<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">

<channel>
<title><![CDATA[Analiz Gazetesi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr]]></link>
<description><![CDATA[Son 25 Rss Beslemesi - Analiz Gazetesi]]></description>
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<item>
<title><![CDATA[Uluslararası rekabetçiliği güçlendirmek]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/uluslararasi-rekabetciligi-guclendirmek/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/uluslararasi-rekabetciligi-guclendirmek/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Tekstil ve hazır giyim sektörüne odaklanıyor gibi görünmek istemem; ancak son dönemde en çok darbe alan, en fazla kan kaybeden sektörlerden biri ne yazık ki tekstil ve hazır giyim sektörü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazıda, sektörde yaşanan kayıpların telafisine yönelik ortaya atılan dikkat çekici bir fikirden söz etmek istiyorum. Oldukça çözüm odaklı bir vizyon ortaya koyan bu öneri, TGSD’ye (Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği) ait.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu maç buradan döner mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önerinin özeti şu: Suriye’nin Türkiye sınırından yaklaşık 30 km içeriye uzanan; Tel Abyad, Resulayn ve Kamışlı’yı kapsayan, 444 km boyunca devam eden yaklaşık 15 milyon metrekarelik bir alanda, uluslararası iş gücünün istihdam edilebileceği ve serbest bölge statüsüne sahip bir üretim merkezi kurulması planlanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Projenin temel hedeflerinden biri, şu anda atıl durumda bulunan yaklaşık 5 milyar dolarlık makine parkurunu yeniden üretime kazandırmak. Yani yeni yatırım yapmak yerine mevcut kapasitenin bu bölgeye kaydırılması ve ekonomiye yeniden dahil edilmesi amaçlanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkinci önemli ayak ise işçilik, vergi ve benzeri maliyet kalemlerinin azaltılması sayesinde fiyat rekabetinin yeniden kazanılabileceği düşüncesi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Endüstriyel dönüşüm&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Proje sadece üretimi bölgeye kaydırmaktan ibaret değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ar-Ge, tasarım ve pazarlama gibi markalaşma açısından kritik faaliyetlerin Türkiye’de, özellikle merkez şehirlerde kalması öngörülüyor. Buna karşılık üretim, ölçek ekonomisi yaratacak şekilde söz konusu bölgeye kaydırılacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrıca lojistik, yazılım ve danışmanlık hizmetlerinin Türkiye’den sağlanması planlanıyor. Bu da ilgili sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin büyümesine ve kapasite artırmasına katkı sağlayabilir. Tekstil, aksesuar ve paketleme üreticilerinin ihracatlarının artmasıyla birlikte tedarik zincirinin daha çevik hale gelmesi hedefleniyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekonomik segmentte yer alan markalara yönelik yüksek adetli üretimler bu bölgede yapılırken, aynı müşterilerin farklı ve daha katma değerli ürün taleplerinin Türkiye’deki üreticiler tarafından karşılanması planlanıyor. Böylece Türkiye tekstil ekosisteminin bütünlüğü korunmuş olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Markalaşma&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Proje notlarında dikkatimi çeken bir başka konu ise markalaşma konusunda daha hızlı hareket etmemiz gerektiği.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son dönemde bu alanda öne çıkan bir yaklaşım var: Uluslararası pazarda bilinirliği olan ancak yorgun düşmüş markaları satın alarak yeniden canlandırmak. Katar ve bazı Körfez ülkelerinin geçmişte izlediği stratejiye benzer bir modelden söz ediyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elbette bu ülkelerin sahip olduğu finansal kaynaklar Türkiye’de birebir karşılık bulmuyor. Onlar yaşayan canlı markaları satın alabiliyor. Bizim için daha gerçekçi olan yol, daha mütevazı bütçeli ama potansiyeli olan markalarla yola çıkmak gibi görünüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Marka canlandırma stratejisinin başarılı olduğu pek çok örnek var. Bu strateji çoğu kez sıfırdan bir marka inşa etmeye kıyasla daha düşük maliyetle daha kısa sürede sonuç alma imkânı sunuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şunu söylemek yersiz olmayacaktır; rekabet yalnızca maliyet avantajıyla kazanılmıyor. Oyunun diğer tarafında markalaşma var. Bu konuda bize yeni bir strateji gerektiği kesin.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demografik etki&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Projenin bir diğer önemli boyutu ise demografik etkisi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Projenin, Suriye’deki iç karışıklık nedeniyle Türkiye’ye göç eden Suriyeli nüfusun ülkelerine geri dönüşünü teşvik edebilecek ekonomik bir katalizör olabileceği ifade ediliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elbette bu tür bir projenin hayata geçebilmesi için başta ABD olmak üzere farklı pazarlara erişimi kolaylaştıracak diplomatik anlaşmaların yapılması gerektiği de vurgulanıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elbette her projede olduğu gibi sonuç olumlu da olabilir, olumsuz da. Ancak sınırlı kaynaklarla, kısa sürede bir sonuca ulaşabilme hedefi bu yaklaşımın en önemli avantajı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu proje, siyasi karar alma mekanizmalarına ulaşır mı? Hayata geçer mi? Çalışır mı? Bunların hepsi şu an için belirsiz. Ancak ortada veriye dayalı, ölçülmüş biçilmiş, üzerinde düşünülmüş bir fikir var. Projenin, Türkiye için kafa yoran, çözüm arayan iyi niyetli insanlar tarafından ortaya konulduğu her satırında hissediliyor. Neredeyse herkesin her şeyden şikayetçi olduğu bir dönemde kafa patlatmak, öneri ortaya koymak neresinden bakarsanız bakın bir teşekkürü hak eder.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle başta Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Narbay olmak üzere TGSD’ye teşekkür etmek gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü, fikir varsa, umut vardır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey belki de budur, umut.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 30 Mar 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yaz tatili geleceğe açılan penceredir]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yaz-tatili-gelecege-acilan-penceredir/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yaz-tatili-gelecege-acilan-penceredir/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Geçtiğimiz gün çocuklarımız karne aldı. Onlar için tatil başladı. Çalışan milyonlarca anne baba için ise yeni bir mesai başladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Okullar açıkken hayatın bir düzeni vardı. Sabah çocuk okula bırakılır, akşam işten ilk çıkan anne ya da baba gelip alırdı. Özel okullarda çocuklar spor, sanat ya da dil kulüplerine kalıyor, devlet okullarında ise etütlerle gün tamamlanıyordu. Çocuk güvenli bir ortamdaydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi ise aynı ailelerin zihninde tek bir soru dolaşıyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Çocuğumu bütün gün kime bırakacağım?&quot;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yakınında anneanne ya da babaanne varsa şanslısın. Köyün varsa birkaç haftalığına gönderebilirsin. Yazlıkta kalabilecek bir akraban varsa biraz nefes alırsın. Bunların hiçbiri yoksa o zaman ne olacak?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte o zaman yaz tatili, çocukların en sevdiği dönem olmaktan çıkıyor; çalışan anne babaların en büyük streslerinden birine dönüşüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Birçoğumuz yaz aylarında kamu kurumlarında ya da özel şirketlerde çalışan arkadaşlarımızın çocuklarını bir masanın kenarında, ellerinde tabletle saatler geçirirken görmüşüzdür. Belki kendi iş yerimizde böyle bir manzara vardır. Belki de o masanın başındaki çocuk bizim çocuğumuzdur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorun aslında yalnızca çocukların yaz tatilinde nasıl oyalanacağı değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorun, toplum olarak bu zamanı nasıl değerlendirdiğimizdir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaz tatiline hâlâ eğitim öğretimin ara verdiği iki-üç aylık boşluk olarak bakıyoruz. Oysa bu dönem, sosyal politikaların en etkili şekilde uygulanabileceği en değerli zaman dilimlerinden biridir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları birlikte hareket ederek çocuklar için sürdürülebilir yaz programları oluşturabilir. Spor, sanat ve bilim elbette bu programların içinde yer almalı. Fakat bunun yanında üretim kültürü, girişimcilik, doğa, teknoloji, meslek tanıtımları ve yaşlarına uygun uygulamalı eğitimler de bu sürecin bir parçası olmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben kendi alanımdan örnek vereyim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklara oyunlarla üretimin, markanın ve dış ticaretin ne olduğunu anlatabilirsiniz. Bir ürünün fikir aşamasından fabrikaya, oradan dünyanın farklı ülkelerine uzanan yolculuğunu keşfeden bir çocuk yalnızca yeni bilgiler öğrenmez; üretmenin değerini de anlamaya başlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir başka çocuk toprağa dokunur, bir başkası hayvanlarla vakit geçirir, bir diğeri ilk kez bir laboratuvarı ya da bir atölyeyi görür. Belki de hayatı boyunca seçeceği meslekle ilk kez o yaz karşılaşır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü insan kaynağı üniversitede yetişmez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Merak çocuklukta başlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün iş dünyasının en büyük sorunlarından biri nitelikli insan kaynağı bulamamak. Oysa geleceğin mühendisleri, tasarımcıları, çiftçileri, yazılımcıları, girişimcileri ve ihracatçıları belki de bugün yaz tatilini bir tablet ekranının karşısında geçiriyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yüzden yaz tatiline sadece çocukların dinlendiği bir dönem olarak bakmamalıyız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü yaz tatili doğru planlandığında yalnızca ailelerin yükünü hafifletmez. Çocukların potansiyelini ortaya