<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">

<channel>
<title><![CDATA[Analiz Gazetesi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr]]></link>
<description><![CDATA[Son 25 Rss Beslemesi - Analiz Gazetesi]]></description>
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<item>
<title><![CDATA[Enerjide gerçekten iddialı mıyız?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/enerjide-gercekten-iddiali-miyiz/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/enerjide-gercekten-iddiali-miyiz/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu normal. Zira enerji de yapılanların anlatılması da anlaşılması da çok daha zor. Vatandaşımız ‘’yerli enerji kullanımı arttıkça doğalgaz ve elektrik fiyatlarının düşmesi’’ gerektiğini düşünüyor. Bu olmayınca enerji de ilerleme olmadığını düşünüyor. Oysa enerji fiyatlarının düşmesi olası değil. Zira fiyatlar diğer enerji ithalatçısı devletlerle mukayese edildiğinde zaten düşük.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemizin ekonomik sorunlarının temelinde ithalatın ihracattan fazla olması, daha doğru ifadeyle cari açık sorunu var. Bu tablo değişmeden alınacak tedbirlerle ekonomik durum iyileştirilebilir. İşsizlik azaltılabilir. Kalkınma hızı yükseltilebilir. Fakat bunların hiçbiri uzun süre devam etmez. Ekonomimiz kırılgan olmaya devam eder. Ekonomimizin sağlam ve güçlü olması cari açığı kapatmamıza ve cari fazla vermemize bağlı. İhracatımızın ve net turizm gelirlerimizin toplamı ithalatımızdan fazla olmalı.&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tabloya detaylı baktığımızda cari açığın enerji ve maden ithalatından kaynaklandığını görürüz. Bahse konu iki sektörde ithalatı azalttığımızda ekonomimiz kendiliğinden düzelecek.&amp;nbsp; 2022 yılında 73 milyar dolar olan enerji ithalatımız 2023’te 69 milyara, 2024 yılında 65 milyara düşmüş. Bu düşme her sene enerji tüketimimiz %5-6 civarında artmasına rağmen sağlanmış. Yani artan tüketimimizin tamamını yerel kaynaklardan karşıladığımız gibi ithalatımızı da 2022’ye göre 2023’te 4, 2024’te 8 milyar dolar azaltarak yerli enerji kullanmışız.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fakat bu tutarlar ekonomimize tam manasıyla yansımadı. Zira dünyanın dördüncü büyük enerji filosunu kurduk ve filomuzu daha da büyütüyoruz. Gemilerin en hızlı üretileni dört yılda teslim edilebiliyor. Yani enerji ithalatından tasarruf edilen tutar yatırıma gidiyor. Şu anda birbirinden bağımsız çok sayıda proje eş zamanlı olarak yürütülüyor. Bu projeler hayata geçtikçe tablo iyileşecek. Güzel bir hayal gibi gözüken ‘’Enerjide tam bağımsız Türkiye’’ idealinin gerçekleştiğini görmemiz uzak ihtimal değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halen gemilerimiz Karadeniz’de, Libya’nın, Pakistan’ın ve Somali’nin karasularında faaliyet gösteriyor. Mesela Karadeniz’de sürekli yeni rezervler bulunuyor ama keşif edilen hacimler yeni nakil hatları yapmayı gerektirecek kadar büyük olmadığından yani mevcut nakil hattından taşınacağından ve bu hat zaten tam kapasiteyle çalıştığından ekonomimize yansıması zaman alacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Somali’de sismik gemimiz üç sahada petrol buldu. Fakat sondaj gemisi gönderemediğimizden bulunan petrolün kalitesi, hacmi, ne kadar derinde olduğu tespit edilemiyor. Karadeniz’deki sondaj gemilerimizi göndermek makul değil. Dolayısıyla sene sonu teslim alacağımız sondaj gemisi direk Somali’ye gidecek. Libya’da da İsrail ve Mısır’daki sahaların devamı niteliğinde, zengin gaz yatakları olduğu tahmin ediliyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Petrol de asıl önemli keşifler güneydoğuda yapıldı. Türkiye uzun zamandır günde ortalama yüz bin varil petrol üretirdi. Gabar’da yapılan keşiflerle bu rakam yüz yetmiş bin varile çıktı. Geçen hafta yapılan açıklamaya göre Diyarbakır’da Gabar’dan daha zengin petrol yatakları bulundu. Yani petrol üretimimiz seneye günlük üç yüz bir varile çıkacak. Dolayısıyla ithalatımız yılda 4-5 milyar dolar daha düşecek. Zira karada bulunan petrol denizde bulunan petrolden ve doğalgazdan avantajlı. Hemen çıkarılıp nakledilebilir. Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki petrol rezervleri de dikkate alınarak, Şırnak-Diyarbakır civarına rafineri yatırımı yapılmalı. Böylece hem nakliye maliyetleri azalır hem de petrol katma değer eklenerek, üç kat yüksek fiyatla satılır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İthalatımızı azaltacak bir başka gelişme de Akkuyu Nükleer Santralinin devreye alınması olacak. Santral şu an sembolik üretim yapıyor. Eylül sonunda ilk ünite üretime başlayacak. Santral, dört ünitesi de devreye alındığında elektrik tüketimimizin %10’unu tek başına karşılayacak. Yani doğalgaz alımımız yıllık bazda 4 milyar dolar daha düşecek. Akkuyu önce bize sonra Rusya’ya uygulanan ambargo nedeniyle çok gecikti. Türkiye daha fazla zaman kaybetmeden Sinop ve Trakya santrallerinin ihalesini de yapmalı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye’nin atılım yaptığı alanlardan biri de güneş ve rüzgar enerjisi. 25 yıl önce elektrik üretimimizin %1’inden azını karşılayan bu iki kaynak 2024 yılında %30 oranını yakaladı. İlaveten elli binden fazla istihdam yaratan ve ihracat rakamı sürekli artan rüzgar ve güneş panelleri sektöründe belli başlı üreticilerden biri olduk.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enerji de en başarılı olduğumuz alan ise nakil hatları.&amp;nbsp; Bakü-Ceyhan’ı, Şahdeniz, TAP, TANAP, İran doğalgaz nakil hattı, Mavi Akım ve Türk Akımı izledi. Türkiye enerji üssü olma yolunda ilerliyor. Bu makale biraz icraatın içinden tadında oldu. Niyetim bu değildi. Haftaya bardağın boş tarafını, eksikleri, yanlışları ve fırsatları ele alacağım. Böylece fotoğraf netleşecek.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Thu, 07 Aug 2025 16:10:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ABD-Çin-Rusya ticaret savaşı]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/abd-cin-rusya-ticaret-savasi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/abd-cin-rusya-ticaret-savasi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Trump, ABD’nin dış politikasını değiştirdi. Çin’in süper güç olmasını engellemek, yeni dış politikanın ekseni oldu. Bu politika gereği, Çin mallarından alınan gümrük vergileri arttırılarak Çin’in büyüme oranını %9’dan %6’ya düşürüldü. Plan, vergileri peyderpey arttırarak ve aynı siyaseti AB’ye de empoze ederek Çin’i daha da yavaşlatmaktı. Ama Trump seçimleri kaybedince planını uygulayamadı. Trump Rusya’yı Çin’den koparmak, en azından nötr pozisyona çekmek için Putin’le ilişkilerini iyi tuttu. Mesela o başkanken Kırım’ın ve Gürcistan’ın işgaliyle ilgili hiçbir şey yapılmadı. Sadece Obama döneminde koyulan etkisiz yaptırımlar sürdürüldü.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump’tan sonra başkan olan Biden Trump’tan önceki siyasete geri döndü. Rusya’yı bölmeyi milli politikası haline getiren İngiltere’nin peşine takılarak Rusya’ya uygulanan ambargoları sürekli arttırdı. ABD, Ukrayna’ya 350 milyar dolar yardım yaptı. Silah ve mühimmat verdi. Ukrayna ordusunu eğitti. İstihbarat sağladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında ABD ve AB uyguladıkları politikayla Çin’e kaynak aktarılmasına yol açıyorlardı. Rusya ambargo nedeniyle Batıya petrol ve gaz satamayınca Çin’e yöneldi. Petrol ve gazını düşük fiyatlardan Çin’e satmaya başladı. Böylece maliyetleri düşen Çin daha hızlı büyüdü. Petrol ve gazı Rusya’dan aldıklarından daha yüksek fiyatlara temin etmek zorunda kalan AB şirketlerinin maliyetleri arttı. Dolayısıyla rekabet güçleri ve gelirleri azaldı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump ikinci kez başkan olduğunda tablo buydu. Trump önceki politikalarına geri dönerek Putin’e barış eli uzattı. Ukrayna’ya yardım yapmayı kestiği gibi önceki yardımlar karşılığında maden yataklarının ve NTE sahalarının işletim haklarını aldı. Amacı Rusya ile Ukrayna’yı barıştırmak ve Rusya’yı kopararak Çin’i zayıflatmaktı. Çin ancak böyle durdurulabilirdi. Nitekim başkan olur olmaz Çin’e uygulanan vergileri arttırdı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlerleyen süreçte vergilerde önce %50 sonra %100 artış yaparak Çin’i iyice sıkıştırdı. Bunun üzerine Pekin’de Nadir Toprak Elementlerinde (NTE) ciddi hamleler yaptı. Önce NTE ile ilgili şirketleri kamulaştırdı. Sonra NTE ihracını yasakladı. Nihayetinde içinde binde birden fazla NTE olan ürünlerin ihracatını izne bağladı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NTE’ de en ileri teknolojiye ve en çok stoka Çin sahip. Çin dışındaki stokların büyük kısmı da Çin’in kontrolünde. ABD, NTE ve NTE’ den elde edilen ürünlere ulaşamazsa abartısız söylüyorum teknoloji ürünleri imal eden sanayisi durur. Ne cep telefonu üretebilir ne uydu ne uçak ne de otomotiv. ABD NTE’ de teknolojisini ilerletebilir. Muhtemelen gün be gün ilerletiyordur. NTE stokları keşfedebilir. Çin’in kontrolünde olmayan Grönland, Ukrayna gibi yerlerdeki stokları aktife edebilir. Ama bunlar için zamana ihtiyacı var.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Vaziyet buyken Amerika bir hamle daha yaparak Rusya’dan petrol alan devletlerle ticaret yapmayacağını duyurdu. Bunun üzerine Hindistan Rusya’dan yaptığı petrol alımlarını peyderpey azaltarak yılbaşında sıfırlayacağını duyurdu. Çin Rusya’dan denizden yaptığı petrol ithalatını durdurdu ki bu, günde 1,5 milyon varil ediyor. Rusya’nın Çin ve Hindistan’a satamadığı petrolü başka ülkelere satması mümkün değil. Zira hem hacim çok yüksek hem de Çin ve Hindistan bile alamazken hangi devlet ABD’yle ticaretini sıfırlamayı göze alabilir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD ve Çin heyetleri -özetlediğim- karşılıklı hamlelerden sonra görüşmeye başladılar. Yaptıkları açıklamalara göre anlaşmaya yakınlar. Başkanlar bugün Güney Kore’de buluşacaklar ve muhtemelen anlaştıklarını duyuracaklar. Zira Çin’in de en az ABD kadar zamana yani anlaşmaya ihtiyacı var. ABD Çin’in en büyük müşterisi. Çin ekonomisi ihracat üzerine kurulu. Devletin gayretlerine ve teşvik etmesine rağmen iç tüketim artmıyor. Trump vergileri düşürmezse, Amerika’ya yapılan ihracat durur. On binlerce şirket iflas eder. Büyüme eksiye düşer yani ekonomi küçülür. Kaldı ki anlaşma olmazsa Trump durmaz. Avrupa’yı da Çin mallarına yüksek gümrük vergileri koymaya zorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kısaca taraflar ama bugün ama önümüzdeki günlerde anlaşacaklar. Çin, ABD’nin NTE’ ye erişimini sağlayacak Amerika Çin’e uyguladığı vergileri düşürecek. Bu anlaşma muhtemelen Rusya ile ilgili bir madde içermeyecek. Yani Trump, Çin ile geçici barış yaptığında Rusya’ya yönelecek. Ekonomisini çökerterek Rusya’yı barışa razı edecek. Eğer Rusya barış yapmazsa yaptırımlar ve savaş nedeniyle zayıflayacak. Yani yine İngiltere’nin dediği olacak. ‘’Putin’le bir günde barış yaparım, ben başkan olsaydım savaş çıkmazdı’’ diyen ve Çin’le hesaplaşmak için yanıp tutuşan Trump sadece sekiz ayda ‘’Çin’le barış, Rusya’yla ekonomik savaş’’ noktasına gelecek.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 31 Oct 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yok Olan İlk Ulus Bulgarlar mı Olacak?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yok-olan-ilk-ulus-bulgarlar-mi-olacak/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yok-olan-ilk-ulus-bulgarlar-mi-olacak/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bulgarlar Avrupa’ya ve ABD’ye göç ediyorlar. Gittikleri memlekete yerleşiyorlar ve bir nesilde asimile oluyorlar. Çoğu bir daha Bulgaristan’a görmek için bile gelmiyor. Almanya’da Türklerden sonra ikinci en kalabalık azınlık olmak için Suriyelilerle yarışıyor Bulgarlar. Göçü en çok tetikleyen faktör yine göç. Zira göç nedeniyle ekonomi küçülüyor ve iş kurmak, yatırım yapmak anlamını yitiriyor. Yani göç nedeniyle nüfus azalıyor, nüfus azaldıkça göç hızlanıyor. Alın size bir tavuk-yumurta sorunsalı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsan bu tabloyu görünce ‘’Jivkov bu günleri gördüğü için mi o zulümleri yaptı?’’ diye düşünmeden edemiyor. Zira hatırlarsanız Jivkov döneminde Türklere ‘’ya kırk katır ya da kırk satır’’ denmişti. Ya adlarını ve soyadlarını değiştirip Bulgar isimleri alacaklardı ya da ülkeyi terk edeceklerdi. Yani bir yandan Bulgarların nüfusu Türklerin Bulgarlaştırılmasıyla arttırılırken, buna direnen Türkler sürgüne gittiğinden ülkede Türk kalmayacaktı. Bulgaristan Bulgarlardan oluşan homojen bir ülke olacaktı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkleri göçe zorlama politikası Jivkov’la başlamadı. Jivkov baskıyı ve eziyeti zirveye çıkardı. Göç Bulgaristan kurulduğundan beri Türklerin kaderi. Bugün Türkiye’de üç milyon dolayında Bulgaristan Türkü olduğu düşünüldüğünde eğer göç olmasaydı Bulgaristan’da Bulgarlar kadar Türk olacaktı. Gerçi Bulgar prensliği kurulmadan öncede bugün Bulgaristan dediğimiz topraklarda Türkler çoğunluktaydı. Zira Türkler sadece göçe zorlanmadılar. Göç etmelerini sağlamak, yani korku salmak için yüzbinlerce Türk katledildi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elon Musk, modern zamanlarda, nüfus çökmesi denilen olayı yaşayarak yok olacak ilk ulusun Bulgarlar olacağını iddia ediyor. Zira Bulgaristan 1 Ocak itibariyle Schengen bölgesine dahil olduğundan göç hızlanacak. Artık Bulgarların Avrupa ülkelerine yerleşmelerinin önünde hiçbir engel kalmadı. Avrupa’nın nüfusunun azalması da Bulgarları teşvik ediyor. Çünkü çok kolay iş bulabiliyorlar. Ayrıca Avrupa ülkeleri de Müslüman ve/veya Afrikalı göçmenlerdense Bulgarları tercih ediyorlar. Bulgarlar; sorun çıkarmayan, çalışkan ve uyumlu insanlar. Özellikle teknik işlere yatkınlar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Balkanlarda sadece Bulgaristan’ın değil bütün devletlerin nüfusları hızla azalıyor. Bu durum Türkiye’ye fırsatlar doğuruyor ama gel gör ki sadece beş yılda bizim doğum rakamlarımızda Balkan ülkelerinin seviyesine düştü. Yanlış anlaşılmasın kastım işgal ve ilhak değil. Nüfusu azalan ülkelerde Türklerin nüfusunu arttırmalı, bu ülkeleri, ekonomik ilişkilerimizi geliştirerek Türkiye ile bütünleştirmeliyiz. Aynı Azerbaycan, Gürcistan, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi gibi. Artık fetihler işgal ederek olmuyor, ekonomik olarak bütünleşerek oluyor. İstenirse ekonomik bütünleşmenin ardından siyasi bütünleşmede gelir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Balkan devletlerinin hepsiyle ilişkilerimiz iyi. Ama aynı tespiti Balkanlardaki Türk azınlıkları için yapamayız. Özellikle Bulgaristan’daki Türk azınlığın temsilcisi olan Hak ve Özgürlükler Partisiyle ilişkilerimizi düzeltmeliyiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemizde on milyondan fazla Rumeli göçmeni var. İşsiz binlerce avukat var. Adalet Bakanlığı bu işe öncülük etmeli. Rumeli’den gelen vatandaşlarımızdan vekaletler alınarak, AİHM’de, vatandaşlık hakkının elde edilmesini hedefleyen davalar açılmalı. Neticede vatandaşlarımız ülkelerini isteyerek değil zulüm gördükleri için terk ettiler. İlaveten çifte vatandaşlıkla ilgili vatandaşlar lehine düzenlemeler yapılmalı ki insanlarımız vekalet vermekten imtina etmesinler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özellikle Müslüman Balkan devletlerinin (Arnavutluk, Kosova, Bosna-Hersek) ve aynı Macaristan gibi Türk kökenli olan Bulgaristan ve Makedonya’nın, Türk Devletleri Teşkilatına üye olması sağlanmalı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğru politikalar takip etmezsek eninde sonunda Balkanlar Arap, Afrikalı ve Afgan yerleşimcilerle dolar. Tabiat boşluk kaldırmaz. Bırakılan her boşluk doldurulur. Bu nedenle Balkanların geneli ve tek tek ülkelerle ilgili uzun-orta ve kısa vadeli planlarımız olmalı. Önümüzde kan dökmeden ve silah kullanmadan Bulgaristan’dan başlayarak Balkanları yeniden Türk yurdu yapma olanağı var. Bu fırsatı değerlendirmeliyiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tuna cesur yârine kavuşmalı. Yüz elli yıllık hasret bitmeli. Rumeli Anadolu’yla Balkan halkları Türklerle kucaklaşmalı. Bu dileklerimizin gerçek olması için nüfus artışımızın durması sorununu çözmeliyiz. Aksi halde Balkanlarda, Kafkaslarda ve Orta Doğu’da hamle yapamayacağımız gibi ülkemizin sığınmacı akınına uğramasını da önleyemeyiz. Ne demiştik, Tabiat boşluk kaldırmaz.