu, sorumluluklardan kaçmak, sınır koymak adı altında başkalarını yok saymak anlamına gelmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı danışanlarım, “Ben artık empati kurmak istemiyorum,” diyor. Oysa empati, sadece başkası için değil, insan olarak varoluşumuzun bir parçası. Kendimize empati geliştirirken başkasını da görmezden gelemeyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bencilliğin parfümlü hali mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Modern zamanların ‘kendine iyi davran’ mottosu bazen bana şöyle geliyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eski zamanların açık bencilliği, bugün parfümlü bir dille, ‘öz bakım’ olarak sunuluyor. Kırmak yerine sınır koymak, yalnız kalmak yerine kendini korumak deniyor. Bu dili kullanmak bizi iyi hissettiriyor ama acaba geride kalanları ne kadar fark ediyoruz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendine iyi davranmak, elbette çok değerli. Özellikle kadınlar yıllarca hep “önce başkası” demeye şartlandırıldı. Ama iyilik, kendimize dönmenin yanında başkasını da gözetebilmek değil midir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vicdanı susturmak mı, yeniden tanımlamak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni nesil vicdan tanımı, bireysel iyilik hali üzerine kurulu. Ancak ben bu tanımın eksik olduğunu düşünüyorum. Vicdan, sadece bana mı iyi geliyor, yoksa bizim varoluşumuzda ötekine de yer açıyor mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçek öz şefkat, kendi sınırlarını korurken başkasının varlığına da duyarlı kalabilmektir. İlişkiler, sadece ‘ben’i değil, ‘biz’i de içerir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son söz yerine:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendine iyi davran. Ama bunu yaparken başkalarını unutarak değil, kendini merkezine alarak ama evrenin merkezine koymadan&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü gerçek iyilik, başkasına da iyi gelen bir haldir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 28 Jul 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Toprak sallandı: Şimdi ne yapmalı?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/toprak-sallandi-simdi-ne-yapmali/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/toprak-sallandi-simdi-ne-yapmali/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Anlık bir sarsıntı, geçmişin hatıralarını ve geleceğe dair kaygıları bir anda su yüzüne çıkarabiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu çok doğal.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü insan, belirsizlik karşısında huzur arar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve yerin altı bile hareket ettiğinde, yalnızca zemin değil, güven duygumuz da sarsılır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama unutmayalım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korku da kaygı da insani duygulardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önemli olan, korkunun içinde kaybolmamak; korkuyla birlikte yürümeyi öğrenebilmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Depremi yaşamak zorunda olduğumuz bir gerçek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak onun bize bıraktığı korkuyla yaşamak bir zorunluluk değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayat, her zaman olduğu gibi belirsizlikle dolu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O yüzden kendimize şu soruyu sormalıyız:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Şu anda, tam şu anda güvende miyim?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer cevabınız “Evet” ise, zihninizin ürettiği karamsar senaryolara kapılmadan ana dönmeyi seçebilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayın:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her kötü düşünce gerçek olmaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her endişe geleceği bildirmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toprak sallandı, evet.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bizim ayakta kalabilme gücümüz, geçmişten çok daha sağlam.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Stoacı filozof Epiktetos’un dediği gibi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“İnsanları sarsan şey, olayların kendisi değil; olaylara verdikleri anlamdır.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Minik kalplere depremi nasıl anlatırız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deprem, yetişkinler için bile ürkütücüyken, çocukların dünyasında çok daha büyük yankılar uyandırır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklar için dünya, güvenli bir oyun alanıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir anda yerin sarsılması, onların bu temel güven duygusunu sorgulamalarına neden olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte tam da bu yüzden, çocuklara depremi anlatırken kelimelerimiz kadar duygularımız da önemlidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki çocuklara nasıl yaklaşacağız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Korkularını ciddiye alın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Korkacak bir şey yok.” demek yerine,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Korkmuş hissetmen çok doğal. Hep beraber daha güvende olmayı öğreniyoruz.” diyerek duygularını onaylayın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Sade ve doğru bilgi verin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Deprem, yerin altındaki büyük taşların birbirine sürtünmesiyle oluşur. Bazen hissederiz, bazen hiç hissetmeyiz.” gibi basit açıklamalar yapın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Beraber çözüm üretin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Deprem olduğunda birlikte ne yapabiliriz?” diye konuşun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklara plan yapmak, onların kontrol duygusunu artırır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Tatbikatı oyunlaştırın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Çömel, kapan, tutun” hareketlerini bir oyun gibi çalışmak, hem güven duygusunu güçlendirir hem de kaygıyı azaltır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Sevgiyle destekleyin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sarılmak, elini tutmak, güven veren gözlerle bakmak&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen bir kelimeden çok daha iyileştiricidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayın:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklar yalnızca sözcüklerimizi değil, kalbimizden çıkan duyguları da hissederler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sizin sakinliğiniz, onların sakinliğine dönüşecektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğitimci Maria Montessori’nin de dediği gibi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bir çocuğa verilebilecek en büyük armağan, ona korkularıyla başa çıkmayı öğretebilmektir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir temenniyle&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toprağın sadece bereket taşıdığı, yerin yalnızca hayatı büyüttüğü günler diliyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sarsıntısız sabahlar, kaygısız geceler, korkusuz adımlar ve güvenli yarınlar&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dilerim ki Türkiye’mizde, deprem korkusunun değil, dayanışmanın izleri büyür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korkudan değil, sevgiden sarsılır kalplerimiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bir gün, yerin altındaki sessizlik, gönüllerimize huzur gibi yayılır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi ellerimizi daha sıkı tutalım, gözlerimizle daha derin sarılalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü en sağlam zemin, birbirimize olan inancımızdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 28 Apr 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Acı da yaşamın bir dili: Hastalık bize ne söyler?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/aci-da-yasamin-bir-dili-hastalik-bize-ne-soyler/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/aci-da-yasamin-bir-dili-hastalik-bize-ne-soyler/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Ben de birkaç gün önce küçük bir operasyon geçirdim. O anda, ağrının insanın zihnini nasıl yönettiğini bir kez daha fark ettim. Acının azı çoğu olmaz; acı, yaşamın sesidir. Bedenin diliyle bize “kendine dön” diyen sessiz bir öğretmendir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hastalığın içinden geçmek, doğanın ritmine boyun eğmektir. Her hastalık, bir yavaşlama, bir içe dönüş çağrısıdır. Ağrılar sadece bedende değil, yaşam biçimimizde de değişim yaratır. Çünkü beden “dur” dediğinde, zihin de düşünmeye başlar: “Ben neredeyim, neyi ihmal ettim, neyi görmezden geldim?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bütün bu farkındalıkların kapısı kabullenme ile açılır. Hastalığı reddettikçe, o direnç bedenin içinde daha çok yer eder. Oysa insan, hasta olduğunu kabul ettiğinde, bedenle savaşmayı bırakır ve onunla işbirliği yapmaya başlar. Şifa da tam burada başlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Sînâ’nın Bilgeliği: Beden ve Ruh Birlikte İyileşir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Sînâ, 11. yüzyılda bile şunu söylüyordu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ruhsal bir çöküntü, bedensel hastalıkları doğurur; bedenin hastalığı da ruhu yaralar.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani o dönemde bile, ruhun ve bedenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulamıştı. Hekimliğin babalarından biri olan İbn Sînâ, El-Kanun fi’t-Tıbb adlı eserinde tedavinin sadece ilaçla değil, iyi sözle, umutla, moral ve inançla da mümkün olacağını belirtmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatta hastalarına müzik dinletir, güzel kokularla ve doğayla temas etmelerini önerirdi. Çünkü biliyordu ki, beden kadar ruhun da şifaya ihtiyacı vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün modern psikoloji, onun yüzyıllar önce söylediğini tekrar doğruluyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir hastalık sadece tıbbi bir durum değil, aynı zamanda bir psikolojik süreçtir. Korku, inkar, öfke, kabullenme ve nihayet uyum&amp;hellip; Bu duygusal evrelerden geçmeden iyileşme tamamlanmaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hastalığın sessiz mesajı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hastalık, insana kendi sınırlarını hatırlatır. Sağlıklı olduğumuzda çoğu şeyi erteleyebiliriz: sevgiyi, ilgiyi, hatta kendimizi bile. Ama hastalandığımızda her şey sadeleşir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birdenbire hayatın öncelikleri değişir. Kariyer, planlar, hırslar geri çekilir; bir bardak su, bir dost sesi, bir nefes bile mucizeye dönüşür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki de bu yüzden hastalık, görünmeyen bir çağrıdır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Yavaşla, kendine dön, hayatın kıymetini anla.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hastalıkta zorluk kadar bilgelik de vardır. Çünkü insan, kırılganlığını fark ettiğinde olgunlaşır. Acı, yaşamı törpüleyerek bize yeniden şekil verir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sürekli sağlık gaflet verir, hastalık ise farkındalık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zihinle şifa arasındaki bağ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pek çok araştırma gösteriyor ki, hastalığa karşı tutumumuz tedavi sürecini etkiler. Umutsuzluk, kaygı ve öfke, bağışıklık sistemini zayıflatır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa umut, güven ve kararlılık; iyileşme hormonlarını aktive eder.