<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom">
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/modules/blog/atom.php?cid=45" rel="self" type="application/rss+xml" />
<id>tag:gazetebirlik.com,2015:cid-45</id>
<title type="text">Analiz Gazetesi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/" />
<generator>Analiz Gazetesi</generator>
<updated>2026-05-10T11:21:47+03:00</updated>
<entry>
<title type="text">Hantavirüslü gemideki 3 Türk ülkeye getirilecek</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/hantaviruslu-gemideki-3-turk-ulkeye-getirilecek-4680/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/hantaviruslu-gemideki-3-turk-ulkeye-getirilecek-4680/</id>
<published><![CDATA[2026-05-10T11:21:47+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-10T11:21:47+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4043CD-6CE2CE-ED5652-046F7A-223EAA-0F56E5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hantavirüs vakası görülen gemideki 3 Türk vatandaşı yarın Türkiye'ye getirilecek.</p><p>Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:</p><p>Uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan ve sağlık durumları yakından takip edilen 3 vatandaşımız yarın ülkemize getirilecektir. İlgili uluslararası otoritelerle koordinasyon içinde yürütülen takip sürecinde, vatandaşlarımızda herhangi bir semptom ve hastalık bulgusu olmadığı bildirilmiştir. Ülkemize ulaştıkları andan itibaren, karantinaya alınacak ve sağlık süreçleri Bakanlığımızca titizlikle yürütülecektir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nobel İlaçta üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-4213/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/nobel-ilacta-ust-duzey-atama-4213/</id>
<published><![CDATA[2026-05-09T10:26:24+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-05-09T10:26:24+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_399D53-38BE7C-169056-D79978-2AFC82-B9AFAB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Farklı sektörlerde kazandığı deneyimiyle İlker Özer, Nobel İlaç’ın teknoloji temelli inovasyon yaklaşımına paralel olarak dijital dönüşüm stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanmasına liderlik edecek.</p><p>Dijital dönüşüm ve veri odaklı organizasyon yapılarının kurulması ve yönetilmesi konusunda 20 yılı aşkın deneyime sahip olan İlker Özer; teknolojiyi iş hedeflerine entegre eden yaklaşımı sayesinde kurumların sürdürülebilir büyüme yolculuklarına katkı sağlamış, Pulcra Chemicals Group, Tadım Gıda, DB Schenker-Arkas, Samsung Electronics, BSH Ev Aletleri ve Veripark gibi ulusal ve uluslararası ölçekte faaliyet gösteren şirketlerde üst düzey görevler üstlenmiştir.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim'de üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2356/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-2356/</id>
<published><![CDATA[2026-04-29T08:59:42+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-29T08:59:42+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5EA488-D32AB1-632BD2-370181-DF1E49-AFDAC9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türk ilaç sektöründe 24 yıldır kesintisiz liderliğini sürdüren Abdi İbrahim, bu güçlü konumunu uluslararası pazarlarda da istikrarlı şekilde devam ettiriyor. Türkiye dışında 19 ülkede kendi organizasyonel yapılanmasıyla faaliyet gösteren şirket, Avrupa Birliği ülkelerinden Kanada’ya, Kuzey Afrika’dan Asya ve Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada 70’ten fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Bu doğrultuda şirket, uluslararası pazarlardaki büyümesini destekleyecek iki üst düzey atama gerçekleştirdi.</p><p></p><p>Natasha Poposka: Abdi İbrahim Kuzey Makedonya Ülke Müdürü</p><p></p><p>Eczacılık lisans eğitimini Ss. Cyril ve Methodius Üniversitesi’nde tamamlayan Poposka, işletme alanında yüksek lisans derecesine sahip. Kariyerine GlaxoSmithKline’da başlayan Poposka, burada Satış Müdürü ve Terapötik Alan Lideri olarak görev aldı. Ardından Sandoz’da Reçeteli Ürünler İş Birimi Başkanı, Pazarlama &amp; Portföy Müdürü ve İş Geliştirme Müdürü olarak; Makedonya, Arnavutluk ve Kosova’dan sorumlu rollerde yer aldı. Daha sonra Jaka Nova’da Makedonya Pazarlama ve Satış Direktörü olarak görev yapan Poposka, son olarak Septima Skopje’de Ticaret Direktörü olarak çalışıyordu. Natasha Poposka, Nisan itibarıyla Abdi İbrahim Kuzey Makedonya organizasyonunda Ülke Müdürü olarak göreve başladı. Bu atamayla Abdi İbrahim, yeni operasyonel yapılanmasını hayata geçirdiği Kuzey Makedonya pazarında faaliyetlerine başlarken, Balkanlar’daki varlığını ve etkinliğini daha da güçlendirmeyi hedefliyor.</p><p></p><p>Wael Okasha: Birleşik Arap Emirlikleri Ülke Müdürü</p><p></p><p>Helwan Üniversitesi Ticaret Bilimleri Bölümü mezunu olan Okasha, kariyerine iş geliştirme ve finans alanlarında başladı. Route, Acuman ve General Motors’taki deneyimlerinin ardından Sandoz’a geçti. Sandoz bünyesinde sırasıyla Mısır İş Planlama ve Analiz Müdürü, MENA Bölgesi İş Planlama ve Analiz Müdürü, Orta Doğu Mali İşler Direktörü (CFO) ve BAE &amp; Kuveyt İş Birimi Başkanı olarak çalıştı. Son olarak PromoPharma’da Dubai &amp; BAE Genel Müdürü olarak çalışan Okasha, Abdi İbrahim BAE organizasyonunda Ülke Müdürü olarak görevine başladı.</p><p></p><p>Her iki ülke müdürü de sorumlu oldukları pazarlarda Abdi İbrahim’in büyüme hedefleri doğrultusunda ticari faaliyetlerin geliştirilmesi ve organizasyonun güçlendirilmesinden sorumlu olacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Hashimoto hastalığından korunmanın 9 önemli kuralı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-913/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-913/</id>
<published><![CDATA[2026-04-28T09:04:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-28T09:04:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E60350-58E3B5-AA2795-04CD3B-DF23E8-9D20B1.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hashimoto tiroiditi, uzun süre belirti vermeden ilerlediği için hastalar yaşamlarının uzun bölümünde bu hastalıkla yaşamak zorunda kalabiliyor. Sinsi bir şekilde ilerlediği için genellikle tiroid tembelliği olarak bilinen hipotiroidiye yol açabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen ve tiroid hastalıklarının başında gelen Hashimoto tiroiti (kronik otoimmün tiroidit) farkındalık eksikliği nedeniyle geç tanı alan hastalıkların başında geliyor. Bu nedenle erken tanı için farkındalık büyük önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, Hashimoto hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p></p><p>Halsizlik, yorgunluk ve üşüme bu hastalığın belirtisi olabilir</p><p></p><p>Bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve en önemlisi Anti-TPO olan antikorlar, tiroid bezini yabancı olarak algılar ve hasara uğratır. Bu süreçte tiroid hücreleri zamanla zarar görür, bez küçülür ve fonksiyon kaybı gelişir. Hastalık genellikle yavaş ve sinsi ilerler. Erken dönemde belirtiler hafif olabilir ve başka hastalıklarla karıştırılabilen hastalığın en sık görülen belirtileri şunlardır:&nbsp;</p><p>•	Halsizlik ve yorgunluk</p><p>•	Üşüme</p><p>•	Kilo alma</p><p>•	Kabızlık</p><p>•	Saç dökülmesi</p><p>•	Cilt kuruluğu</p><p>•	Konsantrasyon güçlüğü&nbsp;</p><p>•	Motivasyon düşüklüğü</p><p></p><p>Hashimoto tiroiditi, ilerleyen dönemlerde şu belirtilerle kendisini gösterebilir:&nbsp;</p><p></p><p>•	Ses kalınlaşması</p><p>•	Yüzde şişlik</p><p>•	Adet düzensizliği</p><p>•	Nabızda yavaşlama</p><p>•	Kaş dökülmesi</p><p>•	Nedensiz kilo artışı ve halsizlik</p><p>•	Depresif ruh hali</p><p>•	Adet düzensizliği veya kısırlık</p><p>•	Ailede tiroid hastalığı öyküsü</p><p></p><p>Erken teşhis kalp damar hastalığı riskini de azaltabiliyor</p><p>Erken teşhis, Hashimoto hastalığının yönetiminde kritik bir rol oynar. Zamanında tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve hipotiroidi gelişmeden hasta düzenli olarak izlenebilir. Ayrıca erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riski azaltılabilir, metabolizma ve üreme sağlığı korunabilir. Özellikle gebelik planlayan ya da gebe olan kadınlarda erken teşhis, hem anne hem de bebek sağlığı açısından önemli avantajlar sağlar</p><p></p><p>Hastaya özel tedavi ömür boyu sürebilir</p><p>Hashimoto hastalığında tedavisi eksik olan tiroid hormonunun yerine konmasına dayanır. Bu tedavi kişiye özel olarak planlanır ve çoğu hastada uzun süreli, genellikle ömür boyu devam eder. Vitamin ve mineral kullanımı ise her hasta için rutin olarak önerilmez. Ancak eksiklik saptanması durumunda D vitamini, B12, selenyum, çinko ve demir gibi destekler mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genel olarak Hashimoto hastalığı, erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların yaşam kalitesi korunabilir.</p><p></p><p>Sebze ağırlıklı beslenmek Hashimoto tiroidi riskini azaltır</p><p>Hashimoto tiroiditi hastalığı uzman doktor kontrolünde yaşam değişikleriyle kontrol altına alınabilir. Glutensiz diyet yaklaşımı her hastada gerekli olmayabilir. Çölyak hastalığı varsa uygulanmalıdır. Bazı hastalarda gluten duyarlılığı bulunabilir. Hastalıktan korunmak için bu öneriler etkili olabilmektedir:&nbsp;</p><p></p><p>1.	Sebze ağırlıklı beslenmek</p><p>2.	Yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketmek</p><p>3.	İşlenmiş gıdalardan kaçınmak</p><p>4.	Aşırı iyot tüketiminden uzak durmak</p><p>5.	Şeker ve rafine karbonhidratları azaltmak</p><p>6.	Tütün ve ürünlerini kullanmamak</p><p>7.	Stres yönetimine dikkat etmek&nbsp;</p><p>8.	Düzenli uyku alışkanlığı oluşturmak</p><p>9.	Gereksiz takviyelerden kaçınılmak</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">65 yaş üstü için aşılar hayati önem taşıyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor-9335/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor-9335/</id>
<published><![CDATA[2026-04-23T12:06:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-23T12:06:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B63A73-A6244E-D57005-E72681-FBDE55-F540E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yaşamın bazı dönemleri enfeksiyonlar açısından daha yüksek risk taşır. Özellikle ileri yaşta, “kırılgan” olarak tanımlanan; yani çoklu hastalıkları bulunan ve genel sağlık durumu daha hassas olan bireylerin bağışıklık sistemi daha zayıf çalışır. Yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan bu durum, diyabet, kalp hastalıkları, KOAH ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların da etkisiyle enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine de neden olur.&nbsp;&nbsp;</p><p>Aşıların bir kısmı ömür boyu koruyuculuk sağlamadığı için, özellikle 65 yaş sonrasında belirli aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması büyük önem taşır.</p><p></p><p>65 yaş sonrasında yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesi öneriliyor&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık durumu ve yaşam kalitesini bütüncül olarak ele aldığını belirterek şunları söyledi: “65 yaş sonrasında demans (bunama), depresyon, osteoporoz (kemik erimesi), idrar kaçırma, malnütrisyon (yetersiz beslenme) ve sarkopeni (kas kaybı) gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığı artmaktadır. Bu sorunlar yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edildiği için dile getirilemeyebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa bile her yaşlı bireyin yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini öneriyoruz. Bu yaklaşım hem geriatrik sendromların erken dönemde fark edilmesini hem de koruyucu hekimlik uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlar. Örneğin kemik erimesi (osteoporoz) taraması 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara, 70 yaş üzerindeki tüm erkeklere önerilmektedir. Bunun yanında aşılar ve kanser taramaları gibi koruyucu sağlık uygulamaları da sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır” diye konuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor</p><p>“Aşılar, hastalıkları ortaya çıkmadan önleyerek bireysel ve toplumsal sağlığın korunmasında hayati bir rol oynar. Türkiye, aşılama alanında önemli başarılar elde etmiş bir ülke olup, toplumsal bağışıklama sayesinde birçok hastalığın görülme sıklığı da belirgin şekilde azalmıştır. Ayrıca aşılar, tedavi maliyetlerini önleyerek sağlık sistemine ekonomik katkı sağlar” diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: “Ben bir geriatri uzmanı olarak özellikle yaşlı nüfusa vurgu yapmak isterim. Aşılar çoğunlukla çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de aslında her yaş grubunda koruyucu sağlık açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik grupta aşılama çok daha kritik hale gelmiştir.”