çıkarır. Fırsat eşitliğini güçlendirir ve ülkenin geleceğine yatırım yapar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir toplumun geleceği aslında okullar açıldığında değil, okullar kapandığında da şekillenir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki de sosyal politikaların başarısını ölçmenin en doğru yollarından biri, yaz tatiline çıkan bir çocuğun ve onu sabah evde bırakıp işe gitmek zorunda kalan anne babanın ne hissettiğine bakmaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklarımızın yaz tatilini nasıl planladığımız, aslında ülkemizin geleceğini nasıl planladığımızı da gösterir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 29 Jun 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[AB veri temelli risk yönetimini devreye alıyor]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ab-veri-temelli-risk-yonetimini-devreye-aliyor/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/ab-veri-temelli-risk-yonetimini-devreye-aliyor/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Kendini geliştirmeyen ya da güncel gelişmeleri takip etmeyen şirketler oyunun dışında kaldı. Yakın gelecekte ise sadece günceli takip etmek yeterli olmayacak. Takip etmek, izlemek, farkında olmak yetmeyecek. Çünkü izlemek içinde bir miktar edilgenlik barındıran bir fiildir. Etkin olmak gerekiyor. Gelişmelerin gideceği yönü görebilmek ve günü gelmeden bu yöne doğru aksiyon almak artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Klasik ticaret sistemi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim bildiğimiz ticaret sistemine göre beyan esastır. Beyan, eşyanın ne olduğu, neden mamul olduğu, nerede kullanılacağı, menşei, ticaret ülkesi gibi bilgileri içerir. Kontrol bu bilgiler üzerinden yapılır. Ancak bu ticareti kimin yaptığı, nereden yaptığı, kimin taşıdığı, ticareti yapan şirketin geçmiş hareketleri veya cezai işlemleri çoğu kez ikinci planda kalır. Evet, bunlar da incelenir ancak öncelik eşyanın riskli olup olmadığıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Riskler artık sınırda değil veride yönetiliyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Avrupa Komisyonu 2023 yılında Avrupa Birliği gümrük sistemini kökten değiştirecek kapsamlı bir reform paketi yayımladı. Bu dönüşümle gümrük sistemi dijitalleşecek, veriler merkezi hale gelecek ve risk değerlendirmesi AB düzeyinde yapılacak. Bu dönüşümün en önemli araçlarından biri Import Control System 2 (ICS2) sistemidir. Bu sistem eşyanın varışından önce veriyi alacak, risk analizini yapacak ve kontrol kararını verecek. Kısacası risk artık sınırda değil, eşya yola çıktığında hesaplanacak. Kontroller fiziki olarak değil, veriler üzerinden yapılacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uygulamanın takvimi de netleşmiş durumda. 2023’te reform duyuruldu, 2026’da risk hesaplama araçlarının çerçevesi üzerinde uzlaşma sağlandı. 2028 yılında veriler bir merkezde toplanacak ve “Data Hub” devreye girecek. 2034 yılında ise bu sistem ticaretin temel altyapısı haline gelecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Blockchain, Data Hub ve Yapay Zeka&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Global ticaret ekosisteminde yer alan birçok kişi son yıllarda teknolojik değişimin iş yapış biçimini nasıl dönüştürdüğünü bizzat gördü. Aslında bir çağın kapanıp yeni bir çağın başladığı bir dönemin içindeyiz. Teknolojinin hızlı ilerleyişi daha birçok değişimin habercisi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir dönem “Endüstri 4.0”ı konuştuk. Ardından “Blockchain” gündeme geldi. “Green Deal” ile birlikte üretim ve ticaret süreçleri yeniden şekillenmeye başladı. Şimdilerde ise hayatımızın merkezine “Yapay Zekâ” yerleşmiş durumda. AB’nin attığı bu adım ile ticaretin nasıl yapılacağına dair yeni bir model ortaya çıkıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ICS2 kapsamında yapılacak risk analizleri için doğru veri kritik hale geliyor. Doğru veri denince akla gelen teknolojilerden biri blockchain. Blockchain teknolojisinin dağıtık defter yapısı, zaman damgası kullanımı ve verinin değiştirilemez şekilde kaydedilmesi veri güvenliğini önemli ölçüde artırıyor. ICS2 sisteminde eşyanın hareketlerinin güvenilir verilerle takip edilmesi açısından blockchain teknolojisinden faydalanılması kaçınılmaz görünüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu verilerin “Data Hub”da toplanması ve sonrasında yapay zekâ teknolojileriyle analiz edilmesi önümüzdeki dönemin en önemli gündem başlıklarından biri olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB Türk gümrük sistemini model alabilir&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye’de gümrükle iç içe çalışan dış ticaret erbabı, gümrük müşavirleri ve lojistik sektörü bu dönüşümün ne anlama geldiğini büyük ölçüde biliyor. Çünkü bizim gümrük uygulamalarımız uzun süredir risk temelli bir mantıkla çalışıyor. Türkiye, coğrafi olarak riskli bir bölgede bulunması nedeniyle risk yönetimi konusunda önemli bir deneyim kazandı. Bu durum sahada Kırmızı Hat, Sarı Hat ve Yeşil Hat olarak karşımıza çıkıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arka planda çalışan algoritmalar birçok parametre üzerinden risk hesaplaması yapıyor ve buna göre kontrol sonuçları ortaya çıkıyor. Hatta gümrük dünyasında “firma kritere düşmüş” veya “gümrük müşaviri kritere düşmüş” gibi ifadeler artık teknik bir dil haline gelmiş durumda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak bu durum “biz zaten bunu biliyorduk” şeklinde anlaşılmamalı. Türk gümrükleri risk yönetimi konusunda teorik olarak güçlü bir modele sahip olsa da yeni dönem bu modeli teknoloji ile desteklemeyi gerektiriyor. Bu nedenle doğru bir model kurmuş olsak da teknolojik altyapı açısından önemli eksiklerimiz olduğu bir gerçek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tek pencere sistemi önemli bir adım. Ancak beyanname üretme sistemi aynı hızda gelişmedi. Halen günün ihtiyaçlarına tam olarak cevap verebilen bir beyan sistemi bulunmuyor. Türkiye’nin dış ticaret verilerinin büyük bölümünün tek bir yazılım şirketi altyapısı üzerinden yürütülmesi ise veri güvenliği açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ticaret Bakanlığı’nın günün ihtiyaçlarına uygun, modern ve güvenli bir beyan sistemi geliştirmesi artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiş durumda. Çünkü ICS2 belirli standartları zorunlu hale getirdiğinde, CBAM sürecinde yaşandığı gibi daha büyük uyum sorunlarıyla karşılaşma ihtimali oldukça yüksek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Formun Üstü&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Formun Altı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 27 Apr 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeni dünya ekseni diplomatik bir denge oluşturur mu?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-dunya-ekseni-diplomatik-bir-denge-olusturur-mu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-dunya-ekseni-diplomatik-bir-denge-olusturur-mu/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde dünyanın iki kutbu haline gelen ABD ve Çin gibi iki önemli ülkenin liderleri peş peşe Çin’i ziyaret ediyor ve dünyanın en önemli gündemi enerji krizi. Peş peşe gelen bu ziyaretler tesadüf olabilir mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni dünya ekseni&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran ile İsrail arasında başlayan çatışmalar, ABD’nin çatışmaların içine doğrudan dahil olması ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı geçişlere kapatmasıyla küresel enerji akışını etkileyen bir krize dönüştü. Çatışmanın şiddetinin artmasının ardından müzakere masasının kurulması ve müzakerelerden çıkacak sonucun merakla beklendiği zamanlar yaşandı. Müzakereler istenildiği gibi olumlu sonuçlanmadı. İran masadaki şartları kabul etmedi ve kendi şartlarını masaya getirdi. Nihayetinde müzakere süreci sona erdi. Şimdi ne olacak diye düşünüldüğü noktada ABD’den Çin ziyareti geldi. Problemin çözülmesi için artık asıl aktörler görüşüyor, artık çözüm yakın diye düşünülürken Rusya’dan beklenmeyen bir Çin ziyareti geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin, ABD’ye “seninle konuşabiliriz” mesajı verirken, Rusya ile stratejik ortak görüntüsü verdi. ABD’nin ziyareti esnasında İran tarafından yapılan açıklamalarda Çin için de “stratejik ortak” tanımlaması gelmişti. Bu durumda Çin, Rusya ve İran arasında stratejik bir ortaklık oluştuğu algısı oluştu. Aslında bu görüntü Suriye Savaşı sırasında da oluşmuştu. Bu görüşmeler sırasında İran’ın fiili olarak görüşmelerde bulunmamasına rağmen arka kapı diplomasisinin çalıştığı ve karşılıklı bilgilendirmelerin yapıldığı uluslararası basında yer aldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu gelişmeler İran’ın ABD ve İsrail saldırılarına karşılık verirken yalnız olmadığını bildiği konusunda ip uçları verdi. Çin, Rusya, İran ve hatta Kuzey Kore’nin de dahil edildiği yeni bir dünya ekseni oluştuğu konusunda uluslararası alanda çok ciddi analizlerin olduğunu söyleyebilirim. Hatta bu eksenin adı bile konulmuş durumda: CRINK (Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni dünya düzeninde ekonomik model nasıl olacak?