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 31 Jan 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Azerbaycan enerjide uluslararası oyuncu oluyor]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/azerbaycan-enerjide-uluslararasi-oyuncu-oluyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/azerbaycan-enerjide-uluslararasi-oyuncu-oluyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Azerbaycan bu şirketlere yatırım yapmalarını sağlamak için büyük teşvikler verdi, kolaylıklar sağladı. Yatırımcıların en büyük çekincesi Rusya’ydı. Zira Moskova, kıyıdaş ülkeler anlaşma imzalamadan Hazar’dan petrol ve gaz çıkarılmasını savaş sebebi sayacağını deklere etmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aliyev, endişeleri gidermek için, henüz anlaşma sağlanamamışta olsa Azerbaycan’ın Hazar’da hak iddia ettiği suları vatanın bölünmez bir parçası olarak anayasaya koydurdu. Rus kamu şirketlerini ve oligarkları enerji sahalarına ortak ederek Rusya’da Azerbaycan’ı destekleyen bir lobi oluşturdu. Bu girişimlerden ve cazip teşvik paketlerinden sonra dev şirketler Azerbaycan’a yatırım yapmaya başladılar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk dönemde enerji sahalarında ve nakil hatlarında Azerbaycan’ın payı %5-10 gibi çok düşük oranlardı. Bu oranlar kademeli olarak arttırıldı. Öyle ki en son inşa edilen TANAP ve TAP nakil hatlarında Azerbaycan kamu şirketlerinin hisselerinin toplamı %58, BOTAŞ %30 ve BP %12. Nereden nereye değil mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başlangıçta ihracatlar ham petrol olarak yani en düşük fiyatlarla yapılıyordu. Azerbaycan’ın petrol ve gazının asıl karı dev şirketlere kalıyordu. Bu durumu değiştirmek için Türkiye’de Star Petrol Rafinerisi yatırımı yapıldı. Yatırım tutarı etap etap 25 milyar doları aştı. Her sene Türkiye’nin en çok ihracat yapan beş şirketinden biri olan bu rafineride üretilen ürünler, ortalama olarak ham petrolün 3,5 katına satılıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakü, Star rafinerisiyle yetinmedi. SOCAR’ı uluslararası marka yapmayı hedefledi. SOCAR bugün Azerbaycan, Ukrayna, Moldovya, Romanya ve Gürcistan’da lider akaryakıt zinciri. Türkiye, Rusya ve Vietnam’da lider markalardan ve üreticilerden. Binden fazla SOCAR akaryakıt istasyonu var. SOCAR, Macaristan’da, Bulgaristan’da, Polonya’da ve Slovakya’da yatırım yapmak için savaşın bitmesini bekliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2025 senesinde arka arkaya üç önemli hamle yapan SOCAR, önce Türkiye’de 7 milyar dolar yatırımla ikinci rafineriyi kuracağını açıkladı. Bu rafineride daha katma değerli yani daha yüksek fiyatlara satılacak ürünler üretilecek. Binlerce kişi istihdam edilecek. Milyar doların üstünde ihracat yapılacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkinci hamle Suriye ile enerji sahalarının işletilmesi konusunda anlaşılması oldu. Bu petrol ve gaz çıkarılması ve üretilmesi konusunda Azerbaycan’ın ilk yurtdışı deneyimi olacak. Suriye seçiminin pek çok acıdan isabetli olduğunu düşünüyorum. Zira başarılı olmak daha kolay. Suriye iç savaştan önce bugünkünün 5-6 katı üretim yapıyordu. Bu sahaları yeniden aktife etmek üretim hacminin katlanarak artmasını sağlayacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahaların olduğu bölgede SDG’nin etkili olması bir başka avantaj. Yatırımcı Azerbaycan değil de Batılı ya da Arap devletlerinden biri olsaydı aleyhimize olabilecek farklı ilişkiler gelişebilirdi. Enerji sahalarını Azerbaycan’ın işletmesi aynı zamanda İsrail’in buralara saldırmayacağı anlamına gelir ki bu Suriye’nin ayağa kalkması ve kalkınması yani daha çok sığınmacının memleketine dönmesi için gerekli.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Suriye’de kırk yıllık, eski Sovyet teknolojisiyle kurulmuş ve yenilenmemiş iki rafineri (Banyas ve Humus) var. Azerbaycan’ın bir sonraki hedefi bu rafineriler olmalı. Böylece hem Azerbaycan’ın Suriye’deki ağırlığı artar hem de Suriye’nin petrolden üretilen ürünlere ödediği para kasasında kalır. Zamanla petrol üretimi artarsa ihracatta yapılabilir. Zira Banyas rafinerisi sahil şeridinde.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SOCAR, istikrar sağlandığında Suriye’de de akaryakıt istasyonları açabilir. Böylece Arap dünyasına giriş yapar. Bu gelişmeler Türkiye ve Azerbaycan’ın Gürcistan’da yaptıkları başarılı iş birliğini Suriye’de de sürdüreceklerini gösteriyor. Ne diyelim darısı Ermenistan’ın başına. Türk denizinde çıban başı olacak ada kalmamalı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Azerbaycan’ın üçüncü hamlesi İsrail’in Doğu Akdeniz’deki karasularında doğalgaz arama, bulma ve çıkarma hakkını alması oldu. Azerbaycan’ın, Türkiye’nin de pay sahibi olduğu Doğu Akdeniz’e İsrail üzerinden de olsa yatırımcı olarak girmesi, Ankara’nın da elini güçlendiren çok stratejik bir hamle. Demek ki İsrail, Akdeniz’deki gazının, Türkiye üzerinden geçecek bir nakil hattıyla Avrupa’ya ulaştırmak istiyor. Ankara’nın buna yanaşmayacağını gördüğünden Azerbaycan’ı bu formülle sürece dahil ediyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkistan devletlerinin kendi aralarında, Azerbaycan’ın da Türkiye ile ticaret hacmi yüksek. SOCAR pek çok ülkede açtığı akaryakıt istasyonlarını 90 milyon nüfuslu Türkistan’da da açarsa Azerbaycan’ında Türkistan’la ticareti artar. Türk dünyasının ekonomik entegrasyonu hızlanır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enerji üreticileri olan Türkmenistan, Özbekistan ve özellikle Kazakistan SOCAR’ı örnek almalı. Onlarda önce Türkistan’da sonra komşularında benzer yatırımlar yapmalı. Hem petrollerini ham olarak yani minimum fiyatlarla satıyorlar hem de uluslararası akaryakıt zincirlerine akaryakıt için büyük ödemeler yapıyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkistan’ın petrol ve gazını Avrupa’ya taşıyacak nakil hatlarını planlarken Türkiye’de rafineri de kurulmalı. Türk devletleri katma değerli ürünlere yönelmeli. Birbirleriyle ticaret yapmalı.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 30 May 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ortadoğu'nun kaderi 1. bölüm]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ortadogunun-kaderi-1-bolum/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ortadogunun-kaderi-1-bolum/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Persler, Bizans, Abbasiler, Emeviler, Selçuklular, Eyyubiler, Memlukler ve Osmanlılar Ortadoğu imparatorluklarıdır. Bugün terör ihraç eden Ortadoğu, tarihte insanlığı aydınlattı. Zirvede olan milletler yok olabildiği veya gerileyebildiği gibi medeniyetlerin beşiği olan coğrafyalar, medeniyetten hiç nasibini almamış yerlere dönüşebiliyorlar. Yani coğrafya kader değildir. Milletlerinde kaderi aynı fertler gibi gayrete, çalışmaya ve iyi yönetime bağlıdır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haçlı seferleri ve Moğol istilasından Tanzimat’a kadar altı yüz yıllık dönemde Ortadoğu halkları Türklerin egemenliğinde huzur içinde yaşadılar. Tanzimat, Osmanlı devletinin klasik yapısıyla ayakta kalamayacağını, sürekli zayıflayarak tükendiğini fark eden Osmanlı bürokrasisinin, dış güçlerle mutabık kalarak oluşturduğu kurtuluş reçetesiydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tanzimat devletin merkezileşmesini hedefliyordu. Artık Osmanlının erkek vatandaşlarının hepsi askere gidecek ve vergi ödeyecekti. Açılacak mekteplerde eğitim Türkçe olacaktı. Tanzimat cinin şişeden çıkmasına neden oldu. Vergi ödememeye ve askere gitmemeye alışan halklar bu uygulamalara direndiler. Devlette kararlı olunca isyanlar birbirlerini izledi. Bazen biri bitmeden diğeri başladı. İsyanlar, Fransız devriminden doğan fikirlerin yayılması ve misyoner okullarının faaliyetleri, azınlıkların eski düzene dönme taleplerini bağımsızlık arzusuna dönüştürdü.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devlet Batıya karşı o kadar aciz durumdaydı ki misyoner okullarının şer merkezleri olduğunu biliyor ama açılmasını engelleyemiyordu. 2. Abdülhamit döneminde seferberlik halini alan okullaşmanın amaçlarından biri de misyoner okullarıyla mücadele etmekti. Tanzimat’tan 1. Dünya Savaşına kadar olan dönemde Ortadoğu tarihte olmadığı kadar canlıydı, halklar ayaktaydı, bölge tabiri caizse fokur fokur kaynıyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batılıların sömürgeleştirme politikası olmasaydı Osmanlı gevşek bir federasyona dönüşebilirdi, Ortadoğu halkları; Balkan ulusları ve/veya Doğu Avrupa halkları (Avusturya İmparatorluğu yıkıldıktan sonra olduğu) gibi devletlerini kurabilirlerdi. Fakat 1830 senesinde Fransa’nın Cezayir’i sömürgeleştirmesiyle başlayan süreç Birinci Dünya Savaşından sonra Irak, Suriye, Hicaz ve Yemen’in yani Arapların ekseriyette olduğu son Osmanlı topraklarının da sömürgeleştirilmeleriyle son buldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batılılar okullarda, üniversitelerde, basında, camilerde kısaca her yerde ve her fırsatta, Türkleri kötülediler. ‘’Türkler Arapları yüzlerce yıl sömürmüşler, cahil bırakmışlardı. Arapların geri olmasının nedeni Türklerdi. Avrupalılar beraberlerinde medeniyet, ilim ve teknolojiyi getirmişler, halkların kendi ayakları üzerinde durmalarına yardımcı oluyorlardı.’’ Bazı ülkelerde yüz otuz yıl bazı ülkelerde kırk yıl süren bu propaganda çok etkili oldu. Araplar Türk düşmanı oldular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sömürmek faaliyeti doğal olarak sömürülenin sömürene tepki duymasıyla başlar düşman olmasıyla son bulur. Sömürgeciler sömürdükleri devletlerde azınlıkları kullandıklarından sömürünün bir diğer sonucu Ortadoğu halklarının birbirlerine düşmanlaşması oldu. Haddizatında düşmanlaşma misyoner okullarıyla, misyoner okullarının açıldığı yerlerde konsolosluklar kurulmasıyla başlamıştı. Fatımiler yıkıldıktan sonra yüzyıllarca barış içinde yaşayan etnik, dini ve mezhepsel gruplar Tanzimat’tan sonra aralıklı da olsa çatışma halindeydiler.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunların üzerine Batılılar Arap topraklarının tam göbeğinde İsrail’i kurunca ve İsrail kendisine saldıran altı Arap devletini yenince Türklere, Batılılara, Yahudilere ve azınlıklara düşmanlık içeren bir tepki hareketi olan Arap milliyetçiliği popüler oldu. 1948 savaşında İsrail’e yenilen Arap devletlerini idare eden hanedanları da savaşa katılmayan yani kardeşlerini İsrail’in karşısında yalnız bırakan Arap devletlerini idare eden hanedanlarda itibarlarını kaybettiler.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Milliyetçiler Batı düşmanı olduklarından aynı zamanda sosyalisttiler. 1957 senesinde İsrail, İngiltere ve Fransa’ya karşı kazanılan Süveyş Kanalı zaferi Nasır’ı bütün Arapların lideri yaptı. Araplar ilk kez kaybettikleri bir savaşı diplomasi sayesinde zafere dönüştürdüler. 1952 yılında Mısır’da başlayan milliyetçi devrim bu zafer sayesinde Irak, Suriye, Yemen ve Libya’da devam etti. Bağımsızlığını kazanan eski sömürgelerde de doğal olarak milliyetçiler iktidara geldi. Milliyetçi dalga o kadar güçlüydü ki Mısır, Suriye, Yemen ve Gazze, Nasır’ın başkanlığında Birleşik Arap Cumhuriyetini kurdular. Irak’ta bu birliğe katılmak için başvurdu. Milliyetçi subayların ihtilal yapmasını engellemek için ABD Lübnan’ı, İngiltere Ürdün’ü işgal etti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halk kitlelerinin desteğine, Sovyetlerle kurulan ilişkilere ve ordular kontrollerinde olmasına rağmen milliyetçiler başarılı olamadılar. Zira hiçbir hazırlıkları yoktu. Devletin başına geçenlerin büyük çoğunluğu askerdi. Ekonomiden, ticaretten diplomasiden bihaberdiler. Sömürgeci devlet ve destekçileri çekilince sömürü biteceğinden hızla kalkınacaklarını düşünüyorlardı. Oysa çekilenler o ülkelerin tüccarları, sanayicileri, akademisyenleri kısaca kaymak tabakasıydı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özel sektöre ait ne varsa kamulaştırdılar. Kamu kuruluşlarının başına askerleri getirdiler. Şirketleri kışla ve ordu gibi idare edince ortaya verimsiz, karsız, rekabet gücü olmayan, üretkenliği çok sınırlı ekonomiler çıktı. Mısır 1950 senesinde hangi göstergeye bakarsanız bakın Türkiye’nin otuz yıl önündeydi. 1960 senesinde ise otuz yıl geriye düşmüştü. Diğer memleketlerin hali daha da kötüydü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birleşik Arap Cumhuriyeti kurulduktan üç buçuk yıl sonra dağıldı. 1967 mağlubiyeti kitlelerin milliyetçi düşünceden siyasal İslam’a yönelmesinin miladı oldu. Zira Araplar ekonomik sıkıntılara ‘’İsrail’i yeneceğiz. Ordumuzu güçlendiriyoruz. Paraları modern ve etkili silahlara harcıyoruz’’ düşüncesiyle katlanıyorlardı. İsrail Arapları kolaylıkla yenince halkların hayal kırıklıkları büyük oldu. Kitleler siyasal İslam’a yönelirken, idealizmlerini kaybeden ve halklarından yabancılaşan elitler yolsuzluklara boğularak yozlaştılar.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 30 Jan 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Putin nükleer silah kullanır mı?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/putin-nukleer-silah-kullanir-mi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/putin-nukleer-silah-kullanir-mi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Nükleer bombalar patladığında nükleer atıklar hava vasıtasıyla etrafa yayılırlar. Rüzgar ne tarafa esiyorsa o tarafa giderler. Bombanın gücüne göre yakınlardaki insanlar ölür. Daha uzaktakiler mesafeye ve muhatap oldukları atık miktarına göre farklı hastalıklara yakalanırlar. Çernobil Nükleer Santrali patladığında binlerce insan anında öldü. On binler sakat kaldı. Yüz binler başta kanser olmak üzere ölümcül hastalıklara yakalanarak zaman içinde öldü. Civardaki tarlalarda yetişen ürünleri on yıl, on beş yıl sonra yiyenler bile kronik hastalıklara yakalandılar. Çernobil, Karadeniz sahillerimizdeki şehirlere 1500-2000 kilometre uzaklıkta. Patlama nedeniyle on binlerce vatandaşımız kansere yakalandı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ukrayna’nın Rusya’yla 2295, Beyaz Rusya’yla 1084 kilometre sınırı var. Rusya, kara savaşının fiilen devam ettiği Ukrayna’nın doğusuna ve kuzeydoğusuna nükleer saldırı yapsa hem orada konuşlanmış askerleri hem sınırın Rusya tarafındaki Ruslar hem de bölgede hala yaşamaya devam eden Ruslar etkilenir. Ukrayna’nın kuzeyine nükleer bomba atsa sınırın kuzeyindeki Ruslar ve Beyaz Ruslar zarar görür.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ukrayna’nın güneyine bomba atsa Kırım ve kağıt üzerinde Moldovya’ya ama fiilen Rusya’ya bağlı olan Transdinyester’deki Ruslar etkilenir. Ukrayna’nın batısına saldırsa Beyaz Rusya etkilenir. Batıya atılacak bir bomba tahrip gücüne göre Almanya’yı bile etkileyebilir. Ayrıca bombaların atılacağı yere göre, Rusya’nın başta Türkiye, Romanya, Polonya ve Moldovya olmak üzere Ukrayna’nın komşularıyla ilişkileri bozulur. ABD’nin yoğun baskılarına rağmen BRİCS’ in Kazan zirvesine 36 devlet katıldı. Rusya bu ülkelere Ukrayna’yı konvansiyonel silahlarla yenemediği için nükleer bomba attığını izah edebilir mi?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hal buyken Rusya, Ukrayna’ya nükleer bomba atabilir mi? Rus yetkililer üç yıldır her fırsatta ya alenen nükleer bomba kullanırız diyorlar ya da kullanabileceklerini ima ediyorlar. Sizce ABD ve İngiltere, Ukrayna’ya nükleer silah vermemiş midir? Belki vermemiştir ama kendilerinin kontrolünde ki bölgelere yerleştirmiştir. Ukrayna elindeki füzelerle Rusya’nın bütün metropollerini vurabiliyor. Eğer nükleer saldırıya maruz kalırsa Ukrayna elindeki ya da topraklarındaki nükleer silahlarla Rusya’ya yanıt vermez mi? Rusya bu riski göze alır mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rusya’nın Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Ukrayna’ya destek veren ülkelere saldırabileceği iddiası da akla yatkın değil. Zira bu devletler NATO üyesi. Rusya bu ülkelere saldırdığında karşılık saldırdığı ülkelerden değil NATO’dan gelecek. NATO’nun nükleer silah stokları Ruslardan hem daha fazla hem de tahrip gücü daha yüksek. Yani Rusya, rejimin devrilmesi ve/veya ülkenin bölünmesi söz konusu olmadıkça nükleer silah kullanmaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump’ın iktidara gelmesi Moskova’nın elini güçlendirirken Kiev’in elini zayıflattı. Trump görevi devraldıktan sonra Ukrayna’ya yardımı kesecek. ABD’nin boşluğunu, İngiltere öncülüğündeki Avrupa devletleri geçici bir süre için doldursalar bile, ekonomik krizde olduklarından, bu süreci sürdüremezler. Dolayısıyla Ukrayna muhtemelen 2025 yılının ilk yarısının sonuna doğru savaşı sürdüremez noktaya gelir. O tarihe kadar Rusya’nın amacı masaya güçlü oturabilmek için işgal ettiği coğrafyayı genişletmek olacak. Bunu sağlamak için muhakkak portföyündeki en güçlü konvansiyonel silahları kullanacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer Putin, Trump’ın savaş karşıtı yaklaşımından faydalanmak için kabul edilemeyecek talepler ileri sürerse büyük hata yapar. Zira İngiltere savaşı Rusya çok zayıflayana mümkünse bölünene kadar sürdürmek istiyor. Londra, Putin’in bu tavrını ABD’yi ikna etmek için kullanacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu savaştan en büyük zararı gören ülkelerin başında Türkiye geliyor. En çok turist ağırladığımız, yurtdışı müteahhitlik hizmeti verdiğimiz ve yüksek tutarlarda ihracat yaptığımız ülkelerin arasında Rusya ve Ukrayna’da var. Yıllık kaybımızın on milyar doların üstünde olduğu ve her yıl daha da arttığı muhakkak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yakın zamana kadar iki ülkeyle olan ilişkilerini dengeli götürmeyi başaran birkaç ülkeden biriydik. Fakat 2023 yılından itibaren Batı blokuna yönelmemiz nedeniyle, Rusya’ya uygulanan ambargoya daha fazla uymaya başladık. Doğalgaz alımlarımızı azalttık. Ukrayna’ya silah satışlarımızı arttırdık. Bunlarda doğal olarak Rusya’nın tepkisini çekti. Artık çok büyük bir aksilik olmazsa savaşın sonu gözüktüğünden Rusya ile ilişkilerimizi en kısa sürede eski seviyesine getirmeliyiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 29 Nov 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kars-igdir-aralik-dilucu-demiryolu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/kars-igdir-aralik-dilucu-demiryolu/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Oysa karayolu ortalama olarak demiryolundan 5, denizyolundan 13 kat pahalıdır. Şöyle düşünün; Rusya ve Çin nakliyeye Türkiye’nin beşte biri kadar ödeme yapıyorlar. Türkiye zaten Türkistan’a bu ülkelerden daha uzak. Nakliye çok pahalı olunca rekabet edemiyoruz. Ekonomik olarak entegre olamıyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye bu sorunu çözmek için Bakü-Tiflis-Kars demiryolunu inşa etti. Artık Sovyet vagonları Kars’a kadar gelebiliyor. Kars’ta kurulan lojistik merkezinde Sovyet vagonlarındaki mallar Türk vagonlarına aktarıldıktan sonra Türkiye’nin ve Avrupa’nın her yerine gidebiliyor. Buna rağmen bu demiryolu, kar etmekle birlikte koyulan hedeflere ulaşamadı. Zira bu hat bu haliyle sadece Gürcistan ve Azerbaycan’a hitap ediyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakü’yle Kazakistan ve Türkmenistan’ın Hazar limanları arasında, vagonların taşındığı düzenli ve ucuz gemi seferleri olsa, Kars’tan yüklenen vagon doğusu ve güneyi de dahil olmak üzere Türkistan’ın her tarafına gidebilir. Zira Çin ve Afganistan’daki raylarda Türk devletleriyle aynı genişlikte. Ya da Türkistan’ın her tarafından yüklenen vagonlar Kars’a gelebilir. Ama gemi seferleri olmayınca bu hat sadece Azerbaycan ve Gürcistan’a hitap ediyor, kar etse bile kapasitesinin çok altında çalışıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçen hafta temeli atılan Kars-Dilucu demiryolu hattı, Zengezur’un demiryolu ayağını oluşturduğundan çok önemli. Bu hat ile Azerbaycan, Ermenistan ve Nahcivan demiryolu ile Kars’a bağlanıyor. Fakat Hazar’da gemi seferleri olmadığından Türkistan’ı Kars’a bağlamıyor. Dolayısıyla kapasitesini doldurması mümkün değil.