</p><p></p><p>Aşılar yaşlılıkta sadece enfeksiyonu değil, komplikasyonları da önler</p><p>Yaşla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama meydana geldiğini belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları ve KOAH gibi kronik hastalıkların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti. Aşılar, hastalıkları tamamen engellemese bile çok daha hafif geçirilmesini sağlar. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyredebilir, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı doğabilir. Aşılanan bireylerde ise hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir. Ayrıca enfeksiyonlara bağlı hastane yatışlarının yalnızca akut hastalıkla sınırlı kalmadığını belirten Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan, uzun süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme ve bağımlılık riskini artırdığına dikkat çekti.</p><p></p><p>Solunum yolu enfeksiyonları ileri yaşta daha ağır seyrediyor</p><p>Bazı aşıların yılın her döneminde yapılabildiğini, ancak özellikle solunum yolu viral enfeksiyonları açısından belirli riskli dönemler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, aşılama zamanlamasının önemine dikkat çekti: “İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok gibi etkenler ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. İnfluenza ve RSV enfeksiyonları özellikle sonbahar aylarından itibaren artar, kış mevsiminde ise en yüksek seviyeye ulaşır. Bu nedenle bu dönemler, özellikle riskli gruplarda aşılama açısından kritik önem taşır. Buna karşılık tetanos, zona, hepatit ve pnömokok gibi bazı aşılar mevsimden bağımsız olarak yılın herhangi bir döneminde uygulanabilmektedir.”&nbsp;</p><p>İleri yaş grubunda solunum yolu enfeksiyonlarının viral ve bakteriyel olarak iki ana grupta değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, “Viral enfeksiyonlar arasında influenza, RSV ve kısmen devam eden COVID-19 enfeksiyonlarını sayabiliriz. Ancak özellikle influenza ve RSV, ileri yaşta en sık ve en önemli solunum yolu viral enfeksiyonları olarak öne çıkmaktadır” dedi.</p><p>Bakteriyel enfeksiyonlar açısından en önemli etkenin pnömokok bakterisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, “Pnömokok, yaşlı bireylerde zatürreye en sık neden olan bakterilerden biridir. Bazı durumlarda enfeksiyon akciğerle sınırlı kalmayıp kana karışarak tüm vücuda yayılabilir. Bu durum ‘invaziv pnömokok hastalığı’ olarak tanımlanır ve ileri yaşta daha sık görülür. Özellikle kırılgan yaşlı olarak tanımladığımız; çoklu hastalığı olan, beslenme durumu bozulmuş, kas kaybı gelişmiş ve bakım ihtiyacı artmış bireylerde bu enfeksiyonlar çok daha ağır seyretmektedir” ifadelerini kullandı.</p><p>Bu hasta grubunda enfeksiyonların yalnızca daha ağır seyretmediğini; hastane yatış, yoğun bakım ihtiyacı ve solunum desteği gereksiniminin de belirgin şekilde arttığını söyleyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, yaşlanmayla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama olduğunu hatırlatarak diyabet, KOAH, astım ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların tabloyu daha da ağırlaştırdığını vurguladı.</p><p>RSV ve pnömokok ileri yaşta ciddi risk oluşturuyor</p><p>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin verileri de paylaşarak RSV enfeksiyonlarında ileri yaş yetişkinlerde semptomatik hastalık oranının yüzde 3–7 arasında değiştiğini, bu hastaların yaklaşık üçte birinin tıbbi tedavi gerektirdiğini ifade etti ve ekledi: “Tedavi edilenlerin yaklaşık yüzde 10’u hastaneye yatırılıyor, hastaneye yatan hastalarda ise yüzde 10–15 oranında yoğun bakım ihtiyacı gelişiyor, mortalite (ölüm oranı) ise yaklaşık yüzde 5 düzeyinde seyrediyor.”&nbsp;</p><p>Pnömokok enfeksiyonlarının da benzer şekilde ağır seyredebileceğini belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, TÜİK 2024 verilerine göre solunum sistemi hastalıklarının ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer aldığını, pnömoninin ise tek başına yaklaşık 40 bin ölümle önemli bir yük oluşturduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Viral enfeksiyonlar zaman zaman bakteriyel enfeksiyonlarla komplike hale gelebiliyor. Bu durum yaşlı hastalarda daha sık görülüyor. Özellikle diyabet, KOAH ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklar bağışıklık sistemini farklı mekanizmalarla etkilediği için enfeksiyon riskini artırıyor. Bu hastalıkların yaşlılıkla birlikte daha sık görülmesi, enfeksiyonlara karşı en önemli risk üçlüsünü oluşturuyor.”</p><p></p><p>Kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumlara dikkat&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil: “İleri yaş grubunda enfeksiyonların her zaman klasik belirtilerle ortaya çıkmadığını, ateş, öksürük ve balgam gibi tipik bulguların her zaman görülmeyebildiğini vurgulayarak, bunun yerine deliryum (kafa karışıklığı), dikkat ve oryantasyon bozukluğu, bilinçte dalgalanmalar ve hatta halüsinasyonlar gibi atipik bulguların ön planda olabileceğini söyledi. Bunun yanı sıra ani düşmelerin de enfeksiyonun ilk işareti olabileceğine dikkat çekti. Bu atipik tablo nedeniyle tanı ve tedavide gecikmeler yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, hastaların sağlık kuruluşlarına başvurduğunda daha ağır klinik durumlarla karşılaşılabildiğini ifade etti. Özellikle COVID-19 döneminde yaşlı bireylerin klasik solunum yolu bulguları yerine düşme veya bilinç değişikliği gibi şikâyetlerle başvurduğunun sıkça gözlemlendiğini hatırlattı.</p><p>Bu nedenle yaşlı bireylerin yakınlarının, genel durumdaki en küçük değişiklikleri bile dikkatle takip etmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Halil, kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumların mutlaka ciddiye alınması ve tıbbi değerlendirme gerektirdiğini belirtti.</p><p></p><p>Aşılama, yaşlı bireylerde ağır hastalık riskini azaltıyor</p><p>“Bazen viral enfeksiyonlar tabloya tek başına başlamıyor; üzerine bakteriyel enfeksiyonlar eklenerek hastalığın seyri ağırlaşabiliyor. Bunu özellikle yaşlı hastalarda sık görüyoruz. Örneğin RSV ya da influenza (grip) geçiren bir bireyde, sonrasında ikincil bakteriyel enfeksiyon gelişmesi klinikte karşılaştığımız önemli durumlardan biridir” diye belirten Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, sözlerine şöyle devam etti: “Yaşlı hastalarda diyabet sıklığının yaklaşık yüzde 45’e ulaştığını görüyoruz. Yaklaşık her iki yaşlı bireyden birinde diyabet olduğu anlamına geliyor ve diyabet bağışıklık sistemini en çok etkileyen kronik hastalıkların başında geliyor. Bunun yanında KOAH akciğer yapısını bozarak, kalp hastalıkları ise genel sağlık durumunu etkileyerek enfeksiyonlara karşı direnci azaltıyor. Diyabet, KOAH ve kalp hastalıklarının yaşlılıkla birlikte sık görülmesi, enfeksiyonlar açısından önemli bir risk üçlüsünü oluşturuyor.”</p><p>Aşılamanın bu noktadaki rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Halil, “Aşılar, bu hastalıkların ortaya çıkmasını tamamen engellemese de hastalığın çok daha hafif geçirilmesini sağlayabilir. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyrederek hastaneye yatış, hatta yoğun bakım ihtiyacı doğurabilirken; aşılı bireylerde hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir” dedi.</p><p></p><p>Aşılanma, 65 yaş üstünde enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik</p><p>“65 yaş üstü bireyler, tıpkı çocukluk çağındaki gibi özel bir grup olarak değerlendirilmelidir” diyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, bu yaş grubunda bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve eşlik eden kronik hastalıkların arttığını belirtti. Bu nedenle enfeksiyonların daha ağır ve atipik seyredebileceğine dikkat çekerek,&nbsp; 65 yaş üstü bireylerin hem enfeksiyonlardan korunmak hem de hastalığı daha hafif atlatabilmek için düzenli olarak aşılanması gerektiğini vurguladı.</p><p>“Hayatın belirli dönemlerinde belirli aşıların yapılması büyük önem taşıyor. Bu nedenle bireylerin doktora başvurduklarında aşı önerilerini özellikle sormaları gerekir” diyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, yoğun klinik tempo nedeniyle hekimlerin zaman zaman aşılamayı gözden kaçırabileceğini, bu noktada hastanın ‘Hangi aşıları yaptırmalıyım?’ sorusunu sormasının önemli bir hatırlatıcı olacağını ifade etti. Özellikle huzurevi ve bakım evi gibi toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riskinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekti.&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil sözlerini şöyle tamamladı: “65 yaş üstü bireylerin, hekimlerine başvurduklarında mutlaka aşılanma programı hakkında bilgi almaları ve önerilen aşıları zamanında yaptırmaları büyük önem taşımaktadır.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Wellcare, 'yaşamayı sevicen' yaklaşımını bir adım daha ileri taşıdı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yasamayi-sevicen-yaklasimini-bir-adim-daha-ileri-tasidi-8227/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yasamayi-sevicen-yaklasimini-bir-adim-daha-ileri-tasidi-8227/</id>
<published><![CDATA[2026-04-21T02:38:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-21T02:38:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_98316D-71DECC-F88BAB-B0EDA9-FBDC80-5658BE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sağlık anlayışının hızla dönüşüm geçirdiği bir dönemde, iyi yaşam kavramı da yeniden tanımlanıyor. Artık yalnızca hastalık anında devreye giren çözümler değil; yaşam kalitesini sürekli destekleyen, günlük rutine uyum sağlayan ve bireyin kendini iyi hissetmesine katkı sunan yaklaşımlar öne çıkıyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan Wellcare, yeni bakış açısını üç farklı ve inovatif ürünü olan Wellcare Seramid Kompleks, Wellcare Bromelain Trio ve Wellcare NeuroGo üzerinden somutlaştırdı.</p><p>Sağlıkta odak değişiyor: Tedaviden yaşam yönetimine</p><p>Swissotel The Bosphorus İstanbul’da gerçekleştirilen lansmanda Wellcare’in üç yeni inovatif ürünü olan Wellcare Seramid Kompleks, Wellcare Bromelain Trio ve Wellcare NeuroGo tanıtılırken yapılan değerlendirmelerde, sağlık sistemlerinin giderek daha proaktif bir yapıya evrildiği vurgulandı. Koruyucu sağlık yaklaşımı, erken müdahale ve yaşam kalitesinin sürdürülebilir şekilde desteklenmesi, sektörün temel başlıkları arasında yer alıyor.</p><p>İLKO İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel, bu dönüşümün yalnızca bir trend değil, sağlık ekosisteminin yeni normali olduğunu belirterek, şirketin faaliyetlerini konvansiyonel ilaç, biyoteknoloji ve tüketici sağlığı olmak üzere üç ana eksende yapılandırdığını ifade etti. Lansmanın açılış konuşmasını yapan Öncel, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p>“Wellcare markamız altındaki çalışmalarımızı farklı kılan en önemli unsur arkasındaki güçlü ilaç kültürü ve farmasötik bilgi birikimidir. Biz ürünlerimizi yalnızca bir tüketici ürünü yaklaşımıyla değil, farmasötik teknoloji, bilimsel veri ve ilaç Ar-Ge perspektifiyle geliştiriyoruz. Bugün lansmanını gerçekleştirdiğimiz üç yeni ürünümüz tam olarak bu yaklaşımın bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bilimsel temele dayanan, sağlıklı yaşamı destekleyen ve gerçekten fark yaratmayı hedefleyen ürünler. Önümüzdeki dönemde de sağlıklı yaşam ve longevity alanındaki çalışmalarımızı daha ileri taşıyarak katma değerli ve yenilikçi ürünleri kullanıma sunmaya devam edeceğiz. Bu alanda çok daha iddialı olacağımızı özellikle ifade etmek isterim.”</p><p>İyi yaşam artık gündelik hayatın bir parçası</p><p>Lansmanın moderatörlüğünü üstlenen Oylum Talu ise konuşmasında, sağlığın artık “ihtiyaç anına” sıkışan bir kavram olmadığını, günlük hayatın akışı içinde sürekli desteklenmesi gereken bir denge haline geldiğini vurguladı. Tüketici davranışlarının da bu yönde değiştiğini belirten Talu,&nbsp;</p><p></p><p>‘Kullanıcılar artık yalnızca ürünün ne işe yaradığını değil, yaşamlarına nasıl dokunduğunu ve kendilerinde nasıl bir karşılık bulduğunu sorguluyor’ dedi.