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düşünce kuruluşları tarafından “liberal uluslararası sistem aşınıyor” şeklinde tezler öne sürülüyor. Yaşananlara bakarak bir çözümleme yaparsak, burada adı geçen ülkelerin her birinin farklı yönetim modellerini benimsediğini görürüz. ABD’nin liberal, özgürlükçü sistemi; Çin’in piyasa ekonomisine entegre ettiği kontrollü komünist sistemi; Rusya’nın oligarşik kapitalizm sistemi; İran’ın kapitalizmi reddetmeyen şeriat sistemi ve Kuzey Kore’nin hanedanlaşmış, totaliter devlet sosyalizmi sistemi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin’in dünyanın üretim merkezi haline gelmesiyle birlikte ABD merkezli liberal sistemin aşındığı ve toplum tarafında insanlar arasında uçurumların oluşmadığı başka bir refah sistemi mümkün mü sorusunun ortaya çıkmasına neden oldu. Çünkü ABD merkezli liberal sistem insanları yalnızca “tüketici” olarak gördü. Oysa insanlar daha çok ürün, daha çok tüketim ve daha hızlı teknolojinin yanında aidiyet, kimlik, güvenlik, kültürel anlam, toplumsal bağ ve milli egemenlik de istiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bence bugün çatışmalar şeklinde gördüğümüz şey yalnızca devletlerin birbiriyle çatışması değil. Buradaki ana çatışma noktalarından biri de “insan nasıl yaşamalı?” sorusuna cevap arayışı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eksen değişikliği güçlü devlet modelini özendiriyor mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin piyasa ekonomisini kabul ederken kendi sistemini Batı’nın liberal demokratik sistemine dönüştürmedi. Güçlü devlet modeliyle her şeyi kontrol altında tutmayı başardı ve ortaya bir başarı hikayesi çıktı. Yani aslında ortaya komünizm görünümlü yeni bir otoriter kapitalizm modeli çıkmış oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tüm bunları alt alta yazdığımızda dünyanın yeni bir eksen oluşturma çabası içinde olduğunu görmek ve bu eksenin dolar merkezli sisteme alternatif arayışı olduğunu söylemek mümkün görünüyor. Elbette toplumların yükselen taleplerinin yeni eksen arayışlarının temelini oluşturduğunu söylemeden geçemeyeceğim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 25 May 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Amerikan pamuğu üzerinden yeni bir yol]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/amerikan-pamugu-uzerinden-yeni-bir-yol/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/amerikan-pamugu-uzerinden-yeni-bir-yol/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Geçtiğimiz haftalarda Ekotürk’te Dr. Hakan Çınar ile birlikte yaptığımız Dış Ticarette Gündem Programında Hazır Giyim sektörünün önemli temsilcilerinden sayın Mehmet Kaya’yı konuk ettik.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mehmet Bey ile sohbetimizde satır arasında ki bir konu çok dikkatimi çekti. Amerikan Pamuğu. Amerikan pamuğunun Türkiye’ye ithalatında göreceli olarak artış sağlanması ve bu durumun karşılığı olarak Amerika’ya yapılacak pamuklu giyim eşyası ihracatının arttırılması, ABD tarafında ise ABD pamuğu kullanılarak üretilmiş eşyaların Türkiye’den ithal edilmesi durumunda gümrük vergisinde ve diğer eş etkili vergilerde indirim sağlanması üzerine çalışmalar yapılması. Ki bu konu sadece fikir boyutunda değil. Çalışılmaya başlanılmış durumda.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD Pamuk Konseyi Ziyareti&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçtiğimiz hafta İTKİB (İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri) bünyesinde faaliyet gösteren İHKİB (İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçılar Birliği) bir heyet oluşturarak Amerika Birleşik Devletleri’ne bir ziyarette bulundu. İHKİB heyeti, beraberinde bölgede Ticaret Bakanlığı’nı temsilen görevli Ticaret Müşavirimiz ile birlikte Amerikan Ulusal Pamuk Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerinin de katıldığı geniş çaplı bir toplantı gerçekleştirdiler. Toplantının oldukça yararlı geçtiği konusunda kesin bilgiler almış durumdayım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu son yıllarda duyduğum en ayağı yere basan en faydalı projelerden biri. Sektörde bu şekilde yaratıcı, derinlikli, dünya politikasını okuyabilen ve Ticari Diplomasiye uygun konular gündeme gedikçe umutlar hep genç kalacak. Mehmet Bey ve projeye katkı sunan herkesi tebrik ediyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pamuk konusunu biraz inceledim. Türkiye’nin pamuk ihtiyacı yılda 1,6 milyon ton civarında. Ülkemiz kendi kaynakları ile bu ihtiyacın sadece yarısını karşılayabiliyor. 800 bin ton gibi büyük bir kısmı ithal etmek zorunda kalıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pamuğun toplam dünya ticaretine oranı 0.16. Oldukça küçük bir oran. Pamuğun ABD ihracatında ki yeri ise % 1’in altında. Fakat hem ABD hem de Türkiye için pamuk tam anlamıyla, kendisi küçük ama etkisi büyük, stratejik bir ürün.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pamuk ABD için ne anlama geliyor&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD hükümetleri pamuk üretimini ciddi bir biçimde sübvanse ediyor. Bu durumu bir çok açıdan değerlendirmek mümkün. Pamuk, ABD açısından dünya pazarı için Jeoekonomik bir araç. Çin’e karşı jeopolitik tarım kozu ve küresel tekstil zincirinin kontrol aracı olarak görülüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye penceresinden bakıldığında ABD pamuğu Türkiye için yalnızca bir ticaret kalemi değil tekstil ihracatının emniyet sübabı durumunda. ABD pamuğu, kalitesi, kesintisiz tedarik edilebilmesi ve standartları bakımından iplik sektörünün garantisi hüviyetini taşıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pamuk üretiminde başrolde hangi ülkeler var&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye ABD’den başka Brezilya’dan pamuk ithal ediyor. ABD ve Brezilya hem global pazarda hem de Türkiye pazarında rekabet halinde. Son dönemde yaşanan maliyet baskısı ve fiyatlandırma sorunları pamukta Brezilya’yı hızlı bir şekilde oyunun içine almış bulunuyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünya pamuk ihtiyacının yarısını bu iki ülke karşılıyor. Pamuk fiyatlarının domine edilmesi bakımından ABD ve Brezilya önemli iki aktör olarak öne çıkıyor. Bu rekabetin içinde başka hangi ülkeler var derseniz dağıtım şu şekilde; % 30 ABD, % 20 Brezilya, %13 Batı Afrika Ülkeleri,&amp;nbsp; % 12 Avusturalya, % 10 Hindistan, % 15 Diğer ülkeler.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ticari diplomasi çağımızın iletişim biçimi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu projenin uzun vadede nasıl çıktılar vereceği elbette önemli. Fakat yerli üreticiyi ayağa kaldırmak için kaldıraç olarak kullanılması mümkün görünüyor. Hedef elbette pamuk üreticimizi desteklemek ve tüm ihtiyacımızı karşılayabilmek olmalı. Ancak kısa süre içinde böyle bir olasılık maalesef ki yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD Türkiye’den ithal ettiği pamuklu giyim eşyalarına % 10 ila % 20 arasında gümrük vergisi uyguluyor. Ürün ve firma bazında da anti-damping uygulayabiliyor. Bu vergi oranları üreticilerimizin ABD pazarına girebilmesi bakımından oldukça zorlayıcı bir durum oluşturuyor. ABD pazarına girişte elbette tek sorun gümrük vergisi değil. Navlun ve kur etkisiyle fiyatlama konusu da oldukça önemli.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir ‘Ticari Diplomasi’ uzmanı olarak bu konuyu yazmadan geçemezdim. Bazen ticarette kapıları açan şey büyük serbest ticaret anlaşmaları değil, doğru ürünü doğru masaya koyabilme becerisidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 23 Mar 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Haksızsın haksız, bence sen de haksızsın!]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/haksizsin-haksiz-bence-sen-de-haksizsin/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/haksizsin-haksiz-bence-sen-de-haksizsin/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bugünlerde çevreme, sosyal medyaya, siyasete, ticarete nereden baksam müthiş bir haklılık hali görüyorum. Herkes son derece kendinden emin. Herkes kendi doğrularından son derece memnun. Herkes karşı tarafın neyi yanlış yaptığını çok net görüyor. Fakat nedense kimse kendi durduğu yere bakmıyor. Bakmak içinden gelmiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun en bariz örneğini akşam haberlerinde izliyoruz. Her bültende mutlaka bir trafik kavgası var. Yol benim diye başlayan tartışmalar, dakikalar içinde yumruklaşmaya kadar varabiliyor. Olayı izlerken çoğu zaman dikkatimi çeken şey kimin haklı olduğu değil, iki tarafın da ne kadar haklı olduğuna inanması oluyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Biraz düşününce insanın içinde olduğu duruma kendi varlığını kattığında artık o olayı kendi zaviyesinden değerlendirmeye başladığını fark ediyorsunuz. İşte tam o andan itibaren aslında çok rahat çözülebilecek birçok konu çözümsüzlüğe doğru yol almaya başlıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kuantum fiziğinde &quot;gözlemci etkisi&quot; diye bir kavram vardır. Basit anlatımıyla; bir sistemi gözlemlediğinizde sadece onu izlemezsiniz, aynı zamanda onu etkilersiniz. Gözlemci sistemin dışında değildir. Bir şekilde sistemin parçasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bence insan ilişkilerinde de durum bundan çok farklı değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir olayın içine girdiğimizde onu artık olduğu gibi göremiyoruz. Olayı kendi öfkemizle, korkularımızla, beklentilerimizle, çıkarlarımızla ve geçmiş tecrübelerimizle birlikte değerlendirmeye başlıyoruz. Aslında gerçeği değil, gerçeğin bizim tarafımızdan yorumlanmış halini görüyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte haklılık duygusu tam burada devreye giriyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İş hayatında da bu böyle. Yaptığı işi çağın gereklerine göre sürekli gözden geçirebilen, kendi doğrularını sorgulayabilen insanların zaman içinde rakipleriyle arayı açtığını görüyoruz. Diğer taraftan değişime karşı kendi düşüncelerinin doğruluğuna katıksız inananların ise zamanla ekosistemin dışına çıktığını biliyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haklılık böyle bir şey. Etrafında olup biten birçok şeyi göstermez insana. Perde gibidir. Bazen aşırı özgüvenden gelir. Bazen sahip olunan paradan gelir. Bazen geçmiş başarıların verdiği rahatlıktan gelir. Nereden gelirse gelsin insanın gözünün önüne görünmez bir perde çeker.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neresinden bakarsanız bakın, &quot;hak&quot; denen kavramın bir açıya ihtiyacı yoktur. Hak, yol kenarında duran bir taş gibi gerçektir. O oradadır. Siz ona sağdan da baksanız soldan da baksanız değişmez. O bir taştır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesele gerçeğe ulaşmaksa işiniz zordur. Çünkü;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer konu işle ilgiliyse pozitif bilime ihtiyacınız vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer konu insan ilişkileriyse tevazuya ve saygıya ihtiyacınız vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer bir yöneticiyseniz adalet duygusuna ihtiyacınız vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer konu evladınızla ilgiliyse şefkate ihtiyacınız vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gerçeğe ulaşmak emek ister.