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hazar’da gemilerle tır ve vagon taşımacılığı yapmak üzere, Türk devletlerinin ortak olduğu bir kamu şirketi kurulmalı. Gemilerin kalkış ve varış saatleri trenler dikkate alınarak planlanmalı. Bu olursa her iki demiryolu da tam kapasite çalışır, çok daha karlı olur. Türk ülkelerinin arasındaki ticaret hacmi artar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bahse konu demiryollarının bir dezavantajı da Kars’ta aktarma yapılmasıdır. Nakliyede aktarma hiç istenmeyen, mecbur kalındığında yapılan bir iştir. Zira indirme ve bindirme söz konusu olduğundan maliyetler artar. Mal hasar görebilir, hırsızlıktan dolayı eksilebilir. Sigorta giderleri artar. Zaman kaybı olur. Bu handikabı aşmak için Kars, Hopa limanına Sovyet raylarıyla bağlanmalı. İki projenin yatırım tutarı ve boş kapasiteleri düşünüldüğünde 250 kilometrelik demiryolu ve Hopa limanının büyütülmesi çok mütevazi yatırımlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sayın Bakan yaptığı konuşmada Kars’ın demiryollarıyla İskenderun ve Mersin limanlarına bağlandığını ve Malatya üzerinden yapılacak demiryoluyla yolun kısaltılacağını vurguladı. Hopa alternatifinin bu güzegahtan çok daha rekabetçi olacağını düşünüyorum. Zira Hopa alternatifinde Kars’ta aktarma olmuyor. Denizyolu uzuyor demiryolu kısalıyor yani maliyetler çok daha düşük oluyor. Kaldı ki Hopa limanın ücreti Mersin ve İskenderun’la mukayese bile edilemez. İlaveten Hopa’nın yatırıma çok ihtiyacı var. Bakü-Tiflis-Kars hattı faal. Bu hattı kullanan kaç nakliyeci Mersin ve/veya İskenderun’dan aktarma yapmış?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Halihazırda Türkistan ülkeleri dünyaya İran limanlarından, Azerbaycan Batum’dan ulaşıyor. İran alternatifi Mersin ve İskenderun’dan daha ucuz. Zira aktarma yok. Hopa, demiryoluyla Kars’a bağlanırsa İran limanlarının yerini alır yani Türk devletlerinin dünyaya açılan kapısı olur. Zengezur’un önemi katlanarak artar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapılması gereken bir diğer iş Güney Azerbaycan’daki demiryollarının Zengezur koridorundaki demiryoluna bağlanmasıdır. Bu olursa Tebriz, Erdebil, Urumiye, Zencan, Kazvin ve Hamedan gibi Türklerin ekseriyette olduğu İran şehirleri hem Kars’a hem Hopa’ya hem de Bakü’ye demiryoluyla bağlanmış olurlar. Dolayısıyla Pehleviler iktidara geldikten sonra atıl hale dönüştürülen tarihi Tebriz-Erzurum-Trabzon ticaret yolu Tebriz- Kars-Hopa demiryolunda canlanır. İran Azerbaycan’ı sürekli göç veriyor ve kan kaybediyor. Böyle bir yatırım ihracatı yani üretimi arttırarak göçü azaltacağından ve ithalatı ucuzlatarak alım gücünü arttıracağından Tahran’a da cazip gelir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bakanlığın anlaşma imzalanır imzalanmaz temel atabilecek kadar hazırlıklı olması takdire şayan. Ama hem bu projenin hem de faal olan Bakü Kars hattının daha verimli ve karlı olması için Hazar geçişlerinin, Kars-Hopa Demiryolunun ve Hopa limanın eş zamanlı olarak organize edilmesi şart. Aksi halde istenen neticeyi elde edemeyiz. Türk dünyasının inşasında gayret gösteren, ter döken herkesi tebrik ediyor ‘’Her dem yeniden doğarız’’ diyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 29 Aug 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye-Güney Kore stratejik ortakliği]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-guney-kore-stratejik-ortakligi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-guney-kore-stratejik-ortakligi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bununla beraber göz önünde bulundurmamız gereken bir gerçeklik var. Güney Kore; Çin ve Kuzey Kore’ye karşı tek dayanağı olan Amerika’nın sözünden asla çıkamaz. Amerika ne derse yapar. Zira başka bir şansı yok.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Almanya S-400’lerden dolayı Altay tanklarının motorlarını vermekten vazgeçince Güney Kore’yle anlaştık. Güney Kore, ABD ikaz edince motor satışından vazgeçti. İsveç’in NATO’ya üyeliğine onay verdiğimizde, bize uygulanan CAATSA dışındaki yaptırımlar kaldırıldı ve Kore motorları verdi. Altay tanklarında Kore motoru ve aksamları var. Öyle ki Güney Kore teknolojisi kullanılarak yapılan tanklar, füze atabildiklerinden, muadillerinden üstünler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Göz önünde bulundurmamız gereken bir husus daha var: Güney Kore, teknoloji paylaşımı içeren anlaşmalara Batılılardan daha yatkın. Şu an geliştirdiğimiz yerli motorda da Kore teknolojisinden yararlanıyoruz. Ama Güney Kore son teknolojiyi değil bir veya iki önceki teknolojiyi paylaşıyor haklı olarak. Kore lideri konuşmasında ‘’Siz İHA, SİHA ve İnsansız Deniz Araçlarında öncüsünüz. Biz motorlarda, tanklarda, zırhlı araçlarda, gemilerde ve toplarda en ileri teknolojiye sahibiz. Eğer karşılıklı teknoloji transferi yaparsak iki ülke de çok güçlenir’’ dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İmzaladığımız nükleer anlaşma ile Güney Kore, Sinop santrali için potaya girdi. Bu anlaşmaya kadar en güçlü talipliler Çin ve Rusya’ydı. Zira Kore nükleerde en ileri teknolojiye sahip ve fiyatları uygun. İlaveten anlaşmada teknoloji paylaşımı da var. Nükleer de çok geç kaldık. Daha fazla geç kalmamalıyız. Sinop’un ihalesi biter bitmez Trakya’nın sürecini başlatıp ihaleyi Rusya ve Güney Kore dışında üçüncü bir ülkeye vermeliyiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Anlaşma modüler nükleer reaktörlerde de iş birliği yapmayı ön görüyor. Daha önce ABD ile de yeni ama hızlı gelişen bu sahada anlaşma imzalamıştık. Türk pazarına hem ABD’nin hem de Kore’nin girmesi rekabeti artırır, maliyetleri düşürür ve kaliteyi yükseltir. Santrallerde Rusya’ya, reaktörlerde ABD’ye bağımlı olmamamız doğru strateji.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SK Plasmanın yapacağı yatırımla Türkiye kan ürünlerinde kendisine yeterli hale geleceği gibi kan ürünleri teknolojisine de sahip olacak. İlaveten iki ülke tıbbi malzeme, cihaz ve ilaç üretiminde iş birliği yapacaklar. Bu Türkiye için çok stratejik bir hamle. Sağlık sektöründe tıbbi cihazlar ve ilaç üretimi dışında kuvvetliyiz. Her yıl ilaç, tıbbı malzeme ve cihaz ithalatına ödediğimiz tutar savunma sanayi ihracatımızın üç katından fazla. Kan ürünleri, ilaç ve tıbbi cihazlarda çok güçlü olan Güney Korelilerle iş birliği yaptığımızda, güçlü olduğumuz sağlık sektörünün zayıf olduğumuz kategorilerinde hızlı mesafe alabiliriz. İthal edeceğimize üreteceğiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki başkan, Hundai’nin Türkiye fabrikalarında, ocak ayından itibaren, Avrupa’ya ihraç edilmek üzere elektrikli otomobil üretilmeye başlanacağını duyurdular. Güney Kore’nin Çin hatta Amerika seviyesinde olmasa da nadir toprak elementlerinde teknolojisi var. Çin yurtdışında yapacağı yatırımları durdurduktan ve teknoloji transferinden vaz geçtikten sonra Eskişehir’deki dev sahayla ilgili olarak Kore ile iş birliği tesis edilebilir diye düşünmüştüm ama bu konuda gelişme olmadı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Teknoloji sahibi herhangi bir devletle Eskişehir’de NTE üretimine başlayabilsek, çok fazla yüksek teknoloji yatırımı alacağımız muhakkak. Çin çok radikal adımlar attığından artık teknoloji transferine kesinlikle yanaşmaz. ABD, teknoloji transferi talep etmeyen Grönland ve Ukrayna varken Türkiye’ye yatırım yapmaz. Dolayısıyla Nadir Toprak Elementlerinde de Kore iyi bir ortak olabilir. Koreliler el atıkları alanlarda teknolojiyi çok hızlı geliştirmekle maruflar. Samsung, uzun yıllar Sony’nin taklitlerini üretti. Onu birkaç yıl geriden takip etti. Şimdi Sony’den çok daha ileri teknolojiye sahip ürün portföyü var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güney Kore lideri yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde iş birliği yapmayı önerdi. Eskiden bu sektörde Çin birinci, Güney Kore ikinci, Türkiye üçüncüydü. Covitten hemen önce Güney Kore’yi geçtik. Koreliler projelendirme, kalite yönetimi, ileri mühendislik teknolojileri ve finansmanda biz işçilikte, saha yönetiminde, lojistikte ve en uygun maliyetleri yakalamakta iyiyiz. İlaveten en büyük inşaat malzemeleri üreticilerindeniz. Kore başkanına göre Suriye, Gazze ve barış sağlanırsa Ukrayna ve Rusya’dan başlayarak birlikte hareket edebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savunma sanayinin bütün kategorilerinde lider olmalıyız. Bununla birlikte sadece savunma sanayinde başarılı olmak Türkiye’yi büyük devlet yapmaz. Diğer sektörlerde de iddialı olmalıyız. Savunma sanayinde geldiğimiz noktaya nükleer, yurtdışı müteahhitlik, yüksek teknoloji, ilaç ve tıp sektörlerinde de gelmeliyiz. Bu sektörlerde lider olan Güney Kore ile iş birliği Türkiye’ye kaldıraç etkisi yapar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 28 Nov 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[F-35 Türkiye için neden çok önemli?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/f-35-turkiye-icin-neden-cok-onemli/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/f-35-turkiye-icin-neden-cok-onemli/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Hava kuvvetlerimiz ise insansız hava araçları ve füze klasmanlarında başa güreşirken, savaş uçağı ve füzesavar klasmanlarında son derece geri kaldı. Bu klasmanlarda maalesef ilk yirmide bile değiliz. Daha da kötüsü, İsrail, Yunanistan, Mısır, BAE ve Suudi Arabistan bile bizden ileride. Bu tablo ülkemiz için çok riskli olduğundan dünyanın en gelişmiş uçağı olan F-35, Türkiye için çok önemli.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki bu günlere nasıl gelindi? Hava kuvvetlerimiz, 1980’lerin ortalarından yani F-16 projesine eklemlediğimiz tarihten itibaren modern ve güçlüydü. F-16’nın üretildiği ve ihraç edildiği ülkelerden biriydik. Uçakta yapılan teknolojik yenilenmelerden anında istifade edebiliyorduk. F-16’daki iş birliğinden ABD’nin de memnun olmasından yararlanan Ak Parti hükümeti, çok başarılı yönetilen görüşme sürecinden sonra Türkiye’yi F-35 projesine kurucu ortak olarak dahil etmeyi başardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;F-35’de ki pozisyonumuz F-16’dan daha ileriydi. Türkiye teknoloji geliştirme süreçlerinde bulunacaktı. Yani teknoloji birlikte geliştirilecek ve son teknoloji anında Türkiye’ye transfer edilecekti. F-16 tesisi, montaj ağırlıklıydı. F-35’te ise birçok parçanın üreticisi olacaktık. Her yıl minimum 12 milyar dolar ihracat yapacaktık. Bu rakamın daha iyi anlaşılması, daha doğrusu karşılaştırma yapılabilmesi için bir örnek vereyim. Son on yıldır çok başarılı olduğumuz savunma sanayi ihracatı, bazı yıllarda katlanarak, çok hızlı büyüdü. Buna rağmen 2024 yılı ihracatımız 7 milyar dolar civarında.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;F-35 projesine dahil olmuşken ve her şey yolunda, anlaşıldığı gibi ilerlerken ABD ile Patriot füze savunma sistemleri satın alınmasıyla&amp;nbsp; &amp;nbsp;ilgili görüşmelerde tıkanma yaşandı. Fiyatta da anlaşılamıyordu ama asıl problem teknoloji transferindeydi. Türkiye teknoloji transferinde ısrarlı, ABD bu hakkı vermemekte kararlı olunca görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı. Muadil sistemler Çin ve Rusya’da vardı. Bence ABD’yi taviz vermeye ikna etmek için, Çin ile görüşülmeye başlanarak son noktaya gelindi yani ihaleye çıkıldı. Akabinde ihale iptal edilince kimisi ‘’ABD geri adım attı’’, kimisi ‘’ABD çok sert tepki verdi’’ yorumlarını yaptı. Neticede ABD ile yeniden başlatılan görüşmelerde de ilerleme kaydedilemeyince Rusya ile anlaşılarak S-400’ler satın alındı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ankara S-400’ler alındığında ABD’nin tepki vereceğini muhakkak düşünmüştür ama F-35’ten çıkarılma gibi bir yaptırıma ihtimal bile vermemiştir. Bizden önce Rum kesimi ve Hindistan, Rusya’dan füze sistemleri aldıklarında gösterilen tepki bize uygulanan yaptırımlarla karşılaştırılamaz. Gerçi onlar NATO üyesi değiller. Ankara, Patriotlar da teknoloji konusunda ısrarlı olmasaydı bugün hava kuvvetlerimiz çok daha güçlü olurdu. Ama Patriotlarda da F-35’teki şartlar sağlanabilseydi ABD’den sonra hava kuvvetleri en güçlü ülke olabilirdik.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye F-35’den çıkarılınca KAAN’a konsantre oldu. Batı hep birden öyle ambargolar uyguladı ki ederinden fazla ödemeye razı olmamıza rağmen motor alamadık. İşin ilginci Rusya ve Çin’de bize motor vermedi. Uzun arayışlardan ve müzakerelerden sonra, Kore’yle yaptığımız anlaşma yoğun baskılar nedeniyle Seul tarafından iptal edildi. Ukrayna ile anlaştık, gelin görün ki Rusya’nın attığı ilk bombalar anlaştığımız motor fabrikasını yıktı. İsveç’e uyguladığımız vetoyu kaldırınca önümüz açıldı ve KAAN projesinde mesafe alabildik.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beyaz Saray F-35 projesine dönmemizi, projeye Türkiye yerine dahil edilen üreticiler başarılı olamadığından ve ilişkileri sıkılaştırmak istediğinden destekliyor. ABD, Türkiye’nin AB ve İngiltere’den ziyade kendisine yakın olmasını hedefliyor. Biden döneminde İngiltere ile birlikte hareket eden Ankara, Trump’ın göreve gelmesinden sonra denge politikasına yöneldi. Zira Ankara’da, Beyaz Saray gibi Ukrayna savaşının bitmesini istiyor. Fakat İran, Suriye ve Gazze politikalarımız İngiltere’ninkilerle örtüşüyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;F-35 projesinden çıkarılmamızda İsrail, Yunanistan, FETÖ ve PYD etkili olmuştu. Yoğun kulis yapmışlardı. Bugün itibariyle FETÖ ve PYD etkisini kaybetti. Hatta Suriye’de ABD ile uzlaşılması elimizi güçlendiriyor. Yunanistan, AB ülkelerinin de desteğini sağladığından son derece etkili olmuştu. Bu dönem de bu projeye dönmememiz için İsrail ve Yunanistan ellerinden geleni yapacaklarıdır. Yunanistan artık AB’nin desteğine sahip olmasa da çok dikkatli olmalıyız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hakan Beyin ve mayıs ayında Amerika’ya gitmesi beklenen Tayyip Beyin seyahatlerinin en önemli gayelerinden biri, F-35 projesine dönmemizi sağlamak olacak. Başarılı olunursa, F-16’ların modernleştirilmesi, Euroflighter alımı ve KAAN’la birlikte düşünüldüğünde, Türk Hava Kuvvetleri çağ atlayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 28 Mar 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye AB'ye tam üye olmalı mı?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-abye-tam-uye-olmali-mi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-abye-tam-uye-olmali-mi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Kaldı ki AB’ye üye olmak için yerine getirmemiz gereken yükümlülüklerin tamamını yapsak bile AB bizİ tam üye yapmaz. Birliğe üye olmak istemelerine rağmen üye olamayan üç küçük devletin de (Bosna, Arnavutluk ve Kosova) Müslüman olması tesadüf mü? Sığınmacıları ve mültecileri kabul ederken dini göz önünde bulunduran bir sistem, 85 milyonluk Türkiye’yi kabul edebilir mi?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birlik bünyesindeki Müslümanların oranı %10’u, göçmenlerin oranı %20’yi aşmış durumda. Türkiye katıldığında bu oranlar %30’u ve %40’ı aşacak. Bu oranlar gelecekte de doğum oranları ve güç nedeniyle sürekli artacak. Avrupa buna razı olur mu? Sakın ‘’Biz Avrupalıyız’’ demeyin, Avrupalılara göre biz Asyalıyız.