&nbsp;</p><p>Güzellik anlayışı içeriden destekleniyor</p><p>Etkinliğin ilk bölümünde tanıtılan Wellcare Seramid Kompleks; saç, cilt ve tırnak sağlığını tek bir yapı altında ele alan formülüyle öne çıktı. Seramid, silisyum, resveratrol, çinko, bakır, biyotin gibi çeşitli vitamin-mineral bileşenlerini bir araya getiren ürün, normal saç, tırnak ve cilt fonksiyonlarını destekleyen yaklaşımıyla dikkat çekti. Ecz. Ece Bayram Çayırlı, son dönemde kombine ve bilimsel olarak desteklenmiş formüllere sahip ürünlerin daha fazla tercih edildiğini belirtti.</p><p>Metabolizma ve yaşam temposu arasındaki denge</p><p>Günümüz yaşam tarzının getirdiği yoğunluk, beslenme alışkanlıkları ve stres faktörleri, metabolizma üzerinde doğrudan etkili oluyor. Bu noktada tanıtılan Wellcare Bromelain Trio, fonksiyonel içerik yaklaşımıyla öne çıkan ürünlerden biri olarak konumlandı. Metabolizma ve hücresel dengeye yönelik değerlendirmelerde bulunan Dr. Dyt. Çağatay Demir, bu tür içeriklerin günlük yaşam temposuna uyum sağlayan destekler sunduğunu ifade etti. Bromelain, kuersetin ve krom içeriğiyle dikkat çeken ürünün, pratik bir kullanım avantajı sağladığı aktarıldı.</p><p>Dikkate değer yeni ürün: NeuroGo</p><p>Etkinliğin son bölümünde tanıtılan Wellcare NeuroGo ise sinir sisteminin normal işleyişine destek olmayı hedefliyor.&nbsp; Sitikolin, Fosfatidilserin, Magnezyum L- Treonat, Gingko Biloba Ekstresi, Vitamin B6, Vitamin B12 içeren ve tablet form olarak sunulan ürünün farklı kullanım alışkanlıklarına hitap ettiği aktarıldı. Dr. Melek Vuslat Özdoğan, günümüzde dikkat süresinin kısalması ve zihinsel yükün artmasının, bu alandaki destekleri daha görünür hale getirdiğini ifade etti.</p><p>Tek başına değil, bütün olarak sağlık</p><p>Lansman boyunca yapılan sunumlar, sağlığın artık parçalı değil bütünsel bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Cilt sağlığı, metabolizma, enerji ve sinir sistemi gibi farklı başlıkların aslında aynı bütünün parçaları olduğu vurgulandı. Wellcare’in yeni ürünlerinin de bu bütünsel bakış açısıyla geliştirildiği belirtilirken, markanın önümüzdeki dönemde günlük yaşamla uyumlu, bilimsel temelli çözümler sunmaya devam edeceği ifade edildi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sandoz İhracat Şampiyonları Listesinde üçüncü sırada</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/sandoz-ihracat-sampiyonlari-listesinde-ucuncu-sirada-7643/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/sandoz-ihracat-sampiyonlari-listesinde-ucuncu-sirada-7643/</id>
<published><![CDATA[2026-04-21T02:19:09+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-21T02:19:09+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F531EA-9E12E0-D1A216-6C5C16-57D06B-40F1EC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin (İKMİB) 2025 yılı İKMİB İhracatın Yıldızları Ödül Töreni, Hilton Mall of İstanbul Convention Center’da gerçekleşti. 2025 yılı rakamlarına göre ilaç kategorisinde Sandoz Türkiye bu yıl 110 milyon doların üzerindeki ihracat rakamıyla üçüncü sırada yer aldı.&nbsp; &nbsp;</p><p>Sandoz META Bölgesi ve Türkiye Ülke Başkanı Cengiz Zaim, yaptığı açıklamada şunları söyledi: “70. yılımızı kutladığımız 2025’te Türkiye’ye bağlılığımızı bu ödül ile ayrıca taçlandırmaktan mutluluk duyuyoruz” diyerek şöyle devam etti: “Uzun yıllardır yer aldığımız bu listedeki yerimizi her sene pekiştiriyoruz. Zorlu pazar koşullarına rağmen 2025 sonu ihracat rakamımız 110 milyon doların üzerine çıktı. Bu kesintisiz başarıda emeği olan tüm çalışanlarımıza teşekkür ederiz. Dünya genelindeki 18 üretim merkezi en büyük üç tesisimizden biri olarak yer alan Gebze fabrikamızda üretilen ilaçlarımız, Kanada ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu 60’tan fazla ülkede hastalara ulaşıyor.</p><p>Şirketin yakın dönemde gerçekleştirilen son yatırımının da ABD pazarına giriş açısından kritik öneme sahip FDA onay süreciyle paralel ilerlemesi bekleniyor.</p><p>Sandoz Gebze Üretim Tesisi Başkanı Didem Gelen yaptığı açıklamada, ‘Gebze tesisimiz, Sandoz’un global üretim ağı içinde stratejik konumuyla ilk üç tesis içinde yer alıyor ve milyonlarca hastanın tedaviye erişimini destekliyor. Son dönemdeki 80 milyon dolarlık yatırımımızla kapasitemizi 15 milyar tablete çıkarma yolunda ilerlerken hem Türkiye’nin ihracat gücünü artırıyor hem de dünya genelinde daha fazla hastaya ulaşmayı hedefliyoruz” dedi.</p><p>Küresel ölçekte erişilebilir sağlık ve sosyal etki&nbsp;</p><p>Sandoz, eşdeğer ve biyobenzer ilaç alanında küresel ölçekte faaliyet gösteren öncü şirketler arasında yer alıyor. 1886 yılında İsviçre’de kurulan şirket, 2026 yılında 140. yılını kutluyor. Her yıl yaklaşık 900 milyon hastaya ulaşan Sandoz, mevcut 11 biyobenzer ürünü ve önümüzdeki yıllarda pazara vereceği 27 yeni biyobenzer ilaç adayı ile bu alanda dünyada en fazla yatırım yapan şirketi konumunda bulunuyor. 2027’yi Altın Çağının başlangıcı olarak nitelendirirken, dünyada ve Türkiye’deki etkisini 2 katına çıkartmayı hedefliyor.</p><p></p><p>Şirket, küresel vizyonunu “hastaların tedaviye erişimini artırmak” mottosu etrafında şekillendirirken, sürdürülebilir sağlık sistemlerinin anahtarı olarak nitelendirdiği biyobenzer ilaçları yatırım stratejisinin odak noktasında konumluyor.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zade Vital,  DİJİSAG 2026'nın ilgi odağı oldu</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/zade-vital-dijisag-2026nin-ilgi-odagi-oldu-4183/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/zade-vital-dijisag-2026nin-ilgi-odagi-oldu-4183/</id>
<published><![CDATA[2026-04-16T09:00:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-16T09:00:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DF38B7-B1DA43-1A70B1-634F8F-89BDE3-D6B380.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>“Geleceğe değer üretmek” mottosu ile 9 farklı sektörde faaliyet gösteren ve Halil İbrahim Bacacı’nın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Bacacı Yatırım Holding şirketlerinden Zade Vital, İstanbul’da düzenlenen ve eczacı ile hekimlerin katıldığı DİJİSAG Kongresi’nde, Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp ve Zade Vital Genel Müdürü Hakan Keleş’in de katılımıyla yer aldı. Sağlık sektörüne ışık tutan bu önemli platformda Zade Vital, bilimsel yaklaşımı ve yenilikçi ürün portföyü ile dikkatleri üzerine çekti.</p><p>Bilimsel yaklaşım ve kalite odağında portföyünü geliştirmeye devam ediyor</p><p>Zade Vital’in kongredeki standında sektör profesyonelleri ile tanıştırdığı yenilikçi ürünlerinin özellikle fonksiyonel faydaya ve Zade Vital kalite güvencesine odaklanan bilinçli bir kitleye yönelik olduğunu aktaran Bacacı Yatırım Holding Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Pelin Erkıralp, çörek otu yağı, omega 3, koenzim Q10 ve selenyum içeren yenilikçi ürünleri Lipero’nun, portföylerinde öne çıktığını belirtirken; son dönemin trend etken maddesi Bromelain ve farklılaşan kapsül yapısıyla Ceramides’in de içerikleriyle dikkat çeken diğer lansman ürünleri arasında yer aldığını aktardı.</p><p>Kongrenin bulundukları sektör açısından önemine değinen Zade Vital Genel Müdürü Hakan Keleş ise şu bilgileri verdi: “Dijisag kongresi, sağlık profesyonelleri ile doğrudan temas kurduğumuz ve sahadan güçlü içgörüler aldığımız önemli bir platform. Zade Vital olarak bilimsel yaklaşımımız ve kalite odağımızla portföyümüzü sürekli geliştirmeye, yenilikçi ürünlerle zenginleştirmeye ve bütüncül bir değer sunmaya devam edeceğiz.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sağlık sektöründe güç birliği</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-sektorunde-guc-birligi-2801/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-sektorunde-guc-birligi-2801/</id>
<published><![CDATA[2026-04-14T09:43:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-14T09:43:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1EF47F-3F3F63-5C4F48-3C847D-629484-7C7ABB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Kupix Pharma olarak Es Health Pharma Kurucusu olan Eray Sonat ile el sıkışan Sayın Mutaf büyük hedeflerle yola çıktıklarını açıkladı.&nbsp;</p><p>Bu güçlü iş birliği ile birlikte; sağlık ve iyi yaşam alanında yenilikçi ve iddialı ürünlerin hayata geçirilmesi planlanıyor. Sağlık sektöründe kalite ve güveni ön planda tutan ikili önümüzdeki günlerde hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarda söz sahibi olmayı hedefliyor.&nbsp;</p><p>Yeni prolejeler ile adlarından çokça söz ettirecek olan ortaklığı takviye ilaç dünyasında dengeleri değiştirmeye hazırlanıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Genç yetenekleri iş hayatına hazırlıyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/genc-yetenekleri-is-hayatina-hazirliyor-2821/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/genc-yetenekleri-is-hayatina-hazirliyor-2821/</id>
<published><![CDATA[2026-04-14T02:21:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-14T02:21:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5667D0-95AC7B-8001A2-BE5428-CB8B67-AEB9D6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Roche İlaç Türkiye, lisans öğrencilerine yönelik yapılandırılmış erken kariyer programı Roche Ready ile genç yeteneklerin profesyonel hayata güçlü bir başlangıç yapmasını hedefliyor.</p><p></p><p>Bir yıl sürecek kapsamlı staj programı, katılımcılara gerçek iş deneyimi kazanma, öğrenme odaklı projelerde yer alma ve mentörlük desteğiyle gelişim imkanı sunuyor. Programı başarıyla tamamlayanlar ise Roche'ta kariyerlerine devam etme fırsatı elde edebiliyor.</p><p></p><p>"Kariyer yolculuğuna Roche Ready ile başla!" mottosuyla hayata geçirilen program, şirketin erken dönem yetenek yaklaşımının ilk adımını oluşturuyor.</p><p></p><p>Söz konusu yapı, staj programını kapsayan Ready, yeni başlayanlara yönelik oryantasyon süreci "Rise" ve liderlik gelişimine odaklanan "Shine" programlarıyla genç yeteneklerin kariyer yolculuğunu uçtan uca destekleyen bütüncül bir gelişim modeli sunuyor.</p><p></p><p>Başvuruların ardından kısa listeye kalan adaylar, Maslak Uniq ofisinde düzenlenen etkinlikte Roche kültürünü yakından tanıma ve farklı ekiplerle buluşma fırsatı bulurken, kariyer yolculuklarına yön verecek ilham verici bir deneyim yaşadı.</p><p></p><p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Roche İlaç Türkiye İnsan ve Kültür Lideri Banu Gülsün, Roche'ta insan odaklı bir kültürle hareket ettiklerini ve genç yetenekleri yalnızca geleceğin profesyonelleri olarak değil, aynı zamanda geleceğin liderleri olarak konumlandırdıklarını belirtti.</p><p></p><p>Gülsün, erken kariyer dönemini kişilerin potansiyelinin ortaya çıktığı ve yönünü bulduğu kritik bir eşik olarak değerlendirdiklerini vurgulayarak, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Roche Ready ile öğrencilerin iş hayatıyla erken dönemde gerçek bir bağ kurmasını hedefliyoruz. Program, gerçek proje deneyimi, mentörlük ve öğrenme fırsatlarıyla gençlerin sorumluluk alabilecekleri bir gelişim alanı sunuyor. Bu süreçte adaylar, kendilerini deneyimleyebilecekleri bir ortam bulurken, program sonunda gösterdikleri performans doğrultusunda Roche'ta kariyerlerine devam etme şansı yakalıyorlar. Bu deneyimin, gençlerin kendi potansiyellerini daha net görmelerine ve kariyerlerini daha bilinçli şekilde şekillendirmelerine katkı sağladığına inanıyoruz. Aynı zamanda bu yaklaşımın, sağlık ekosistemine değer katacak güçlü bir insan kaynağının yetişmesine olanak tanıyacağını düşünüyoruz."</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Modern erkek bakımının yeni yüzü Stmnt Türkiye'de…</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/modern-erkek-bakiminin-yeni-yuzu-stmnt-turkiyede-8327/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/modern-erkek-bakiminin-yeni-yuzu-stmnt-turkiyede-8327/</id>