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haklı olmak ise çoğu zaman çok kolaydır. Çünkü; haklı olduğunuz anda artık düşünmenize gerek kalmaz. Kendinizi sorgulamanız gerekmez. Hele ki değişmenize hiç gerek kalmaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün sorun karşı taraftadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün hata başkalarındadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Siz zaten doğrusunuzdur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki de bu yüzden sosyal medya haklılarla doludur. Siyaset haklılarla doludur. Ticaret haklılarla doludur. Mahkemeler haklılarla doludur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl soru şudur: Eğer herkes haklıysa, haksız olan kim?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki de asıl mesele haklı olmak değildir. Belki de mesele gerçeğe ulaşabilmek olmalıdır. Çünkü insan hayatında kaybettiği birçok şeyi sonradan geri kazanabilir. Para kazanabilir. İş kurabilir. Dost edinebilir ama gerçeği kaybettiğinde çoğu zaman farkına bile varmaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her şey yolunda diye düşünürken bir dönüp bakarsınız; iş gitmiş, eş gitmiş, dost gitmiş, Bir siz kalmışsınız geride ama hâlâ haklısınız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&quot;Hak&quot; kavramı yol kenarında duran bir taş kadar gerçekken, biz çoğu zaman o taşa bakmak yerine kendi gölgemize hayranlık duyarız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa bizim ülke olarak haklı insanlara değil, gerçeği arayan insanlara ihtiyacımız var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 22 Jun 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Aile değerlerinin şiddet enflasyonuna etkisi]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/aile-degerlerinin-siddet-enflasyonuna-etkisi-/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/aile-degerlerinin-siddet-enflasyonuna-etkisi-/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olaylar, bu sürecin ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini bir kez daha gözler önüne serdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayatını kaybeden çocuklarımıza ve öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Geride kalanlara sabır dilemeye utanıyor insan. Buna nasıl sabredilir? Her geçen yıl yeni bir acıyla sınanıyoruz. Maden kazaları, depremler, yangınlar&amp;hellip; Acılarımız hâlâ tazeyken şimdi de bu. Daha ne göreceğiz, bilemiyoruz. En acısı ise toplum olarak acı hafızamızın giderek zayıflaması. Acıya duyarsızlaştık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuklarımızın ruhsal dünyası üzerine birçok akademisyen tarafından yapılmış derin araştırmalar mevcut. Sanayileşmenin bir sonucu olarak sanayi bölgeleri etrafında kümelenen şehirler çekirdek aile yapısına geçişte belirleyici bir rol oynadı. Yapılan çalışmalar, çekirdek aile modeline bu hızlı geçişin büyük ebeveynleri, akrabaları ve &quot;akraba gibi olmuş komşuları&quot; yok ettiğine dikkat çekiyor. Bu şekilde toplumun doğal ve kendiliğinden işleyen kontrol mekanizması da ortadan kalkmış oluyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günümüzün ağır ekonomik gerekliliklerini yerine getirmeye çalışan çekirdek aile, çocuğuna yeterli ilgi ve sevgiyi sunma konusunda yetersiz kalıyor. Anne ve babalar, gece gündüz çalışmalarına rağmen ekonomik taleplere yetişemezken, manevi boşluğu dolduracak enerjiyi de kendilerinde bulamıyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Maddi imkansızlıkların ve yorgunluğun getirdiği bu baskı, ebeveynler arasında bir huzursuzluk iklimi yaratıyor. Neticede çocuktan beklenen tek şey &quot;mutlak itaat&quot; haline geliyor. En küçük bir itaatsizlik dahi cezalandırılıyor. &quot;Ben çocuğuma fiske bile vurmam&quot; diyenleri duyar gibiyim. Elbette burada kastettiğim ceza fiziksel şiddet değil. Telefonu veya bilgisayarı elinden alma, arkadaş görüşmesini yasaklama, eve hapsetme ya da ceza olarak daha fazla soru çözdürme... Bu listeyi çoğaltabiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu noktada çocukta tehlikeli bir psikolojik mekanizma gelişiyor: &quot;Nasıl olsa bedelini ödedim, yaptığım şey artık bir suç değil; satın alınmış meşru bir haktır.&quot; Her itaatsizlikten sonra cezasını çeken, yani kendi dünyasında &quot;bedel ödeyen&quot; çocuk, zamanla &quot;ceza arsızı&quot; haline geliyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Olaylara &quot;Bana başka ne yapabilirler ki?&quot; gözüyle bakmaya başlıyor. İşte kritik eşik burasıdır. Aile içinde tüm cezaları göze alıp bedelini ödeyen çocuk, dış dünyaya karıştığında da aynı senaryoyu uyguluyor. &quot;Nasıl olsa cezasını yatar çıkarım, o halde istediğimi yaparım.&quot; Böylece, maliyetini hayatından bir zaman dilimiyle ödemeye hazır, her an şiddete meyilli &quot;küçük kabadayılar&quot; sokaklarda boy göstermeye başlıyor. (Kabadayı derken sadece erkek çocuklarını değil, cinsiyet fark etmeksizin bu zihniyeti kastediyorum.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, hiçbir çocuk kendi başına bu hale gelmez. Bu noktada aileler birinci derecede sorumludur. Ancak aileyi bu duruma sürükleyen yapısal bozulmayı da sorgulamak gerekir. Medya kuruluşları, aile değerlerini sarsan, toplumsal barışı zedeleyen suç temalı dizilere reklam veren şirketler bu konuda sorumluluk almalıdırlar. Güzel ülkemiz bir suç cenneti olmayı asla hak etmiyor. Bizim hem Anadolu irfanından gelen kadim değerlerimiz hem de inancımızdan beslenen vicdan temelli bembeyaz bir elbisemiz var. Beyaz lekeyi hemen belli eder. Bizim kültürümüzde lekeli elbiseyle gezilmez. Ayıptır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enflasyon, ABD doları, altın, gümüş, siyaset hepsini atın bir kenara. Hangimizin çocuklarından daha değerli bir serveti olabilir? Şimdi Urfa’da, Maraş’ta çocuğu vefat eden anaya babaya sorsanız hangi dünya işini bırakmaz bu olaya engel olmak için? Bu olay başımıza geldiğinde gözü yaşlanmayan bir vatandaşımız olmuş mudur?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte o yüzden diyorum ki bu münferit denilecek bir olay değil, bir sosyal olgudur. Buna karşı tek bir güç olarak hep birlikte duramazsak bu son olmaz. Bu durumu hemen yarın değiştiremeyeceğimizi de bilmemiz gerekir. On yıllardan beri birikerek, göz göre göre geldi. Tek hamle ile bitmez. Her seferinde &quot;sorumluları bulunacak ve cezası verilecek&quot; açıklamalarıyla karşı karşıya kaldık. Sorumlu aramayın. Sorumluları biliyoruz. Sorumlusu biziz. Tüm toplum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tür durumlar aile, okul, devlet ve sivil toplum örgütleriyle birlikte çözülebilir. Tek bir müessese tek başına çözüm üretemez. Bu tür sosyal sorunlara karşı çok disiplinli bir yaklaşım anlayışı ile yola çıkmamız gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 20 Apr 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeni dünya düzeninin ilk fotoğrafı mı?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-dunya-duzeninin-ilk-fotografi-mi/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-dunya-duzeninin-ilk-fotografi-mi/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Ancak bu ziyaret yalnızca iki ülke liderinin bir araya gelmesinden ibaret değil. Bence çok daha büyük bir sorunun cevabı bu karelerin içinde saklı: Dünya önümüzdeki yıllarda nasıl bir siyasi iklimin içine girecek?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatta iddialı bir cümle kurayım; bundan yüz yıl sonra tarihçiler bu ziyareti yalnızca bir diplomatik temas olarak değil, küresel güç dengesinin değiştiği dönüm noktalarından biri olarak da değerlendirebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu süreci anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İsrail–İran hattında başlayan ve giderek büyüyen gerilim kısa süre içinde yalnızca iki ülke arasında yaşanan bir çatışma olmaktan çıktı. ABD’nin sürece doğrudan dahil olmasıyla birlikte mesele bölgesel sınırlarını aşarak küresel dengeleri etkileyen bir başlığa dönüştü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD uzun yıllardır alışık olduğu yöntemlerle kriz yönetmeye çalıştı. Sert açıklamalar yaptı, askeri güç gösterileri sergiledi ve baskı kurmaya çalıştı. Fakat bu kez karşısındaki ülke Irak veya Suriye değildi. İran, toplumsal dayanıklılığı, devlet kapasitesi, bölgesel etkisi ve askeri yetenekleriyle kolay yönetilebilecek bir dosya olmadığını açık şekilde gösterdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Süreç ilerledikçe sahadaki askeri gelişmeler kadar diplomatik gerçeklikler de görünür hale geldi. ABD’nin kendi şartlarını tek taraflı biçimde dayatabileceği bir zeminin oluşmadığı görüldü. İran da yalnızca savunma yapan bir ülke gibi davranmak yerine masaya kendi talepleriyle oturabileceğini ortaya koydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tam da bu noktada diplomatik açıdan daha büyük bir gelişme yaşandı: Trump’ın Çin ziyareti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bana göre ziyaretin asıl önemi burada başlıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü dünya uzun yıllardır ABD merkezli tek kutuplu düzenin devam edip etmeyeceğini tartışıyordu. Çin’in ekonomik yükselişi herkes tarafından kabul ediliyordu; ancak küresel krizlerin çözümünde gerçekten belirleyici bir aktör olup olmadığı konusu hâlâ tartışmalıydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pekin’de verilen görüntü ise farklı bir tablo ortaya koydu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD, küresel ölçekte etkileri giderek büyüyen bir kriz ortamında Çin’le doğrudan temas kurma ihtiyacı hissetti. Bu durum yalnızca diplomatik bir tercih değil, aynı zamanda yeni güç dengelerine ilişkin önemli bir işaret olarak da okunabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle bugün artık dünyada fiilen iki merkezli bir yapının oluşmaya başladığını söyleyenlerin sayısı giderek artıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elbette bu, ABD’nin küresel liderliğini kaybettiği anlamına gelmiyor. Askeri kapasite, finansal sistem üzerindeki etkisi ve küresel kurumlar üzerindeki gücü hâlâ çok yüksek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak aynı şekilde Çin’i yalnızca bir üretim merkezi olarak tanımlamak da artık mümkün görünmüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin bugün enerji akışından tedarik zincirlerine, ticaretten diplomatik etki alanına kadar birçok başlıkta göz ardı edilemeyecek bir güç haline geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki de bu ziyaretin dünyaya verdiği en önemli mesaj şuydu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık hiçbir ülke küresel meseleleri tek başına yönetebilecek bir konumda değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki Türkiye bu tablonun neresinde?