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB’ye üye olmak için başvurduğumuzda SSCB henüz yıkılmıştı. Soğuk savaş Hür Dünyanın yani ABD’nin ve Avrupa’nın zaferiyle sonuçlanmıştı. AB’nin, soğuk savaştan zaferle çıkan iki güçten biri olarak; Baltık, Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerini bünyesine kattığı takip eden yıllar için, ‘’altın dönem’’ tabirini kullanabiliriz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB için sonun başlangıcı Rusya’nın Batı taraftarı Saakaşvili yönetiminde ki Gürcistan’a saldırmasıyla başladı. Rusya, AB’nin üye yapmayı hedeflediği Gürcistan’ı fiilen böldü. AB bu hamleye, hiçbir sonuç doğurmayacağı ilan edildiğinde belli olan yaptırımlarla cevap verince, Rusya 2014 yılında Kırım’ı işgal etti. Aynı anda Rusların çoğunlukta olduğu iki eyalet bağımsızlığını ilan edince Ukrayna’da bölünmüş oldu. Batının Rusya’ya cevabı aynıydı: Rusya’ya sinek ısırığı gibi gelen ambargoyu biraz daha ağırlaştırmak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Normalde AB’nin savunmasını güçlendirmesi, ordularını modernize etmesi gerekirdi. Bunları yapmadıkları gibi Rusya’dan ithal ettikleri doğalgaz miktarını sürekli arttırdılar. AB’nin uyguladığı politikalarla uçuruma sürüklendiğini gören İngiltere yerinde bir kararla batan gemiden inince AB daha da zayıfladı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nihayet 2022 yılında Rusya Ukrayna’ya saldırınca Batı artık çok geç kalmıştı. Doğal olarak bu sefer Rusya’ya çok daha etkili bir ambargo koyuldu. Gelin görün ki bu ambargo Rusya’dan çok Avrupa’yı vuruyor. Avrupa ekonomisi ucuz Rus gazına rağmen yavaş büyüyor ve sanayisi yüksek ücretler ve katı çevreci politikalar nedeniyle rekabet etme gücünü kaybediyordu. Bu duruma enerji maliyetlerinin hızla katlanarak artması, Ukrayna’ya yapılan askeri ve insani yardımlar ve Ukrayna’dan gelen on milyona yakın göçmen eklenince ekonomi daha da kötüleşti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB ülkeleri teknoloji üretemiyorlar. Mesela Avrupa menşeli yaygın bir sosyal medya şirketi ve akıllı telefon yok. Oysa 1990’larda cep telefonunu piyasaya süren üç şirketten ikisi, Nokia ve Ericson, Avrupalıydı. Avrupa özellikle Batı Avrupa yeni yatırım almadığı gibi karsızlık nedeniyle, her yıl yüzlerce fabrika kapanıyor veya taşınıyor. Düşünün Çin’in metreküpünü 144 dolara aldığı doğalgaza AB 369 dolar ödüyor. ABD’den ithal edilen kaya gazının maliyeti 500 doları geçiyor. Dünya ortalamasının zaten epey üzerinde olan ücretlere doğalgaz maliyeti eklendiğinde sonuç, sanayileşsizme sürecinin başlaması oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB’nin bir diğer problemi kontrolsüz göç. Her yıl milyonlarca göçmenin ayak bastığı Avrupa’da istatistiklerde gözükmeyen milyonlarca insan yaşıyor. Avrupa’nın nüfusu o kadar hızlı azalıyor ve yaşlanıyor ki sanayisizleşme sürecine rağmen Avrupa hala göçmenler için cazibe merkezi. Bu üç sürecin sonucunun fukaralaşma olması mukadder. Kaldı ki AB ülkelerinin deniz aşırı bölgelerden gelen gelirleri de giderek azalıyor. Yaşlı nüfusun ekonomi üzerindeki yükü artıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kötü gidiş Trump’ın uygulayacağı politikalar nedeniyle daha da hızlanacak. Zira ABD, Avrupa’dan gelen mallardan aldığı gümrük vergisini arttıracak. Bunun sonucu ABD’ye yapılan ihracatın azalması demek. ABD’nin AB ülkelerinin savunma harcamalarını bütçelerinin %5’ine çıkarmalarını istemesi bir başka yük. Kaldı ki AB insan yapısı nedeniyle ne yaparsa yapsın ordularını güçlendiremez.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD, AB’den Çin menşeli mallardan alınan gümrük vergilerini arttırmasını da talep ediyor. Avrupa buna direnebilir mi veya ne kadar direnecek, göreceğiz. Direnirse ABD ile ilişkileri bozulacak. Çin’den gelen ürünlerin gümrük vergilerini arttırırsa hem enflasyon yani fukaralık artacak hem de Çin’den gelen ara mallara bağımlı olan sanayi, rekabet gücünü daha da kaybedecek.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunlar AB’nin birbirinden vahim olan problemlerinden sadece birkaçı. Türkiye başvurduğunda AB parlayan yıldızdı. Bugün batan gemi. Türkiye; ABD, Çin, AB ve Rusya arasında denge politikası takip ederek, bu kutuplar arasındaki rekabeti fırsata çevirerek, ekonomik büyümesini hızlandırmalı. Avrupa’dan ve Çin’den kaçan ve kaçacak olan yatırımları çekecek politikalar uygulamalı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 28 Feb 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BM daimi üye sayısı 7'ye mi çıkacak?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bm-daimi-uye-sayisi-7ye-mi-cikacak-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/bm-daimi-uye-sayisi-7ye-mi-cikacak-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Daimi üyelerin veto yetkisinin kaldırılması ya da daimi üyelik statüsünün iptal edilmesi gerçekten reform olur. BM, kuruluşunda hedeflenen niteliğe kavuşur. Daimi üye sayısının arttırılması bu çapta bir reform olmasa da yeni daimi üyelerin hangi ülkeler olacağına bağlı olarak, teşkilatın kapsayıcılığını arttıracağından faydalıdır.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD’nin BM üyelerine gönderdiği reform planında, daimi üye sayısı beşten yediye çıkarılıyor. Veto hakkı tanınmayan yeni üyelerin Afrikalı olması öneriliyor. Veto hakkı olmayan daimi üyelikle normal üyelik arasında statü dışında hiçbir fark yok. Yani ABD reform olmayan bir reform yapmanın peşinde. ABD’nin teklifi gerçekleşirse sadece zevahir kurtarılarak reform talepleri ve baskıları sonlandırılacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir süre tahdidi yapmış olsalar, mesela “İlk on yıl ya da ilk yirmi yıl veto hakkı olmayacak” deseydiler teklif cazip olurdu. Teklifin ilginç yönü, iki koltuğunda Afrika’ya tahsis edilmesi. “Afrika’nın halen daimi üyesi yok” denilebilir. Latin Amerika’nın ve Okyanusya’nın da yok. Kaldı ki 285 milyonluk nüfusuyla en kalabalık dördüncü ülke olan Endonezya, Okyanusya’da ve en kalabalık yedinci ülke olan Brezilya, Güney Amerika’da. Bölgesel denge düşünülüyorsa üye sayısı sekize çıkarılarak, temsilcisi olmayan üç bölgeye birer koltuk tahsis edilmesi daha doğru olmaz mıydı?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD iki üyeliği de Afrika’ya tahsis etmek istiyor zira Afrika’yla ilgili hesapları var. Beyaz Saray her zamanki gibi tek taşla çok kuş vurmanın peşinde. Afrika’da güçlenen ülkeler sırasıyla Çin, Türkiye ve Rusya. ABD, Fransa ve İngiltere hızla zayıflıyor. Beyaz Saray Afrika’da bugüne kadar Türkiye’yi destekledi. Bunun en önemli nedenleri hasım olarak tanımladığı Çin ve Rusya’ya göre Türkiye’yi ehven görmesi ve Libya ve Somali gibi ülkelerde iki devletin menfaatlerinin ortak olmasıydı.&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Çin güçleniyor” dediğimizde süreci doğru tanımlamıyoruz. Çin basbayağı Afrika’yı ele geçiriyor. Türkiye’nin sürekli güçlenmesi ve güçlendikçe dış politikasını bağımsızlaştırması ABD’yi rahatsız ediyor. Beyaz Saray; ABD ve müttefikleri Afrika’da yıpranmış olduğundan, seçeceği, destekleyeceği ve vitrine koyacağı iki Afrika ülkesi vasıtasıyla, başta Çin olmak üzere Rusya ve Türkiye’yi yavaşlatmayı ve yeniden&amp;nbsp; &amp;nbsp;güçlenmeyi planlıyor. Amerikalı karar vericilerde, “Afrikalılar sömürgeci batı ülkelerine direnir ama kendilerinden olanlara direnmez” görüşü hakim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amerika’nın adayları Mısır ve Güney Afrika cumhuriyeti. Mevcut daimi üyelerden bu adaylara muhalefet gelmeyeceği düşünülüyor. Zira her iki ülke de BRİCS üyesi ve iki ülkenin de İngiltere ve Fransa’yla iyi ilişkileri var. Bu ülkelere muhalefet olursa Afrika’nın iki en kalabalık ülkesi olan Nijerya ve Etiyopya diğer adaylar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beyaz Saray Mısır’la Müslüman ülkeleri ve Kuzey Afrika’yı, Güney Afrika’yla Hıristiyan ülkeleri ve Güney Afrika’yı kontrolü altına alacak. Mandela’nın imajını kullanacak. Mısır’ı güçlendirerek giderek daha bağımsız dış politika takip eden Türkiye’yi dengeleyecek. ABD’nin planının en zayıf yönü, adayların Çin ve Türkiye gibi dinamik olmamaları. Müteşebbis sınıflarının zayıf olması. Mısır’ın komşularıyla yaşadığı ciddi sorunlar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Veto hakkı olmayan daimi üyelik, aday ülkelere cazip gelmedi. Bu pozisyonu hak ettiğini düşünen Hindistan, Almanya, Japonya, Türkiye, Brezilya ve Endonezya düşünülmedikleri için rahatsız oldular. Genel Kurula hitap eden Biden dışındaki liderlerin hiçbiri reform planından bahsetmedi. Eleştirmediler bile. Bazı liderler sanki ABD’nin reform planı yokmuş gibi “BM’nin reforma ihtiyacı var” dediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD ne yaparsa yapsın Afrika’daki süreci kıramaz. Eylül başında Pekin’de yapılan Çin-Afrika zirvesine 54 Afrika ülkesinin 53’ü katıldı. Afrikalılar sömürgeci batılılardan ne kadar rahatsızsalar Çin’in geliştirdiği modelden o kadar memnunlar. Çin’in modelinin de adil olduğu söylenemez ama Batı siyah kıtayı iliğine kadar sömürüyordu. Çin daha paylaşımcı olduğundan, muhataplarının içişlerine karışmadığından, demokrasi ve insan hakları şampiyonluğu yapmadığından Afrika’da kısa sürede çok yol kat etti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye, Afrika’ya en çok uçuş yapılan, Afrika’da en çok elçiliği olan ve her yıl yüz bin civarında Afrikalı gencin eğitim amacıyla geldiği ülke. 2000 yılında 4 milyar doların altında olan Türkiye-Afrika ticaret hacmi 2022 yılında 40 milyar doları aştı. ABD reform olmayan reformlarla vakit ve prestij kaybetmek yerine Türkiye ile ilişkilerini tamir etmeye yönelebilse kendi adına daha doğru bir strateji belirlemiş olur&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 27 Sep 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Nadir toprak elementleri (NTE)]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/nadir-toprak-elementleri-nte/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/nadir-toprak-elementleri-nte/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Çin, özellikle yüksek teknolojiyle üretilen ürünlerde, madenlerin yerine toprağın içindeki elementleri kullanmaya başlayana kadar bu elementler, cam ve seramik üretimi gibi alanlarda kullanılıyordu. Toprak dolayısıyla toprağın içindeki elementler madenlerden mukayese edilmeyecek kadar ucuz olduğundan, elementler kullanılarak imal edilen ürünlerin maliyeti, maden kullanılarak üretilenlerden çok daha ucuz oluyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pekin, nadir toprak elementlerine dayanan teknolojileri geliştirirken önce Çin’deki sonra yeryüzünün her köşesindeki toprakları analiz etmiş. Hangi toprak, hangi elementler yönünden zengin, belirlemiş. Başka ülkelerdeki o sıralarda değersiz olan daha doğrusu Çin dışındaki ülkelerin değerinin farkında olmadığı NTE rezervlerini, uzun vadeli anlaşmalarla ve düşük fiyatlarla ele geçirmiş. Kaldı ki elementleri topraktan ayrıştırmakta, zenginleştirmekte yüksek teknoloji gerektiriyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pekin, teknoloji geliştirilirken, Çin’de bol olan nadir toprak elementlerinin kullanılmasına özen göstermiş. Bu nedenle işe yarayan, katma değer üreten nadir toprak elementleri stoklarının önemli bir kısmı Çin’de. Daha doğrusu Çin’in işgalindeki Doğu Türkistan’da. Son rakamlara göre tespit edilen NTE rezervlerinin %36’sı Çin’de, %18’i Brezilya’da, %18’i Vietnam’da ve %15’i Rusya’da. Yıllık üretimin %80’den fazlasını Çin yapıyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başlangıçta NTE sadece maliyet avantajı sağlarken teknoloji şirketleri yatırımlarını NTE’ ne yapınca, ürün geliştirme faaliyetleri elementler esas alınarak yapılınca NTE’ den imal edilen ürünler teknolojik üstünlüğü de ele geçirdiler. Bu süreçte NTE’ nin kullanıldığı ürünlerin daha dayanıklı, sağlam ve uzun ömürlü olduğu tespit edildi. Bu tespitten sonra NTE’ nin kullanım alanı çok genişledi. Özellikle yüksek teknoloji ürünlerinin tamamının üretim proseslerinde NTE kullanılmaya başlandı.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NTE; en çok uydularda, savunma sanayi ürünlerinin neredeyse tamamında, akıllı füze sistemlerinde, yönlendirme sistemlerinde, akülerde, bataryalarda, otomobillerde, cep telefonlarında, manyetik parçalarda, bilgisayarlarda, uçaklarda, helikopterlerde, rüzgar tribünlerinde, güneş enerjisi panellerinde, lazerde, nükleer enerji üretiminde, tıpta, elektrikli aletlerde ve deniz araçlarında kullanılıyor. NTE, bazı ürünlerde ana hammaddeyken çoğu üründe çok az kullanılıyor ama ürünün kaliteli olması için olmazsa olmaz durumunda.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin’in ardından ABD, Japonya, Kore, İngiltere, Fransa ve Almanya’da NTE’ ye dayanan teknolojiye yöneldiler. Fakat bu devletlerin topraklarında NTE yok. Varsa bile henüz keşfedilemedi. Yeryüzündeki stokları Pekin kontrol ettiğinden bu devletler teknoloji geliştirmek için daha doğrusu geliştirdikleri teknolojileri kullanabilmek için Çin’e muhtaçlar. Daha doğru ifadeyle geliştirdikleri teknolojiler vasıtasıyla üretim yapabilmek için NTE’ ye, NTE tedarik etmek için Çin’e ihtiyaçları var.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin bugüne kadar NTE’ yi koz olarak kullanmadı. Fakat Trump Çin’e yüksek gümrük vergileri uygulamaya ve başta Avrupalılar olmak üzere diğer devletlere de aynı minvalde hareket etmeleri için baskı yapmaya başlayınca, bu konu gündeme geldi. Yanlış anlaşılmasın konuyu gündeme Çin getirmedi. Batılılar ‘’Çin NTE satmazsa ve/veya satılmasını engellerse ne yaparız?’’ sorusunu dillendirdiler. Trump’ın Grönland’ı istemesinin nedenlerinden biri, sahip olduğu el değmemiş NTE rezervleri.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump’ın, Ukrayna’yı desteklemek için 350 milyar dolardan fazla değeri olan NTE rezervlerinin ABD’ye devrini şart koşması, buna karşı Putin’in Rusya’daki daha zengin ve bakir rezervlerde iş birliği yapmayı önermesi NTE’ nin stratejik öneminin göstergesi. Birleşik Devletlerin Dışişleri Bakanı Mario Rubio durumun vahametini çok güzel özetlemiş: ‘’ Eğer NTE’ de şu an bulunduğumuz pozisyonu değiştirmezsek, on yıl gibi kısa bir sürede, hayatımızda önemli olan hemen her şeyi kullanabilmemiz Çin’in iznine bağlı olacak.’’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye NTE’ de ithalatçı. Enerjiden sonra madencilik en büyük cari açık verdiğimiz alan. Yapılan arama faaliyetleri neticesinde birçok yerde NTE rezervleri tespit edildi. Eskişehir Beylikova’da 694 milyon ton rezerv tespit edilen saha, bu hacimle dünyanın tek alanda ikinci en çok rezerve sahip sahası. Tek alanda bu kadar büyük rezerv bulunması, bu sahayı yatırım yapmak için cazip kılıyor. Nitekim kısa sürede pilot üretim tesisi devreye alındı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye bu alanda teknolojiye sahip olmadığından Çin’le anlaştık. Bu anlaşma kapsamında dünyanın en büyük NTE zenginleştirme tesislerinden biri Eskişehir’de kurulacak. Tesis üretime başladığında NTE’ de ihracatçı olacağız. Başta savunma sanayi olmak üzere birçok sektörde dışa bağımlılıktan kurtulacağız. Bu gelişme NTE kullanarak üretim yapan yüksek teknoloji şirketlerinin ülkemize gelmesini sağlayacak. Son günlerde Çinli elektrikli otomotiv ve batarya üreticilerinin arka arkaya Türkiye’de yatırım yapacaklarını açıklamalarının sebebi de bu gelişme. Bu fırsatı değerlendirirsek bir çok sektörde son teknolojilere sahip olabiliriz, teknoloji geliştirebiliriz ve yüksek teknolojiyle üretilen ürün hacmimizi katlayarak arttırabiliriz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 27 Jun 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Milliyetçi Türkiye]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/milliyetci-turkiye/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/milliyetci-turkiye/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Sadece bu sonuçlara bakarsak hakikatin makalenin başlığıyla çeliştiğini düşünebiliriz. ‘’Türkiye’nin %75’i milliyetçi değilmiş’’ diyebiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa detaylara baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Örneğin Ak Parti’ye oy veren vatandaşlardan kendilerini tanımlamaları istendiğinde, deneklerin %33’ü milliyetçi, %12’si Atatürkçü, %9’u İslamcı, %30’u muhafazakar ve %3’ü demokrat olduğunu söylüyor. Tayyip Bey Ak Parti’yi muhafazakar-demokrat olarak tarif ediyor ama milliyetçiyim diyenler muhafazakar ve demokratların toplamı kadar. Atatürkçüler, İslamcılardan fazla.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tabloyu değerlendirirken Atatürkçülerin de milliyetçi olduğunu unutmayalım. Milliyetçiyim diyenlerle Atatürkçüyüm diyenler arasında temel fark, ikinci grubun laikliğe daha fazla önem vermesi. Yoksa Gazi’ye bakışta iki kitle arasında büyük fark yok. Giderek daha milliyetçi politikalar takip etmeleri ve söylemlerini değiştirmeleri, Ak Parti yönetiminin seçmenindeki değişimin farkında olduğunu gösteriyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;CHP’ye oy veren seçmenlerin %69’u Atatürkçü, %11’i milliyetçi. Sosyalist olduğunu söyleyenler %2, ulusalcılar binde altı ve liberaller binde dört. Asıl önemlisi Dem Partiye oy verenlerin %9’u Atatürkçü, %5’i Türk milliyetçisi olduğunu söylemiş. Muhafazakarım diyenler %7, Sosyalistler %19, demokratlar %26 ve Kürt milliyetçileri %13.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Genel tabloya bakıldığında vatandaşların %30’u Atatürkçü, %27’si Türk milliyetçisi ve %5’i ülkücüyüm diyor. Yani toplumun üçte ikisinin milliyetçi olduğunu söyleyebiliriz. Bu arada muhafazakarım ve demokratım diyen seçmenlerin çoğunun ikinci tercihi milliyetçilik.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yönelimi partilerin oy oranlarından da görebiliriz. MHP’nin 12 Eylül öncesinde aldığı en yüksek oy oranı %6’ydı. Seksenlerde 5’in üstüne çıkılamadı. 90’larda ikiye bölünen milliyetçiler artan teröründe etkisiyle güçlendiler. 1994 ve 95 seçimlerinde %10 civarında oy alan milliyetçiler, Öcalan’ın yakalanmasının da etkisiyle 1999 seçimlerinde %20’ye yaklaştılar. DSP ile kurulan hükümetin başarısız olması yüzünden 2002’de milliyetçi partilerin oy toplamı %10’a kadar düştü. İyi Parti kurulana kadar MHP %12-15, BBP %1 bandında oy aldı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İyi Partinin kurulmasıyla birlikte milliyetçi partiler %20 bandını ilk kez aştılar. MHP’nin oyu azalmadan milliyetçi partilerin oyu arttı. İlginçtir Zafer’de benzer işlev gördü. MHP ve İyi Parti’nin oyları azalmadan milliyetçi partilerin oyları arttı. Anketlere göre Anahtar Partide de aynı süreç yaşanacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;MHP ve BBP, Cumhur İttifakının üyesiler. Önümüzdeki seçimlere cumhur ittifakının bünyesinde girecekler. Bugün itibariyle MHP’nin Türk siyasetinde ve Türkiye’nin idaresinde aldığı oy oranından çok daha etkili olduğunu söyleyebiliriz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhalefette yer alan ve birbirleriyle ters düşmemeye özen gösteren üç milliyetçi partinin, İyi Parti, Zafer ve Anahtar Partinin toplam oy oranları %15-16 civarında gözüküyor. Bu oran, başkanlık seçimlerinde hayati derecede önemli. Bu partilerin önünde üç alternatif var.