<published><![CDATA[2026-04-09T10:40:44+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-09T10:40:44+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_333E79-6F5C62-F8BE04-091697-E6083C-F1D644.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Marka, güçlü formülleri ve stil odaklı yaklaşımıyla erkek bakım dünyasına yeni bir yorum getiriyor. Modern berber kültürünün estetiğinden ilham alan marka, yüksek performanslı içerikleri rafine tasarım anlayışıyla buluşturarak lüks bakım ve şekillendirme deneyimini yeniden tanımlıyor. Profesyonel dokunuşu günlük bakım rutinine taşıyan STMNT, stil sahibi erkekler için geliştirilen üst segment ürünleriyle dikkat çekiyor.&nbsp;</p><p>Bir Üründen Fazlası: Bir Duruş&hellip;</p><p>Profesyonel berberler ve stiline önem veren kullanıcılar için geliştirilen STMNT, Julius Cvesar, Staygold ve Nomad Barber gibi sektörün önde gelen üç isminin bir araya gelerek oluşturduğu yaratıcı iş birliğinin ürünü olarak dikkat çekiyor. Her biri kendi stil anlayışını yansıtan üç farklı şekillendirme koleksiyonu geliştiren bu isimler, berberlik sanatını yalnızca bir meslek değil, güçlü bir ifade biçimi olarak ele alıyor. Böylece STMNT, modern erkek stilini belirleyen trendleri ürün geliştirme sürecinin merkezine taşıyarak profesyonel bakım dünyasına özgün ve premium bir bakış kazandırıyor.&nbsp;</p><p>STMNT Türkiye’de: Erkek Bakımının Standartları Yeniden Yazılıyor.</p><p>STMNT, yalnızca ürün performansına değil, aynı zamanda modern erkek bakım anlayışına da odaklanıyor. Günümüzde erkek bakım rutini; stil, kişisel ifade ve yaşam tarzının bir parçası olarak öne çıkarken, profesyonel kalitede ürünlere olan talep de artıyor. Marka, bu ihtiyaca yönelik olarak geliştirilen bakım ve şekillendirme ürünleriyle erkek bakım dünyasına yeni bir alternatif sunuyor. STMNT, toplamda 12 farklı saç şekillendirme ürünü, 5 saç ve sakal bakım ürününden oluşan ürün serileri ile Nisan ayı itibarıyla Türkiye’de ilk kez, tarzına özen gösterenlerin beğenisine sunuluyor.</p><p>İki Farklı Seri: Bakım ve Şekillendirme</p><p>STMNT ürün gamı iki ana kategoriden oluşuyor: STMNT Bakım ve STMNT Şekillendirme.</p><p>Günlük Bakım Rutini İçin STMNT Bakım&hellip;</p><p>Saç ve sakal bakımına yönelik geliştirilen STMNT Bakım serisi, günlük bakım rutinini destekleyen yüksek performanslı formüller içeriyor. Seri, tüm saç ve sakal tiplerine uygun olarak geliştirilen 2 farklı şampuan, saç kremi, sakal ve saç bakım yağından oluşuyor. Formüllerde kullanılan aktif kömür saç ve saç derisinin arındırılmasına yardımcı olurken, mentol içeriği ferah ve temiz bir his sunuyor.</p><p>STMNT Şekillendirme Serisi İçin Dünyaca Ünlü Üç Tasarımcıdan Üç Farklı Koleksiyon&hellip;</p><p>STMNT Şekillendirme serisi, modern berberliğin önde gelen üç ismi tarafından geliştirilen üç farklı şekillendirme koleksiyonundan oluşuyor. Her koleksiyon farklı stil ihtiyaçlarına yönelik ürünler içeriyor.&nbsp;</p><p>Julius Cvesar Koleksiyonu, saç şekillendirmede esnek kullanım ve kişiselleştirilebilir stil yaratmaya odaklanıyor. Kremsi Hindistan cevizi ve sandal ağacı notalarının öne çıktığı kendine özgü bir kokuya sahip koleksiyon; Curl Cream, Hairspray, Matte Paste ve Shine Paste isimli şekillendirici ürünlerinden oluşuyor.</p><p>Staygold Koleksiyonu, güçlü doku ve hacim yaratmaya odaklanan ürünleriyle öne çıkıyor. Narenciye ve nane notalarıyla ferah bir koku profili sunan koleksiyon; Fiber Pomad, Wax Powder, Spray Powder, Definiton Spray ürünlerini içeriyor.</p><p>Nomad Barber Koleksiyonu ise dünya genelindeki berber kültürlerinden ilham alan klasik ve güçlü şekillendirme ürünlerini bir araya getiriyor. Baharat, lavanta ve odunsu notalar içeren özgün kokusuyla dikkat çeken koleksiyon; Classic Pomade, Dry Clay, Grooming Spray ve Gel ürünleriyle Türkiye’de yerini alıyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yerli sağlık teknolojisi acil servislerde yoğunluğu azaltmayı hedefliyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/yerli-saglik-teknolojisi-acil-servislerde-yogunlugu-azaltmayi-hedefliyor-5128/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/yerli-saglik-teknolojisi-acil-servislerde-yogunlugu-azaltmayi-hedefliyor-5128/</id>
<published><![CDATA[2026-04-08T14:08:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-08T14:08:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B2217C-513747-CAB018-0FF8A1-C36236-CC4DED.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>eCliniq Danışma Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Girişimcilik ve İş Geliştirme Müdürü Evren Değerlier, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eCliniq'le ilgili çalışmaların 2022 yılında başladığını belirterek, "TÜBİTAK projesi olarak doğmuş, sonrasında yine TÜBİTAK tarafından desteklenmiş bir proje. eCliniq, 3AGE Sağlık Ürünleri ve Bilişim Teknolojileri AŞ ile İstanbul Atlas Üniversitesi ve Atlas Üniversitesi Hastanesi tarafından ortak geliştirildi." diye konuştu.</p><p></p><p>Platformu geliştiren ekibin içerisinde araştırmacıların, akademisyenlerin, doktorların ve mühendislerin yer aldığını anlatan Değerlier, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Platform, özellikle hastanelerde çok yoğun olan acil bölümündeki yoğunluğu almak, insanların sağlık hizmetlerine daha rahat ve daha hızlı bir şekilde ulaşabilmesi için geliştirildi. Platformda ilk etapta sizi bir yapay zeka doktor karşılıyor ve doktora temel triyaj sorularına cevap vererek probleminizi anlatıyorsunuz. Sonra yapay zeka doktor asıl doktora iletmek için kısa bir özet çıkarıyor. Ardından temel yaşamsal bulgularınız alınıyor ve tansiyon, kalp atış oranı, ateş, oksijen satürasyonu, ağırlık, BMI ölçülüyor. Bu bulgulara ve sorulara verdiğiniz cevaplara göre sizi en uygun bulduğu doktora ya cihaz üzerinden bir eşleme ile telesağlık sistemimiz çalışmaya başlıyor ya da o gün içerisinde uygun bir zamana randevunuz verilmiş oluyor."</p><p></p><p>- "Projenin Finlandiya açılımını da yaptık"</p><p></p><p>Değerlier, eCliniq ile birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yoğunluğun önüne geçilmesinin planlandığına işaret ederek, "Acillerdeki yoğunluk çok ciddi. Temel triyajda dünya ortalamasına bakıldığında yüzde 65 civarında bir doğruluk payı var. Özellikle sağlık profesyonelleri birçok soru olduğu ve birçok ölçüm yapılması gerektiği için hastaların çok fazla sayıda olmasından dolayı bu işlemi çok iyi bir şekilde gerçekleştiremiyor. Yapay zeka destekli platformumuz ile bu süreci iyileştiriyoruz." dedi.</p><p></p><p>Platformun hizmete girdiği İstanbul Atlas Üniversitesi'nde olumlu geri bildirimler aldığını vurgulayan Değerlier, insan yoğunluğunun olduğu ve bir revire ihtiyaç duyulan her yerde bu platformun kullanılabileceğini söyledi.</p><p></p><p>Değerlier, eCliniq'in yurt dışında kullanımına yönelik çalışmaların da sürdüğünü belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"Finlandiya'nın nüfusu yüzölçümüne göre çok düşük. Dolayısıyla doktorların her bölgeye ulaşabilmesi kolay değil. Bunu sağlayabilmek için de büyük eczaneler kurmuşlar. Eczanelerin içerisine kiosklar koyarak doktorların uzaktan eczaneler vasıtasıyla halka ulaşması sağlanacak. Projenin Finlandiya açılımını yaptık. Sonrasında Hollanda, tüm Avrupa çalışmalarımız arasında yer alıyor."</p><p></p><p>- "Hem hekimlerimize hem de hastalarımıza fayda sağlayan bir proje"</p><p></p><p>eCliniq Yapay Zeka Lideri ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Leyla Türker Şener de Türkiye'de sağlıkta yapay zeka çalışmalarının geçmişi olduğunu belirterek, 2018'den bu yana konuyla ilgili olarak birçok çalışmanın yapıldığını söyledi.</p><p></p><p>Bu yıl 9 ülkeden 41 yazarla konuyla ilgili "Sağlıkta Yapay Zeka" isimli bir eser çıkardıklarını anlatan Şener, eserde dünyadaki çalışmaların yanı sıra aralarında eCliniq'in de bulunduğu yerli girişimcilerin ürünlerine yer verildiğini ifade etti.</p><p></p><p>Şener, sağlıkta yapay zekanın tüm dünyada kullanılabilir bir alan olduğu için üretilen ürünün sadece Türkiye için değil, dünya için üretilmiş insanlığa hizmet eden ürünler olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p><p></p><p>"eCliniq, fikrin kağıda döküldüğü, kağıttan prototipe evrildiği, prototipten de son ürüne geçmiş olan bir ürün. Şu anda İstanbul Atlas Üniversitesi'ndeki öğrenciler bu platformu kullanıyorlar. eCliniq, insanların bulunduğu alanlarda kullanıma geçebilecek, insanlığa artı değer sağlayabilecek bir ürün."</p><p></p><p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ahmet Kayhan Şen ise eCliniq'i üniversitelerinde kullanmaya başladıklarını belirterek, "eCliniq hem hekimlerimize hem de hastalarımıza fayda sağlayan bir proje. Hastalarımız bu platformu tek başına kullanabiliyor ve tansiyon, ateş, oksijen satürasyonu gibi birçok parametreyi öğrenebiliyor. Kullanıcı dostu bir platform." diye konuştu.</p><p></p><p>Hastaların platform üzerinden şikayetleriyle ilgili ön görüşme de yapabildiğini anlatan Şen, "Hekimle görüşmeye başlandığı zaman durum detaylandırılıyor ve bir tanıya ulaşmak kolaylaşıyor. Üniversitemizde 2 binin üzerinde öğrencimiz, 500'e yakın çalışanımız var. Platform 2 bin 500 kişiye hizmet verecek." ifadesini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sanofi'de üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/sanofide-ust-duzey-atama-34/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/sanofide-ust-duzey-atama-34/</id>
<published><![CDATA[2026-04-07T10:46:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-07T10:46:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6D61C5-EDA466-315A96-3984C0-12211F-04470B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Sanofi'de kariyeri boyunca farklı alanlarda önemli sorumluluklar üstlenen Sayıt, özellikle nadir hastalıklar alanında sağlık ekosistemini güçlendiren çalışmalara liderlik etti.</p><p></p><p>Bu kapsamda sağlık otoriteleri ve bilimsel paydaşlarla güçlü ve sürdürülebilir işbirlikleri kurulmasına öncülük eden Sayıt, portföy önceliklendirme stratejilerinin hayata geçirilmesi, yeni ülkeler ve bölgelerde büyüme fırsatlarının değerlendirilmesi ile Avrasya genelinde iyi uygulamaların paylaşılmasını sağlayan işbirliği platformlarının oluşturulmasına katkı sağladı.</p><p></p><p>Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, şirketin Uluslararası Pazarlardan Sorumlu İnsülin Global Marka Lideri görevine atandı. Sayıt, yeni görevini Paris'te sürdürecek.</p><p></p><p>Yeni görevinde Sayıt, insülin portföyünün küresel ölçekte güçlendirilmesine katkı sunarken, farklı ülkeler ile küresel ekipler arasındaki stratejik koordinasyonun geliştirilmesine ve uluslararası iş birliklerinin ilerletilmesine odaklanacak.</p><p></p><p>Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nden mezun olan Sayıt, lisans eğitimini 2004'te Galatasaray Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde tamamladı. IAE de Toulouse'da 2005'te Stratejik Pazarlama alanında yüksek lisans eğitimini bitirdi. Sanofi'ye 2006'da Pazarlama Mükemmelliği Uzmanı olarak katılan Sayıt, kariyeri boyunca farklı görevler üstlendi.</p><p></p><p>Son olarak Sanofi Avrasya Bölgesi Nadir Hastalıklar Direktörü olarak görev yapan Sayıt, Care4Rare ve Ankara Üniversitesi NADİR Merkezi gibi sağlık ekosistemine katkı sağlayan projelerin liderliğini yürüttü.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Diş ağrısı sanılıyor sinir hastalığı çıkabiliyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-1419/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-1419/</id>
<published><![CDATA[2026-04-07T02:08:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-07T02:08:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1C896A-0AA162-5FB92E-E0A48F-2511B8-7E3EAF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p></p><p>Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</p><p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgârla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p><p></p><p>Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</p><p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p><p>&nbsp;</p><p>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</p><p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p><p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p><p>&nbsp;</p><p>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</p><p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p><p>&nbsp;</p><p>Tedavi mümkün mü?</p><p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler</p><p>1.	Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</p><p>2.	Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</p><p>3.	Yumuşak diş fırçası kullanın.</p><p>4.	Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</p><p>5.	Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</p><p>6.	Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</p><p>7.	Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İstanbul dünyanın en büyük ikinci dental fuarına hazırlanıyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/istanbul-dunyanin-en-buyuk-ikinci-dental-fuarina-hazirlaniyor-6934/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/istanbul-dunyanin-en-buyuk-ikinci-dental-fuarina-hazirlaniyor-6934/</id>