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk bakışta Ortadoğu’daki belirsizliklerin Türkiye’ye yeni fırsatlar oluşturduğu düşünülebilir. Ticaret yollarının değişmesi, alternatif lojistik merkez arayışları ve güvenli liman ihtiyacı Türkiye’nin stratejik önemini artırabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak uzun vadede Türkiye’nin ihtiyacı kaos değil, normalleşmedir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü Türkiye yalnızca bölgenin içinde bulunan bir ülke değil; aynı zamanda Ortadoğu ile Avrupa, Asya ile Batı arasında kurulan ticaret ağlarının merkezinde yer alıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle bölgesel krizlerin kalıcı hale gelmesi değil, istikrarlı bir ekonomik düzenin oluşması Türkiye açısından çok daha değerli olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önümüzdeki dönemde cevap arayacağımız soru artık yalnızca “kim daha güçlü?” sorusu olmayacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl soru şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni dünyanın kuralları kim tarafından yazılacak?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve görünen o ki Pekin’de verilen fotoğraf, bu sorunun ilk işaretlerinden biri olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 18 May 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yurtta Sulh Cihanda Sulh]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yurtta-sulh-cihanda-sulh/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yurtta-sulh-cihanda-sulh/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu köşede dış ticaret, ticari diplomasi ve gümrük alanında gündemde olan konuları konuşacak ve analiz edeceğiz. Sorularınız ya da merak ettiğiniz konular varsa onlara da temas etmek isterim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son 2 haftadır yer gök İran ile İsrail arasında patlayan savaşı anlatan haberle dolu. İnsan hayatını tehdit eden ‘savaş’ her nerede ve kimle kim arasında olursa olsun net ve kesin bir dille kınadığımı en başında söylemeliyim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her savaşın nedenleri olduğu gibi muhtemel sonuçları da vardır. Ülkemiz yüzlerce yıldır bir türlü durulamayan bir bölgede yer alıyor. Türkiye bu kadar karışık bir bölgeye rağmen yüz yılı aşkın bir süredir savaşmak yerine müzakere ediyor. Gazi Paşanın en temel öğüdü olarak tüm dünyanın kabul ettiği harika bir felsefe. Değerini şimdilerde daha çok anlıyoruz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Etrafımızda meydana gelen olayların ülkemizi nasıl etkilediğini yaşantımıza neler getireceğini analiz etmek ve görebileceğimiz muhtemel zararları bertaraf edecek tedbirler almak savaşın realitesi anlamını taşıyor. Çok dikkatli bir şekilde dengede kalabilmek meziyet istiyor. Bizde bu meziyet var mı yok mu zaman içerisinde göreceğiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran İsrail Savaşının Dış Ticarete Etkisi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim İran İsrail savaşının dünya ticaretine etkisine. Haziran 2025’te başlayan ve 28 Şubat 2026 tarihinde İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri’nin birlikte hareket etmesiyle ateş alan süreç bugünde şiddetli bir şekilde devam ediyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk bomba yere temas ettiğinde herkes gözünü Brent petrol varil fiyatına çevirdi. İran’ın hem önemli bir petrol üreticisi hem de Hürmüz Boğazını kontrol ediyor olması dünya enerji arzında zor günlerin geleceğinin habercisiydi. 80 Amerikan Doları civarında seyir eden Brent petrol varil fiyatı şimdilerde 110 Amerikan Dolarını geçmiş durumda.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran Suudi Arabistan, Irak ve BAE’den sonra OPEC’in 4. Büyük büyük petrol üreticisi. Petrol üretimini durdurması dünya petrol arzında % 12’lik bir daralmaya tekabül ediyor. Suudi Arabistan, Irak ve BAE’lerinin petrollerinin de Hürmüz Boğazından geçerek dünyaya ulaştığı düşünüldüğünde bu savaş an itibariyle dünyaya arz edilen petrolün % 40’ını engellemiş durumda.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Petrol fiyatının artması navlun fiyatlarını yukarı yönlü etkiledi. Hürmüz Boğazının kapanması gemi trafiğini % 90 oranında azalttı ve hava yolu taşımalarına talep arttı. Tahmin edileceği gibi hava yoluna olan talebin artması hava yolu taşıma fiyatlarını da yukarı fırlattı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD savaşa petrol için mi dahil oluyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Belki bu ABD açısında küçük bir neden sayılabilir fakat bence ana neden değil. Avrupa Birliği’nin Net-Sıfır karbon düzenlemeleri, çevre hassasiyetine rağmen petrol halen dünyanın ana enerji kaynağı olmaya devam ediyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin devasa üretimi nedeniyle Arap yarımadasından dünyaya yayılan petrolün en önemli müşterilerinden biri. Çin petrol ihtiyacının % 45’ten fazlasını Arap Yarımadasından sağlıyor. Ocak ayında ki Venezuela müdahalesi ve İran müdahalesi birlikte değerlendirildiğinde Çin’in petrol ithalatının % 55’ten fazlasının bloke olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Tüm bu yaşananların altına toplama çizgisini çektiğimizde sonuç bölümünde ‘an itibariyle dünyanın en büyük petrol üreticisi Amerika Birleşik Devletleridir’ yazıyor. ABD, OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) üyesi değil ve kendi kararlarını kendisi alıyor. Yani ABD’nin karşısında kafasına göre kararlar almasını engelleyecek hiçbir güç yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki dünyanın fabrikası şalteri kapatacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çin’in 2025 yılından bu yana petrol stoğunu önemli derecede arttırdığını ve an itibariyle şok yaşamadığını söylemeliyiz. Henüz Çin’in üretiminin aksayacağına dair olumsuz bir emare yok. Fakat ‘savaş ne kadar sürecek?’ ‘Bu süre Çin için sorun olacak mı?’ ‘Hürmüz Boğazının kapalı kalması aslında ABD’nin işine mi yarıyor?’ ‘Bu süreçte ABD askeri İran’a girecek mi?’&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu soruların cevapları dünya ticaretini sert şekilde etkileyecek cevaplar. Maalesef bu cevaplar zamanla ortaya çıkacak. Belirsizlik. İnsanı umutsuzluğa iten berbat bir duygu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gıda krizi yaşanır mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şok kriz enerji ve lojistik alanında tüm dünya ticaretini vurmuş gibi görünüyor. Ancak bir sulh yolu bulunmazsa tüm dünyayı önemli ölçüde etkileyecek bir gıda krizi de kapıda görünüyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünya gıda üretiminin % 50’sinde petrokimyasal gübre kullanılıyor. Petro kimyasal gübre üretimi büyük ölçüde petrol ve doğal gaz yatakları olan ülkeler tarafından üretiliyor. 2020 yılında Beyrut limanında yaşanan patlamayı herkes hatırlıyordur. Arap Yarımadası Azotlu Gübre (Üre) üretiminde de dünya ihtiyacının % 45’ten fazlasını karşılıyor. Hürmüz Boğazının kapalı olması, Petro kimyasal gübre ve azotlu gübre (üre) arzının aksaması olası bir gıda krizini kaçınılmaz kılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gıda krizi bizi etkiler mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gübre fiyatlarının globalde artması Türkiye’yi önemli ölçüde olumsuz etkileyecektir. Ülkemiz gübre ve üre gibi tarım girdilerini ithal ediyor. Arap Yarımadasında meydana gelen savaşlardan çok olumsuz etkiledik. Maalesef olumsuz etkilerin artarak devam edeceğini düşünüyorum. Bir an önce ateşkes ilan edilerek masaya dönülmesi yönünde ki diplomasi çalışmalarına devam etmeliyiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 16 Mar 2026 00:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Savcılık kapısından GTİP notları]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/savcilik-kapisindan-gtip-notlari/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/savcilik-kapisindan-gtip-notlari/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu kadar büyük bir insan topluluğuna temas eden bir kurumsa söz konusu olan bu kadar yorum duymakta normaldir diye düşünüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak gümrükle yaşayanların, ki özellikle sahada bulunanların, canı sıkılır, karnı şişer ileri geri yorumlar duyduklarında. Kendilerini gümrüğün bir parçası sayarlar çünkü. Mesela ben onlardan biriyim. İdareye de meslektaşlarıma da toz kondurmam. Gümrük konusunda biraz fanatiğim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;GTİP farklılığı suç unsuru sayılmamalı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu duruşuma rağmen geçtiğimiz günlerde şahit olduğum bir olay pes dedirtti. Konu GTİP tespiti. Bir gümrük müşaviri bir eşyaya GTİP belirliyor. Eşya kırmızı hatta düşüyor. Kırmızı hat muayene memuru arkadaşımız eşyanın tespit işlemini yapıyor, muayenesini yapıyor. Fatura, diğer destekleyici evraklardaki beyanlar ile beyannamede bulunan GTİP kodu tutarlı. Eşyanın fiziki muayenesindeki bulgularda fatura ve diğer evraklarla uyumlu. Beklenen nedir? Beyannamenin blokesinin kaldırılması, beyannameye ait vergilerin ödenmesi ve eşyanın serbest dolaşıma girmesi. Fakat beyanname şimdi savcılık makamının önünde!!! Üstelik de beyan sahibinin Türkiye’de uzun yıllardır ticaret yapan çok büyük bir marka olmasına rağmen (iyi niyet ve düzgün ticaret karinesi olması bakımından bunu belirtiyorum).