&amp;nbsp; İlki seçime ortak adayla girmek. Aday eğer Mansur Yavaş gibi iddialı bir isim olursa yarışa ortak olabilirler, ikinci tura kalabilirler. Yavaş bu partilerin oy oranını da yükseltecektir. İkincisi, seçime CHP ile ittifak kurarak girmek. Bu ancak Yavaş ortak aday olursa mümkün olabilir. Bu formül gerçekleşirse muhalif milliyetçilerin iktidara ortak olma ihtimali yükselir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üçüncü ihtimal, Üçüncü Yol adıyla Deva, Saadet, YRP ve Gelecek tarafından tesis edilmeye çalışılan ittifaka katılmak. Üçüncü yol partileri ırkçı ve lümpen buldukları Zafer’i ittifaka istemiyorlar. Hedefleri anketlerde çıkarsa Abdullah Gül’ü aday yapmak. Bu mümkün olmazsa Yavaş’ı da aday gösterebilirler. Bu alternatifi milliyetçi partiler kaale almamalı. Zira ittifakı oluşturan dört partiden üçünün toplam oy oranı %1 bile değil. Yani bunlar tabela partileri. %2,5-3 nispetinde oyu olan YRP, erime sürecinde. Kaldı ki YRP mensuplarının çoğu, Yavaş’la yarıştığında Tayyip Beyi tercih eder. Üç tabela partisi, geçen seçimlerde CHP’ye uyguladıkları formülü, önümüzdeki seçimlerde muhalif milliyetçilere tatbik ederek mecliste olmayı hedefliyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muhalif milliyetçi partilerin cevaplamaları gereken asıl soru şu: İktidara hazırlar mı? Türkiye’yi yönetecek birikime ve kadrolara sahipler mi? Programları iddialı mı? İyi Parti 2019 yerel seçimlerinde CHP ile ittifak yaptı. Birlikte çok sayıda büyükşehir belediyesini kazandılar. Bu belediyelerde İyi Parti hangi farkı yarattı? MHP’nin ülke yönetiminde etkili olduğu gibi varlık gösterebildi mi? Bilakis belediye meclis üyeleri, teşkilatlar ve partili kadrolar CHP’ye geçti. Altılı masanın ilan ettiği programda milliyetçi dokunuşlar görebildik mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İktidara gelmekten daha önemli olan iktidara hazır olmak. Aksi halde ülke zarar görür. Yılların emeği yok olur gider. DSP’nin oyu dört yıllık iktidardan sonra %1 düştü. Şimdi binde bir. Gerçi bu millet iktidara hazır olmayan partiye kolay kolay oy vermez. Çok sevdiği Muhsin Beyi ve Aydın Menderes’i bu nedenle iktidara getirmedi halkımız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 27 Feb 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türk Devletleri ekonomik açıdan entegre oldular mı?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turk-devletleri-ekonomik-acidan-entegre-oldular-mi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turk-devletleri-ekonomik-acidan-entegre-oldular-mi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;En çok ihracatı İtalya, Türkiye ve Rusya’ya yapıyor. Türkiye son yirmi yılda her zaman listenin üstlerinde yer almış. 2023 yılında iki ülke arasındaki dış ticaret hacmi, bir önceki seneye göre %31 artmış. Azerbaycan’ın en çok ticaret yaptığı on beş ülke arasında başka&amp;nbsp; Türk devleti yok. Ama Gürcistan var. Gürcistan en çok Türkiye ve Azerbaycan ile ticaret yapıyor. Yani bu üç ülke, ekonomik olarak entegre olmuşlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kazakistan, en çok ihracatı sırasıyla Çin, İtalya, Rusya, Hollanda, Özbekistan ve Türkiye’ye yapıyor. En çok ithalatı&amp;nbsp; Rusya, Çin, Güney Kore, Almanya, ABD ve Türkiye’den yapıyor. Özbekistan, en çok ihracatı Çin, Rusya, Kazakistan, Türkiye ve Kırgızistan’a yapıyor. En çok ithalatı da Çin, Rusya, Kore, Kazakistan, Türkiye ve Almanya’dan yapıyor. Türkmenistan, ihracatının %84’ünü Çin’e yapıyor. Çin’den sonra İran, Özbekistan, Azerbaycan, Türkiye ve Rusya en büyük ihracat pazarları. Türkmenistan, en çok alımı Türkiye, Rusya, Çin, Almanya ve Kazakistan’dan yapıyor. Kırgızistan, en çok satışı İngiltere, Kazakistan, Rusya, Özbekistan ve Türkiye’ye, en çok alımı Çin, Rusya, Kazakistan, Türkiye ve Özbekistan’dan yapıyor. Tacikistan’ın başlıca ihracat pazarları; Kazakistan, Türkiye ve Özbekistan, en çok ithalat yaptığı ülkeler; Rusya, Çin ve Kazakistan.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bilgiler ışığında şu tespitleri yapabiliriz: Türklerin en büyük ticari ortağı Çin’dir. Rusya’nın Türk dünyasında ki ticari ağırlığı devam etmektedir. Orta Asya ülkeleri kendi aralarında yüksek hacimlerde ticaret yapmaktadır. Orta Asya ülkelerinden kopuk olan Azerbaycan’ın, Türkiye’yle entegrasyon seviyesi yüksektir. Türkiye’nin Orta Asya’yla ticaret hacmi yükselme trendinde olsa da Rusya ile Çin’in oldukça gerisindedir.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;‘’Türk ülkeleri kendi arasında çok fazla ticaret yapmasa ne olur?’’ diyemeyiz. Zira milletlerin bütünleşmesi, ancak ekonomik entegrasyonla mümkün olabilir. Tarihte bölünmüş birçok millet, birleşme ve bütünleşme girişiminde bulundu. Ekonomik&amp;nbsp; entegrasyonu sağlayamayan girişimler başarılı olamadı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Latin Amerika’da bağımsızlık savaşını kazanan efsanevi lider Bolivar’ın kurduğu Büyük Kolombiya Cumhuriyeti kısa sürede altı parçaya bölündü. Amerika’daki&amp;nbsp; on üç koloni,&amp;nbsp; İngiltere’den bağımsızlıklarını kazandıktan sonra birer devlet gibi hareket ettiler.&amp;nbsp; Ordu kurdular, para bastılar, vergi saldılar. Yurtdışında elçilikler açtılar. Ama üç yıl içinde istisnasız her biri ya iflas etti yada iflasın eşiğine geldi. Çareyi ABD’yi kurarak, ekonomik entegrasyonu sağlamakta buldular.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Avrupa’da sayıları sürekli değişen yüzlerce Alman devletçiği vardı. Bu devletçikler yaklaşık bin yıl boyunca ismi değişse de aynı imparatorluğa bağlıydılar. (Roma Germen, Avusturya ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu) Yani aynı siyasi birliğin içindeydiler fakat ekonomik olarak birbirlerinden kopuktular. Bu nedenle birleşemediler, ortaya birleşik Almanya çıkaramadılar. 1839 senesinde, Frederik List’in yirmi yıllık gayretinden sonra,&amp;nbsp; Prusya liderliğinde, Alman devletlerinin bir kısmı gümrük birliği kurdu. Birliğe üye olan devleçiklerin hızlı kalkınması diğer Alman devletlerini de birliğe katılmaya teşvik etti. 1871 senesinde, Avusturya dışında Alman birliği sağlanmıştı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekonomik entegrasyon sağlamayan siyasi birlikler sürekli olmuyor, ya dağılıyor ya da şeklen varlığını sürdürüyor. Arap Ligi, Afrika Birliği, BDT, GUAM ve BRİCS, siyaseti öncelediği için başarısız olan işbirliği örgütlerinden bir kaçı. Oysa ekonomiyi ana eksen alan NAFTA, ASEAN ve AB, üyeleri arasında entegrayonu sağlamakta son derece başarılı oldular. Bu birliklere üye olan ülkeler hızlı kalkındılar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekonomik entegrasyonu sağlamak için TDT üyeleri arasında Gümrük Birliği anlaşması yapılmalıdır. Bu yapıldığında, Türk ülkeleri birbirlerinin pazarlarında rekabet gücü kazanacak yani Türkler arasındaki ticaret hacmi artacaktır. Aynı gümrük birliğinde olduğumuz AB, benzer imkanları Moldova, Gürcistan ve Ukrayna’ya tanıdığından ve Orta Asya ile Kafkasya’da daha etkili olmak istediğinden, bu açılımını destekleyecektir. Gümrük birliği anlaşması yapıldığında, Türk ülkeleri beş yüz milyonluk AB’ye vergi ödemeden ulaşabilecekler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hazar geçişli petrol ve gaz hatları hayata geçirilirse, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan ve Azerbaycan’ın petrol ve gazı Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşacak. Türk ülkelerinin Rusya ve Çin’e olan bağımlılığı azalacak. Hazar bölgesi,&amp;nbsp; Rusya ve Kuzey Afrika’dan sonra Avrupa’nın üçüncü en büyük tedarikçisi haline gelecek. Avrupa, hem Rusya’ya&amp;nbsp; bağımlı olmaktan hem de ABD’den fahiş fiyattan kaya gazı almaktan kurtulacak.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 27 Dec 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Azerbaycan-İngiltere stratejik ortaklığı]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/azerbaycan-ingiltere-stratejik-ortakligi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/azerbaycan-ingiltere-stratejik-ortakligi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Zira İngiltere’ye göre Türk dünyası Avrupa’nın bir parçası. Yoğunlaşma kelimesini özellikle kullandım. Çünkü bakan Avrupa Birliği ülkelerinden çok daha fazla Türk ülkelerine gitmiş. Seyahatleri bir, iki gün değil çok daha uzun sürmüş. Bakan devlet adamlarının yanında toplumun farklı kesimlerinden çok sayıda kanaat önderiyle, defalarca görüşmüş.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bahse konu bakanlık 15 Eylül’de, resmi internet sitesinde İngiltere ile Azerbaycan’ın askeri, ekonomik, ticari, güvenlik ve teknoloji gibi konuları içeren stratejik ortaklık anlaşması imzaladıklarını ilan etti. Bu ilan Türkiye’de haber dahi olmazken Azerbaycan, Rusya, İngiltere ve Türkistan’da gündem oldu. TV programlarında ve gazetelerde bu ortaklık ve doğuracağı sonuçlar tartışılıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ŞİÖ’ nün Çin zirvesinde Putin ile Aliyev’in barışacağını ümit ediyordum. Türk liderler ara bulucu olurlar ve gerilim bitmese de düşer diye düşünüyordum. Umduğum olmadı. İki lider arasındaki tek ilişki, birbirlerinin yüzlerine bile bakmadan tokalaşmaları oldu. Moskova, gerilim bu kadar yüksekken İngiltere ile Azerbaycan’ın stratejik ortak olmalarını Bakü’nün meydan okuması olarak algılıyor. Hoş, gerilim olmasaydı da algı değişmezdi. Zira İngiltere Rusya’nın baş düşmanı. Ukrayna savaşının hem mimarı hem de bitmesini engelleyen ülke. İngilizler Rusya’yı zayıflatmaya, bölmeye ve parçalamaya kararlılar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rus TV kanallarında, gazetelerinde Azerbaycan’a ama özellikle Aliyev’e saldıran saldırana. Fark ettim ki Ruslar Türkiye ile Azerbaycan’ın imzaladığı Şuşa beyannamesini bile içlerine sindirememişler. ‘’İkisi de Türk devleti dedik. Menfaatlerimize aykırı olsa da ses etmedik. Aliyev önce Zengezur’un yönetimini verip Amerika’yı Kafkasya’ya soktu. Şimdi İngiltere ile ortak oldu. Aliyev Rusya düşmanı. Cezalandırılmalı’’ kanaatindeler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sadece yorumcular, gazeteciler değil milletvekilleri ve danışmanlarda çok sert konuşuyorlar. Putin’in baş danışmanı Sergey Mardan şu ifadeleri kullandı: ‘’Avrupalılar Ukrayna’dan sonra Baltıklara mı, Polonya’ya mı yoksa Finlandiya’ya mı saldıracağımızı tartışıyorlar. Yanılıyorlar. Ya Azerbaycan’a özel askeri harekat düzenleriz ya da Kazakistan’a.’’ Danışman aynı konuşmasında Almatı ve Bakü’nün tarihsel olarak Rus şehirleri olduklarını ve Rusya’ya bağlanmalarının gerektiğini de söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Azerbaycan’ın kabahatini (!) biliyoruz. ‘’Acaba Kazaklar ne yaptı?’’ sorusunun cevabını araştırdım. Kazakistan ile İngiltere’de mutabakata varmışlar. Stratejik iş birliği anlaşması imzalayacaklarmış. Rusya, Kazakistan’ı önceden, anlaşmayı imzalamasın diye, tehdit ediyor. Bence yanlış yapıyor.&amp;nbsp; Türk halkları Rus televizyonlarını seyrediyorlar. Özellikle kendi memleketleriyle ilgili değerlendirmeleri dikkatle takip ediyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir danışmanın ileri geri konuşmalarından ve tehditlerinden sonra o anlaşma imzalanmazsa Kazak halkının nazarında devlet reisinin, bakanların kısaca devlet adamlarının zerre kadar itibarı kalır mı? Diyeceksiniz ki Ruslar bunu düşünemiyorlar mı? Düşünemiyorlar. Çünkü onların nazarında eski Sovyet devletleri hala Moskova’ya bağlı. Başka devletlerle ekonomik, ticari, kültürel ilişkiler geliştirebilirler ama ordularını güçlendiremezler, modernize edemezler. Rus askerini istememezlik yapamazlar. Rusya için tehdit olamazlar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu cumhuriyetler Tataristan ve Dağıstan gibi özerk cumhuriyetlerden daha bağımsızlar ama tam bağımsız değiller ve olamazlar. Türk devletlerinin fırsatları değerlendirerek tam bağımsız olmak için adımlar atmalarını ihanet olarak değerlendiriyorlar. Türk devletleri ihtarlara, ikazlara ve uyarılara rağmen tam bağımsızlık yolunda ilerlemekte ısrar edince zıvanadan çıkıyorlar. Atılan adımları meydan okuma olarak algılıyorlar. Ellerinden de bir şey gelmeyince ağızlarına gelenleri söylüyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kazak medyasında bu beyanlara yanıt verildiğini göremedim. Hiç duymamış gibi davrandılar. Azerbaycan’da ise hava bambaşka. Azerbaycanlılar Ruslardan da fanatikler. Hiç aşağı kalmıyorlar. Elçibey yaşasa gözleri yaşarırdı. Hükümetin kontrolündeki Müsavat gazetesi ‘’Putin’in çevresinde çok sadık köpek var. Sözümüz baş danışmanı olan Mardan isimli kuduz köpeğe’’ hitabıyla başlayan bir makaleyle yanıtladı Rusları.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki devlet arasındaki tansiyonun yükselerek devam etmesi tam da İngilizlerin istediği şey. Zira İngiltere Ukrayna savaşıyla batağa saplanan Rusya’yı kuşatıyor. Rusya ambargoyu komşu olduğu Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Gürcistan, Ermenistan ve Çin üzerinden deldi. Bu sayede ayakta kalabildi. Batının baskıları arttıkça Türkiye verdiği desteği azaltıyor. Avrupa yolcusu olan Ermenistan ve Gürcistan’da Ankara’yla aynı siyaseti takip ediyorlar. Kazakistan ve Azerbaycan’da ambargoyu daha kapsamlı ve kararlı uygulamaya başladıklarında ki stratejik ortaklığın hedeflerinden biri de bu, Rusya’nın Çin dışında tedarik güzergahı kalmayacak. Çin Rusya’nın batısına yani metropollerin ve nüfusunun %80’inden fazlasının bulunduğu coğrafyaya çok uzak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kızılderililerin meşhur atasözünü unutmayalım: ’’Bir derede balıklar kavga ediyorsa oradan kısa süre önce kesinlikle bir İngiliz geçmiştir.’’ İngiltere ile ilişkilerimizi geliştirmek iyi ama Rusya ile bu kadar gerilmek ve gerilimi uzun süre sürdürmek iyi değil. Hiçbir Türk ülkesi ‘’Yeni Ukrayna’’ olmamalı.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 26 Sep 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çin ABD'ye nasıl karşılık verecek?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/cin-abdye-nasil-karsilik-verecek/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/cin-abdye-nasil-karsilik-verecek/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;ABD’nin, Çinin maden ve hammadde ihtiyaçlarının büyük kısmını tedarik ettiği Afrika’yı stratejik önemde tanımlanmaması Pekin’i rahatlattı. Çin, hammadde ve maden tedarikinde sıkıntı çekmeyecek. İlaveten Venezüella, İran ve Rusya’da meydana gelebilecek gelişmeler, bu ülkelerden yapılan petrol ve gaz ithalatının azalmasına yol açarsa, Pekin, Afrika’dan yaptığı petrol ve gaz ithalatını arttırabilir.&amp;nbsp; Belgede Orta Asya’nın geçmemesi de Pekin açısından müspet bir gelişme. Çin, ihtiyacının takriben yarısını giderdiği Türkistan’dan gaz ithalatında sorun yaşamayacak.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD’nin enerji arzının düzenli olarak devam etmesine ve fiyat istikrarına önem vermesi, Pekin’in hedefleriyle örtüşüyor. Çin, durmadan, ara vermeden, sürekli çalışmak zorunda olan bir üretim devi. Bu devin durmaması için maden, enerji ve hammadde temininde sorun yaşanmaması lazım. Çin için fiyat ikinci planda. Zira fiyat artışları, rakipler içinde geçerli olduğu sürece, nihai ürün fiyatları da yükseleceğinden Çin’i olumsuz etkilemez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatta tedarik sorunu yaşanmadığı sürece, fiyatların yükselmesi Çin’in lehine. Zira Çin tüm imkanlarını seferber ederek, maden, enerji ve hammadde stokluyor. Bazı madenlerde on yıllık ihtiyacını karşılayacak kadar stoku var. Fiyatların düşmesi Çin’i olumsuz etkileyebilir ama Rusya-Ukrayna savaşı devam ettiği sürece, ABD’nin Venezüella ve İran’ı sıkıştıracağı dikkate alındığında, fiyatlar düşmez. Haddi zatında Çin’in stok yapma politikası da fiyatların düşmesini engelliyor. Çin depolayabildiği her şeyi satın aldığından-ki bu politikayı değiştirmesi mümkün değil- fiyatlar kolay kolay düşmez.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim belgenin Çin’i zorlayacak bölümlerine. ABD’nin ‘’Amerika kıtasını, arka bahçesi’’ olarak tanımlamasının Pekin’i rahatsız etmemesi mümkün değil. Çin, Latin Amerika’nın en büyük yatırımcısı ve ticaret ortağı. Hedefi ticaret ve yatırım hacmini daha da büyütmek. Bu belgeden sonra bu hedefine kolay ulaşamayacağı muhakkak. Ama ABD birçok üründe Çin’le benzer maliyetleri yakalayamayacağından fiyat rekabeti yapamaz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD’nin Venezüella’yı ablukaya alması, en büyük müşterisi olan Çin’i olumsuz etkileyecektir. Fakat Pekin global stratejisi gereği bu gibi uygulamaları sadece protesto eder, mukabele etmez. Bu gibi olayları yol kazası olarak görür ve kayıplarını telafi ederek yoluna devam eder. Venezüella’dan satın alamadıklarını başka ülkelerden temin eder. Bu zaman alırsa stoklarından kullanır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pekin, ihalesini kazandığı Panama, İsrail, Lübnan ve Yunanistan limanları Amerika’nın baskısı nedeniyle elinden alındığında, yapılanları protesto etti ama bahse konu ülkelerle ikili ilişkilerini bozmadı. Yeni şartlara uydu. Maliyetleri biraz arttı o kadar. Yine yapacağı aynı şeydir. Çin’in kitlendiği bir hedefi var: Süper güç olarak ABD’nin hegemonyasını kırmak. Pekin bu hedeften uzaklaşmasına yol açacak hiçbir adım atmaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD’nin Rusya-Ukrayna savaşını bitirmek istemesi de enerji maliyetlerini artıracak olsa bile Çin’in lehine. Çin gerilim istemiyor, barış ve istikrar içinde hızlı büyümeyi hedefliyor. Savaş biterse Çin başta Rusya ve Ukrayna olmaz üzere savaştan etkilenen ülkelere daha fazla mal satar. Böylece Amerika’nın gümrük vergilerini arttırması nedeniyle kaybedeceği hacmin en azından bir kısmını telafi eder. Savaş bitmezse Rusya’dan ucuz enerji temin ederek rekabette avantaj sağlamaya devam eder.