<published><![CDATA[2026-04-06T02:36:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-06T02:36:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_34F310-A02C6C-C5A105-ADC2C5-D01F38-D46AF6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>100’ün üzerinde ülkeden 30 binin üzerinde yabancı ziyaretçi, dünyanın en büyük ikinci dental buluşması olarak kabul gören IDEX Uluslararası Dental Fuar ve Konferansı’nda biraraya gelecek. 15 - 18 Nisan tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek olan fuarda yaklaşık 500 milyon dolarlık ticaret hacmi yaratılması bekleniyor. Fuarın, sağlık turizmi açısından da ülke ekonomisine ciddi katkı sunması hedefleniyor.</p><p></p><p>EN FAZLA DÖVİZ GİRDİSİ SAĞLAYAN FUAR</p><p></p><p>Geçen yıl 60 bin metrekare alanda gerçekleşen IDEX İstanbul, bir önceki organizasyonunda 100’ü aşkın ülkeden gelen 33.726'sı yabancı olmak üzere toplamda 98 bin 595 ziyaretçiyi ağırlamış ve Türkiye ekonomisine 400 milyon dolarlık döviz girdisi sağlamıştı. IDEX İstanbul, yabancı ziyaretçi ve ticaret hacmi rakamları baz alındığında Türkiye’de düzenlenen uluslararası fuarlar kapsamında ilk sırada yer alıyor. Bu yıl yepyeni bir vizyonla kurgulanan fuar, gerek katılımcılar gerek ziyaretçiler tarafından bugüne kadar ağız ve diş sağlığı sektörüne yönelik yapılmış en büyük organizasyon olacak.&nbsp;</p><p></p><p>SAĞLIK TURİZMİNE DİREKT KATKI</p><p></p><p>Diğer yandan uzun yıllardır bölgenin sağlık turizmi merkezlerinden biri olan Dubai’de yaşanan belirsizlikler, hastaların güvenli, ulaşılabilir ve yüksek kaliteli sağlık hizmeti sunan alternatif destinasyonlara yönelmesine neden oldu. Bu süreçte Türkiye, gelişmiş sağlık altyapısı, uluslararası standartlardaki klinikleri, deneyimli diş hekimleri ve rekabetçi fiyat avantajıyla dental turizmde öne çıkan ülkelerin başında geliyor. Türkiye’de faaliyet gösteren birçok diş kliniği ve sağlık turizmi kuruluşu, özellikle Avrupa, Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden gelen hasta taleplerinde ciddi bir artış yaşandığını bildiriyor. Sektör temsilcileri, Dubai merkezli sağlık turizmi trafiğinin önemli bir bölümünün Türkiye’ye yöneldiğini ifade ediyor.</p><p></p><p>“İHRACAT ODAKLI ÇALIŞIYORUZ”</p><p></p><p>Diş Malzemeleri Sanayici ve İş Adamları Derneği (DİŞSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Uçar, bundan 10 yıl öncesine kadar ithalat ağırlıklı bir sektör olduklarını, şimdi ise Türkiye’nin toplam ihracatına sürdürülebilir katkı sunduklarını söyledi. Uçar, “ Geçen yılı 400 milyon dolar ihracatla kapattık. Yerlilik oranımız yine son 10 yıllık süreçte yüzde 5 seviyelerinden yüzde 20’li rakamlara yaklaştı. 1 milyar dolarlık ekonomik bir hacme ulaştık. Bunda Türkiye’nin sağlık alanında yerlileşme özelinde attığı adımlar başta olmak üzere üretici firmalarımızın TÜBİTAK destekli yüksek teknolojili ürünler geliştirmesinde&nbsp; ve dünya pazarlarına sunmalarında ciddi rolü var. IDEX İstanbul 2026, yıl sonu ihracat hedeflerimize ulaşma noktasında adeta küresel bir buluşma noktası olacak” ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>DİŞSİAD KONGRE ve WINNOW Fuarcılık organizasyonunda düzenlenecek olan dev etkinlikte&nbsp; 150'nin üzerinde SDE Kredili konferans ve kurs organize edilecek. Fakülteler, ADSM’ler, klinikler, laboratuvarlar, diş hekimleri, diş teknisyenleri, diş hekimliği öğrencileri ve dental ticaret firmalarının ziyaret edeceği IDEX 2026, Ticaret Bakanlığı desteğiyle düzenleniyor olacak.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">TAB İlaç, yeni nesil vitamin markası Tabvitamins'i tanıttı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/tab-ilac-yeni-nesil-vitamin-markasi-tabvitaminsi-tanitti-3956/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/tab-ilac-yeni-nesil-vitamin-markasi-tabvitaminsi-tanitti-3956/</id>
<published><![CDATA[2026-04-03T14:26:22+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-03T14:26:22+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F76859-9B5632-8EC2FA-58C0B3-190EFB-2953E2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>13 bin metrekarelik üretim tesisi ve yaklaşık 350 çalışanıyla faaliyetlerini sürdüren TAB İlaç, 15 yıllık üretim deneyimini yeni ürün grubuna taşıyor. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen Tabvitamins ürünleri, şirketin ileri teknolojiyle donatılmış üretim altyapısında, el değmeden üretim ve paketleme süreçlerinden geçerek tüketiciyle buluşuyor.</p><p></p><p>Etkinlikte konuşan TAB İlaç Genel Müdürü Aytekin Pahsa, iyi yaşamı destekleyen çözümler geliştirirken insanı yalnızca fiziksel değil, bütünsel olarak ele aldıklarını belirterek şunları söyledi: “Sağlık Bakanlığı ve uluslararası otoritelerin standartlarına göre tasarlanmış, son teknolojiyle donatılmış üretim altyapımız ile 15’inci yılımıza ulaştık. Patentli ve yüksek kaliteli ham maddelerle geliştirilen güvenli ürünlere yatırım yapmayı sürdüreceğiz. Bu yolda yürüyecek çok yolumuz, hevesimiz ve azmimiz var.”</p><p></p><p></p><p>Tabvitamins ile modern yaşamın temposuna uyum sağlayan ve farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler sunmayı hedeflediklerini belirten TAB İlaç Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Elif Pahsa, “200’den fazla üründen oluşan portföyümüzü 15. yılımızda daha da genişletiyoruz. Yakın zamanda portföyümüze katılacak yeni ürünlerle takviye edici gıda sektöründeki konumumuzu güçlendirmeyi sürdüreceğiz.” dedi.</p><p>İyi Yaşamın Farklı Boyutları Ele Alındı</p><p>Lansman kapsamında düzenlenen oturumlarda sağlıklı ve dengeli yaşamın temel dinamikleri konuşuldu. Alanında uzman isimlerin katıldığı panellerde, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, uzun ve kaliteli yaşamın temel unsurları ile ruhsal ve fiziksel denge arasındaki ilişki değerlendirildi. Bilimsel veriler ışığında gerçekleştirilen paylaşımlar, katılımcılara günlük yaşama kolayca adapte edilebilecek öneriler sunarken iyi yaşamın sürdürülebilirliği konusunda da ilham verdi. Etkinlik, söyleşi ve sahne performanslarıyla tamamlandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim Otsuka, şüphelerinizi ertelemeyin diyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-otsuka-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-7370/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-otsuka-suphelerinizi-ertelemeyin-diyor-7370/</id>
<published><![CDATA[2026-04-03T02:53:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-03T02:53:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_FC14E1-5368AE-E6B701-A8C5F0-CF05DF-276326.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ruh sağlığı alanındaki çalışmalarıyla öne çıkan Abdi İbrahim Otsuka (AIO), 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde toplumu önemli bir noktaya odaklanmaya davet ediyor: Erken fark etmek ve gecikmeden harekete geçmek.&nbsp;</p><p></p><p>Otizm spektrum bozukluğu, erken dönemde fark edildiğinde uygun eğitim ve destekle yönetilebilen bir gelişimsel farklılıktır. Doğru müdahale ile bireyin yaşam kalitesi önemli ölçüde artar.&nbsp;</p><p></p><p>Otizmde Erken Tanı İçin Kritik İşaretler</p><p></p><p>Ebeveynlerin erken dönemde dikkat etmesi gereken bazı önemli işaretler ise şöyle sıralanıyor:</p><p></p><p>6. Ay: Çocuğunuz size gülümsemiyor, sıcak ve neşeli ifadeler sergilemiyorsa,</p><p>9. Ay: Seslere, gülümsemelere veya diğer yüz ifadelerine karşılıklı tepki vermiyorsa,</p><p>12. Ay: İşaretle gösterme, el sallama gibi jestleri yapmıyorsa,</p><p>16. Ay: Henüz tek bir kelime bile söylemediyse,</p><p>24. Ay: İki kelimelik, taklit olmayan anlamlı cümleler kuramıyorsa...</p><p></p><p>Bu belirtilerin göz ardı edilmesi ya da “zamanla geçer” düşüncesiyle ertelenmesi, çocuğun gelişim sürecinde kaçırılmış fırsatlara yol açabilir.&nbsp;</p><p></p><p>Bu işaretlerden bir veya birkaçının gözlemlenmesi durumunda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması büyük önem taşıyor. Abdi İbrahim Otsuka, erken yaşta başlanan doğru eğitimin çocukların potansiyellerini gerçekleştirmeleri için en büyük anahtar olduğunu belirtiyor. Bu noktada şüpheyi ertelemek değil, değerlendirmek gerekir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ebeveynlerin yüzde 33'ü ortodonti hakkında hiçbir bilgiye sahip değil</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/ebeveynlerin-yuzde-33u-ortodonti-hakkinda-hicbir-bilgiye-sahip-degil-7082/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/ebeveynlerin-yuzde-33u-ortodonti-hakkinda-hicbir-bilgiye-sahip-degil-7082/</id>
<published><![CDATA[2026-04-03T02:22:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-03T02:22:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E6597F-C4550A-AE8FD7-D2C1CF-317AA4-DE7D07.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Aligner Derneği, Türkiye’de ortodontik tedaviye yönelik algı, farkındalık ve davranışları ortaya koyan araştırma sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Twentify tarafından dernek için yapılan “Türkiye’de Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması” sonuçları, Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişinin ortodontik tedaviye ihtiyaç duyduğunu gösterirken, ailelerin çocuklarında gözlemledikleri belirtileri çoğu zaman ortodontik sorunlarla ilişkilendirmediğini ortaya koyuyor. Buna karşın modern tedavi seçeneklerine yönelik bilgi eksikliğinin önemli bir sorun olduğunu gösteren araştırmaya katılanların yüzde 56’sı şeffaf plak tedavisini bildiğini söylese de tanımlanması istendiğinde sadece yüzde 50’si doğru tanımlayabiliyor. Şeffaf plak tedavisini iyi bildiğini söyleyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 12’de kalıyor.&nbsp;</p><p>Bu durum, sorunların ilerlemesine ve tedavinin gecikmesine neden olurken, çocukların hem fiziksel sağlığını hem de psikolojilerini etkileyebiliyor. Bu sonuçlar doğrultusunda Aligner Derneği, “Çözümü Şeffaf Olabilir” farkındalık kampanyasını başlattı. Kampanya, erken dönemde fark edilebilecek üç kritik belirtiye dikkat çekiyor: Ağzı açık uyumak, gülerken ağzını kapatmak ve konuşurken zorlanmak. Aligner Derneği, bu kampanya ile ailelerin çocuklarında gördükleri belirtileri doğru yorumlamasını, erken dönemde ortodontik değerlendirme için harekete geçmesini ve uygun tedavi seçenekleri hakkında bilinçlenmesini hedefliyor.</p><p>Görünümle ilgili kaygılar ağrıdan bile daha rahatsız edici&nbsp;</p><p>6–12 yaş arası çocuğu olan ebeveynler ile yapılan ankete dayanan araştırmaya göre diş ve çene sorunları arasında estetik kaygı, yarattığı rahatsızlık açısından ağrı ile neredeyse aynı düzeyde algılanıyor. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda görünümle ilgili kaygıların ağrıdan bile daha rahatsız edici olabildiği görülüyor.&nbsp; Katılımcıların kendi deneyimlerine göre en rahatsız edici sorun yüzde 51 ile diş veya diş eti hassasiyeti ve ağrı olurken, bunu yüzde 42 ile görünüm (estetik kaygı) izliyor. Çocuklar için yapılan değerlendirmede ise estetik kaygı yüzde 45 ile ilk sırada yer alırken, diş veya diş eti hassasiyeti ve ağrı yüzde 40 ile ikinci sırada geliyor.</p><p></p><p>Şeffaf plak tedavileri artıyor ama bilgi düzeyi düşük</p><p>Araştırmaya göre ortodontik tedaviye başlama oranı düşük olsa da ilgi oldukça yüksek. Katılımcıların yüzde 50’si ortodontik tedaviye başlamayı düşünüyor ya da değerlendiriyor. Aynı şekilde şeffaf plak tedavilerine ilgi de giderek artıyor. Şu anda ortodontik tedavisi devam eden hastaların yüzde 43’ü ve geçmişte tedavi görmüş hastaların yüzde 33’ü şeffaf plak kullandığını belirtiyor. Buna karşın şeffaf plak tedavisi konusunda toplumdaki bilgi düzeyinin oldukça sınırlı olduğu görülüyor. Katılımcıların yüzde 21’i şeffaf plak tedavisi hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını, yüzde 34’ü ise sadece adını duyduğunu ifade ediyor.