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gümrük idaresinin denetim yapması gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Muayene memurunun farklı düşünmesi gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İdarenin beyanı sorgulaması gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zaten sistem bunun için vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aksi halde ne risk analizi yapılmasının ne de muayene mekanizmasının bir anlamı kalır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak sorgulanması gereken başka bir konu daha var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir eşyanın GTİP&#039;ine ilişkin farklı değerlendirme yapılması her zaman suç işlendiği anlamına mı gelir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte asıl soru budur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Münferit olaylar değil genel uygulama değişmeli&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ne dosyanın içeriğini, ne beyanname sahibi firmayı, ne gümrük müşavirlik şirketini ne de gümrük idaresini söylemeyeceğim. Burada birilerini hedef göstermekten ya da münferit bir konuyu anlatmaktan çok, uzunca bir zamandır sürdürülen bu uygulamanın hem dış ticaret erbabımız hem de gümrük müşavirleri için artık ciddi bir rahatsızlık konusu haline geldiğini&amp;nbsp; belirtmek isterim. Bakanlığımızdaki değerli bürokratlarımızın bu uygulamadan haberdar olması için yazmak istedim.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü bu süreç yalnızca bir dosyayı etkilemiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şirketlerin itibarı etkiliyor, idarenin itibarını etkiliyor, yatırım kararları etkiliyor, meslek mensuplarının kariyerleri etkiliyor. Yıllar içerisinde oluşturulmuş kurumsal güven zarar görebiliyor. Üstelik daha sonra haklı çıkılsa bile bu süreçlerin bıraktığı izler kolay kolay silinmiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hukukun temel ilkelerinden biri orantılılıktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uygulanan tedbir ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge bulunmalıdır. Gümrük uygulamalarında da aynı hassasiyetin gözetilmesi gerekir. Çünkü GTİP farklılıkları gümrük uygulamalarının doğasında vardır. Dünyanın her yerinde aynı eşya için farklı yorumlar yapılabilir. Bu nedenle tarife pozisyonlarının belirlenmesine ilişkin kurallar, açıklama notları, bağlayıcı tarife bilgileri ve itiraz mekanizmaları vardır. Eğer her farklı yorum potansiyel bir suç olarak değerlendirilirse sistemin çalışması mümkün değildir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;GTİP farklılığı idare içinde çözülebilecek bir konudur. İzahat isteniyorsa izahat verilir. Hiçbir firma, hiçbir gümrük müşaviri bu izahati vermekten geri durmaz. Gerekli izahati veremiyorsa da zaten Gümrük Kanunu’nda cezası bellidir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Elbette kasıt varsa, sahtecilik varsa, yanıltıcı belge varsa durum farklıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaçakçılık Kanunu bunun için vardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimsenin buna itirazı olamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak Kaçakçılık Kanunu hükümlerine değen hiçbir konu olmamasına rağmen, zorlama çıkarımlarla GTİP değişikliği cezası ile çözülebilecek basit konuların Savcılık makamı önüne dosya olarak gittiğini neredeyse bütün piyasa biliyor. İşte bu nokta üzerine düşünülmesi gereken bir noktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sınırsız Sorumsuzluk Ortadan Kalkmalı&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benim şöyle bir önerim var. Bu kadar sınırsız sorumsuzluk olmasın. Dosyası Savcılık Makamı önüne götürülen kişiler, firmalar haklı olduklarını ispat ederlerse, adaleti boş yere meşgul edenler hakkında da idare tedbir alsın. Kurumsal markası zarar görenlerin adalet önünde bu zararlarını tazmin etme şansı var zaten. İdarenin de kendi itibarını zedeleyenler için bence uygun göreceği bir disiplin anlayışını getirmesi gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben yazayım sen derdini Kadıya anlatırsın anlayışı bir ölçü olarak sürdürülemez. Yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmenin ne kadar güç olduğunu sanırım artık çocuklar bile biliyor. Bu şekilde arkası önü düşünülmeden yapılan uygulamalar hem gümrüğün imajını zedeliyor hem fütursuz konuşmaları tetikliyor hem de insanların kuruma olan güvenini olumsuz etkiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 15 Jun 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Karbon vergisinden kaçış yok]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/karbon-vergisinden-kacis-yok/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/karbon-vergisinden-kacis-yok/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;2025’te başlayan raporlama süreci, 2026 itibarıyla karbon vergisi sürecine evrildi. Ancak henüz ihracatçının cebinden doğrudan bir ödeme çıkmadığı için piyasa genelinde bir rahatlık söz konusu. Ödemeler başladığında, bu konunun ne kadar ciddi ve can yakıcı olduğu çok daha net anlaşılacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kaçış yok&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Benim sektörümle ilgili değil”, “Demir-çelik, çimento, alüminyum ya da gübre işi yapmıyorum”, “Zamanı gelince bakarız”, “Bugüne kadar neleri çözmedik, bunu da çözeriz” şeklinde düşünenler varsa, uyarmakta fayda var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karbon vergisi açısından riskli sektörlerde yapılan ihracatta şu an için ödeme sıfır görünüyor. Ancak salınan karbon miktarının referans değerleri aşan kısmı için mali yükümlülük çoktan oluşmuş durumda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki ödeme ne zaman başlayacak?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1 Şubat 2027 itibarıyla ödeme yükümlülüğü devreye girecek. O noktada sektörlerden ciddi tepkiler yükselmeye başlayacaktır. İlk beklentinin “destek ödemesi” yönünde olacağını şimdiden öngörmek zor değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın etki analizlerine göre sektör bazında ortalama tablo şu şekilde:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Demir-çelik: 8 milyon ton ihracat, 15,2 milyon ton karbon salımı, 1,14 – 2,28 milyar €&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Çimento: 5 milyon ton ihracat, 4 milyon ton karbon salımı, 300 – 600 milyon €&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Alüminyum: 1,5 milyon ton ihracat, 12 milyon ton karbon salımı, 900 milyon – 1,8 milyar €&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Gübre: 2 milyon ton ihracat, 5 milyon ton karbon salımı, 375 – 750 milyon €&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu verilere göre 2027 yılında Türkiye ekonomisinden yaklaşık 2,7 milyar € ile 5,4 milyar € arasında bir nakit çıkışı gerçekleşecek. İhracatçılar, kur riskine ek olarak yeni bir maliyet cephesiyle karşı karşıya kalacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye’nin kendi Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) devreye alması planlanıyor ve bunun Şubat 2027’de gerçekleşmesi bekleniyor. Bu sistem devreye girdiğinde Türkiye’nin tahsil edeceği karbon vergisi, AB’ye ödenecek tutardan mahsup edilebilecek. Ancak bu durum, 2026’da oluşan ve 2027’de ödenecek yükümlülükleri etkilemeyecek. Etkisi ancak 2028 ödemelerinde görülebilecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öte yandan, Türkiye’de oluşacak karbon fiyatının başlangıçta AB seviyesinin yaklaşık yarısı düzeyinde olması bekleniyor. Bu nedenle sistemin oturması ve ihracatçının ödemelerini AB yerine Türkiye’ye yapması zaman alacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Makine ve Otomotiv&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2028 sonrası dönem, SKDM açısından “derinleşme” süreci olacak. Bu aşamada artık sadece sektörler değil, ürün bazlı kapsam belirleyici olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2028–2030 arasında ara ürünler ve dolaylı emisyonlar da kapsama dahil edilecek. Böylece çok daha fazla GTİP kaleminin uygulama içine girmesi bekleniyor. Bu süreçten en çok etkilenmesi beklenen sektörlerin başında makine ve otomotiv geliyor. Mevcut sektörlerde yaşanan uyum sürecinin, bu alanlarda çok daha sert hissedileceği öngörülüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2030–2034 döneminde ise büyük genişleme yaşanacak. Plastik, kimyasal hammaddeler, petrokimya, rafine petrol ürünleri, yakıt türevleri, cam, seramik, kağıt ve tekstil sektörleri de kapsama dahil edilecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İhracatçı ne yapmalı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Riskli sektörlerde faaliyet gösteren ve 2028 sonrası kapsama girecek sektörlerde yer alan ihracatçıların vakit kaybetmeden şu adımları atması gerekiyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Emisyon veri altyapısı derhal kurulmalı. Üretimde kullanılan tüm girdilere ait emisyon verileri toplanmalı, izlenebilir ve denetlenebilir şekilde kayıt altına alınmalı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Denetçi akreditasyon süreci belirsizliğini korurken, veri disiplini oluşturulmalı. Denetim imkanı doğduğunda veriler doğrulanmaya hazır olmalı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Türkiye için belirlenen varsayılan değerler, gerçek değerlerin 3–4 katına çıkabiliyor ve bu durum ciddi maliyetlere yol açabiliyor. Bu yüzden varsayılan değer tuzağından kaçınılmalı.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	CBAM maliyetinin hangi tarafça karşılanacağı sözleşmelerde açıkça tanımlanmalı. Hukuken ithalatçı sorumlu olsa da, müzakere edilmezse bu yük fiilen ihracatçıya yansıyabilir. Özellikle KOBİ’lerin bu konuda hukuki destek alması kritik önem taşıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	Karbon fiyatlarının çeyrek dönemler halinde güncellenmesi nedeniyle, düşük katma değerli ürünlerde kârlılık hesapları zorlaşıyor. Bu belirsizliğin etkisini azaltmak için sözleşmelere gerekli maddeler eklenmeli.