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İbn Sînâ’nın da dediği gibi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“En güçlü ilaç, hastanın iyileşme arzusudur.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle hastalık döneminde sadece ilaçlara değil, kendimize de iyi gelmeyi öğrenmemiz gerekir. Çünkü bedenin diliyle konuşmayı öğrenmek, ruhun da iyileşmesidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendine zaman tanı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayın, hiçbir fırtına sonsuza kadar sürmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir gün ağrınız dinecek, yorgunluğunuz geçecek. Belki o gün, hayatı daha yavaş ama daha dolu yaşayacaksınız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İyileşme sadece yeniden ayağa kalkmak değil, yeniden anlam bulmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hastalık gelsin ve geçsin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başını öne eğme, ağladığın duyulmasın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aldırma gönül&amp;hellip; Aldırma.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 27 Oct 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kahvaltı değil, mutluluk satılıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kahvalti-degil-mutluluk-satiliyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kahvalti-degil-mutluluk-satiliyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Ama içerisi dolu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üstelik kişi başı 1500–1800 TL’lik kahvaltılarla.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve aynı şehirde, aynı gün&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;250 TL’lik kahveyi pahalı bulan insanlar var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi soralım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçekten paramız mı yok, yoksa artık paranın değeri mi yok?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bir kahvaltı değil, bir psikolojik ihtiyaç&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu manzara bize şunu söylüyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlar oraya doymaya gitmiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü açlık evde de giderilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama insanın derdi artık mide değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve tam bu noktada Cemal Süreya’nın o cümlesi çarpıyor yüzümüze:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama artık mesele şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutluluğun fiyatı kaç TL?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Psikoloji bize net söylüyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yemek bir ihtiyaçtan fazlasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yemek, özellikle de “özel” hale getirilmiş sofralar,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;beyinde ödül sistemini çalıştırır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani kişi o masaya oturduğunda şunu satın alır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Rahatlama&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Kaçış&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* “İyiyim” hissi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, bir hedonik mutluluktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani hızlı gelen, hızlı biten bir haz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve tehlikeli olan şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsan bu hissi tekrar tekrar satın almak ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada asıl mesele ekonomi değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Algı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü insanlar artık şunu sormuyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bu kahvaltı bu parayı eder mi?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun yerine şunu kabul ediyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Her şey zaten pahalı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte tam bu noktada tehlike başlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü sorgulama bittiğinde,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;değer de biter.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En çarpıcı olan ne biliyor musunuz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu fiyatlar;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* deniz kenarında değil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* doğada değil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* özel bir deneyimde değil&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sıradan bir caddede,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;egzoz havası eşliğinde ödeniyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve buna rağmen insanlar oradaysa&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu artık lüks değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, psikolojik bir ihtiyaç.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün insanlar şunu satın alıyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir tabak değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir duygu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ben de hayatın içindeyim.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ben de geri kalmadım.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ben de iyi hissedebilirim.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bu his&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birkaç saat sürüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra hayat kaldığı yerden devam ediyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demem o ki;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul’daki o dolu kahvaltı masaları bize şunu anlatıyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorun sadece pahalılık değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pahalıya alışmamız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve daha acısı&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsan artık mutluluğu üretmek yerine,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;satın almaya çalışıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama unutulan bir şey var:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutluluk sipariş verilebilen bir şey değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 27 Apr 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Boşanmalar değil, duygusal kopuşlar artıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bosanmalar-degil-duygusal-kopuslar-artiyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bosanmalar-degil-duygusal-kopuslar-artiyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Ona göre insan ilişkilerinin merkezinde libido vardır. Libido sadece cinsellik değil; yaşama enerjisi, bağ kurma güdüsü ve yakınlık ihtiyacıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün birçok evlilikte yaşanan şey şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Libido bastırılmıştır ama yok olmamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve Freud çok net söyler:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bastırılan hiçbir şey kaybolmaz, sadece biçim değiştirir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duygusal kopuş dediğimiz şey, Freud’a göre çoğu zaman bastırılmış öfke, hayal kırıklığı ve cinsel hayattaki doyumsuzluğun sonucu. İnsan bunları konuşamaz, itiraf edemez, hatta kendine bile söyleyemez. Çünkü “ayıp”, “uygunsuz”, “bozucu”dur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra ne olur?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlişki sessizleşir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dokunma azalır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakışlar kaybolur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yakınlık yerini rutine bırakır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Freud der ki:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsan arzusu öldüğünde değil, suçlulukla bastırıldığında ilişki çözülür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün danışanların sık söylediği şu cümle Freud açısından çok anlamlı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Eşimle bir sorunum yok ama ona dokunmak içimden gelmiyor.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Freud bunu “duygusal kopuş” diye adlandırmazdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O buna nevrotik uzlaşma derdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Kavga etmeyelim&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Aile bozulmasın&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Düzen devam etsin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bedel şu: Arzu feda edilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Freud’a göre modern evliliklerin büyük kısmı sevgiyle değil, alışkanlık, korku ve bastırma ile sürdürülür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bastırma arttıkça semptomlar ortaya çıkar:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Nedensiz öfke&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• İlgisizlik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Sürekli yorgunluk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Cinsel isteksizlik&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Duygusal donukluk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Freud çok rahatsız edici bir şey söyler:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsan en çok, arzusunu inkâr ettiği yerde soğur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yüzden Freud’a göre asıl sorun boşanmak değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl sorun, isteksiz bir hayatı normalleştirmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Boşanmak bir sonuçtur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duygusal kopuş ise yıllarca süren bastırmanın kaçınılmaz son durağıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hoca Freud bugün yaşasaydı muhtemelen şunu söylerdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Evlilikler bitmiyor; insanlar arzularını gömmek zorunda kaldıkları için içten içe çöküyor.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve belki de en sert cümle şu olurdu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birlikte yaşayıp hiçbir şey hissetmemek, ayrılmaktan daha ağır bir ruhsal bedel.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 26 Jan 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İyi meslek diye bir şey yoktur!]