</p><p></p><p>Bilgi sahibi olanların büyük çoğunluğu şeffaf plak tedavisiyle ilgileniyor</p><p>Şeffaf plak tedavisi hakkında bilgi sahibi olanların yüzde 70 ile büyük çoğunluğu bu tedaviyle ilgileniyor ve değerlendirmeye alıyor. İlginin oluşmasında hem doktor önerisi hem de kişisel araştırmalar etkili oluyor. Çocuklar için şeffaf plak tedavisini düşünmeye başlamada en önemli faktör yüzde 32 ile doktor önerisi. Bunu yüzde 29 ile estetik uygunluk ve yüzde 25 ile kullanım kolaylığı izliyor. Kişilerin kendileri için tedaviyi değerlendirmeye başlamasında ise yüzde 20 ile rutin kontrolde doktor önerisi ilk sırada yer alıyor. Bunu yüzde 19 ile başkalarından duyma ve yine aynı oranda araştırma takip ediyor.</p><p></p><p>“Aileler sorunları görüyor ama genel sağlık ile ilişkilendiremiyor”</p><p>Aligner Derneği Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Aktan Zeki Çelik araştırma sonuçları hakkında yaptığı değerlendirmede, “Bazen bir diş sorunu, bir çocuğun günlük yaşamını düşündüğümüzden çok daha fazla etkileyebilir. Buna karşın bu araştırma bize ailelerin genel sağlığı diş-çene uyumsuzluğuyla ilişkilendiremediğini, estetik görünüm üzerinden konunun değerlendirildiğini ve bu noktada da erteleme ve normal karşılamanın yaygın olduğunu gösteriyor. Birçok aile ortodontik sorunların sağlık ve gelişim üzerindeki etkileri konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Oysa dünyadaki önemli ortodonti otoriteleri çocukların en geç 7 yaşına kadar bir ortodontiste görünmesi ve sonrasında da rutin kontrollerin devam etmesini öneriyor. Buna karşın çalışmada bir kez daha gördük ki çocuklar ancak belirgin bir sorun, ağrı, çürük olduğunda diş hekimine götürülüyor, ortodontik değerlendirme kültürü ise hemen hemen hiç yok. Bu nedenle sorunların ele alınması gecikiyor ve bu gecikme sorunların büyümesine neden olabileceği gibi çocuk ve aile üzerindeki psikolojik yük de artıyor. Bu nedenle dernek olarak yeni bir döneme girerken bu verilerden de yola çıkarak çocuklarda diş çene uyumsuzluğunun fiziksel-psikolojik etkileri başta olmak üzere ağız ve diş sağlığının yanı sıra bu sorunların çözümünde şeffaf plak tedavilerinin önemi hakkında farkındalığı artırmak için kapsamlı bir bilinçlendirme kampanyası başlatıyoruz.” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>“Ortodontik sorunlar çocukların duygusal gelişimi açısından da ele alınmalı”</p><p>Diş çene uyumsuzluklarının çocukların psikolojisi üzerindeki etkilerine dikkat çeken Uzman Psikolog İlknur Okay ise şunları söyledi: “Çocukluk döneminde yaşanan fiziksel farklılıklar, özellikle akran ilişkilerinin yoğun olduğu okul çağında özgüven ve psikolojik sağlık üzerinde ciddi etkiler yaratabiliyor. Diş ve çene uyumsuzlukları nedeniyle özgüveni azalan, konuşurken zorlanan veya arkadaşlarının yorumlarından etkilenen hatta akran zorbalığına uğrayan çocuklarda zamanla sosyal ortamlardan uzaklaşma, içe kapanma, okul ve spor başarısında gerileme görülebiliyor. Çocukluk çağındaki bu psikolojik etkiler yetişkin yaşama da taşınıyor. Bu nedenle ortodontik sorunları yalnızca estetik bir mesele olarak değerlendirmek yerine çocukların duygusal gelişimi açısından da ele almak gerekiyor. Erken fark edilen ve doğru şekilde yönetilen tedavi süreçleri, çocukların hem fiziksel hem de psikolojik sağlıklarını destekleyebilir.”</p><p></p><p>“Ortodontik tedavilere yönelik detaylı bilgi oldukça sınırlı”&nbsp;</p><p>Araştırmayı gerçekleştiren Twentify Yöneticisi Can Kablan ise ortodonti alanında bilgi seviyesinin düşük olmasına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Araştırmada gördük ki ebeveynler çocuklarında bazı belirtileri fark etse de bunları çoğu zaman ortodontik bir ihtiyaçla ilişkilendirmiyor. Ortodontik tedavilere yönelik genel bir farkındalık bulunsa da detaylı bilgi oldukça sınırlı ve bu durum doğru zamanda aksiyon alınmasını zorlaştırıyor. Özellikle modern tedavi seçeneklerine dair bilgi eksikliği, karar süreçlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yalnızca verileri ortaya koymak değil, aynı zamanda bu alandaki bilgileri daha anlaşılır hale getirmek de çalışmamızın önemli bir parçası oldu.”&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>“Diş sağlığı çocukları psikolojik şiddetten korumanın en önemli adımlarından biri”&nbsp;</p><p>Araştırmanın paylaşıldığı toplantının moderatörlüğünü yapan Oyuncu Müge Boz ise “Ben de çocukluğumda dişlerimin görüntüsü yüzünden aslında akran zorbalığına uğramışım. Şimdi daha iyi anlıyorum. O zamanlar bu kavramlar yoktu. Dişlerim düzgün değil diye çok alay edildi benimle. Tabii o zamanlar şimdiki gibi şeffaf plak teknolojisi yoktu. Günümüzde her şey çok gelişti. Şeffaf plak tedavisi sayesinde dişler hem düzeliyor hem de birçok sağlık sorununun azalmasını sağlıyor. Anne olduktan sonra da kızımın diş yapısıyla ilgili bazı küçük işaretleri fark ettiğimde ortodonti uzmanımızla konuştum ve bu işaretleri erken dönemde fark etmenin ne kadar kritik olduğunu daha iyi anladım. Kızım için şeffaf plak tedavisi planladık. Dolayısıyla kızım Vina için de içim rahat. Kimse dişleri yüzünden akran zorbalığına maruz kalmamalı. Diş sağlığı da çocuklarımızı ve gençlerimizi psikolojik şiddetten korumanın en önemli adımlarından biri olduğunu düşünüyorum. Bir anne olarak kendi deneyimimden yola çıkarak söyleyebilirim ki, ebeveynlerin bu konuda erken dönemde bilgiye ulaşması gerçekten büyük fark yaratıyor.” dedi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"AMH değerim düşük düşük, anne olamam" yanılgısına dikkat!</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/amh-degerim-dusuk-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-1343/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/amh-degerim-dusuk-dusuk-anne-olamam-yanilgisina-dikkat-1343/</id>
<published><![CDATA[2026-04-02T02:14:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-02T02:14:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D43D31-D0F9B1-8E814E-20D06D-98009A-488C53.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bu test ile ilgili değerlerin düşük çıkması çoğu zaman halk arasında yanlış yorumlanarak “annelik ihtimalinin sona erdiği” algısını oluşturuyor.&nbsp; Oysa bilimsel veriler, bu testin tek başına bir belirleyici olmadığını ortaya koyuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Op. Dr. Ali Osman Koyuncuoğlu, kadınların doğurganlıkla ilgili en sık merak ettiği soruları yanıtlayarak, AMH testinden yumurta dondurmaya kadar uzanan süreç hakkında önemli bilgiler verdi.</p><p>AMH düşüklüğü çocuk sahibi olunamayacağı anlamına gelmiyor</p><p>AMH testi yumurtalık rezervini gösteren bir parametredir ancak tek başına kesin sonuçlar vermemektedir. AMH değeri adet döngüsüne, ölçüm zamanına ve kullanılan laboratuvar yöntemlerine göre değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle düşük AMH değeri, bir kadının asla çocuk sahibi olamayacağı anlamına gelmemekte, yalnızca doğurganlık süresinin zaman olarak kısaldığını göstermektedir.</p><p>Aynı yaş grubundaki kadınlar arasında AMH düzeyi düşük olanlarla normal olanların hamile kalma olasılıkları benzerdir. Ancak düşük AMH saptanan kadınlar için zaman yönetiminin daha önemli hâle geldiğinin bilinmesi gerekir. Bu durumda ya daha erken tedavi planlaması yapılmakta ya da uygun hastalarda yumurta dondurma seçeneği gündeme gelmektedir.</p><p>Düzenli adet görmek doğurganlık garantisi değil</p><p>Üreme sağlığı konusunda kadınların bilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Toplumda yaygın olan “düzenli adet görüyorsam doğurganlığımda sorun yoktur” inanışı bilimsel olarak her zaman doğru değildir. Yumurtalık rezervi tükenmiş kadınlar bile 3-7 yıl boyunca düzenli adet görebilmektedir. Bu nedenle adet düzeni tek başına güvenilir bir gösterge olmamaktadır.</p><p>Doğurganlığın daha sağlıklı değerlendirilebilmesi için AMH testinin yanı sıra, ultrasonografi ile yumurta sayısının değerlendirilmesi ve adet döngüsünün ikinci günü yapılan FSH testinin birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu çok yönlü yaklaşım, kadınlar açısından daha güvenli ve gerçekçi sonuçlar sunmaktadır.</p><p>Yüksek AMH değeri her zaman avantaj sağlamayabilir</p><p>AMH değeri yüksek çıkan kadınların kendilerini uzun yıllar boyunca güvende hissetmeleri de yanıltıcı olabilmektedir. Burada en belirleyici faktör kadın yaşıdır. Yaş arttıkça yumurtalarda kromozomal hatalar artmakta ve bu da gebelik şansını doğrudan etkilemektedir.</p><p>Yumurta sayısı yeterli olsa bile ileri yaşta elde edilen yumurtaların genetik olarak sağlıklı olma ihtimali düşebilmektedir. Bu nedenle doğurganlık planları yalnızca sayılar göz önünde bulundurularak değil, mutlaka yaş ve kişisel faktörlere göre yapılması gerekmektedir.</p><p>Anne olmak için önleminizi erken dönemde alabilirsiniz</p><p>Özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini ihmal etmemeleri gerekir. Temel olarak, âdetin ikinci veya üçüncü günü yapılan FSH testine bakılması gerekir. Ayrıca ultrasonografi ile yumurta rezervinin, yani yumurta sayısının değerlendirilmesi mutlaka gereklidir. Eğer kariyer planı varsa, kadınlar evliliklerini bir süre ertelemek istiyorlarsa, düzenli olarak her yıl yumurta sayısına bakılmalıdır. Kritik sınırda bir azalma tespit edilirse, kadınların mutlaka hayatlarının merkezine yumurta dondurma stratejisini almaları gerekir. Çünkü daha ileri yaşlarda durum fark edildiğinde yumurta elde edilebilse bile, gebelik oluşturma şansı olan yumurtaların sayısı yaşla birlikte giderek azalır. Dolayısıyla rutin jinekolojik muayeneler, âdetin ikinci günü yapılan FSH testi ve aile öyküsü (özellikle erken menopoz öyküsü) önemlidir. Eğer birkaç yıl içinde yumurta sayısında dramatik bir düşüş başlamışsa, mutlaka üreme sağlığı uzmanı ile görüşülmeli, danışmanlık alınmalı ve henüz evlilik yoksa yumurta dondurma planı yapılmalıdır.</p><p>Yumurta dondurma doğurganlığın sigortası olabilmektedir</p><p>Modern yaşam koşullarının çocuk sahibi olma yaşını doğal olarak ileriye taşımış durumdadır. Kadınlar eğitim ve iş hayatına daha fazla katılmakta ve çocuk sahibi olma yaşı doğal olarak ertelenebilmektedir. Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Günümüzde pek çok insan, hayatta önce kariyerini kurmayı, kendini güvende hissetmeyi ve ancak ondan sonra bir</p><p>çocuğu dünyaya getirmeyi tercih etmektedir. Bu da çocuk sahibi olmayı</p><p>listenin son sıralarına itmektedir. Bu anlaşılır bir durumdur ancak biyolojik gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerekir.</p><p>Yumurta dondurma günümüzde kadınlara önemli bir zaman kazanımı sağlamaktadır. Bu yöntem bir tür doğurganlık sigortası olarak değerlendirilebilir. 35 yaşın altında yumurta rezervi azaldıysa, ailede erken menopoz öyküsü varsa ya da yumurta azalmasına sebep olabilecek herhangi bir kronik hastalık mevcutsa kadınlar kanunen yumurtalarını dondurabilmektedir. Ayrıca 38 yaş ve üzerinde, hiçbir kriter aranmaksızın, kadınlar yumurta dondurabilir. Ancak hangi yaşta ve ne kadar sayıda yumurta dondurulduğu çok önemlidir. Bu durum şöyle özetlenebilir: 35 yaşın altında en az 15 yumurta dondurulması gerekir. 35–40 yaş arasında dondurma yapılacaksa bu sayı 2 katına çıkar, yani yaklaşık 30 yumurta gerekir. 40 yaşın üzerinde ise bu sayı 3 katına çıkmaktadır; yaklaşık 40–45 yumurta gibi düşünülebilir. Bunun temel sebebi şudur: Genetik olarak normal 3 embriyo arka arkaya transfer edildiğinde, önemli oranda gebelik elde dilebilmektedir. Yani hedef, genetik olarak normal 3 embriyo elde etmektir. 35 yaşın altında bu embriyo sayısını elde etmek için 15 yumurta yeterli olurken, 35–40 yaş arasında 30 yumurta elde edildiğinde yine 3 genetik olarak normal embriyo elde etme oranı korunur. 40 yaşın üzerinde ise 40–45 yumurta ile bu oran korunabilmektedir. Dolayısıyla “Ben bir, iki, üç adet yumurta dondurdum; artık biyolojik saatimi durdurdum ve güvencem var” gibi düşünmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bilimsel verilere göre sağlıklı bir gebelik şansı için belirli sayıda genetik olarak normal embriyo elde edilmesi gerekmektedir. İleri yaşlarda bu sayıya ulaşabilmek için çok daha fazla yumurtaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle yumurta dondurma ne kadar erken yapılırsa o kadar avantaj elde edilmektedir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Böbrek sağlığı yüküne karşı ortak stratejik öneriler hazırlandı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/bobrek-sagligi-yukune-karsi-ortak-stratejik-oneriler-hazirlandi--2253/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/bobrek-sagligi-yukune-karsi-ortak-stratejik-oneriler-hazirlandi--2253/</id>