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD son getirdiği yaptırım paketinde öngördüğü şekilde Rusya’nın denizlerden petrol sevk etmesini engellerse Çin ithal ettiği petrolü karayolundan ve nakil hatlarıyla getirir. Maliyetleri bir miktar artar, o kadar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD ile Avrupa’nın ayrışması da Pekin’in lehine. AB, ABD’nin bütün baskılarına rağmen Çin’e uyguladığı gümrük vergilerini arttırmadı. Eğer AB bu hamleyi yapsaydı Çin’in ekonomik büyümesi durur, Avrupa ekonomik olarak küçülürdü.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugüne kadar ABD ve Çin en çok Pasifikte karşı karşıya geldiler. Bundan sonra da öyle olacaktır. ABD’nin savaş istemediğini deklere etmesi ve sadece Tayvan’a saldırıldığında savaşa gireceğini belirterek Japonya ve Kore’yi ayrıştırması Pekin’i memnun etti. Çin’in Tayvan’ı işgal etme planı yok. Hedefi ekonomik entegrasyon.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pekin, ABD’nin ekonomik büyümesini durdurmak için Malakka Boğazını kapatarak Çin’i deniz ticareti yapamaz hale getirmesinden korkuyor. Bir kuşak bir yol ve Kuzey Buz Denizini seyrüsefere açma projelerini bu nedenle geliştirdi. Nadir toprak elementlerinde monopol olması bu ihtimali azaltsa da Çin, Malakka Boğazının iç tarafına, denizin dibinden, istediği zaman aktife edebileceği boydan boya çelik halat yerleştirdi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD boğazı kapatırsa Çin’de halatı gererek Güney Çin denizine gemi giriş çıkışını durduracak. Böylece ABD sadece Çin’e değil Güney Çin Denizinde kıyısı bulunan bütün devletlere abluka uygulamış olacak ki bunu göze alması çok daha zor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin, aynı ABD gibi caydırıcılığını sürdürmek için silah üretimine ve yeni silahlar geliştirmeye öncelik verecek. Güney Çin Denizinde yapacağı tatbikatlarla gövde gösterisi yapmaya devam edecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 26 Dec 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Koridor ve karasal yollar neden revaçta?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/koridor-ve-karasalyollar-neden-revacta-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/koridor-ve-karasalyollar-neden-revacta-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Pekin’in bu projeyi başlatmasının nedeni maliyetleri düşürmek ya da yol süresini kısaltmak değil. Zira çok kısa mesafeler dışında karayolu ve demiryolu, denizyolundan daha ucuz ve süratli olamaz. Çin’in onlarca büyük limanı var. Bu limanlar vasıtasıyla dünyanın her yerine en hızlı şekilde ve düşük maliyetlerle ulaşabiliyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pekin’in Bir Kuşak Bir Yol projesini başlatmasının nedeni, ticaretini sürdürebilmeyi garanti altına almak. Çin bu projeyi başlatmadan evvel ticaretinin %90’dan fazlasını Güney Çin Denizi üzerinden yapıyordu. Güney Çin Denizi okyanusa çok dar olan Malakka boğazı vasıtasıyla bağlanıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD, bir sebeple Çin’e ambargo uygulamaya karar verip, bu boğazı kapattığında Çin ihracat ve ithalat yapamaz hale gelecek dolayısıyla ekonomik olarak çökecekti. Çin bu riski ortadan kaldırmak için Bir Kuşak Bir Yol Projesini başlattı. Artık ABD’nin ambargo uygulaması halinde piyasalara ulaşabileceği kara ve demiryolları var. Yani ekonomisi çökmeyecek sadece nakliye maliyetleri artacağından karlılığı azalacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında Çin bu projeyi yaparak ABD’nin denizden ambargo uygulaması ihtimalini neredeyse sıfırladı. Zira Beyaz Sarayda ambargo uyguladığında alternatif güzergahı olan Çin’in ekonomik olarak çökmeyeceğini yani önemli bir kozunu kaybettiğini görüyor. Mevcut durum tespitimizi doğruluyor. Zira Bir Kuşak Bir Yol kapsamındaki yollarda yoğunluk yok. Çin’in denizyolundan yaptığı ticarette cüzi bir azalma var ama bunun asıl nedeni, doğalgaz ve petrolü nakil hatları vasıtasıyla tedarik etmesi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB, Çin’in Kuşak-Yol projesine karşılık olarak Avrupa’yı Karadeniz, Kafkasya, Orta Asya ve Kuzey Afrika ülkeleriyle bütünleştirmeyi amaçlayan Küresel Geçit Projesini geliştirdi. Covit nedeniyle ertelenen lansmanı 2021 yılının sonunda yapılabilen proje, Rusya Ukrayna’ya saldırınca tamamen gündemden düştü. Savaş bitince de bu proje uygulanmaz zira AB bütçesini Ukrayna’ya yardım ederek tüketti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB’nin mevcut karar mekanizmasıyla devasa projeleri hayata geçirmesi imkansız. Zira kararlar 27 ülkenin oy birliği ile alınmak zorunda. Her ülkenin önceliği farklı. Çin ve Rusya’da başkan ekibiyle tartışıp hızlı karar alabilirken ve ABD başkanı çok kritik kararları senatoya onaylatarak uygulayabilirken AB’de 27 ülkenin liderleri anlaşmak ve anlaştıkları hususları parlamentolarına onaylatmak zorunda.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ses getiren çok iddialı bir başka projede ABD tarafından geliştirilen ‘’Hindistan Ticaret Yolu’’ projesi. Körfez ülkeleri, Arap dünyasının karayolları ve demiryollarıyla entegre hale gelmesini sağlayacak olan Arap yolu projesini finanse ediyorlardı. Yumuşama süreci başlayınca Akdeniz’de yüksek kapasiteli limanları olan İsrail’de bu projeye dahil edildi. Buraya kadar her şey makuldü. Hindistan’da düzenlenen G-20 toplantısında ABD bu projeye Hindistan’ı da dahil etti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Projenin son haline göre Hindistan’ın limanlarından hareket eden gemilerle Dubai’ye getirilen mallar kara ve demiryoluyla İsrail’in Hayfa limanına taşınacaklar. Hayfa’dan yine gemilere yüklenen mallar Avrupa’daki nihai limana sevk edilecekler.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şu an Hindistan’dan hareket eden gemiler Süveyş kanalını kullanarak zaten Avrupa’ya ulaşabiliyorlar. Diyelim ki, Süveyş kanalında herhangi bir sorun çıktı, Ümit Burnunu kullanarak ulaşabilirler. Bu alternatifler varken neden malları örneğin doğrudan, aktarmasız olarak Marsilya’ya göndermek yerine Hindistan Ticaret Yolunu kullansınlar? Hem de nakliye maliyetlerini 3-4 kat arttırmak ve yol süresini uzatmak pahasına&amp;hellip;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hindistan’ın Çin gibi ambargoya muhatap olma riski yok. Zira ABD ve Çin ile ilişkileri iyi. Limanları okyanus kenarında olduğundan ilişkileri gelecekte bozulsa bile Hindistan’a denizden ambargo zaten uygulanamaz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hindistan Yolu projesinin Hindistan dahil olmadan önceki hali rantabl olduğundan uygulanabilir. Arap ülkeleri geniş otoyollarla ve hızlı trenlerin kullandığı demiryollarıyla birbirlerine ve İsrail’e bağlandıklarında, aralarındaki ticaret hacmi artar. Araplar, Hayfa limanını kullanarak Avrupa’dan ithalat ve ihracat yapabilirler. Ama bunların olabilmesi İsrail’in saldırgan politikalarından vaz geçmesi ve Gazze’de yapılan soykırımın unutulması gerekli ki buda yıllar sürer.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemizin geliştirdiği iki iddialı projeden biri olan Zangezur koridorunu daha önce değerlendirmiştik. Haftaya, Körfez ülkelerini Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan Kalkınma Yolu projesini her yönüyle ele alacağız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 25 Oct 2024 00:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BRİCS&#039; in Brezilya zirvesi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/brics-in-brezilya-zirvesi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/brics-in-brezilya-zirvesi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Örgütü kuran iki devletin liderlerinin olmaması büyük eksiklikti. Her zirve öncesinde dünya nüfusunun yarısının yaşadığı, global ekonominin üçte birini kontrol eden ülkelerin üye olduğu vurgulanarak, BRİCS’ in güçlü ve iddialı olduğu imajı oluşturuluyor. Oysa verilen bilgilerin BRİCS’ le ilgisi yok. BRİCS’ in üyelerine zerre kadar faydası yok.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçen yıl yapılan Kazan zirvesine üye devletlerin liderlerinin yanında yirmiden fazla ülke, başkan veya başbakan seviyesinde katılmıştı. Otuzdan fazla devlet üyelik başvurusunda bulunmuştu. Peki bir yılda ne değişti? Biden gitti, Trump geldi. Trump BRİCS üyelerine ekstra vergiler koyabileceğini söyleyince ondan fazla ülke üyelik başvurusunu çekti. Üyeliğe kabul edilen Suudi Arabistan ve Arjantin üye olmaktan vaz geçti. Trump bir beyanatıyla BRİCS’ in parlayan yıldızını söndürdü.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BRİCS’ in asıl sorunu üyelerine hiçbir avantaj sağlamaması. Üye ülkeler gümrük vergilerini birbirlerinden daha düşük almıyorlar. Yatırım indirimi uygulamıyorlar. Yatırımcılara hiçbir avantaj sağlamıyorlar. Devlet adamlarında ‘’Bugün avantajı olmasa da ileride olabilir. Devlet başkanımızın, güçlü ülkelerin liderleriyle zirve vesilesiyle bir araya gelmesinin birçok faydası olur’’ görüşü hakimdi. Fakat Trump’ın beyanatından BRİCS’ le irtibatı olan devletlerin cezalandırılacağı anlaşılınca hava değişti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üyeliğe kabul edilmelerine rağmen Kazakistan ve Özbekistan’ın örgüte üye olmaması ve bu ülkeler için ‘’ortak statüsünün’’ oluşturulması bence zirvenin en önemli gelişmesiydi. Bu gelişme Türk devletlerinin bağımsızlık eğilimlerinin arttığını ve her geçen gün kendilerine daha fazla güvendiklerini gösteriyor. Çin ve Rusya’nın kurucuları olduğu bir örgüte, onlara ve daha önce istekli olmalarına rağmen üye olmama kararı verebildiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BRİCS siyasi olarak ta etkisiz. İran hiçbir meşru sebep yokken saldırıya uğradı. BRİCS, bir kınama mesajı bile yayınlamadan, 12 gün boyunca üyesinin bombalanmasını seyretti. Zirve bildirgesine İran’a yapılan saldırıyı eleştiren bir cümle, faillerden bahsetmeden koyuldu. Sizce BRİCS devletleri ileride ABD’ye tavır alabilirler mi?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BRİCS’ in asıl sorunu, üyelerin örgütün konsepti konusunda zıt perspektiflere sahip olmaları. Çin örgütün ekonomiye yoğunlaşması ve mevcut ekonomik düzene alternatif olması gerektiğini, Rusya siyaset ve ekonominin eşit ağırlıkta olması gerektiğini düşünüyor. Diğer üç kurucu üye, Hindistan, Brezilya ve G. Afrika, Batıya alternatif olma hedefine karşılar. Onlara göre örgüt üyeleri, birbirlerine avantajlar sağlayarak ticari ilişkilerini arttırmalı. Bu fikir farklılıkları, örgütün yol haritası belirlemesini engelliyor. BAE ve Mısır gibi yeni üyelerin ABD’ye yakın olmaları ‘’ticari ilişkileri geliştirmeye yoğunlaşma’’ görüşünü güçlendirdi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BRİCS’ in kurulma hedeflerinin en önemlilerinden biri dolara alternatif para birimi geliştirmekti. Bu konuda bir adım bile atılmadı. Hala üye ülkeler ticaretlerini dolarla yapıyorlar. Rezerv döviz olarak dolar tutuyorlar. Sadece Çin’in dolar rezervi altı trilyonun üzerinde.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mevcut düzenin berbat olduğu muhakkak. Ama bu düzenin böyle derme çatma yapılarla değiştirilemeyeceği de muhakkak. Dünya, zirvelerde liderleri bir araya getirmekten başka işlevi olmayan örgütlerle doldu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gözbebeğimiz Türk Devletleri Teşkilatımızın da bu örgütlerden biri haline dönüşmemesi için çok dikkatli hareket etmeliyiz. TDT’ nin faaliyet alanlarını sürekli geliştirdiği bir gerçek. Fakat üç hususta geri kalıyoruz. Üyeler birbirlerine avantajlar sağlamalı. Mesela üye ülkelerin vatandaşları vizeye tabi olmamalı. Üye ülkeler birbirlerinden daha düşük gümrük vergisi almalı. Üyelerden birinin verdiği standart belgesi diğerlerinde de geçerli olmalı. TDT ülkelerinden gelen yatırımcılara ilave teşvikler verilmeli.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ortak projeler geliştirmekte başarısızız. Türkiye ile Azerbaycan; Bakü-Ceyhan, TAP, TANAP, Star rafinerisi, Bakü-Kars demiryolları ve Şahdeniz doğalgaz hattı gibi devasa projeleri ortaklaşarak gerçekleştirdikleri için etle tırnak gibi oldular. Aynı noktaya Türkistan cumhuriyetleriyle de gelmeliyiz. Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan Çin’le birlikte dünyanın en uzun ve en yüksek kapasiteli doğalgaz hatlarından birini inşa ettiler. Biz Hazar geçişli nakil hatlarını yirmi yıldır konuşuyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geri kaldığımız son husus ise TDT’ nin çok yavaş genişlemesi. Türk ailesinin üyeleri olarak kabul ettiğimiz Arnavutluk, Bosna, Kosova, Gürcistan ve Tacikistan’ı en kısa sürede teşkilata üye yapmalıyız. Rusya’yı gözlemci üye yaparak Rusya’ya bağlı özerk Türk devletlerini de üye yapmalıyız. Rusya bunu kabul etmez demeyin, TÜRKSOY’ da ettiler. Son olarak kendilerini Turani olarak kabul eden Kore, Japonya ve Finlandiya gibi devletlerle Pakistan, Libya, Somali, Bangladeş, Moğolistan ve Suriye gibi dost devletleri gözlemci olarak TDT’ ye eklemlemeliyiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 25 Jul 2025 00:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Özbekistan-AB ortaklığı]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ozbekistan-ab-ortakligi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ozbekistan-ab-ortakligi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Oysa Nazarbayev’in vizyonu Orta Asya Devletler Birliğini kurmaktı. Önerisi rekabet değil iş birliğiydi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taşkent’in vizyonu, kendi önünü tıkadı. Zira bölgenin en kalabalık halkı olan Özbekler, diğer Türkistan cumhuriyetlerinde de yoğundu. Tacikistan’ın %25’i, Kırgızistan’ın %20’si, Türkmenistan’ın %15’i ve Kazakistan’ın %10’u Özbek’ti. Kerimov’un vizyonu ve bu demografik yapı, diğer ülkelerin Özbekistan’a mesafeli davranmasına yol açtı. Gerçi Taşkent, Özbek azınlıkları hiçbir zaman komşularına karşı kullanmadı. Hatta Tacikistan’da halkın oyuyla devlet başkanı seçilen Özbek asıllı Rahman Nabiyev’in devrilip katledilmesine ve Kırgızistan’da ihtilal dönemlerinde yaşanan Kırgız-Özbek çatışmalarına dahi müdahale etmedi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özbekistan’ın vizyonunu gerçekleştirmesi, Rusya’nın zayıflamasına bağlıydı. Zira bölge ülkeleri Rusya’yı ‘’abi olarak’’ kabul ediyorlardı. İlaveten Kazakistan’ın Rusya ile ilişkileri çok iyiydi. Özbekistan, Rusya ile tek başına başa çıkamayacağından ABD’ye yöneldi. Topraklarında ABD’nin üs açmasına yani Amerika’nın askeri olarak Türkistan’a yerleşmesine izin verdi. Diğer Türkistan devletleri ŞİÖ’ ye katılırken Özbekistan, Beyaz Saray’ın Rusya’ya karşı kurduğu GUAM’ a katıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taşkent, takip ettiği Batı yanlısı ve Rusya karşıtı siyasete rağmen, çiçek devrimleri Özbekistan’a sirayet edince şok oldu. Ülkenin her tarafına yayılan ve yüzlerce vatandaşın hayatına mal olan kalkışma bastırılınca Kerimov’un vizyonu da takip ettiği dış politika da değişti: Özbekistan, Kazakistan’la yaptığı tek taraflı rekabeti bırakarak iş birliğine yöneldi. GUUAM’ dan ayrılarak ŞİÖ’ ye katıldı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu politika değişikliğinin sonucunda ABD, askeri üslerini kapatarak Türkistan’ı terk etmek zorunda kaldı. Orta Asya Devletler Birliği kuruldu. Çin, Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan dünyanın en yüksek kapasiteli ve iddialı doğalgaz projelerinden birini, birlikte hayata geçirdiler. Türkmenistan’da başlayan doğalgaz nakil hattı Özbekistan, Kazakistan ve Çin’i aşarak Şanghay’da son buluyor. Başlangıçta bir tane olan ama kapasite artışına gidilerek etap etap birbirine paralel dört hatta çıkarılan nakil hattına, üç Türk ülkesi de gaz veriyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nakil hattı inşa edilmeden önce Türkmenistan ve Kazakistan gazlarını Rusya’ya, Özbekistan komşularına, piyasa fiyatının epey altında fiyatlara satmak zorunda kalıyorlardı. Özbekistan enerji nakli ve dış ticaret konusunda en dezavantajlı ülke. Kazakistan ve Türkmenistan’ın Hazar’da kıyıları var. Fakat Özbekistan tamamen karasal. Nakil hattı yapıldığında Özbekistan’ın ihraç edebileceği doğalgaz hacmi azdı. Satış fiyatları düşük ve talep az olduğundan doğalgaz arama-bulma-çıkarma gayreti yoktu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu hat devreye girince doğalgaz arama-bulma-çıkarma çalışmalarına başlandı. Arka arkaya onlarca saha keşif edildi. Özbekistan’ın gaz ihracatı katlanarak artınca halkın refah seviyesi yükseldi. Üç Türk ülkesinin iş birliği yaparak devasa bir projeyi hayata geçirmesi ve on sekiz yıl sorunsuz yürütmesi gelecek adına umut verici. Neticede Türkmenistan Kazakistan’la komşu. İki ülkenin de doğalgaz rezervleri yüksek. Nakil hattını Özbekistan’dan geçirmeyebilirlerdi. ‘’Biz daha fazla ihracat yapalım daha çok gelir elde edelim.’’ diye düşünebilirlerdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kerimov’un vefatından sonra devlet başkanı seçilen Mirzoyoyev döneminde arka arkaya yapılan reformlarla serbest piyasa ekonomisine geçildi. İnançlara saygılı laiklik anlayışı benimsendi. Diğer ülkelerle ilişkiler geliştirildi ve Türk Devletleri Teşkilatına üye olundu. Kapalı bir ülke olan Özbekistan dünyayla bütünleşti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her yıl %6 civarında büyüyen Özbekistan daha iyi performans gösterecekti fakat covitten ve Rusya-Ukrayna savaşından çok fazla etkilendi. (İki milyon civarında Özbek, Rusya ve Ukrayna’da çalışıyor ve Rusya en çok ihracat yapılan ülke)&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özellikle tarımda ve turizmde potansiyeli yüksek olan, en büyük pamuk üreticileri listesinin başlarında yer alan Özbekistan pamuğunun %90’ını Çin’e ham olarak yani en düşük fiyattan satıyor. Özbekistan’ı stratejik ortak ilan eden AB’nin enerjiden sonra en çok kaynak aktaracağı sektöreler tekstil ve turizm. Türkiye’nin başarılı ve iddialı olduğu bu alanlarda üçlü iş birliği yapılabilir. Emek yoğun olan bu sektörler, kalabalık genç nüfusu olan ve nüfusu hızlı artan Özbekistan için çok önemli. Kamboçya, Vietnam ve Bangladeş gibi ülkelerin başardığı tekstil devrimini Özbekler neden yapamasın?