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/iyi-meslek-diye-bir-sey-yoktur/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/iyi-meslek-diye-bir-sey-yoktur/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Anne-babalar, öğretmenler, komşular&amp;hellip; Sanki bir meslek seçilecek, sonra ömür boyu otomatik mutluluk, yüksek gelir ve prestij beraberinde gelecekmiş gibi. Oysa hayat böyle işlemiyor. Psikolog olarak yıllardır gördüğüm gerçek şu: İyi meslek diye bir şey yoktur. Kişiye uygun meslek vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ahmet’e uygun olan Aslı’ya zehir olabilir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doktorluk toplumda hep “iyi meslek” olarak gösterilir. Ama bu herkes için geçerli değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ahmet insan ilişkilerinde güçlü, dayanıklı, özverili, yoğun çalışmaya yatkın biridir; doktorluk onun için gerçekten iyi bir seçim olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama Aslı içe dönük, yoğun tempodan yorulan, insanların duygusal yükünü taşımakta zorlanan biridir; doktorluk onun için ruhsal tükeniştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki hangisi tembel? Hangisi başarısız? Hiçbiri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü konu başarısızlık değil, uygunluk.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sistem Değil, İnsan Merkezli Bakış Şart&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Meslekleri kategorize ederek, sanki bir kariyer hiyerarşisi varmış gibi davranıyoruz:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hekimlik mühendisliğin üstünde, hukuk öğretmenliğin önünde, sanat en sonda&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu anlayış sadece adaletsiz değil, aynı zamanda sağlıksız. Çünkü bu yaklaşım, bireyin potansiyelini değil, toplumun kalıplarını merkeze alır. Oysa insanın doğası, ilgileri, becerileri birbirinden farklıdır. Ve bu çeşitlilik, meslek seçiminde esas alınması gereken zenginliktir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Para ve prestij her şey değildir!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Çok para kazanırsın” diyerek yönlendirilen meslek seçimleri, kişinin gerçek ilgi ve yeteneklerinden uzaklaşmasına neden olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve sonuç: mutsuz profesyoneller, tatminsiz çalışanlar, tükenmiş bireyler&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne yazık ki terapilerde sıkça duyduğumuz cümleler şunlar:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ben bu mesleği kendim için değil, ailem istedi diye seçtim.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Güya iyi meslekti, ama ben her gün işe giderken içim daralıyor.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa kişinin yaptığı işten haz duyması, kimliğini gerçekleştirmesi ve anlam bulması; paradan ve prestijden çok daha kalıcı doyum sağlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendini Donatmadan Hiçbir Meslek İyi Değildir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesleğin “iyi” olmasını sağlayan şey, mesleğin kendisi değil; kişinin o meslekteki gelişimidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kendini geliştirmeyen bir doktor da, bir mühendis de, bir sanatçı da başarısız olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama öğrenmeye açık, kendini güncelleyen, işine saygı duyan bir garson bile işinde harikalar yaratabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir mesleği “iyi” yapan kişinin kendisidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilgiyle, emekle, özveriyle o işi değerli kılmak&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani mesele sadece meslek seçimi değil, kendini mesleğe nasıl kattığındır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gençlere gerçek rehberlik: Etiket değil uygunluk&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ebeveynler, öğretmenler, rehberlik uzmanları ve hatta toplum olarak gençlere “şu iyidir, bu kötüdür” demekten vazgeçmeliyiz. Onların mizaçlarını, ilgi alanlarını, güçlü yönlerini tanımalarına yardımcı olmalıyız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki resim yapan çocuk, ileride yaratıcı bir endüstride dünyayı değiştirecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki kitap kurdu olan genç, edebiyatla başka ruhlara ışık tutacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir meslek, başkasının rüyası olabilir, ama senin kâbusun da olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toplumun “iyi meslek” yargılarını değil, kendi iç sesini dinleyen bireyler; hayatlarında daha huzurlu, üretken ve tatmin dolu olurlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani mesele şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Meslek sana uyuyor mu?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Yoksa sen kendini bir başkasının hayat planına mı sıkıştırıyorsun?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cevap sende. Ve belki de şimdi kendine sorma zamanıdır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben gerçekten kime göre iyi bir meslekteyim?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 25 Aug 2025 00:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kırıldık ama gitmedik: Kalp Göçü'nün sessiz tanıkları]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kirildik-ama-gitmedik-kalp-gocunun-sessiz-taniklari/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kirildik-ama-gitmedik-kalp-gocunun-sessiz-taniklari/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu göç daha sessiz, daha derin, daha içten içe.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adı konmamış ama herkesin kalbinde yankılanan bir göç: Kalp göçü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimi gitmedi ama gitmiş kadar uzaklaştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimi sustu, konuşacak kimse kalmadı diye.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimi küstü, çünkü kırıldığı yer tamiri olmayan bir yerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalp göçü yaşayanlar pasaportlarını değil, aidiyetlerini kaybettiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bu ülke benim de ülkem” diyemeyen çocuklar, “Beni kimse anlamıyor” diyen gençler, “Emek verdim ama yok sayıldım” diyen kadınlar, “Ne yapsam yerim değişmiyor” diyen işçiler&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepsi bu görünmeyen göçün yolcuları.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalbini alıp içine gömen milyonlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve ne yazık ki, bu göçle kimse ilgilenmiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü ne istatistiklerde yerleri var, ne de resmi açıklamalarda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa her küskünlük, toplumsal bağların bir lifini daha koparıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her değersizlik hissi, bu ülkeye duyulan inancı bir adım daha zayıflatıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üniversite öğrencisiydim. Yaz tatili için Amerika’dan İstanbul’a dönüyordum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uçakta içim kıpır kıpırdı. Annemin yemekleri, mahallenin kokusu, çocukluk arkadaşlarım&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yanıma genç bir kadın oturdu. Sohbet ettik.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Nereye gidiyorsun?” dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Evime, ülkeme dönüyorum,” dedim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir an durdu, gülümsedi ve dedi ki:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ne mutlu sana, dönecek bir ülken var. Benim o da yok.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu cümle o kadar sade, o kadar derin ve o kadar yaralayıcıydı ki&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O an içimde bir şey sarsıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yıllar geçti ama o cümle hâlâ kulağımda çınlıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne zaman yorulsam, ülkeme tutunmak isterim yeniden.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü kırgın da olsam, benim bir yurdum var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve biliyorum ki, bu toprakların da beni yitirmemeye ihtiyacı var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir ülke insanına “sen değerlisin” demediği sürece; gidenin ardından sadece “gitmeseydi” demek boşunadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir ülke, kalbini kaybetmiş insanlarına yeniden umut veremiyorsa; kalkınma sadece bir makyajdan ibarettir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bir ülke, kendi insanına ev hissi veremiyorsa; hiçbir toprak gerçekten yurt değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geliyoruz, geçiyoruz ve susuyoruz&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa bu toprakların bize ihtiyacı var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim de bu topraklara yeniden güvenmeye.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kalp göçünü durdurmanın tek yolu, yeniden kalpten konuşmaktan geçiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaraları yok saymadan, ama onları kutsamadan da&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kucaklayarak, onararak, dinleyerek&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü bu topraklarda yaşamak değil, bu topraklara ait hissetmek iyileştirir bizi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve kalbimizle var olmadıkça, gerçekten kalmış sayılmayız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ne mutlu sana, dönecek bir ülken var.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 23 Jun 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kadın mutluluk, erkek haz mı arıyor?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kadin-mutluluk-erkek-haz-mi-ariyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kadin-mutluluk-erkek-haz-mi-ariyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Sanki kadın sabah kalkıp “Bugün biraz mutluluk alayım yarım kilo” diyor, erkek de “Bende de haz var, taze geldi.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Keşke bu kadar basit olsa.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haz Fast-Food, Mutluluk Ev Yemeği&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haz biraz fast-food gibidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hızlı gelir, hızlı gider.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O an yüzünüz güler, iki saat sonra yine acıkırsınız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutluluk ise ev yemeği.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Emek ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sabır ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen soğan doğrarken gözünüzü yakar ama sofrada doyurur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi dürüst olalım&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı erkekler “haz” menüsünde takılı kalıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü ev yemeği yapmak sorumluluk ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evdeki eşe gelince:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Canım biz çok iyiyiz ama aramızda tutku kalmadı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevgiliye gelince:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Karım beni anlamıyor, sen beni yaşatıyorsun.