<published><![CDATA[2026-04-01T12:05:20+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-04-01T12:05:20+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3CE47E-5B149E-7801F2-F9D567-619DBB-A4FFEB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Küresel ölçekte her 10 kişiden 1’ini etkileyen&nbsp; kronik böbrek hastalığı (KBH), erken evrelerde belirti vermeden ilerlemesi nedeniyle çoğu zaman geç fark ediliyor. Oysa hastalık, yalnızca bireylerin yaşam kalitesini değil; ailelerini ve sağlık sistemlerini de derinden etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Araştırmalara göre dünya nüfusunun yüzde 10’undan fazlasını etkileyen bu hastalığın 2040 yılına kadar dünya genelinde en sık ölüm nedenleri arasında beşinci sırada olması bekleniyor.&nbsp; Türkiye’de de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastalığı ile mücadele ediyor.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Türkiye’de kronik böbrek hastalığının (KBH) artan yüküne dikkat çekmek, uluslararası hedefler doğrultusunda ulusal stratejileri belirlemek ve kurumlar arası iş birliğini güçlendirmek amacıyla Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından düzenlenen "Küresel Hedeflerden Ulusal Eylemlere: Böbrek Sağlığının Güçlendirilmesi Çalıştayı", TÜSEB Aziz Sancar Araştırma Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p><p></p><p>AstraZeneca’nın koşulsuz desteği ile yapılan çalıştayın raporunda yer alan veriler, kronik böbrek hastalığının (KBH) "sessiz" ilerleyişini bir kez daha gözler önüne serdi. Dünya genelinde KBH farkındalığının yaklaşık yüzde 10 olduğu belirtilirken,&nbsp; DIAKIT verilerine göre Türkiye’deki diyabetik böbrek hastalarında farkındalık oranı yüzde 9,4 gibi oldukça düşük bir seviyede seyrediyor.5 Erken evrelerde her 10 hastadan sadece 1’i hastalığının farkındayken, ileri evrelerde bile bu oran 4/10 seviyesinde kalıyor.&nbsp; Mevcut verilerin, önleyici sağlık hizmetlerinin önemini ortaya koyduğu rapora göre Türkiye'de diyabet prevalansı yüzde 16,6, hipertansiyon prevalansı ise yüzde 32 seviyesinde.&nbsp; Ülkemizde tuz kullanımı ise OECD ortalamasının iki katı.&nbsp; DIAKIT verilerine göre erişkin diyabetik hastalar üzerinde yapılan kohort çalışmasında, KBH prevalansı yüzde 25,1 olarak saptandı.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Böbrek sağlığı yönetimi, proaktif ve bütüncül bir yaklaşıma evriliyor</p><p>Çalıştayda tüm katılımcıların fikirlerini belirttiği tartışmalarda ise böbrek sağlığı yönetiminin reaktif bir "hastalık tedavi edici" modelden, proaktif bir "sağlığı koruyucu" modele dönüştürülmesi vizyonu vurgulandı. Çalıştayda paylaşılan görüşler, KBH yükünün azaltılmasında koruyucu sağlık, erken tanı, güçlü birinci basamak, etkili dijital entegrasyon ve mevzuat/geri ödeme uyumunun birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu. Programların sahada karşılık bulabilmesi için uygulanabilir hedefler, ekip temelli çalışma ve sürekli izleme–değerlendirme temel başarı belirleyicileri olarak öne çıktı.</p><p></p><p>Böbrek sağlığında koruyucu yaklaşımlar ve atılması gereken adımlar</p><p>Raporda hastalık yükünü kaynağında durdurmak amacıyla, risk faktörleri henüz oluşmadan müdahale edilmesini içeren temel korunma stratejilerinin hayata geçirilmesi yönünde şu tavsiyelerde bulunuluyor:&nbsp;</p><p>•	Sağlıklı Yaşam Bilinci ve İş Birlikleri: Millî Eğitim Bakanlığı ile stratejik bir ortaklık kurularak, böbrek sağlığı bilinci eğitim müfredatına entegre edilmelidir. Çocukluk çağı obezitesiyle mücadele, tuz/şeker tüketiminin azaltılması ve düzenli egzersiz bir eğitim politikası olarak ele alınmalıdır.</p><p>•	Gıda Endüstrisi ve Düzenlemeler: Tarım ve gıda sektörüyle koordinasyon sağlanarak, işlenmiş gıdalarda tuz ve şeker oranlarının aşağı çekilmesi için yasal düzenlemeler uygulanmalıdır.</p><p>•	Toplumsal Farkındalık ve Sağlık Okuryazarlığı: Vatandaşın kendi sağlığı üzerindeki sorumluluğunu artıran, medyanın doğru bilgi yaydığı bir ekosistem kurulmalıdır. Toplumun böbrek sağlığı açısından gerekli sağlık hizmetlerine katılımının artırılması amacıyla, nitelikli ve sürekli sağlık eğitimi faaliyetlerinin ve kitlesel iletişim araçları yoluyla duyuru ve etkinliklerin planlanması, uygulanması ve etkilerinin değerlendirilmesi önem taşımaktadır.</p><p>•	Risk Odaklı Tarama: Diyabet ve hipertansiyon hastaları, obez bireyler, ailede kronik böbrek ve kalp damar hastalığı olanlar ve 65 yaş üzeri bireyler öncelikli risk grubu arasındadır. Bu gruplarda serum kreatinin ölçümü ile GFR (Glomerüler Filtrasyon Hızı) takibi ve idrarda albümin ve kreatinin ölçümü ile albümin-kreatinin oranı saptanması standart klinik protokol haline getirilmelidir.</p><p>•	Hastalık Yönetim Platformu (HYP) ve Dijital Entegrasyon: Aile hekimlerinin HYP algoritmalarını aktif kullanımı teşvik edilmelidir. e-Nabız üzerinden uzman notlarına erişim ve dijital konsültasyon imkânları, hastaların fiziksel hastane ziyaretlerini azaltırken uzman görüşlerinin birinci basamağa ulaşmasını hızlandırmalıdır.</p><p>•	Sevk Zinciri Yönetimi: Uzman hekime erişimin aile hekimi süzgecinden geçtiği ve uzmanların sisteme geri bildirim verdiği bir yapı, sağlık sistemindeki gereksiz yığılmaları engelleyecektir.</p><p></p><p>“Türkiye, böbrek sağlığı yönetiminde küresel bir model olabilir”&nbsp;</p><p>Çalıştay hakkında açıklamada bulunan Prof. Dr. Hilmi Erdem Sümbül, "Kronik böbrek hastalığı, diyabet ve hipertansiyon gibi yaygın risk faktörleri nedeniyle giderek artan bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Bu çalıştayda ulusal dernek temsilcilerimizle küresel hedefleri ulusal ihtiyaçlarımızla buluşturarak, koruyucu sağlıktan dijital entegrasyona, yerli üretimden nitelikli iş gücü planlamasına kadar kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirdik. Kamu, akademi ve özel sektörün eş güdüm içerisinde hareket etmesi durumunda Türkiye, böbrek sağlığı yönetiminde sadece kendi vatandaşları için değil, tüm dünya için küresel bir model olabilir. Burada yer alan tavsiyelerin stratejik eylemlere dönüşmesi sayesinde toplum sağlığımız için çok önemli bir mesafe katedebiliriz." dedi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Galata Kulesi 26 Mart'ta  Multipl Miyelom farkındalığı için kırmızıya bürünecek</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/galata-kulesi-26-martta-multipl-miyelom-farkindaligi-icin-kirmiziya-burunecek-5381/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/galata-kulesi-26-martta-multipl-miyelom-farkindaligi-icin-kirmiziya-burunecek-5381/</id>
<published><![CDATA[2026-03-25T02:24:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-25T02:24:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8347C0-E78843-7CC6E6-2CA4E5-2460F2-48BD96.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>“Light the World Red” hareketi kapsamında dünya genelinde simgesel yapılar kırmızı ışıkla aydınlatılarak multipl miyelom konusunda farkındalık oluşturuluyor. Galata Kulesi’nde yapılacak ışıklandırma ile hastalığın daha fazla konuşulması, belirtiler konusunda bilincin artırılması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi hedefleniyor.</p><p>Erken Tanı Hayati Önem Taşıyor</p><p>Uzmanlara göre multipl miyelom çoğu zaman farklı sağlık sorunlarıyla karıştırılabilen belirtilerle ortaya çıktığı için hastalar tanıya ulaşana kadar uzun bir süreç yaşayabiliyor. Bu nedenle hem toplumda hem de sağlık profesyonelleri arasında hastalığa yönelik farkındalığın artırılması, hastaların doğru zamanda doğru uzmanlara yönlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor.</p><p>Son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yaklaşımları ve immünoterapi seçenekleri sayesinde multipl miyelomun tedavisinde önemli ilerlemeler kaydediliyor. Erken tanı ve düzenli takip ile hastaların daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürdürebildiğine dikkat çekiliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kalp hastaları doktorlarından gizli oruç tutmasın</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/kalp-hastalari-doktorlarindan-gizli-oruc-tutmasin--9119/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/kalp-hastalari-doktorlarindan-gizli-oruc-tutmasin--9119/</id>
<published><![CDATA[2026-03-18T02:19:07+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-18T02:19:07+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_CB0CCB-98BED3-2963BF-1F7279-40ED22-ED04E5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte milyonlarca kişi oruç tutarken, kalp hastaları için kritik uyarılar hayati değer taşıyor. "Günler kısa, zorlanmam" diyerek doktora danışmadan oruç tutma kararı alan hastalar geri dönülmez adımlar atmış olabiliyor. Burada kilit noktanın “hastalığın kontrol altında tutulması” olduğunu söyleyen Central Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Rıfat Eralp Ulusoy, kalp hastalarının doktor kontrolünde oruç tutmasını öneriyor. Prof. Dr. Ulusoy’a göre ise ciddi kalp yetersizliği olanların, henüz tedavi edilmemiş damar darlığı ve kapak hastalığı bulunanların, ilaç saatleri iftar ve sahura göre ayarlanamayanların ve son 3 ay içinde kalp ameliyatı, stent, balon işlemi yaptıranların doktoruna danışmadan kesinlikle oruç tutmaması gerektiğini söylüyor.&nbsp;</p><p>Hızlı yemek yeme ciddi riskler doğurabiliyor&nbsp;</p><p>İftar sofralarında yapılan hatalar kalp krizi riskine yol açabiliyor. Gün boyu boş kalan mideye bir anda yüklenmek tansiyonu yükselterek kalp krizine davetiye çıkarıyor. Doktor kontrolünde olunsa da bazı kurallara yine de dikkat edilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Ulusoy’a göre yemeği yavaş yemek, iftarı suyla açmak, tansiyonun baş düşmanı tuzdan uzak kalmak ve ilaç saatlerini planlamak gerekiyor.&nbsp;</p><p>Ağırlıklı olarak sebze, meyve ve salatadan oluşan, et tercihi olarak da özellikle balığın öne çıktığı Akdeniz mutfağı, Ramazan’da kalp sağlığı açısından en uygun beslenme biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Bu beslenme tarzının yalnızca kalp hastaları için değil, sağlıklı bireyler için de koruyucu ve dengeli bir yaşam sunduğunun altını çizen Prof. Dr. Ulusoy, “Hızlı yemek yeme ciddi riskler doğurabiliyor. Böyle bir durumda mide ve bağırsaklara giden kan miktarı artıyor, kalbin iş yükü yükseliyor ve ani kalp krizlerine zemin hazırlanabiliyor” dedi.</p><p></p><p>En basit göğüs ağrısında bile tıbbi yardıma başvurulmalı</p><p>Prof. Dr. Ulusoy’un en önemli uyarılardan biri de uykusuzluk...&nbsp; Az uyumanın kalbi yorduğunu ve saatlerce aç kalan bünyenin uykusuzluk eklenince daha da hırpalandığının altını çizen Prof. Dr. Ulusoy, günde 8 saatlik bir uykunun vücut dengesini koruduğunu belirtiyor.&nbsp; Her kalp hastasının hastalığı gibi, reçetesinin de farklı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ulusoy, “Kişiselleştirilmiş bir planlama hayati önem taşıyor. Oruçlu kalp hastalarının en basit göğüs ağrısı ve nefes darlığı yaşaması durumunda tıbbi yardıma başvurması gerekiyor” şeklinde konuştu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sağlıkta primler 200 milyar TL'yi aştı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglikta-primler-200-milyar-tlyi-asti-3880/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglikta-primler-200-milyar-tlyi-asti-3880/</id>