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özbekistan’ı Avrupa’nın majör meyve ve sebze tedarikçisi yapmak AB’nin bir diğer hedefi. Yeryüzünün en bereketli topraklarından olduğu kabul edilen ve ‘’Türkistan’ın Çukurova’sı’’ denilen Fergana Vadisi, SSCB devrinde Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’a pay edilmiş. Bu üç ülke, iş birliği yaparak, Türkiye’nin tecrübelerinden yararlanarak ve GAP’ı model alarak AB’nin finanse edeceği bir bölgesel kalkınma planı gerçekleştirmeli.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 25 Apr 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Demirtaş neden serbest bırakılmıyor?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/demirtas-neden-serbest-birakilmiyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/demirtas-neden-serbest-birakilmiyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Anketlerde sürece destek yüksek, sürecin başarıyla sonuçlanacağına inanç düşük çıkıyor. “PKK silahların tamamını teslim etmez, teröristlerin hepsi dağdan inmez” kanaati yaygın. Kürt vatandaşlarımızın neredeyse tamamı süreci destekliyor. DEM tabanı devletin adım atmayacağını düşünüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devlet gerçekten adım atmıyor. Hatta süreçle direk ilgili olmayan konularda bile “teröristler istifade eder” düşüncesiyle atacağı adımdan vaz geçebiliyor. Adalet Bakanlığı covit nedeniyle yapılan düzenlemede haksızlık yapıldığını itiraf ederek 9. Yargı Paketinde adaletin sağlanacağını deklere etmişti. Düzenleme daha sonra 10. Yargı Paketine bırakıldı. Düzenleme, 10. Paketten teröristler ve sempatizanlar da istifade edebilir diye çıkarıldı. Yani devlet bırakın PKK’lılar için özel düzenleme yapmayı, yapacağı düzenlemeden teröristler de yararlanır diye vaz geçti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Suriye’de gelişme olmaması sürecin devamı açısından handikap. Silah bırakma seremonisinden sonra PKK’lılar bir süre daha silah bırakmaya devam ettiler. Devlet adım atmayınca onlarda durdular. Böylece süreç fiilen tıkandı. Beyanatlara göre her şey yolunda fakat ilerleme olmuyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu dönemde DEM tabanının “Devlet adım atmaz” kanaatini değiştirme fırsatı doğdu. AİHM, Selahattin Demirtaş’ın Kobani davasından tahliyesine karar verdi. Demirtaş neredeyse bütün Kürtlerin ve solcu-entel Türklerin sevdiği, desteklediği bir siyasetçi. Adalet Bakanlığı bu kararı vesile kılarak Demirtaş’ı tahliye etseydi muhalefetten eleştiri almazdı. Zira muhalefet, yıllardır, iktidarı AİHM kararlarına uymadığı için eleştiriyor. Herhalde bu kadar eleştirinin üstüne bu seferde uyduğu için eleştirmezdi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu olanağa rağmen bakanlık müdahil olmadı ve ilgili mahkeme “AİHM kararı kesinleşmemiş” gerekçesiyle tahliye talebini reddetti. Aslında bu gerekçe tahliyenin önünü açıyor. Zira “Demirtaş, AİHM kararı kesinleştiğinde tahliye edilir” anlamına geliyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haddizatında kararın kesinleşmeme ihtimali yok. Bakanlığın iki seçeneği vardı. Karar, itiraz etmezse 90, itiraz ederse verilecek duruşma tarihine göre 150-180 gün sonra kesinleşecekti. Adalet Bakanlığı uzun süre itiraz dilekçesi vermeyince “Bakanlık itiraz etmeyecek, karar kesinleşecek ve Demirtaş tahliye edilecek” beklentisi oluştu. Fakat bakanlık son gün itiraz ederek kararın verilmesini 90 gün kadar daha geciktirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kronolojiden de anlaşılacağı üzere, devlet ve iktidar, üzerine titrediği Terörsüz Türkiye sürecine olan desteği yükselteceği ve güveni artıracağı aşikar olmasına rağmen Demirtaş’ı salmak istemiyor. Çünkü çözüm sürecinin akamete uğramasından Demirtaş sorumlu tutuluyor. Demirtaş’ın uyguladığı siyaset ve kullandığı dille süreci sabote ettiği kanaati hakim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Habur rezaletini ve akabinde teröristlerin dağ kıyafetleriyle katıldıkları mitingleri organize eden, dönemin hükümetini bir emri vakiyle karşı karşıya bırakan, “Diyarbakır’a Apo’nun heykelini dikeceğiz.”, “Bizim arkamızda PYD-YPG var”, “Gerilla Fırat’ın batısına geçecek, siz de (Türk ordusunu kastediyor) mal mal bakacaksınız” cümlelerini kuran Demirtaş. Bu ifadelerin HDP tabanını hareketlendireceğini, kendini onların gözünde kahraman yapacağını ama ahalinin %90’ının sürecin aleyhine döneceğini biliyordu. Ya Terörsüz Türkiye’nin de ilerleyen safhalarında da aynı şeyleri yaparsa?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demirtaş, PKK bazı il ve ilçelerde demokratik özerklik ilan ettiğinde de iyi bir sınav veremedi. PKK’nın iki polisimizi evlerinde şehit ettiği terör saldırısını kınamadı. PKK hendek kalkışmasını başlatınca karşı çıkmadı, eleştirmedi. Kalkışmaya destek verdi. Oysa HDP seçimlerde oy patlaması yaparak 100 milletvekili çıkarmıştı. Demirtaş çok güçlüydü. Terör faaliyetlerine tepki vererek, PKK’dan ayrışarak sivil siyasetin önünü açabilirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devlet Terörsüz Türkiye’yi tek muhatapla yürütmek istiyor. Sürecin en kritik kısmı, PKK ve türevlerinin silahlarını bırakmaları ve teslim olmaları. Demirtaş’ın PKK üzerinde ağırlığı yok. Apo’nun tercih edilmesinin bir sebebi bu. Bir diğer sebep, Apo devletin kontrolünde. Ayrıca Apo önceki süreçlerde Demirtaş gibi sabotajlar yapmadı. İstihbaratla konuştuğu, anlaştığı çerçevede hareket etti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tayyip Bey açısından da Demirtaş güvenilmez. Tayyip Beyin siyasi risk aldığı çözüm sürecinde “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünü sloganlaştırarak HDP seçmeninin Tayyip Bey’e düşmanlaştığı sürecin mimarı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Terörist başı ise on yıldır tehcirde olmasının müsebbibi olarak Demirtaş’ı görüyor. Apo “Cumhurbaşkanlğına aday olun, propaganda yapın ama Tayyip Beye saldırmayın” demesine rağmen “Seni başkan yaptırmayacağız” sözünün sloganlaştırılmasının amacının kendisini etkisizleştirmek olduğunu düşünüyor. “Yerel seçimlerde CHP’ye destek olmayın, üçüncü yol olun” mesajının kitlelere ulaşmasını Selahattin Beyin engellediğini biliyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Selahattin Bey ileride süreç tıkanırsa ve sürecin devam etmesi için tahliyesi zorunlu hale gelirse serbest bırakılır. Aksi halde AİHM kararı kesinleştiğinde de salı verilmez. Devlet, kendine parmak sallayanları, devletin ali menfaatleri gerektirmedikçe affetmez.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 24 Oct 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Trump neden barış istiyor?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/trump-neden-baris-istiyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/trump-neden-baris-istiyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Trump, savaşların hem ekonomik hem de sosyal açıdan çok maliyetli olduğundan ABD’nin aleyhine olduğunu düşünüyor. Birleşik Devletler; Vietnam, Afganistan, Irak ve Afganistan savaşlarında trilyonlarca dolar harcadı. On binlerce vatandaşı ya öldü ya da sakat kaldı. Savaştan fiziki olarak sağlam dönen yüzbinlerce gazi psikolojik olarak rahatsız olduklarından toplumun huzurunu bozdular. Bu maliyetlere rağmen ABD savaşlardan hiçbir şey elde edemedi.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD’nin bizzat katılmadığı savaşlarda da durum farklı değil. İsrail’in Gazze savaşını Amerikan halkı finanse etti. Yüz milyarlarca dolar harcandı. ABD’nin Ukrayna’ya yaptığı nakdi ve ayni yardım yarım trilyon doları aştı. Bu örnekler çoğaltılabilir. Bu tespitler nedeniyle Trump savaşların çıkmasını engelleme ve rakip ülkeleri ekonomik enstrümanları kullanarak zayıflatma stratejisini uygulayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beyaz Saray Afganistan ve Irak’ta debelenirken Çin hızla kalkındı. ABD’yi geçerek; Afrika, Avrupa ve Latin Amerika’nın en büyük ticaret ve yatırım ortağı haline geldi. Savaş çıkan coğrafyalar terör örgütleri doğuruyor. Bu terör örgütlerinin ilk hedefleri Amerika oluyor. Amerika’nın katıldığı ve desteklediği savaşların Amerika düşmanlığını arttırdığı bir başka gerçek. Kendi halkı da dahil olmak üzere, insanlık haklı olarak İsrail’in yaptığı katliamdan Amerika’yı sorumlu tutuyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savaş çıkaran ve savaşa katılan başkanlar seçimleri kaybediyor. Vietnam savaşı Jahnson’un, Birinci Körfez Savaşı Baba Bush’un başını yedi. Benzer sonuçlar açıklayan birçok ankete göre, son seçimlerde demokrat seçmenlerin %30’u Gazze soykırımı nedeniyle sandığa gitmedi. Yani İsrail’e verdikleri tam destek demokratların iktidardan düşürülmesine yol açtı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump ilk döneminde de savaşa başvurmadan hedeflerine ulaşmaya çalıştı. Örneklendirmemiz gerekirse Trump, nükleer silahların sınırlandırılması anlaşmasından çekilerek İran’a yeniden ambargo uygulamaya başladı. Bunun sonucunda İran’ın petrol ihracatı anlaşma döneminin %30’una düştü. Gelirleri azalan İran ekonomik olarak zayıfladığından Şii hilaline ayırdığı bütçeyi azalttı. Savunma harcamalarını düşürdü. Yani savaşılmadan sonuç alındı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump’ın başlattığı İbrahim anlaşmaları da İsrail’in güvenliğini savaşsız sağlamaya yönelikti ve 7 Ekim saldırısına kadar son derece başarılı olarak yürütüldü. Hindistan ticaret yolu projesi de İsrail’in çevresindeki ülkelerle bütünleşmesini yani yeni savaşların ve çatışmaların çıkmasını engellemeyi hedefliyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Venezüella’da retorik olarak ABD aleyhtarı. Fakat ambargolar nedeniyle ABD karşıtı politikalar takip etmekten vaz geçti. Beyaz Saray, Venezüella’yı ABD’de benzin istasyonları açmasına izin vererek ödüllendirildi. Yani savaşmadan sonuç alındı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump bir yandan Ukrayna’ya yardım etmeyi durdurarak diğer yandan taraflara baskı uygulayarak Rusya-Ukrayna savaşını da en kısa sürede bitirmeyi planlıyor. Ateşkes anlaşması imzalansın savaş bir an önce dursun istiyor. Ondan sonra gerekirse barış anlaşmasının imzalanması otuz yıl sürsün ne fark eder? (Kuzey ve Güney Kore hala barış anlaşması imzalamadı.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı strateji uzmanları, en büyük silah üreticisi olan Amerika’nın başkanının savaşa karşı olmasını yadırgıyorlar. Oysa silah alan ülkelerin büyük çoğunluğu savaş çıkmasın diye, caydırıcı olmak için silah alıyorlar. Kaldı ki Amerikan silahlarına talep yüksek. Bugün anlaşma imzalasanız F-16’ları 4-5, Patriyot’ları 5-6 ve F-35’leri sekiz yıl sonra teslim alabiliyorsunuz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;Trump’ın savaş karşıtı politikaları, iyi değerlendirebilirsek, Türkiye’nin önünü açar. Zira savaşlar ve çatışmalar ihracatımızın ve yurtdışı müteahhitlik gelirlerimizin azalmasına ve ülkemize gelen turist sayısının düşmesine yol açıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bazı yorumcular Ukrayna’ya silah satmamızdan hareketle savaşların lehimize olabileceğini iddia ediyorlar. Oysa savunma sanayi ihracatımız her yıl katlanarak artmasına rağmen ihracatımızın sadece %3’ü. Kaldı ki savunma sanayi ihracatımızın büyük kısmını oluşturan İHA ve SİHA’da beş yıl sonraya teslim tarihi verebiliyoruz. Sadece Rusya’ya yaptığımız ihracattaki yıllık düşüş, yıllık savunma sanayi ihracatımızdan fazla.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye’nin 500 milyar dolar ihracat, 100 milyar dolar yurtdışı müteahhitlik hizmeti yapacak ve yüz milyon turisti ağırlayabilecek alt yapısı var. Savaşsız bir dünyada eğer konsantre olabilirsek bu hedeflere ulaşabiliriz.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 24 Jan 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sevr gerçeği]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/sevr-gercegi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/sevr-gercegi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;1. Dünya Savaşından sonra galiplerle mağluplar arasında beş tane barış anlaşması imzalandı. Almanya ile imzalanan Versay Anlaşmasıyla Almanlar, komünist devrimin ardından savaştan çekilen SSCB ile imzaladıkları anlaşmada kazandıkları toprakların tamamını ve bu topraklara ilaveten 69.000 km2 arazi kaybettiler. 8 milyondan fazla Alman, sınırların dışında kaldı. Saar, Silezya, Poznan ve Batı Prusya yitirildi. Almanlar ödeyemeyecekleri kadar yüksek tutarda tazminatı kabul etmek zorunda bırakıldı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saint-Germain Anlaşması’yla Avusturya’nın nüfusu 50 milyondan 7 milyona, yüzölçümü 576.000 km2 ’den 84.000 km2 ’ye düştü. Farklı denizlerde kıyıları olan ve Avrupa’nın en güçlü donanmalardan birini kuran Avusturya Viyana ve çevresinden müteşekkil bir kara ülkesi hâline geldi. Bugün bağımsız olan Hırvatistan, Bosna-Hersek, Çekya, Slovakya, Slovenya ve Macaristan’ın tamamı Avusturya-Macaristan’ın toprağıydı. Ayrıca İtalya, Romanya, Ukrayna, Polonya, Sırbistan ve Yunanistan da imparatorluktan toprak aldı. Bin yıldan uzun süredir imparatorluk olan Avusturya bu anlaşmadan sonra bir daha asla güçlü bir devlet olamadı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bulgaristan Neuilly Anlaşması’yla, Batı Trakya’yı Yunanistan’a, Dobruca’yı Romanya’ya ve Batı Bulgaristan’ın bir kısmını Sırbistan’a bıraktı. Bunlar içinde en değerli kayıp Batı Trakya’ydı. Böylece Bulgaristan, Ege sahillerini kaybetti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trianon Anlaşması’yla Macaristan, topraklarının 2/3’ünü ve nüfusunun yarısını kaybetti. Romanya’ya bıraktığı Transilvanya’da ve Yugoslavya Krallığına bağlanan Voyvodina’da Macarlar baskın çoğunluğu oluşturuyordu. Bu bölgeler bir daha Macaristan’ın olmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sevr, bu dört anlaşmadan sonra imzalandı. Bunun nedeni, bölüşülecek çok toprak ve paylaşılacak çok çıkar olmasıydı. Bu topraklarla, çıkarların talibi çoktu. Sevr Anlaşması’yla, Osmanlı Orta Anadolu, Doğu Marmara ve Batı Karadeniz’de varlığını sürdüren küçük bir devlete dönüşüyordu. Ege ve Akdeniz’deki&amp;nbsp; sahillerini kaybediyor sadece Karadeniz’de kıyısı kalıyordu. Marmara denizi ve Boğazlar, Uluslararası Komisyonun denetiminde olacaktı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mağluplarla imzalanan diğer dört anlaşma aynen uygulandı. Sevr neden uygulanmasın? Macaristan, Bulgaristan ve Avusturya, kaybettikleri topraklara bir daha asla sahip olamadılar. Almanlar kısa sürede radikalleştiler. Nazi Partisi’ni iktidara getirerek, Avrupa’yı yıkıma götürecek süreci başlattılar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türklerin mağlup olan diğer dört ulustan tek farkı vardı. Diğer uluslar devlet yetkililerinin imzaladığı anlaşmaları kabul ederken, Türkler Milli Mücadeleyi başlattı. Milli Mücadele zaferle sonuçlanınca, diğer dört anlaşma aynen tatbik edilirken, Sevr yırtılıp atıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında Sevr, imzalanmadan önce uygulanmaya başlanmıştı. Yunanistan, İtalya, İngiltere ve Fransa anlaşma imzalanmadan önce Anadolu’nun büyük kısmını işgal etmişlerdi. Yani Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının başlattığı mücadele olmasaydı, bugünkü Türkiye kesinlikle olmazdı. Arapların yaşadığı Arap yarımadası on parçaya, büyük Suriye beş parçaya bölündü. Emperyalistler Kuveyt’i Irak’tan, Sudan’ı Mısır’dan kopardılar. Afrika’yı paramparça ettiler. Topraklarını işgal ettikleri, Sevr’i imzalattıkları Türklere neden iltimas geçsinler?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kurtuluş Savaşı askeri zaferlerin yanında Ankara hükûmetinin diplomatik başarılarından oluşur. Ankara; İngiltere, Fransa ve İtalya’nın uzun ve yıpratıcı bir savaştan çıkmış olmalarını ve milyonlarca vatandaşlarının&amp;nbsp; ölmüş olmasını iyi değerlendirdi. Batı kamuoylarının yeni tabutlara tahammülü yoktu. Bu ülkelerin ekonomileri çökmüş, mevcut iktidarlar yıpranmıştı. Anadolu’da direniş beklemiyorlardı. Beklentileri kendilerine verilen şehirlere yerleşmek, sömürmeye başlayarak, ülkelerine kaynak transfer etmekti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fakat karşılarında kurmaylar tarafından organize edilen Kuvayı Milliye güçlerini buldular. Ankara hükûmeti, Sovyetler Birliği’yle anlaşmıştı. Silah, mühimmat, para, giysi, araç gibi yardımlar alıyordu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrıca Roma ile Paris, İngiltere tarafından kandırıldıklarını düşünüyorlardı. Orduları, halkları ve sivil yönetimleri kızgındı. Osmanlı’nın en yoğun limanı olan İzmir ve çevresi, İtalya’ya söz verilmiş ama İngiltere’nin oluruyla Yunanistan tarafından işgal edilmişti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sykes-Picot Anlaşması’yla, İngiltere, Musul’la Kerkük’ü Fransa’ya vermişti. Fakat bu bölgenin petrol kaynadığını tespit eden İngilizler anlaşmayı çiğneyerek Musul ve Kerkük’ü kendi sömürgeleri yaptılar. Fransa ile İtalya’nın, işgal ettikleri toprakları,&amp;nbsp; direniş görmeleri üzerine boşaltmalarının, Ankara’yla anlaşmalar imzalamalarının ve İstanbul’un kontrollerindeki kısımlarından Anadolu’ya silah kaçırılmasına göz yummalarının temel nedenleri bunlardır. İlaveten cumhuriyetçi olan Fransız subayları Ankara’daki milliyetçilere sempati besliyor, onları padişaha tercih ediyorlardı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İngiltere’nin İstanbul ve çevresini boşaltmasının sebebi, karşılarında muzaffer ve motive bir ordu olmasıdır. Cihan Harbi’nde en fazla insan ve para kaybını İngiltere yaşadı. 