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani evde karbonhidrat, dışarıda tatlı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama diyete girme niyeti yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bölünmüş erkek sendromu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı erkekler zihinsel olarak iki ayrı klasör açıyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Eşim” – düzen, çocuk, faturalar&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Tutku” – heyecan, kaçamak, dopamin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorun şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu iki klasörü birleştirmek için “duygusal olgunluk.exe” programını yüklemek gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama o program biraz ağır çalışıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eşiyle sevişmek riskli geliyor çünkü orada duygu var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duygu varsa kırılganlık var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kırılganlık varsa ego alarm veriyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevgiliyle haz daha kolay.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü orada hayatın bütünü yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sadece sahne var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadın gerçekten sadece mutluluk mu istiyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayır efendim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadın da haz ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadın da arzu edilmek ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadın da “beni gördün mü?” demek ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama çoğu kadın için haz, anlamdan kopuk değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadın şöyle der:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Benimle seviş ama hayatımda da ol.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı erkekler şöyle der:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Benimle seviş ama hayatıma karışma.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aradaki fark işte burada.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında mesele ne?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesele kadın-erkek savaşı değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesele yetişkinlik.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haz almak çocukluktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haz verip sorumluluk almak yetişkinliktir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutluluk beklemek romantiktir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutluluk için emek vermek olgunluktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi soralım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evinizdeki kadını neden arzu etmiyorsunuz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçekten tutku mu bitti, yoksa güvenli bir kadına arzu duymayı mı bilmiyorsunuz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve kadınlara bir soru:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sadece “mutlu eden adamı” mı bekliyorsunuz, yoksa sizi gerçekten isteyen adamı mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son söz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadın mutluluk, erkek haz arıyor demek kolay.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama belki de gerçek şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepimiz kolay olanı arıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haz kolay.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mutluluk emek ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve emek vermeyen herkes, eninde sonunda yalnız kalır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 23 Feb 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Uyuşturucu, beden ve ekran: Bir psikolojik okuma]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/uyusturucu-beden-ve-ekran-bir-psikolojik-okuma/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/uyusturucu-beden-ve-ekran-bir-psikolojik-okuma/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Son günlerde konuşulan bir kadın spiker üzerinden yürüyen tartışmalar da aynı yerden ilerliyor. Oysa ben bir psikolog olarak başka bir noktaya bakmak istiyorum. Çünkü burada konuştuğumuz şey bir “ahlâk meselesi” değil; bir ruhsal çöküş hikâyesi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimlik kırılması hafife alınamaz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dini ağırlıklı bir eğitimden geçmiş, muhafazakâr bir ailede büyümüş birçok kadında şuna rastlarız:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Olmam gereken ben” ile&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“olmak istediğim ben” arasında derin bir çatışma.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu çatışma çözülemezse, kişi ya kendini inkâr eder ya da savrulur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsmiyle barışamamak, bedenine yabancılaşmak, defalarca estetik yaptırmak; bunlar basit tercihler değildir. Bunlar çoğu zaman kendilik duygusunun zedelendiğini gösterir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çarpık ilişkiler: Değer görmek mi, kullanılmak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimlik kırılması yaşayan bireylerde ilişkiler de sağlıklı kurulmaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevilmekle istenmek karışır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yakınlık, onayla yer değiştirir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu noktada kişi, ilişkiler içinde sınırlarını kaybedebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimin kimi kullandığı, kimin ne yaşadığının farkına varılamayan bir bulanıklık başlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu da kişiyi daha savunmasız hâle getirir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uyuşturucu: Beyni susturan kimya&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uyuşturucu kullanımı doğru değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bu konu “irade zayıflığı” ile açıklanamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Psikoloji ve nörobilim çok net söylüyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun süreli madde kullanımı, beynin yargılama, dürtü kontrolü ve sonuçları öngörme becerilerini ciddi biçimde bozar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani kişi bir noktadan sonra:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;– Ne yaptığını sağlıklı tartamaz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;– Kendini koruyamaz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;– Riskleri değerlendiremez&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu hâl, “umursamazlık” değil; bilişsel ve duygusal çöküştür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yüzden ben bu kadına kızamıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben bu kadına acıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü ortada sağlıklı karar verebilen, kendini koruyabilen bir ruh hâlinden söz etmek zor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl soru: Bu kadını kim durdurmadı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim en rahatsız edici yere.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kadının televizyon ekranında nasıl giyineceği, ne kadar cinselleştirileceği, bedeninin nasıl sunulacağı tesadüf değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Reji vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Editör vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yönetici vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eskiden TRT’de küçük bir dekolte için yayın durdurulurdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Burası ekran” denirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sınır vardı. Ölçü vardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün bu sınırlar reyting uğruna yok sayılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Görüldü mü?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Görüldü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uyarıldı mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü işlerine geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kriz çıkınca ise herkes geri çekildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bedel yine bir kadına kesildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Linç, vicdan değildir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kadını yerden yere vurmak, bu çöküşü açıklamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşağılamak, kimseyi iyileştirmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bir ahlâk hikâyesi değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;– Kimlik kırılmasının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;– Madde bağımlılığının&lt;/p&gt;&lt;p&gt;– Medya sorumsuzluğunun&lt;/p&gt;&lt;p&gt;– Toplumsal ikiyüzlülüğün&lt;/p&gt;&lt;p&gt;birlikte yarattığı bir yıkım hikâyesidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben bu kadına kızamıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama onu vitrine koyup, düşerken arkasını dönen düzene kızıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü bazı hayatlar seçilmez;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;adım adım göz göre göre harcanır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bunu görmezden gelen herkesin payı vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 22 Dec 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Erkekler neden geride kalıyor?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/erkekler-neden-geride-kaliyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/erkekler-neden-geride-kaliyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Zeka yaşı, beden yaşı ve gönül yaşı. Bu benim kendi tanımlamam, henüz bilimsel bir makalede yer almıyor, ama yıllardır çift terapilerinde karşılaştığım hikayeler ve gözlemlerim bu kavramı doğurdu. Özellikle kadın-erkek ilişkilerinde, gönül yaşının ne kadar kritik bir rol oynadığını fark ettim. Ve açıkça söyleyeyim: Erkekler, bu konuda kadınların fersah fersah gerisinde. Evet, kulağa sert gelebilir, ama bu yazıyı öfkeyle ya da intikam hırsıyla yazmıyorum. Sadece, seans odasında dinlediğim onlarca çiftin, özellikle kadınların, ortak şikayetlerinden damıttığım bir gerçeği paylaşıyorum. Hazırsanız, bu meseleyi eleştirel bir gözle masaya yatıralım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gönül yaşı ne demek?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gönül yaşı, bir insanın sevgiyle tanışması, duygularını sağlıklı bir şekilde ifade edebilmesi ve karşı cinse bu duyguları yansıtabilmesi demek. Empati, sorumluluk, fedakarlık ve en önemlisi, duygusal olgunluk gerektiriyor. Toplumumuzda “Erkekler geç olgunlaşır” lafı adeta bir atasözü gibi dolaşır. Peki, bu olgunlaşma nerede oluyor? Kariyerde, parada, statüde mi? Ne yazık ki, gönül yaşında değil. Kadınlar, duygusal farkındalık ve ilişki yönetme konusunda çoktan yol almışken, erkekler çoğu zaman bu alanda yerinde sayıyor. Sonuç? İlişkilerde büyüyen bir uçurum ve hayal kırıklığıyla dolu seanslar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Erkekler neden geride?