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;•	En önemlisi Şubat 2027’de devreye girecek Türkiye ETS sistemine hazırlık yapılmalı. Çünkü bu sistem mahsuplaşma imkânı sunacak. Bu imkândan faydalanabilmek için emisyon verilerinin eksiksiz ve doğrulanmış olması gerekiyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 13 Apr 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Güçten birlik doğar]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/gucten-birlik-dogar/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/gucten-birlik-dogar/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Daha önce yazdım mı bilmiyorum. Ben gümrük müşaviriyim. Bu hafta, dış ticaretin kalbinde yer alan gümrük müşavirliği sektörü üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Aslında yazacağım konu sadece gümrük müşavirliği ile sınırlı değil. Bugün birçok sektörde benzer bir yapı var ama gümrük müşavirliği sektörü en net görüldüğü alanlardan biri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sektör çok parçalı bir yapıya sahip. Büyük çoğunluğu küçük ölçekli şirketlerden oluşuyor. Ancak, iş gücü ve beyanname hacminin de küçük şirketlerde olduğu anlamına gelmiyor. Küçük ölçekli şirketler, kıt kaynaklarla büyük ölçekli şirketlerle aynı işi yapmaya çalışıyor. Sorun tam da burada başlıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugünün dünyasında dış ticaret şirketleri artık sadece işlem yapan değil, sistem kuran yapılarla çalışmak istiyor. Entegre olabilen, anlık raporlama yapabilen, mevzuat riskini minimuma indiren, hatasız ve hızlı çalışan profesyonel yapılar tercih ediliyor. Bunun için ne gerekiyor? Teknolojik dönüşüm. Küçük ölçekli şirketlerin en büyük eksiği de tam olarak bu. Teknoloji yatırımı yapacak finansal güç yok. Teknoloji açığı insan kaynağı ile kapatılmaya çalışılıyor. Daha fazla personel, daha fazla maliyet halini alıyor. Nitelikli personel bulmak ise zaten başlı başına bir problem. Bu da maliyetleri daha da yukarı taşıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üzerine vergi ve operasyon yükü de eklendiğinde tablo sürdürülemez bir hal alıyor. Bu yüzden küçük şirketlerin müşteri kaybetmesi doğal bir sonuç haline geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu durum başka sektörlerde nasıl çözülüyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanayide küçük üreticiler organize sanayi bölgelerinde bir araya geliyor. Tarımda üreticiler kooperatifleşiyor. Kuyumculuk sektöründe bile kümelenmeler ve ortak yapılar kuruluyor. Yani insanlar aynı işi yaparken ayrı ayrı mücadele etmek yerine güçlerini birleştiriyor. Yani ‘güçten birlik doğuyor’.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki aynı sahada, aynı işi yapan gümrük müşavirliği şirketleri neden bunu yapmıyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Konu güven mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kimin markası altında birleşileceği mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ego mu?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yoksa herkesin kendi işini tek başına yapma alışkanlığı mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada çok temel bir yanlış algı var. Güç birliği yapmak teslim olmak değildir. Tam tersine, bu bir stratejidir. Herkesin kendi işini yaptığı maliyetlerin, altyapının paylaşıldığı bir model mümkün değil mi? Elbette mümkün. Fakat Gümrük müşavirleri çok yoğun çalışıyor ama bu yoğunluk, gelişmeye götüren bir yoğunluk değil. Bu, sürekli risk üreten, hata yapma ihtimalini büyüten bir tempo.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Telefonu hiç susmayan, tatilde bile beyanname kontrol eden, en küçük hatada ciddi yaptırımlarla karşılaşma ihtimali olan bir meslekten bahsediyoruz. Üstelik sürekli değişen mevzuat da cabası.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu tempoda kim strateji düşünebilir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kim geleceği planlayabilir?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa dünya hızla değişiyor. Ticaretin yapılış şekli değişiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SKDM geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ICS2 geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapay zekâ geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki küçük ölçekli gümrük müşavirliği şirketleri bu dönüşüme ne zaman hazırlanacak? Gerçekçi olalım. Bu tempo ile bu dönüşüm yakalanamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık mesele büyümek değil, var kalmak. Bu yapı değişmezse küçük şirketler yavaş yavaş sistemin dışında kalacak. Belki bir anda değil, ama zamanla. Çünkü rekabet artık sadece işi yapmakla değil, doğru altyapı ile yapmakla ölçülüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yüzden yeni bir anlayışa ihtiyaç var. Daha büyük olmak için değil, ayakta kalabilmek için.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kim bilir, belki de gerçekten bir yolu vardır.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 11 May 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Asıl sorun kaynak eksikliği değil]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/asil-sorun-kaynak-eksikligi-degil/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/asil-sorun-kaynak-eksikligi-degil/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Sanayici destek bulamadığından, tüccar tahsilat yapamadığından, inşaat sektörü yeni projelere finansal kaynak bulamadığından, küçük esnaf işlerin durduğundan sızlanıyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hiç şüphesiz bu sızlanmaların büyük bir bölümünde haklılık payı var. Maliyetler çok yüksek. Finansmana erişim oldukça zor. Tahsilat çok büyük bir dert. Kısacası hiç kimse önünü göremiyor. Her şey belirsiz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fakat benim aklıma takılan bir yer var. Biraz iğne çuvaldızı meselesi aslında benim meselem. Bir içgörü arıyorum kendi adıma. Soru şu; ‘gerçekten tek sorun ekonomik kaynak yokluğu mu?’ Piyasaya büyük adetlerde ürün arz eden şirketlere, turizm sektörüne, inşaat sektörüne, küçük esnafa bakıyorum herkes her yıl, her ay, her hafta, her gün herkes para arıyor!!&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir iş gelişmiyorsa, bu gelişime bağlı olarak büyümüyorsa bu kadar kaynak ihtiyacı neden?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kolay olan mı? Doğru olan mı?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir soru sorduğunuzda aslında bir kapıyı açmış oluyorsunuz. İlk soruyu sorduktan sonra ikinci soru hemen geliyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşler iyi giderken, yapmamız gereken doğruları yaptık mı?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yoksa işler iyi giderken kolay olan yolları mı tercih ettik?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mesela işler iyi giderken elde ettiğimiz kazançlarımızı arsaya, eve, arabaya yatırmak yerine işimizi geliştirmek için harcadık mı?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünyadaki gelişmeleri okuyup analiz edebilmek için gerekli düzenli çalışmayı yaptık mı?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelecek projeksiyonlarımızı oluşturduk mu?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni şeyler bulabilmek için kendimize yeterince vakit ayırdık mı? Hiç hayal kurduk mu?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evden çıkmadan alışveriş yapabilmek, bankaya gitmeden cebimizdeki bir cihazla işlem yapabilmek, elektrikli otomobiller, bir şirketin uzaya turistik gezi düzenlemesi bunların hepsi bir zamanlar hayaldi! Artık gerçek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin, karanlıkta çalışan fabrika fikrini neden ilk biz kurmadık?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünyanın bir yerlerinde 3D yazıcılarla yapılan evler satışa sunulurken, biz neden benzersiz bir inşaat anlayışını dünyaya hediye etmedik?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bence bizim bu durumda olmamızın en önemli sebebi, ekonomik kaynak peşinde koşarken fikri kaynakları gözden kaçırıyor olmamız. Fikri kaynak fikir halindeyken yeterince değer vermiyor oluşumuz. Çünkü düşünmeye zamanımız yok. Çünkü hayal kuramıyoruz. Hayal kuramıyoruz,&amp;nbsp; çünkü para aramakla meşgulüz, vaktimiz yok. Hayal kuramıyoruz, çünkü paramız yok. Hayal kuramıyoruz çünkü halimiz yok. Biz kolay ve garantili işleri seviyoruz.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu zaviyeden konuyu değerlendirdiğimde gerçekten en büyük sorunun ekonomik kaynak sorunu olduğuna inanamıyorum. Bizde ‘para harcamak içindir’ anlayışı yaygın. Parayı gelişim aracı olarak gören çok az kişi tanıdım hayatımda. Parayı kazandıysak artık gelişmeye gerek yok diye düşünüyoruz. Çünkü tek hedefimiz bu. Parayı bulmak. Nihai final noktası olarak görüyoruz bunu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hayal etmek gelişmenin ilk evresidir. Üstelik hayal etmek hava gibi su gibi bedavadır. Hayal edemiyorsak bile hayal edenlere müsaade etmemiz gerektiğini düşünüyorum. En çok da çocuklarımıza. Çocukları hayal etmekten vazgeçmiş bir toplumun gelecekte refaha kavuşmasının mümkün olacağını düşünmüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Unutmayalım, işgal altında, yokluk içinde bir milletin ayağa kalkması bir zamanlar büyük bir hayaldi. Gerçek oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 08 Jun 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Savaş SKDM kemerini gevşetiyor mu?]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/savas-skdm-kemerini-gevsetiyor-mu/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/savas-skdm-kemerini-gevsetiyor-mu/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Ancak hayatın sert gerçekleri bizi; aksayan tedarik zincirlerini, tırmanan enerji maliyetlerini ve dünyanın yeni &quot;köşe kapmaca&quot; oyununu konuşmaya mecbur bırakıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün artık 11-16 yaşındaki çocuklar bile dünyanın merkezine kimin oturacağını, kimin bu koltuğu kaybetmek istemediğini biliyor. Bu yaşlarda çocuklarınız varsa ve bu konularda hiç konuşmadıysanız şöyle bir dil ucuyla sorun isterseniz. Sizi temin ederim neler söylediklerine şaşıracaksınız.