30 Ağustos Zaferi’nden sonra, Yunanistan’ı destekleyen hükümet, İngiltere’nin kaynaklarını boş hayallere harcadığı için düşürüldü. Yeni hükûmeti barış ve anlaşma yanlıları kurdu. Dolayısıyla yeni İngiliz hükümetinin işgali sonlandırması aklın gereğiydi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 23 May 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Eğitimde reform şart]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/egitimde-reform-sart/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/egitimde-reform-sart/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Çok önemli bir diğer neden; merkezi sistem. Merkezi sistemden, müfredatı bakanlığın belirlediği, okulların fiziki yönetiminin belediyeler tarafından yapıldığı karma bir modele geçmeliyiz. Mevcut sistemde, bakan ve ekibinin, on binlerce okulu iyi yönetmesi, denetlemesi ve takip etmesi bekleniyor ki bu mümkün değil.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa fiziki yönetim belediyelere bırakıldığında, belediye başkanı ilçesindeki az sayıdaki okulu çok daha iyi yönetebilir. İlçelerinde hangi tür eğitim kurumuna ihtiyaç olduğu konusunda yerel yöneticiler daha doğru karar verirler. Bu modele geçildiğinde, vatandaşın yerel seçimlerde kime oy vereceğini belirleyen kriterlerden en önemlisi okulların durumu, eğitim seviyesi ve başarılı olup olmadığı olacaktır.&amp;nbsp; Eğitimde başarılı olamayan başkan seçimleri kaybedeceğinden belediye başkanı ve ekibi eğitime önem verecektir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her ilçe bulunduğu kentteki diğer ilçelerle, her il komşu illerle yarışacak ve rekabetten kalite doğacaktır. Belediyeler, sınıf başına düşen öğrenci sayısını azaltmak için merkezden atananlara ilaveten öğretmen istihdam edeceklerinden işsizlik azalacak ve okullar daha başarılı olacaklar. Öğretmenler daha iyi okullarda ve daha yüksek ücretlerle istihdam edilebilmek için yenilikleri ve gelişmeleri takip etmeye önem verecekler.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devlet okullarının kalitesinin yükselmesi, otomatik olarak özel okulların kalitesini de yükseltir. Üniversite giriş sınavlarında ‘’orta öğretim başarı puanı uygulaması’’ haksız rekabete yol açıyor. Bu uygulamayı iptal etmeli ve öğrencileri sadece sınavdan aldıkları puanı baz alarak üniversiteye yerleştirmeliyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sistemin devamı olarak, nüfusu yarım milyonun üzerinde olan belediyelere tek başlarına, nüfusları yarım milyonun altında olan belediyelere başka belediyelerle iş birliği yaparak üniversite kurma hakkı verilmelidir. Bu üniversiteler, kontenjanlarının bir kısmını, mesela %30’unu, merkezi sınavdan geçmek şartıyla hemşehrileri olan öğrencilere ayırabilmelidir. Bu modelde özellikle imkânları geniş olan büyükşehir belediyeleri kendi adlarını taşıyan üniversiteler kuracaklar ve bu üniversitelerin başarılı olması için gayret gösterecekler. Belediyeler doğal olarak, kurdukları üniversitelerde yörelerinin ihtiyaçlarını karşılayacak bölümler açacaklar ve teknik eleman eğitimine öncelik verecekler. Böylece sanayi ve ticaret dünyasıyla akademi yakınlaşması sağlanacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sayede üniversite sayısı, dolayısıyla rekabet&amp;nbsp; artar ve kalite yükselir. Daha çok gencimiz yüksek öğrenim görür. Özel üniversitelerinde eğitim kalitesi yükselir. Rekabet kızışınca üniversiteler yabancı öğrencilere yönelirler. Türkiye’de eğitim alan yabancı öğrenciler, ülkelerinde ülkelemizin temsilcileri olurlar. En iyi turist yabancı öğrencilerdir. Çünkü 4-5 yıl ikamet ederler. Elli turistin bıraktığı kadar para bırakırlar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünyanın muteber üniversitelerine ülkemizde okul, bölüm, fakülte ve program açma hakkı tanınmalı ve bu yatırımlar teşvik edilmelidir. Bugün birçok muteber üniversitenin Dubai, Singapur, Doha ve Hong Kong gibi şehirlerde bölümleri var. Dünyanın İlk 500 üniversitesi arasındaki okulların Türkiye’de bölüm açması, eğitim kalitemizi yükseltir. Yabancı öğrenci sayısını ve kalitesini artırır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kamu üniversitelerin bütçeleri belirlenirken, bilimsel çalışmalar, en önemli kriterlerden biri olmalıdır. Zira üniversitelerin eğitimin yanında bilimsel çalışmalara yoğunlaşması, yüksek teknolojiye geçebilmemiz için şarttır. Haksız rekabeti önleyebilmek için üniversiteler vergiden muaf olmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğitim sistemimizin en önemli eksiklerinden biri, yabancı dil öğretememizdir. Bu, ihracat ve ithalatın yoğun olduğu, yurt dışında müteahhitlik hizmetleri veren ve milyonlarca turist ağırlayan ülkemiz için büyük handikaptır. Yabancı dil meslek okulları açılmalıdır. Bu okullar ilkokul 3. sınıftan lise son sınıfa kadar iki yabancı dil öğretmelidir. Her okul İngilizce’nin yanında Arapça, Fransızca, Japonca, Rusça, Çince, Almanca ve Korece gibi dillerden birinide öğretmelidir. Böylece ülkemizin iş gücü kalitesi yükselir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rusya, Japonya, Kore ve Almanya gibi nüfusu hızlı azalan ülkeler, her yıl daha fazla nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyacaklar. Doğal olarak iki lisan bilen, iyi eğitim almış adayları tercih edecekler. Daha kısa vadeli çözüm olarak, yurt dışından öğretmen getirilerek, seferberlik havasında, yabancı dil kursları düzenlenmelidir. Yabancı dil öğretmenleri, yurt dışındaki saygın kurumlarda yabancı dil eğitimi konusunda kurslara tabi tutulmalıdır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bilgisayar ve turizmle ilgili meslek okullarının sayısı artırılmalı, yüksek teknoloji ve lojistik alanlarında da meslek liseleri kurulmalıdır. Üniversiteler, çalışanlara yönelik yüksek lisans ve doktora programları düzenlemelidir. Kaliteli eğitim, Türkiye yüzyılının anahtarıdır.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 22 Nov 2024 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ruslar Alaska&#039;yı neden aldı neden sattı?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ruslar-alaskayi-neden-aldi-neden-satti/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ruslar-alaskayi-neden-aldi-neden-satti/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;İngilizler Amerika’nın doğu sahillerini, Fransa en kuzeydeki ve en güneydeki sahillerle bu sahillerin arasında yer alan Kuzey Amerika’nın orta kesimini, Portekiz Brezilya’yı, Hollanda New York’u sömürgeleştirdi. Brezilya dışında Güney ve Orta Amerika’nın tamamı ve Kuzey Amerika’nın batı sahilleri, güneyi, Florida, Meksika ve Küba İspanya’nın sömürgesiydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Almanlar üç yüzden fazla küçük devlete bölünmüşlerdi. Sömürgecilik yapacak durumları yoktu. Avusturya İmparatorluğunun ve Osmanlı’nın Atlantik’te sahilleri yoktu. Dolayısıyla Amerika’ya yönelemediler. Bu iki güçlü imparatorluğun yavaş yavaş geri kalıp tasfiye olmalarının ana nedeni sömürgeci olmamalıdır. Amerika kıtasından ve Uzakdoğu’dan sömürgeci devletlere muazzam kaynak akıyordu. Hiçbir devletin bu kaynaklara sahip devletlerle rekabet etmesi mümkün değildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atlantik’te sahili olmayan bir diğer imparatorluk olan Rus Çarlığı, Amerika’ya gidebilmek için farklı bir yol izledi. Ruslar Yakutistan dahil olmak üzere kuzeydeki Türk yurtlarının hepsini işgal etmişler ve iki farklı güzergahla karşı karşıya kalmışlardı. Ya güneye; Türkistan, Mançurya, Çin ve Kore istikametine yöneleceklerdi ya da doğuya. Doğuda çok az insanın yaşadığı kışların çok soğuk ve uzun olduğu verimsiz topraklar vardı. Bu coğrafyadan sonra Bering Boğazı ve yine soğuk ve verimsiz olan Alaska vardı. Ama Alaska’nın güneyi İspanyolların işgalindeki zengin, bakir ve bereketli topraklardı.&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ruslar doğuya öncelik vermeyi planladılar ve 1732 senesinde Alaska’yı işgal ettiler. Fakat Alaska’dan sonra ilerleyemediler. Zira komşuları olan İspanyollarda Fransızlarda askeri olarak güçlüydüler. Alaska Moskova’dan çok uzaktı. Alaska’nın kışın Rusya’dan desteklenmesi imkansızdı. Rusya’dan Alaska’ya asker ve erzak göndermek bir yıl sürerken İspanyollar için bu süre bir, Fransızlar için üç haftaydı. Diğer sömürgecilerin aksine Rusların kullanabileceği denizyolu yoktu. Kısaca Rusların güneyi işgal etmesi kolay değildi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Rusya beklediği fırsatı 1821 senesinde yakaladı. Şöyle ki; 1783 senesinde 13 koloninin çok kanlı bir savaştan sonra İngiltere’den bağımsızlıklarını kazanarak ABD’yi kurmaları İspanyol sömürgelerini hareketlendirdi. İngiltere süper güçtü. Kolonilerin yüzölçümü İspanyol sömürgelerinden çok daha küçüktü. İspanya tarihindeki en zayıf günlerini yaşıyordu. Arka arkaya savaşlar kaybetmişti. ‘’Dar bir coğrafyaya sıkışmış olan koloniler süper güç olan İngiltere’den bağımsızlığını kazanabiliyorsa biz neden daha zayıf olan İspanya’dan kurtulamayalım?’’ fikri yayıldı. İsyanlar birbirini izledi ve onlarca devlet bağımsızlıklarını ilan etti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni kurulan devletler doğal olarak İspanya’dan daha zayıftılar. Savaştan yeni çıkmışlardı. Derme çatmaydılar. Bu durum İngiltere, Hollanda, Rusya ve Fransa gibi sömürgeci devletlerin iştahlarını kabarttı. Eski İspanyol sömürgelerini kendi sömürgeleri yapmayı planladılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bağımsızlığını ilan eden devletlerden biri olan Meksika on bir yıl süren uzun ve kanlı bir savaştan sonra zafer kazandı. İspanya 1821 senesinde Meksika’yı tanıdı. O tarihte Meksika bugünkünün üç katıydı; Bugünkü ABD’nin batı sahillerini ve güneyini de içeriyordu. Meksika’nın Alaska sınırlarına çok yakın olan Batı sahillerine Rusya göz koydu. Meksika çok zayıftı. Ama hakimiyeti altındaki topraklar çok zengindi. Rusya Alaska’nın güneyine askeri yığınak yapmaya başlamıştı ki hiç beklenmeyen bir gelişme oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD Başkanı Monroe 1823 yılında mecliste yaptığı konuşmada Amerika’nın dış politikasının tamamen değiştiğini duyurdu. Bu tarihe kadar ABD izolasyonist dış politika izliyordu. Kendisine saldırılmadığı sürece savaşlara, işgallere, sömürgeleştirme faaliyetlerine karışmıyordu. ABD, Monroe Doktriniyle, Amerika kıtasında işgallere, savaşlara ve sömürgeleştirmeye asla izin vermeyeceğini ve müdahil olacağını deklere etti. ABD, Amerika kıtasındaki bir devlete kıta dışından bir gücün yapacağı saldırıyı kendine yapılmış sayarak misliyle mukabele edecekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD, Monroe doktriniyle kıtada sömürge elde etmeyi ve işgaller yapmayı planlayan İngiltere, Fransa, Rusya ve Hollanda’ya dur dedi. Kurulalı kırk yıl olan ABD topraklarını dört, nüfusunu üç kat büyütmüştü. Yeni kurulan devletlerden çok güçlüydü. Böylece daha baştan tavır alarak güçlü komşuları olmasını engelledi. ‘’Amerika kıtasının patronu benim’’ dedi. Aynı zamanda sömürgecilere üstü kapalı olarak çıkış yolu gösterdi: Amerika dışında istediğiniz yeri işgal edebilirsiniz. Bu doktrinden sonra Rusya Amerika’da işgaller yapmaktan vaz geçti. Türkistan, Horasan, Mançurya ve Çin’in kuzeyini işgal etti. Dolayısıyla Alaska Rusya için anlamını kaybetti. Sürekli para gönderilen bir yüke dönüştü.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kırım savaşını, aynı Osmanlılar gibi, yurtdışından yüksek tutarda borç alarak finanse eden Ruslar, savaş bittikten sonra bu borçları kapatmak için Alaska’yı ABD’ye sattılar. Borçlarını ödeyemeyen ve zamanla borç faizlerini bile ödeyemez duruma düşen Osmanlı maliyesi 1876’da iflas etti. Duyunu Umumiye bu nedenle kuruldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 22 Aug 2025 00:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Türkiye kendi ayağına sıkıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-kendi-ayagina-sikiyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/turkiye-kendi-ayagina-sikiyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Makalemde süreci nasıl yönettiğimizi sorgulamak istiyorum. Önce dört esnaf göz altına alındı. Gözaltı işlemi yapılır yapılmaz isimleri, dükkanlarının adresleri, sicilleri, geçmişleri internete, haber sitelerine, televizyonlara ve haber programlarına düştü. Resmen, alenen linç edildiler, yargısız infaza uğradılar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esnaflardan biri günde 1500-2000 kişiye midye satan bir midyeciydi. Böcek ailesinin dört ferdi dışında hiçbir müşterisi rahatsızlanmamış, şikayetçi olmamış. Yani rahatsızlığın midyeden olma ihtimali yüzde birin bile altında. Midyecinin on küsur yıl önce suç işlediği ortaya döküldü, ‘’zaten yaramazın tekiymiş’’ yorumları yapıldı. Gariban suç işlemiş, yargılanmış, cezasını çekmiş. Tahliye olunca midye tezgahı uydurmuş, ekmeğini taştan çıkarıyor. Bu adam torbacılık yaparken, tetik çekerken, yankesicilik, hırsızlık yaparken yakalanmadı. İşporta tezgahında dört evladının ve eşinin ekmeğini kazanmaya çalışken, midye sattığı dört müşterisi bilinmeyen bir nedenle rahatsızlanıp vefat ettikleri için göz altına alındı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Esnaflardan biri günde bin civarında müşteriye fiş kesen bir kafenin sahibi. Anne baba iki çay, çocuklar birer meşrubat içmişler. Aile bireylerinin dördününde zehirlenmesi kafe sahibinin masum olduğunun karinesi. Kaldı ki müşteriler meşrubattan zehirlenseler, kafe sahibi mi suçlu olur meşrubat fabrikasının yetkilileri mi? Kafe sahibini infaz eden medyamız, Türkiye’nin en çok satan meşrubat markasının ismini vermedi. Doğru olanda vermemesiydi. Ama marka ismini geçirmezken o içeceği satan esnafın, bangır bangır suçlanması çifte standart değil mi?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir diğer esnaf kuruyemişçi. Dükkanı turistik bölgede olduğundan, beş kiloluk sandıklarda aldığı lokumları, istenen miktarlarda, çoğu turist olan müşterilerine genelde tattırarak satıyor. Günde iki yüz civarında müşteriye lokum satıyor, iki yüz civarında müşteri de lokum tadıyor ama satın almıyor. Kuruyemişçide sadece anne ve baba lokum tadıyor. İkram edilen nar şurubunu içiyorlar. Zehirlenme lokumdan veya şuruptan olsa sadece anne ve babanın zehirlenmesi gerekmez mi? Bu arada lokumlar meşhur bir markasının mamulleri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lokantacı günde 350-400 servis açıyor. Hiçbir müşteri zehirlenmemiş, şikayetçi olmamış. Ailenin iki bireyi kokoreç, biri tavuk döneri ve biri tantuni yemiş. Dördü birden zehirlendiğine göre dört yemekte zehirli olmalı. Başka müşteri zehirlenmediğine göre bu yemeklerin zehirli kısımları aynı aileye tesadüfen denk gelmiş olmalı tabii kasten zehirlenmedilerse. Bu tesadüfün gerçekleşme ihtimali binde birden bile azdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lokantayla kafede geçmişte olaylar çıkmış, kavga dövüş olmuş. Lokantacı ve kafe sahibi karakola gitmişler, gözaltına alınmışlar ve tutanak imzalamışlar. Mahkumiyetleri yok ama onlarda sanki eroin satarken, hırsızlık yaparken ve tacizde bulunurken yakalanmışlar gibi baştan suçlu ilan edildiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye senede 65 milyondan fazla turist ağırlıyor. 65 milyar dolardan fazla turizm gelirimiz var. Dört milyondan fazla vatan evladı ekmeğini turizmden kazanıyor. İstanbul turistlerin üçte birinden fazlasının geldiği en meşhur kentimiz. Ortaköy İstanbul’un turistik bölgelerinden biri.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Televizyonlarımız bangır bangır bağırdı, gazetelerimiz ve internet sitelerimiz yazdı. Youtube yıldızlarımız özel programlar hazırladı, yorumcularımız haber programlarında günlerce tartıştı. Milyondan fazla paylaşım yapıldı sosyal medyada. Herkes neredeyse fikir birliği halinde suçlamalarda bulundu. Hem de biraz düşünüldüğünde, muhakeme edildiğinde suçsuz oldukları malum olan esnaflara.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye; Yahudi, Rum, Ermeni, Hint lobileri ve Fetö başta olmak üzere, düşmanı bol bir ülke. Turizmde güçlü rakiplerimiz olduğu da malum. Türk medyası yazdı, çizdi, konuştu. Görüntüler, yazılar, çarpıcı ifadeler düşmanlarımız ve rakiplerimiz tarafından yabancı medya kanallarına servis edildi. Onlarda gelen materyalleri günlerce yayınladılar. ‘’Türkiye’ye gidilmez, gidenin hayatı tehlikede olur. Restoranlar, kafeler, tatlıcılar zehir satıyor. Otelleri tekinsiz’’ imajı oluşturdular.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu arada ailenin kaldığı yer otel değil. Bir girişimci binayı almış birkaç gecelik konaklamalara uygun dairelere dönüştürmüş. İnternet üzerinden pazarlamış. Otel lisansı yok. Zaten mülk sahibinin ‘’burası otel’’ diye bir iddiası da yok. ‘’Dört kişi otelde zehirlendi, vefat etti’’ dediğimizde, yazdığımızda, binlerce otelimizi ve o otellerde çalışanları da zan altında bırakmış olmuyor muyuz?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belediyeler ve kamu kuruluşları görevlerini hakkıyla yapsalar bu olay yaşanmazdı. Emniyet zanlıları göz altına alabilir, mahkeme tutuklayabilir. Ama ifadelerinin, adreslerinin en ufak detayına kadar sızdırılması, yayınlanması ve zanlıların yargılanmadan infaz edilmeleri yanlış. Otel olmayan bir binaya otel denmesi yanlış. Otel olmayan kuruluşların otel gibi çalışabilmeleri göz göre göre intihar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşmana koz, Türkiye’ye zarar veriyoruz. Gözümüzden sakınmamız gereken ülkemizi tahrip ediyoruz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Fri, 21 Nov 2025 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
</channel>
</rss>