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakıyorsunuz, 40’lı yaşlarda, zeki, kariyerli, dışarıdan bakıldığında “her şeyi çözmüş” bir adam. Ama iş ilişkiye gelince, adeta 15 yaşında bir ergen! Kızdığında küsen, hata yaptığında inatlaşan, duygularını ifade etmek yerine ya susan ya da kavgaya tutuşan bir profil. Danışanlarım arasında bu tablo o kadar yaygın ki! Kadınlar, “Hocam, aşkı anlatırken mangalda kül bırakmıyor, ama iş icraata gelince çocuk gibi davranıyor!” diyor. Ve haklılar. Erkekler, duygusal olgunlukta tökezliyor. Peki, neden? Toplumumuzun “erkeklik” anlayışı bu işin baş sorumlusu. Erkeklik, sanki duygusallıktan uzak durmak, özür dilememek, her zaman haklı olmakmış gibi yüceltiliyor. Hata kabul etmek zayıflık, empati göstermek “erkeksi değil” gibi görülüyor. Bu tabular, erkekleri gönül yaşında bir ergen gibi tutsak ediyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gönül yaşı düşük erkekleri nasıl tanırsınız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiç zor değil, sevgili okurlar. Bu erkekler, birkaç belirgin özellikle kendilerini ele veriyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•&amp;nbsp; İnatçılık ve hata kabul etmeme: Hatalarını görmek yerine suçu partnerine atar, özür dilemek onların lügatinde yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•&amp;nbsp; Kurban rolü: Her tartışmada “Hep ben suçluyum zaten!” diyerek kendilerini mağdur ilan ederler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•&amp;nbsp; Yüzleşmekten kaçış: Duygusal bir sorun mu var? Hemen konuyu değiştirir ya da kaçarlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•&amp;nbsp; Öz güvensizlik maskesi: Dışarıdan “delikanlı” gibi görünürler, ama bu çoğu zaman güvensizliklerini örtme çabası.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•&amp;nbsp; Sekse aşırı odaklanma: İlişkiyi sadece fiziksel boyuta indirgeyip duygusal bağı ihmal ederler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu özellikler, sadece partnerlerini değil, kendilerini de mutsuz ediyor. Ama asıl trajik olan, çoğu erkeğin bu durumun farkında bile olmaması. Dışarıdan bakıldığında çekici, başarılı, “her şeyi yolunda” görünen bu adamlar, ilişkilerde didişmekten başka bir şey yapmıyor. Ve ne yazık ki, hata hep kadınlarda bulunuyor!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toplumun suçu ne?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Erkeklerin gönül yaşı geriliğinin kökeninde, çocukluktan itibaren içselleştirilen toplumsal roller yatıyor. Eleştirel, katı, kıyaslayıcı ebeveynler, çocuklarına kendine değer vermeyi öğretemiyor. “Erkek adam ağlamaz,” “Hata yapmaz,” “Her zaman güçlü olmalı” gibi kalıplar, duygusal gelişimi baltalıyor. Kadınlar ise, toplumsal beklentilerle daha erken yaşta empati kurmaya, ilişkiyi taşımaya yönlendiriliyor. Bu da aradaki mesafeyi büyütüyor. Erkekler, sorumluluktan kaçarken ya da hatalarını sevgilisine, eşine yüklerken, çevreleri de “Erkektir, yapar!” diyerek bu davranışı normalleştiriyor. Oysa bu, değişmesi gereken bir davranış bozukluğu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki, ne yapmalı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevgili okurlar, gönül yaşı düşük olmak kader değil. Ama değişim, farkındalıkla başlar. Erkekler, önce hatalarıyla yüzleşmeyi öğrenmeli. Özür dilemek, zayıflık değil, olgunluk göstergesidir. Duygularını ifade etmekten korkmamalı, partnerinin ihtiyaçlarına kulak vermeli. Ve en önemlisi, “erkeklik” edebiyatının gölgesinden çıkıp insan olmayı kucaklamalı. Kadınlar da bu süreçte sınır koymalı; yanlış davranışları desteklemek yerine, partnerlerini değişime teşvik etmeli. Çünkü alttan almak, sadece bu döngüyü besler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gönül yaşını yükseltmek mümkün. Yeter ki çaba gösterelim, birbirimize değer verelim ve duygularımızla barışalım. İlişkiler, ancak iki tarafın da gönül yaşı uyumlandığında güzelleşir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siz ne dersiniz? İlişkilerinizde bu gönül yaşı farkını hissediyor musunuz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 21 Jul 2025 00:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çocuklarda ekran bağımlılığı]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/cocuklarda-ekran-bagimliligi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/cocuklarda-ekran-bagimliligi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Eskiden çocuk ağladığında anne “gel yavrum sarılayım” derdi, şimdi “al yavrum YouTube açayım.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani mesele ekran değil aslında, mesele kiminle bağ kurduğumuz!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dijital çağın bebek bakıcısı: Tablet teyze!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evde bir sessizlik var, çocuk bir köşede ışıl ışıl ekrana bakıyor&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anne mutlu: “Oh, sonunda biraz kendime vakit ayıracağım.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama unuttuğumuz bir şey var:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O sessizlik, çocuğun sakinliğinden değil; yalnızlığından geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü o an çocuk “ekranla değil, biriyle” konuşmak istiyor aslında.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama eline aldığı şey bir insan değil, bir cihaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tablet, bebek bakıcısı gibi davranıyor artık evde.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adı: Tablet Teyze.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yormaz, soru sormaz, sabrı taşmaz&amp;hellip; ama sarılmaz da!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekranla büyüyen çocuklar “yüz” değil, “yüzey” görüyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir zamanlar çocuklar “göz teması” kurmayı oyunla öğrenirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi göz göze değil, “ekran göze” bakıyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir annenin gülüşünü değil, YouTuber’ın mimiklerini ezberliyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve biz buna “bağımlılık” diyoruz ama aslında mesele çok daha derin:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekran bağımlılığı değil bu; bağ kurma açlığı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuk, insan sesine, dokunmaya, yüz ifadesine aç.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bunların hepsi Wi-Fi’ye takılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bağlanıyorlar, ama “internete” &amp;mdash; bize değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anne-baba versiyonu: “Bir dakika” hastalığı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de işin yetişkin tarafı var tabii.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuk “Anne bak!” diyor, anne “Bir dakika!” diyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama o bir dakika hiçbir zaman gelmiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü “bir dakika”nın içinde üç WhatsApp mesajı, iki mail, bir reels videosu var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuğun iç sesi ise şöyle diyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Annemin yüzüne bakmak için internet kotası mı almam lazım?”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçek bağlantı: Bluetooth değil, kalpten kalbe!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekran, çocuğun beynini oyalıyor ama kalbini boş bırakıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir çocuk, anne-babasıyla bağ kurmadığında o boşluğu bir şeyle doldurmak zorunda kalıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O şey bazen tablet, bazen bilgisayar, bazen de “yok sayılmak korkusu.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim görevimiz o boşluğu Wi-Fi değil, şefkat sinyaliyle doldurmak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani çözüm “ekranı kapat” değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“kalbi aç” cümlesidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne yapalım peki?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Akşamları “ekransız 30 dakika” kuralı koyun. Ekranı kapatın, sohbete açılın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Yemeğe telefonla değil, sohbetle oturun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Çocuğunuza değil, gözlerine bakın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Ve en önemlisi&amp;hellip; ekranı suçlamayı bırakın. Çünkü ekran, sadece boşluğu dolduruyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl mesele, neden o boşluk var?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekran bağımlılığı bir sonuçtur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sebep, eksik kalan “bağ.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir çocuğun kalbini Wi-Fi ile değil, göz temasıyla bağlayabiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayalım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ekran parlıyor ama gözler sönüyorsa, bir şeyleri yanlış yapıyoruz demektir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 20 Oct 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Şanlıurfa ve Kahramanmaraş bize ne anlatıyor?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/sanliurfa-ve-kahramanmaras-bize-ne-anlatiyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/sanliurfa-ve-kahramanmaras-bize-ne-anlatiyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Şaşırıyoruz, üzülüyoruz&amp;hellip; Ama geçiyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa asıl soru şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu çocuk o noktaya nasıl geldi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü hiçbir çocuk bir günde şiddet uygulamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şiddet, birikmiş bir duygudur: öfke, ihmal, değersizlik, anlaşılmama&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün en büyük eksik şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğitim var ama değerler eğitimi yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklara bilgi veriyoruz ama anlam vermiyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa çocuk sadece başarılı olmak değil, var olmak ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama biz ne yapıyoruz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kıyaslıyoruz, eleştiriyoruz, değersizleştiriyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve çocuk şunu öğreniyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Ben yeterli değilim.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir diğer önemli konu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;11–13 yaş, yani “çete yaşı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu dönemde çocuk aileden uzaklaşır, arkadaş grubuna yönelir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık anne baba değil, arkadaş belirleyicidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve unutmayalım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duygular bulaşıcıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öfke de bulaşır, şiddet de&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün okullarda gördüğümüz şey:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yayılan öfke.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir çocuğun eline silah geçmesi sadece güvenlik sorunu değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, sorumluluk ve ahlak duygusunun eksikliğidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve çok kritik bir nokta:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İhmal ve yanlış destek yaklaşımı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı çocuklar destek alıyor ama doğru yerden değil&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Genel bir psikoloğa götürülüyor ya da birkaç görüşmeden sonra süreç bırakılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa bu çocukların özellikle çocuk ve ergen psikoloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü çocuk ve ergen psikolojisi ayrı bir uzmanlık alanıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yaş grubunun dili farklıdır, ihtiyacı farklıdır, müdahale şekli farklıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama biz ne yapıyoruz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ya yanlış uzmana gidiyoruz&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ya da “birkaç görüşme yeter” diyerek süreci yarım bırakıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve çocuk şunu öğreniyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Benim içimde olanlar önemli değil.