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bir güç savaşı. Daha önce ki yazılarımda olası bir gıda krizinden bahsetmiştim. Bu yazımda da savaşın devasa bir çevre krizini tetikleme potansiyeli olduğunu söylemek isterim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karbon Vergisi&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ticaret dünyasının malumu olduğu üzere; Yeşil Mutabakat çerçevesinde geliştirilen ve 2026 itibarıyla tam anlamıyla yürürlüğe giren Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (SKDM), karbon emisyonlarını 2034’e kadar sıfırlamayı hedefliyor. Geçtiğimiz yıl demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ve elektrik sektörlerinde raporlama süreciyle başlayan bu süreç karbon fiyatlandırması ile devam ediyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karbon vergisi nasıl tahsil ediliyor? Basit bir matematikle; AB’nin 2026 için belirlediği referans değerlerin üzerine çıkan her birim, karbon fiyatı ile çarpılarak karşımıza maliyet olarak çıkıyor. Örneğin demir-çelik sektöründe 1 ton üretimde 0,60 karbon salımı referans kabul edilirken, siz 0,80 salım yapıyorsanız, aradaki 0,20’lik (0,20 x karbon fiyatı) farkın bedelini ödüyorsunuz. AB içi üretici tüm salımı üzerinden vergi öderken (0,80 x karbon fiyatı), dışarıdan ihracat yapanlara sağlanan bu kısmi avantajın temel nedeni, küresel tedarik zincirinde yaşanabilecek bir kırılmanın önüne geçmek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB’nin üçlü kıskacı ve enerji paradoksu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemize yapılacak ihracatlar da karbon vergisi tahsilatı yapmak hem kendi üreticimizi güçlendirmek, hem elde edilecek gelirleri sanayimizi yeşile dönüştürmek için kullanmak açısından önemli.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Avrupa Birliği bugün derin bir dönemeçte. Bir yanda Çin’in agresif büyümesi, diğer yanda ABD’nin her sabah değişen politikaları ve bir yandan da dünyanın geleceği için atılması gereken yeşil adımlar... Tüm bu denge arayışına bir de ekonomik daralma ve enerji krizi eklenmiş durumda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AB’nin son dönemde hızla imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA), bu konuda bize bir ipucu veriyor. Yeni partnerlerin teknolojik olarak SKDM’ye bu hızla adapte olması pek mümkün görünmüyor. Bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: AB, yeşil hedeflerinde esnemeye mi gidiyor?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kömürün dönüşü ve gevşeyen kemerler&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asya cephesinde savaşın etkisiyle durma noktasına gelen LNG sevkiyatları; Bangladeş, Filipinler ve Tayland gibi ülkeleri kömür yakıtlı termik santrallere geri döndürdü. Daha da çarpıcı olanı, Avrupa Komisyonu’nun artan enerji maliyetleri sebebiyle ek emisyon izinleri verebileceğini duyurmasıyla karbon fiyatlarının AB’de %5 oranında düşmesi oldu. Bu, 2023 baharından bu yana görülen en düşük seviye.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Topluca bir değerlendirme yapınca; AB, kapısına dayanan enerji krizi ve jeopolitik riskler nedeniyle karbon kemerini bir süreliğine gevşetmek zorunda kalacak gibi görünüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye tarafına gelince... İlk çeyrekte ne kadar karbon vergisi maliyetine katlandığımız konusuna bu hafta girmedim. Haftaya bu konuyu detaylandırmak istiyorum. İlk söyleyen ben olmayacağım elbette ama şu gerçeği bugünden not düşeyim, Kendi Emisyon Ticaret Sistemimizi (ETS) bir an önce devreye almamız artık bir zorunluluk.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Varsayılan emisyon değerleri demir çelik sektörünün üretim gerçekleriyle uyuşmuyor &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçtiğimiz hafta Ege İhracatçı Birlikleri tarafından yapılan bilgilendirmede, Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan’ın dikkat çektiği önemli bir konuyu aktarmak isterim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sektörde üretimin %70’i, elektrik ark ocakları kullanılarak hurda bazlı gerçekleştiriliyor. Bu durum, Türkiye’yi düşük karbon yoğunluklu üretim yapan ülkeler arasında öne çıkaran bir avantaj. Ancak, ürünün içerdiği emisyon verilerinin tam ve uygun biçimde belgelenemediği durumlarda &quot;varsayılan emisyon değerleri&quot; (defaultvalues) devreye giriyor. Bu uygulama, SKDM (CBAM) kaynaklı mali yükü doğrudan artırıyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 06 Apr 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Yeni para birimi: Güven]]></title>
<link><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-para-birimi-guven/]]></link>
<guid isPermaLink="true"><![CDATA[https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-para-birimi-guven/]]></guid>
<description><![CDATA[&lt;p&gt;Bu söylem artık hakkıyla kullanılabilir. Çünkü dünya ticaretinde artık para birimi değişiyor. Yeni rezerv para birimimiz: güven.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sanayi Devrimi’nden sonra yüksek adetli üretimin ve buna bağlı olarak farklı pazarlara ulaşmanın türlü yolları arandı. Pazar arayışları sömürgecilik sürecini tetikledi. En nihayetinde paylaşılamayan pazarlar büyük dünya savaşlarını doğurdu. Sonrasında yaşanan süreç ise bir barış iklimini beraberinde getirdi. Her ne kadar arada Soğuk Savaş dönemi yaşanmış olsa da ticaret birleştirici güç olarak bir diplomasi dili haline geldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geçtiğimiz yirmi yıla kadar bu barış iklimi sürerken, teknolojik gelişmelerin hayatımıza hızla girmesi ve hayatımızı değiştirmesiyle birlikte bu dönem yerini yeniden çatışmalara bıraktı. Yeni ekonomi dili bu dönemi ticaret savaşları olarak adlandırdı. Ticaret savaşları ise bugün yerini gerçek savaşlara bırakmış durumda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bildiğimiz klasik kapitalist anlayış artık egemen devletlerin alışık olduğu düzende ilerlemiyor. İlerlemeyecek de. Bu kez süper bağımsız bir değişken devrede: teknoloji. Yakın gelecekte sadece ekonomik sermaye ticaret yapmak için yeterli olmayacak. Geleceğin yeni para birimi güven olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ticarette güven ne demek?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık bir malı en uygun maliyetle satan değil; güvenli üretim yapan, karbon salımını yöneten, güvenilir taşıyıcıyla çalışan, güvenli rotaları kullanan ve zamanında teslim eden şirketler öne çıkacak. Aynı şekilde herkes mal alamayacak; ödemesini zamanında yapan, kaynağı şeffaf ve meşru olan parayla çalışan, tedarikçisine dikkat eden ve finansal ilişkileri temiz olan şirketler ticaret yapabilecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Söz konusu yeni değerler elbette yeni bir anlayışı ve yeni bir sistemi beraberinde getiriyor. Bu sistem kendisini sürekli denetleyen, hatayı tolere etmeyen daha net bir sistem olacak. Teknolojinin sağladığı imkânlar artık böyle bir sistemi kurmayı mümkün kılıyor. Bu yeni sistemde en önemli kaynak veri olacak. Ama sıradan veri değil; güvenilir veri.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;SAFE Framework&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünya Gümrük Örgütü’nün ilk olarak 2005 yılında ortaya koyduğu ve zaman içinde güncellediği SAFE Standartlar Çerçevesi (SAFE Framework of Standards) bu dönüşümün ilk ve en önemli işaretlerinden biriydi. Gümrük idarelerinin kendi aralarında iletişimi ve iş dünyasının gümrüklerle iş birliği içinde hareket etmesiyle tedarik zincirinin güvenliğini sağlama yaklaşımı ortaya çıktı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında bu anlayışı biz 11 Eylül saldırılarından sonra güç kazanan güvenli tedarik zinciri yaklaşımıyla birlikte gördük. Bu yaklaşımın en somut örneklerinden biri AEO (Authorized Economic Operator), yani bizdeki adıyla Yetkilendirilmiş Yükümlü (YYS) modelidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Adı AEO olur mu bilinmez, ancak yakın gelecekte YYS alırken cevapladığımız soruların ve doldurduğumuz kutucukların ticaretin doğal bir parçası haline gelmesi kaçınılmaz görünüyor. O kutucuk dolu değilse geçmiş olsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni kavram: Data-Driven Trade (Veri Temelli Ticaret)&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu kavram aslında teknolojik bir yenilikten çok yeni bir anlayış olarak karşımıza çıkıyor. Yeni model, ticaret gerçekleştikten sonra belgeler üzerinde yapılan kontrolü değil, ticaret henüz başlamadan önce oluşan veriler üzerinden analiz yapmayı esas alıyor. Yani artık ticareti temsil eden evraklar kontrol edilmiyor; ticaretin verileri analiz ediliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu analiz karşımıza başka bir kavramı çıkarıyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;End-to-End Visibility.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani uçtan uca görünürlük.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun zamandır finans piyasalarında aşina olduğumuz bir kavram olan şeffaflık artık global ticarette de temel bir unsur haline geliyor. Kimin ürettiği, kimin taşıdığı, hangi rotayı kullandığı ve ne zaman teslim ettiği gibi bilgiler uçtan uca görünür olmak zorunda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni devlet anlayışı nasıl olacak?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devletler yeni dönemde denetleyici rollerini ne ölçüde sürdürebilecekleri sorusuyla karşı karşıya. Çünkü artık ticaret veriler üzerinden yürüyecek ve ticaret piyasası bu değişime duyarlı hale gelecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yeni devlet anlayışı ticareti kontrol eden değil, sistemi kuran devlet anlayışı olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günümüzde insan ihtiyaçlarının çeşitliliğinin artması ve global ticaret hacminin kontrol edilmesi zor seviyelere ulaşması risk unsurlarını artırmıştır. Bu nedenle devletlerin yeni politikası riski tamamen ortadan kaldırmak değil, riski doğru şekilde yönetmek olmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte tam bu noktada yeniden aynı kavramlara geliyoruz:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;blockchain, IoT, yapay zekâ ve Data Hub.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkeler elbette kendilerini bu yeni çağa uydurmak için er ya da geç gerekli altyapıları kuracak ve bu sisteme entegre olacaklar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Asıl mesele şu:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Henüz Yeşil Mutabakat sürecine uyum konusunda zorlanan ticaret erbabımız bu teknolojik dönüşüme nasıl adapte olacak?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sorunun cevabı, önümüzdeki dönemin en önemli rekabet alanlarından biri olacak.&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;br&gt;&lt;/div&gt;]]></description>
<pubDate><![CDATA[Mon, 04 May 2026 02:00:00 GMT]]></pubDate>
</item>
</channel>
</rss>