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün asıl sormamız gereken şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir çocuk neden silaha ihtiyaç duyar?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü silah güçtür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve kendini güçsüz hisseden çocuk, gücü yanlış yerde arar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şanlıurfa ve Kahramanmaraş bize şunu anlatıyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklar sessizce kırılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve biz hâlâ sadece sonucu konuşuyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayalım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuğun elinde silah varsa&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Orada sadece suç değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;doğru anlaşılmamış bir çocukluk vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 20 Apr 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Mevsimler değişirken: Bahar depresyonuna dikkat]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/mevsimler-degisirken-bahar-depresyonuna-dikkat/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/mevsimler-degisirken-bahar-depresyonuna-dikkat/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Ama herkes için baharın gelişi böyle coşkulu karşılanmıyor. Bazı insanlar için bu dönem, içsel bir duraksama, hatta hüzün demek. Buna “bahar depresyonu” ya da bilimsel adıyla “mevsimsel depresyon” diyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Araştırmalar gösteriyor ki, mevsim geçişleri özellikle ilkbahar ve sonbaharda duygu durumumuzu etkiliyor. Kadınlar bu değişimden erkeklere oranla daha fazla etkileniyor. Özellikle geçmişte depresyon öyküsü olan kişilerde belirtilerin tekrarladığı sıkça gözlemleniyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki bahar depresyonu nedir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında doğanın dönüşümüne insan ruhunun da eşlik etmesi diyebiliriz. Tıpkı ağaçların yapraklarını dökmesi, çiçeklerin açması gibi&amp;hellip; Bahar depresyonu da hormonal dengedeki değişimlerle tetikleniyor. Serotonin (mutluluk hormonu) ve melatonin (uyku düzenleyici hormon) seviyelerinde düzensizlik yaşanıyor. Güneş ışığına daha az maruz kalmak bu kimyasal dengeleri bozabiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belirtiler arasında sabahları uyanmakta zorlanma, gün boyu yorgunluk, iştahsızlık veya aşırı yeme, enerji düşüklüğü, hüzün, karamsarlık, sosyal geri çekilme, cinsel isteksizlik ve ani öfke patlamaları yer alıyor. Bu süreç, kişinin benlik algısını da olumsuz etkileyebiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bahar depresyonunun sevindirici yanı ise, tedavi edilebilir oluşu. Yaşam alışkanlıklarında yapılacak küçük değişiklikler bile ruh halimizi olumlu etkileyebilir. Dışarı çıkmak istemeseniz bile kendinizi gün ışığına atmaya çalışın. Düzenli uyku, sağlıklı beslenme, spor, kısa ama keyifli molalar, sevdiğiniz insanlarla planlar yapmak ruhunuzu canlandırabilir. Elbette, belirtiler yoğun ve kalıcı hale gelirse bir uzmandan profesyonel destek almak şart.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayın: Depresyon sırasında zihnimiz dünyayı karanlık gösterme eğilimindedir. Ama bu görüntü gerçeği tam olarak yansıtmaz. İçinden çıkılmaz sandığınız duygular, uygun destekle ve sabırla zamanla hafifler. Kendinize karşı anlayışlı olun. Hemen iyileşemiyorsunuz diye kendinizi yargılamayın. Olumsuz düşüncelerle mücadelede en güçlü kaynak yine sizsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu noktada, yüzyıllar öncesinden gelen bir sözle yazımı bitirmek isterim. Buddha der ki:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kendi kendine ışık ol. Kendi ışığında, hiçbir şeyde ve hiç kimsede sığınak arama. Kendine gerçeği ışık yap.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mevsim değişirken içinizi de hafifletin. Kendi ışığınıza güvenin.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 19 May 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir çocuk daha gitti, sıra kimde?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-cocuk-daha-gitti-sira-kimde/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-cocuk-daha-gitti-sira-kimde/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Minguzzi ve Atlas.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine aynı yaşlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine çocuk.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine çocuk tarafından öldürüldü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine bıçak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık buna tesadüf demek mümkün değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık “bir anlık öfke” diyerek geçiştiremeyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu, uzun zamandır göz göre göre gelen bir çürümenin sonucudur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün 14–15 yaşındaki çocuklar yanlarında kitap taşımıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yanlarında sustalı bıçak taşıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir danışanım anlatıyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Abim arkadaşlarıyla buluşmaya giderken sustalı bıçağını alıyor. Hepsinde varmış. Delikanlılık raconu buymuş.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu cümle bir itiraftır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şiddetin, tehdidin ve silahın erkeklik diye öğretildiğinin itirafı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bu çocuklar henüz 14–15 yaşında.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yaşta bir çocuğun saat 23.00’te parkta dolaşmaması gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bir özgürlük meselesi değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu; sınır konmamışlıktır, denetimsizliktir, sahipsizliktir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Dinlemiyor.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Evde durmuyor.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kaçarım diye tehdit ediyor.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, kaçmakla tehdit ediyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve aileler korkuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama çocuklar korkmuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü bugün güç;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;yüksek sesle bağırabilende,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tehdit edebilende,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;karşısındakini sindirebilende.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uyuşturucu var mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elbette var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sigara içer gibi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Parklarda, ara sokaklarda, okul çıkışlarında.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Madde, bu çocuklar için sadece merak değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Madde, öfkeyi bastırma yöntemi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Madde, cesaret verme aracı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Madde, kontrolsüzlüğün kapısı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra ne oluyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Yan baktın.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Omuza çarptın.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bir şey söyledin.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bir anda bıçak çekiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir anda bir çocuk daha hayattan koparılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her olaydan sonra aynı cümleler kuruluyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Çok temiz suratlıydı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Efendi bir çocuktu.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Kendi hâlinde biriydi.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öldürülen çocuklar temiz suratlı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Masum görünen, sıradan, hayatın içinden çocuklar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu cümle aslında çok şey söylüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şiddet artık “kötü görünen” çocuklara ait değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tehlike, karanlık sokak tiplerinden ibaret değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şiddet, herkesin çocuğunun başına gelebilecek kadar yaygın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu çocuklar suçun içinde doğmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir sabah uyanıp katil olmadılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duygularını tanımayı öğrenemediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öfkeyi kelimeyle değil bedenle öğrendiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sınırı konuşarak değil tehditle tanıdılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Temiz suratlı olmaları masumiyet değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ihmalin fotoğrafıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diziler, sosyal medya, rol modeller&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şiddetin havalı, kabadayılığın güçlü, silahın prestij gibi sunulduğu bir dünyada büyüyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve biz hâlâ “Bizim zamanımızda da&amp;hellip;” diye başlayan cümlelerle kendimizi avutuyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu zaman başka.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık acilen bir şey yapılmalı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Psikologların, sosyologların, sosyal hizmet uzmanlarının, eğitimcilerin yer aldığı bağımsız bir yapı kurulmalı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama masa başında rapor yazmak için değil;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;okula, mahalleye, aileye inmek için.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü bu çocuklar kötü değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu çocuklar yönsüz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve yönsüz bırakılan her çocuk,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir gün ya fail olur,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ya kurban.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen kelimeler yetmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen meslekler susar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen bir şarkı söyler gerçeği.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Müziğin sesini en yüksek volüme al:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bu anlamsız, bu yağmur&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşlemez karanlıkta&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Garipliğine yan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yan yürek yan&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gitti giden&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gitti giden&amp;hellip;”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biri daha gitti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gitti giden.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve biz&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hâlâ arkasından bakıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki, ne hissettin?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 19 Jan 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Toksik ilişkiler: Ruhunuzu zehirleyen "sevgi" paketi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/toksik-iliskiler-ruhunuzu-zehirleyen-sevgi-paketi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/toksik-iliskiler-ruhunuzu-zehirleyen-sevgi-paketi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Eskiden “bir tuhaf ilişki” derdik, şimdi daha havalı bir ismi var. Toksik! Yani bildiğiniz zehirli. Arsenik gibi, ama kalp yoluyla alınıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir bakıyorsunuz romantik ilişkilerde, bir bakıyorsunuz iş yerinde patronla, hatta bazen komşuyla&amp;hellip; Kısacası insanın olduğu her yerde toksik ilişki de menüde var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toksik kişinin favori cümleleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toksik kişilerin repertuarı zengin:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	“Sen nereden bileceksin?”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	“Yine mi aynı şeyler?”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	“Çok boş konuşuyorsun!”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öyle ki, bir süre sonra bu cümleleri duymayınca kulaklarınızda garip bir sessizlik olur. Normal sanarsınız. Yani siz evde Netflix açarsınız, o size “Yine mi dizi?” der. Siz dışarı çıkarsınız, “Yine mi dışarıdasın?” der. Hatta nefes alsanız bile “Ne kadar da çok nefes alıyorsun!” diyecek noktadadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Narsistlik: Onların olimpik branşı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tür insanlar genelde narsisttir. Yani kendi hatalarını asla göremezler. Onlara göre problem hep sizsinizdir. O kadar inandırıcıdırlar ki, sonunda siz bile kendi kendinize “Hakikaten suç bende galiba, ben fazla nefes aldım!” dersiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir noktadan sonra öyle bir kısır döngüye girersiniz ki, karşınızdaki kişi size hem zarar verir hem de sizi bırakmak istemez. Çünkü neden bıraksın? Her dediğini yapan, sürekli özür dileyen, üstelik suçunu kabul eden birini kim kolay kolay kaybetmek ister ki?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dijital çağın toksik menüleri&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık toksiklik yalnızca evde, işte değil; cebinizde de var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Ghosting: “Bir anda kaybolmak.” (Sihirbazlar derneğine üye olmadan, puf diye yok olur!)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Breadcrumbing: “Sevgi kırıntıları bırakmak.” (Ne tam var, ne tam yok&amp;hellip; Ama insanı aç bırakmaya yetiyor.)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Kıskandırma paylaşımları: “Beni beğen, yoksa başkası beğenir” kafası.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kısacası toksik ilişki, 7/24 online hizmet veren bir fast-food zinciri gibi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki neden ayrılamıyoruz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Kimi yalnız kalmaktan korkuyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Kimi terk edilmekten.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;white-space:pre&quot;&gt;	•	Kimi de “Belki düzelir” umudunu ilaç gibi alıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama unutmayın, toksik kişiyi siz düzeltemezsiniz. Onların kullanım kılavuzu yok, yazılım güncellemesi de yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sağlıklı ilişki nasıl anlaşılır?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok basit: Yanında huzurlu musunuz, suçlu mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sağlıklı ilişkide tartışırsınız, ama sonunda çözüm bulursunuz. Toksik ilişkide tartışırsınız, sonra yine siz özür dilersiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer ilişkiniz size sürekli mide yanması yapıyorsa sorun bahar alerjisi değil. O ilişki zehirli olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve unutmayın: Aşk dediğiniz şey vitamin olmalı, arsenik değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 18 Aug 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Bir erkek gidince kadın neden &#039;kullanıldım&#039; der?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-erkek-gidince-kadin-neden-kullanildim-der/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bir-erkek-gidince-kadin-neden-kullanildim-der/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Oysa insan eşya değil, insan kullanılamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlişki dediğimiz şey tek taraflı yaşanan bir şey değildir ki.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki kişi vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki kişi konuşur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki kişi buluşur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki kişi güler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki kişi yakınlaşır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra bazen şöyle olur&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başlangıçta ilgi gösteren erkek, bir süre sonra eskisi kadar aramaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesajlar azalır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buluşmalar seyrekleşir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bir gün o ilişki sessizce biter.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte tam o noktada kadın kendi kendine şu hükmü verir: “Demek ki beni kullandı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki o adamın yaptığı şey nezaketsizliktir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki sorumluluk almamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki karakteri budur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama mesele çoğu zaman “kullanılmak” değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesele, o ilişkinin devam etmesini istemiş olmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sen devam etmesini istedin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O istemedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hepsi bu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama biz insanlar bazen yaşadığımız şeyin bitmesine değil,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;kafamızda yazdığımız hikâyenin gerçekleşmemesine üzülürüz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa şöyle düşün.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birlikte zaman geçirdin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki güldün.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki iyi hissettin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki yalnızlığın azaldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sana iyi geldi mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;E o zaman?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demek ki hayatında güzel bir deneyim yaşadın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üstelik dürüst olalım&amp;hellip;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sadece o seni kullanmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sen de onu kullandın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onunla vakit geçirdin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun ilgisinden hoşlandın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun yanında kendini iyi hissettin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayat bazen böyledir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı insanlar hayatımıza uzun süre kalmak için değil, bize kısa bir dönem eşlik etmek için girer.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama biz ille de bir son yazmak isteriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Evlenilecekti.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Çok güzel bir ilişki olacaktı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Devam edecekti.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Olmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayat bazen bizim yazdığımız senaryoyu okumaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bu yaşadığın şeyin değersiz olduğu anlamına gelmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir insanın seni aramayı bırakması&lt;/p&gt;&lt;p&gt;senin değerinin azaldığı anlamına da gelmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birinin ilgisi, bir insanın değer ölçüsü olamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki de artık şu cümleyi hayatımızdan çıkarmanın zamanı gelmiştir:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Beni kullandı.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun yerine şöyle diyebiliriz:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Bir şey yaşadık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güzeldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama hikâyemiz orada bitti.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazen hayatın en dürüst cümlesi budur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 16 Mar 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İran ve İsrail arasında psikolojik bir okuma]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/iran-ve-israil-arasinda-psikolojik-bir-okuma/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/iran-ve-israil-arasinda-psikolojik-bir-okuma/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;İran ve İsrail arasında süregelen gerilim, yalnızca füzelerle ve diplomasilerle değil; toplumların kolektif bilinçlerinde yazılmış çok daha eski bir çatışmanın gölgesinde şekilleniyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran: Coğrafyanın, nüfusun ve hafızanın gücü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran sadece bugünün İslam Cumhuriyeti değil, bir uygarlığın süreğen hali.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaklaşık 89 milyonluk nüfusu ve 1 milyon 648 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle bölgenin hem fiziksel hem de psikolojik olarak en büyük aktörlerinden biri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu büyüklük, sadece bir harita meselesi değil; aynı zamanda tarihsel bir direnişin, kültürel bir sabrın ve uygarlık hafızasının izdüşümüdür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün İran’ı anlamak için yalnızca siyasi liderlerine değil, Kiros’un, Darius’un, Zerdüşt’ün mirasına bakmak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü bu halkın zihninde rejimler değişse de, medeniyet fikri baki kalır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsrail: Hızlı zeka, derin travma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsrail; 9,8 milyon nüfusuyla, 22 bin km²’lik dar bir alanda, ileri teknolojiye ve dış desteğe yaslanarak varoluşunu korumaya çalışıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bu bir güç gösterisinden çok, derin bir travmanın sonucu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yahudi soykırımı, sürgünler, antisemitizm&amp;hellip; Tüm bu kolektif yaralar, İsrail’in hem iç hem dış politikasını etkileyen bir psikolojik savunma refleksi yaratıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Psikolog gözüyle: Savaşın görünmeyen haritası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir psikolog olarak biliyorum ki:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toplumlar da bireyler gibi travmalar taşır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bu travmalar işlenmezse; korku, savunma, saldırganlık ve tekrar eden çatışmalar doğurur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran’ın kolektif kimliği; sabır, derinlik ve tarihi süreklilik üzerine kuruluyken,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsrail’in refleksi; tehdit algısı ve anlık korunma ihtiyacına yöneliktir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama tüm bu analizlerin üzerinde, bir temel gerçek daha vardır:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaş aslında kimseye yaramaz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaşın sonunda galip yoktur;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sadece çocukları ölen anneler, sesi kesilen şehirler ve yıkılmış hayaller kalır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiçbir uygarlık, hiçbir inanç, hiçbir strateji; insan hayatının önüne geçemez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne haklı nedenler, ne tarihi hesaplar; bir çocuğun ağlamasından, bir insanın yaşam hakkından daha büyük değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Barış, sadece diplomatik bir seçenek değil, insanlığın vicdani olgunluğudur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaş zihinleri kemirir, barış ise ruhu onarır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son söz:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran bir medeniyetin sabrını,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsrail bir halkın hayatta kalma çabasını temsil ediyor olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama ikisinin de en çok ihtiyacı olan şey;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Silah değil, şefkat.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sınır değil, empati.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zafer değil, barış.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü bu yüzyılda kazanan, en çok yıkan değil, en çok onaran olacaktır.&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 16 Jun 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Atatürk'ün aynasında kadın gerçeği]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ataturkun-aynasinda-kadin-gercegi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ataturkun-aynasinda-kadin-gercegi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Her yerde aynı cümleler: “Kadın değerlidir”, “Kadın güçlüdür”, “Kadın hayatın merkezidir.”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki gerçekten neyi kutluyoruz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir yanımızda alkışlar, diğer yanımızda insanlığın yüzünü yere eğdiren karanlık dosyalar&amp;hellip; Jeffrey Epstein dosyaları, dünyanın en güçlü, en zengin ve en dokunulmaz görünen erkeklerinin sistematik biçimde kız çocuklarını istismar ettiğini ortaya koydu. Ve yıllarca süren bir sessizlik&amp;hellip; Koruyucu olması gereken sistemlerin suskunluğu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böylesi bir tabloda 8 Mart’ı sadece “kutlama” olarak görmek mümkün mü?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben bir psikolog olarak şunu biliyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklara yönelen istismar, yalnızca bireysel sapkınlık değildir. O, güçle beslenen bir ahlaki çöküşün sonucudur. Denetlenmeyen iktidarın, susturulan vicdanın ve görmezden gelinen travmanın sonucudur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve tam burada, bu toprakların en büyük devrimcisini hatırlamak gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atatürk Neden Asrın Lideridir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mustafa Kemal Atatürk’ü “asrın lideri” yapan şey yalnızca bir savaş kazanması ya da bir devlet kurması değildir. Onu asrın lideri yapan şey, kadını ve çocuğu bir uygarlık meselesi olarak ele almasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atatürk için kadın, korunmaya muhtaç bir figür değil; toplumun aklı, üretici gücü ve taşıyıcı kolonudur. Çocuk ise yalnızca ailenin değil, doğrudan devletin sorumluluğudur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Dünyada her şey kadının eseridir” derken romantik bir cümle kurmuyordu. O cümlede bir devlet politikası vardı. Kadın özgür değilse, çocuk güvende değilse, bir toplum çağdaş olamaz diyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verirken yalnızca bir siyasi hak tanımıyordu; zihniyet devrimi yapıyordu. Eğitim reformlarıyla kız çocuklarını okul sıralarına taşırken yalnızca okuma yazma öğretmiyordu; gelecek inşa ediyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu vizyon, sadece kendi döneminin değil, bugün hâlâ ulaşmakta zorlandığımız bir ileri görüşlülüktür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Psikolojik Gerçek: Güç Denetlenmezse Suç Büyür&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Epstein dosyaları bize şunu gösterdi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güç denetlenmezse suç normalleşir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sessizlik uzarsa travma derinleşir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuk korunmazsa toplum çürür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir toplumun gerçek uygarlık seviyesi, en zayıfını ne kadar koruduğuyla ölçülür. Kadınlar şiddet görüyorsa, kız çocukları istismar ediliyorsa, orada sadece bireysel suç yoktur; sistemsel bir arıza vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atatürk’ün kadın ve çocuk vizyonu tam da bu nedenle devrimcidir. Çünkü o, kadını alkışlayan değil; hukuken, eğitimle ve devlet aklıyla güvence altına alan bir sistem kurmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;8 Mart’ı Nasıl Okumalıyız?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer gerçekten Atatürk’ün mirasına sahip çıkacaksak, 8 Mart’ı vitrin günü haline getiremeyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu gün;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Kız çocuklarını koruyamayan yapılarla yüzleşme günü olmalı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• Kadın bedenini meta haline getiren anlayışla hesaplaşma günü olmalı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;• “Kadın hakları”nı reklam diliyle kullanan samimiyetsizlikleri sorgulama günü olmalı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kutlamadan önce şu soruyu sormalıyız:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kadın gerçekten güvende mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuk gerçekten korunuyor mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer cevap tereddütlüyse, ortada kutlanacak bir tablo yoktur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son Söz&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki de 8 Mart’ta yapılması gereken şey süslemek değil, yüzleşmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alkışlamak değil, sistem kurmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Slogan atmak değil, korumaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atatürk asrın lideridir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü o, kadını ve çocuğu sadece sevgiyle değil, devlet aklıyla kollamıştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve bize, gerçek uygarlığın tam da buradan başladığını göstermiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazı bir kutlama değil; bir hatırlatmadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uygarlık, kadın ve çocuk güvendeyse vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 16 Feb 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Manifest'in Özentisi: Çocuklar ve gençlere kötü örnek olmak]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/manifestin-ozentisi-cocuklar-ve-genclere-kotu-ornek-olmak/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/manifestin-ozentisi-cocuklar-ve-genclere-kotu-ornek-olmak/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Evet, doğru. Onlar da kimi zaman cinselliği ön plana çıkaran danslar yapıyor. Ama fark şu: Hadise’yi, Gülşen’i daha çok +30 yaş grubu izliyor. Onların konserine giden kitle yetişkinlerden oluşuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa Manifest’in konserine bakın. KüçükÇiftlik Park’ta her ne kadar +18 sınırı koymuş olsalar da, bu sadece o gece için geçerli. Peki ya sonrası?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık sosyal medya çağındayız. Bir performans yalnızca sahneyle sınırlı kalmıyor; YouTube, Instagram, TikTok gibi platformlarda herkesin karşısına çıkıyor. Ve en çok izleyen kesim kim? 18 yaş altı, yani çocuklar ve gençler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;8 yaşındaki bir danışanım bana, okulda arkadaşlarıyla “Manifest grubu kurduk” dedi. İşte asıl sorun burada. Çocuk, kendi yaşıtına bakar, ondan etkilenir. Bu özentidir, kimlik arayışıdır. Hadise’yi 9 yaşındaki çocuk izlemez, çünkü ona uzak gelir. Ama 18–20 yaşındaki “abla”lar sahneye çıktığında, 8 yaşındaki çocuk onu idol belleme eğilimindedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada ortada bir “ses sanatı” yok. Çocuklara ve gençlere rol model olarak sunulan tek şey erotizm. Sanatın özü kayboluyor, yerine sadece bedenin teşhiri geliyor. Ve bu durum, geleceğimiz olan gençlere kötü bir örnek oluşturuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tepki olmalı qma ölçülü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm bunlara rağmen, Manifest üyelerinin soruşturma geçirmesini doğru bulmuyorum. Daha yumuşak bir uyarı, bir hatırlatma yapılabilirdi. Bu olayda adam kayırma yok. Eğer Hadise 20 yaşında olsaydı, onu da en çok çocuklar ve gençler izleyecek ve benzer eleştiriler yapılacaktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kez daha altını çizmek isterim: Ben yobaz zihniyetli biri değilim. Atatürkçü düşünceye sahip, çağdaş bir insanım. Ama modernlik ve çağdaşlık, özgürlüğün adı altında kız çocuklarımıza erotik şovları benimsetmek değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanatı özgürlükle karıştırmak, özgürlüğü erotizmle eşitlemek gençlerimizin geleceğine zarar verir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki Manifest ne mesaj vermek istiyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl sorulması gereken soru şu: Manifest grubu bu danslarla neyi anlatmak istiyor? Hangi mesajı vermek istiyor? Bir sanat eserinde izleyici düşündürülür, duygulanır, hayal kurar. Ama bu gösterilerden geriye tek kalan, izleyicinin zihnine kazınan erotik bir dans figürü. Çocuklarımızı ve gençlerimizi düşündürmek yerine sadece tahrik eden bir sahne midir sanat?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanatın görevi hayal kurdurmak, düşündürmek, insana yeni ufuklar açmaktır. Çocuklarımızın rol model olarak erotizmi değil, sanatın gücünü görmesi gerekiyor.&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 15 Sep 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
</channel>
</rss>