<published><![CDATA[2026-03-17T13:51:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-17T13:51:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_677D58-B23C44-9660EC-605882-299004-EF0CBA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’de kararlı büyümesine devam eden sigorta sektörü, toplam prim üretimini 1,2 trilyon TL’nin üzerine taşıdı. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) verilerine göre, 2025 yılında sigortada üretilen toplam primin yüzde 85,4’ü hayat dışından gelirken, hayat sigortacılığının payı ise yüzde 14,6 olarak gerçekleşti.</p><p>Sigorta sektörünün 2025 yılı sonuçlarını değerlendiren Medisa Genel Müdürü Esra Öge, Medisa’nın da ana faaliyet alanı olan hastalık-sağlık branşının, ‘hukuksal koruma’ ve ‘destek’ten sonra en çok prim artışı sağlayan branş olduğunun altını çizerken, “Hastalık-sağlık branşında 2025 yılında yapılan toplam prim üretimi 211 milyar TL ile bugüne kadarki en yüksek seviyeye ulaştı. Toplam prim üretiminde bir önceki yıla göre yüzde 55’lik bir artış söz konusu. Genel dağılıma baktığımızda da hastalık-sağlık branşı hayat dışı içerisinde yüzde 20,29’luk bir paya sahip” dedi.</p><p>EN YÜKSEK PRİM ARTIŞI YAKALAYAN ÖZEL SEKTÖR OYUNCUSU</p><p>Ticari faaliyetlerine 2024 ortasında başlayan Medisa’nın, sadece bir sigorta şirketi değil sağlıkta bir yol arkadaşı olarak sektörde fark yarattığının altını çizen Esra Öge, “Bir yandan insanların sağlıklı yaşam anlayışlarında dönüşüm yaratmaya çalışırken bir yandan da sağlık sigortacılığındaki uzmanlığımızı iş sonuçlarımıza yansıtmaya gayret ediyoruz. Bu kapsamda 2025’i de hedeflerimiz doğrultusunda tamamladık. Sabancı Topluluğu bünyesinde yer alan diğer bir şirket olan Aksigorta ile gerçekleştirdiğimiz stratejik iş birliğinin de çok büyük katkılarıyla, toplam prim üretimimizi bir yılda yüzde 100’ün üzerinde artırdık. Diğer bir ifadeyle, pazarın iki katından daha yüksek bir prim büyümesine imza attık. TSB’nin 2025 sonuçlarına göre, pazardaki en büyük 10 oyuncu arasında primini en çok artıran özel sağlık şirketiyiz” diye konuştu.</p><p>SİGORTACILIK, DİJİTAL SAĞLIK ODAĞINDA STRATEJİK BİR DÖNÜŞÜMDEN GEÇİYOR</p><p>Sektörün finansal büyümesinin yanında stratejik dönüşümünün de çok önemli olduğunun altını çizen Esra Öge, müşteriler için gelecekteki en büyük değer önerisinin dijitalden geleceğini ifade etti. Dünya genelinde ve Türkiye’de yaşam süresi uzarken, sağlıklı yaşam süresinin aynı hızda artmadığını da sözlerine ekleyen Esra Öge, “Bu durum sağlık sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu çerçevede, sigorta şirketlerinin rolünün dönüşeceği çok net bir gerçek. Önümüzdeki dönemde sigorta şirketlerinin yalnızca tedavi giderlerini finanse eden yapılar değil; sağlıklı yaşamı destekleyen, önleyici hizmetler sunan ve bireylerin sağlık yolculuğunu yöneten platformlar haline geleceğine inanıyoruz. Bunun için de dijitali sadece bir araç olarak kullanmayan; bunun ötesinde dijitali iş modelinin merkezine yerleştiren platformların önemi her geçen gün artacak. Bizim aslında kendimizi bir sağlık şirketi olarak konumlandırmamızın en büyük nedeni de bu. Amacımız bu yolda öncü olmak. Sektöre farklı bir bakış açısı kazandırarak; ‘sağlıklı bireylerden sağlıklı bir toplum’ yaratma amacımızı güçlendirmek ifadelerini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">TCL Electronics Türkiye'den LÖSEV'li çocuklara özel sinema odası</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/tcl-electronics-turkiyeden-losevli-cocuklara-ozel-sinema-odasi-9448/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/tcl-electronics-turkiyeden-losevli-cocuklara-ozel-sinema-odasi-9448/</id>
<published><![CDATA[2026-03-17T13:44:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-17T13:44:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_8F5A99-CF2870-6FC097-641074-5339F1-9F4F4D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Toplumsal fayda odaklı projelerini sürdürülebilir bir yaklaşım doğrultusunda şekillendiren TCL Electronics, LÖSEV ile olan iş birliği kapsamında çocukların birlikte vakit geçirebileceği yeni alanlar oluşturmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Ankara’daki LÖSEV Lösemili Çocuklar Köyü’nde bir e-oyun odası kuran TCL Electronics, projenin ikinci aşamasında çocukların sosyal hayata katılımını destekleyen bir sinema odasını hayata geçirdi. Mevcut ürün gamındaki en büyük ekran seçeneği olan 115 inch QD-Mini LED teknolojisine sahip televizyonu ile mevcut toplantı salonunu akustik kaplama ve uygun altyapıyla renove ederek çocuklara tedavi süresince moral sağlayacak bir sinema odası ortamı hazırladı.</p><p>Ramazan ayında 2 seans olarak gerçekleştirilen Sinema Günü etkinliğinde yeniden bir araya gelen lösemili çocuklar ebeveynleriyle birlikte sinema odasında düzenlenen gösterimle birlikte film izledi. Ardından lösemili gençler ile birlikte ikinci seans gerçekleştirildi. Etkinlik ondan fazla gönüllü medya partnerinin ve TCL Electronics Türkiye Genel Müdürü Timo Xu katılımıyla gerçekleşti.</p><p>Etkinliğe ilişkin değerlendirmede bulunan TCL Electronics Türkiye Genel Müdürü Timo XU, “LÖSEV ile yürüttüğümüz iş birliğini uzun vadeli bir sosyal sorumluluk yaklaşımının önemli bir parçası olarak görüyoruz. Çocukların hayatına dokunan projeleri devam ettirmeyi oldukça önemsiyoruz. Geçtiğimiz yıl LÖSEV Lösemili Çocuklar Köyü’nde kurduğumuz gaming odasıyla başlattığımız bu yolculuğu, bu yıl hayata geçirdiğimiz sinema odasıyla devam ettiriyoruz. Çocukların bir araya gelebileceği ve sosyal bağlarını güçlendirebileceği alanlar oluşturmayı değerli buluyoruz. Toplumsal fayda odağında hayata geçirdiğimiz bu çalışmalarla çocukların mutluluğuna katkı sağlamayı sürdüreceğiz.” dedi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorial Hastanelerinde kolon kanseri farkındalığı için "Mavi Gün"</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-2032/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-2032/</id>
<published><![CDATA[2026-03-16T02:00:10+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-16T02:00:10+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E834E5-F102EA-CAA2E9-48D652-CBC20A-12701A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu, İstanbul, Ankara, Antalya, Bodrum, Diyarbakır ve Kayseri’deki hastanelerinde kolon kanseri farkındalığına dikkat çekmek amacıyla “Kolon Kanseri İçin Mavi Gün” etkinlikleri düzenledi. Farklı şehirlerde eş zamanlı gerçekleştirilen etkinliklerde hastalar, hekimler ve sağlık çalışanları bir araya geldi.</p><p>Mavi konseptli alanlar, farkındalık stantları, bilgilendirme etkinlikleri ve hasta hikâyeleri ile kolon kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekildi. Gün boyunca hastane alanlarında kurulan bilgilendirme noktalarında ziyaretçilere kolon kanseri hakkında bilgi verilirken, farkındalık dövizleri ve mavi temalı etkinliklerle konuya dikkat çekildi. Katılımcılar doktorlarla bir araya gelerek kolon kanserine ilişkin merak ettikleri sorulara yanıt bulma fırsatı da yakaladı.</p><p>Etkinlikler kapsamında sanat ve medya dünyasından isimler de farkındalık çalışmalarına destek verdi. Memorial Bahçelievler Hastanesi’ndeki etkinliğe katılan Ece Vahapoğlu, kendi deneyimlerinden yola çıkarak kolon kanseri farkındalığının önemine dikkat çekti. Memorial Bahçelievler Hastanesi’ne Ece Vahapoğlu’nun yanı sıra Şebnem Özinal, Memorial Şişli Hastanesi için ise Selin Türkmen, Memorial Göztepe Hastanesi’ndeki etkinliğe Seren Fosforoğlu, Müge Ulusoy ve Ayşen İnci, Memorial Ataşehir Hastanesi’ndeki etkinliğe ise Şahika Ercümen ve Demirhan Demircioğlu katıldı.</p><p>Memorial Sağlık Grubu Genel Müdürü Bora Uludüz, “Mavi Gün” etkinlikleriyle kolon kanseri konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı hedeflediklerini belirterek şunları söyledi:&nbsp;</p><p>“Kolon kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biri. Bu nedenle toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor. Memorial olarak bu bilinçle ‘Kolon Kanseri İçin Mavi Gün’ etkinliklerini hastanelerimizde ilk kez hayata geçiriyoruz. Hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren bu tür çalışmalarla kolon kanseri konusunda farkındalığı güçlendirmeyi ve erken teşhisin önemine dikkat çekmeyi hedefliyoruz. Memorial Sağlık Grubu olarak toplum sağlığını destekleyen farkındalık ve bilgilendirme çalışmalarımızı önümüzdeki dönemde de sürdürmeye devam edeceğiz.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zam İlaç yok krizine çare olmadı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/zam-ilac-yok-krizine-care-olmadi-60/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/zam-ilac-yok-krizine-care-olmadi-60/</id>
<published><![CDATA[2026-03-15T02:54:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-15T02:54:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9F0D4A-868949-CEA718-6777AE-F46E9F-CD6462.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İlaç fiyatlandırmasında kullanılan euro kuru yüzde 6 zamla 25 lira 33 kuruştan, 26 lira 87 kuruşa yükseldi.</p><p></p><p>Yapılan bu artış ile piyasada bulunmayan ilaçlarla ilgili sorunun bir nebze de olsa çözülmesi hedefleniyordu.</p><p></p><p>Ancak eczacılara göre bu zam depolardan alınan "İlaç yok" yanıtına çare olmadı.</p><p></p><p>Artık bıçak kemiğe dayandı</p><p></p><p>İstanbul Eczacı Odası Yönetim Kurulu Üyesi Simla Dilara Sezgin, "Artık bıçak kemiğe dayanmış durumda." dedi. Sezgin, "Hastaların ilaca ulaşamaması sadece ilaç firmaları ve eczacıların değil, hastaların da gündeminde çünkü ilaca ulaşamıyorlar." şeklinde konuştu.</p><p></p><p>1 Nisan'daki zam bekleniyor</p><p></p><p>1 Nisan'da ilaç fiyatlandırmasında kullanılan euro kuru yeniden güncellenecek. Euro kuru, yüzde 8 daha yükseltilerek 29 lira 11 kuruş üzerinden hesaplanacak.</p><p>Ancak eczacılara göre bu durum başka bir sorunu da beraberinde getirebilir.</p><p></p><p>Eczaneler ve hastalar sıkıntı yaşayacak</p><p></p><p>Star Haber'e konuşan eczacı Sevil Tutuş, "Nisana kadar eczaneler ve hastalar sıkıntı yaşayacak. Tekrar zam yapılacağı açıklandığı için o süreye kadar depolar bize ilaç vermeyecek. Bu her zaman böyle oluyor çünkü." diye konuştu.</p><p></p><p>Eczacılar, ilaç tedarik sıkıntısının çözülmesi için ilaç kararnamesinin güncel koşullara göre yenilenmesini istiyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Wellbees'ten çalışanlara ve şirketlere özel 'kaliteli uyku' önerileri</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/wellbeesten-calisanlara-ve-sirketlere-ozel-kaliteli-uyku-onerileri-2168/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/wellbeesten-calisanlara-ve-sirketlere-ozel-kaliteli-uyku-onerileri-2168/</id>
<published><![CDATA[2026-03-14T10:42:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-14T10:42:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5E23A7-5946CC-2689AA-EB939F-53823C-261E41.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre uyku bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi ruhsal durum bozukluklarının hem nedeni hem de sonucu olabiliyor. Uyku Vakfı’nın (Sleep Foundation) araştırmasına göre ise uyku kalitesi ortalamanın altında olan bireylerin %46’sı ruh sağlığını kötü veya çok kötü olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla uyku kalitesi ruh halimizi direkt olarak olumlu veya olumsuz etkileyebiliyor. Kurumsal esenlik çözümü Wellbees’in psikolojik destek danışmanlarından Uzman Klinik Psikolog Neris Başkan Tüzer, bu yıl 13 Mart’a denk gelen Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, uyku kalitesinin iş hayatına etkileri hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p><p></p><p>“Bir saat daha az uyumak bile verimliliği düşürüyor”</p><p>Uyku kalitesinin iş performansı üzerindeki etkilerine ve bu alandaki araştırmalara değinen Tüzer, “Yoğun tempo, stres, sürekli artan verimlilik ve performans beklentileri modern iş hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ancak bu unsurlar üzerine çokça konuşulurken uyku çoğu zaman göz ardı ediliyor. Halbuki son yıllarda yapılan araştırmalar, uykunun iş performansı üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyuyor. Farklı sektörleri kapsayan bir araştırma, bir hafta boyunca günde yalnızca bir saat daha az uyuyan çalışanların performansının %9 oranında düştüğünü gösteriyor. Yazılım sektöründe yapılan benzer bir çalışmada ise uyku eksikliğinin yazılımcıların performansını %50’ye varan oranlarda düşürebildiği görülüyor. ABD Ulusal Uyku Vakfı’nın çalışmalarına göre ise kaliteli uyku, iş performansını %90 oranında doğrudan etkiliyor. Kısacası uyku, bireysel sağlığın yanı sıra kurumsal verimlilik açısından da kritik bir rol oynuyor. Daha iyi bir uyku; daha verimli, daha dikkatli ve hata oranı daha düşük bir çalışma performansını beraberinde getiriyor” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>“Erkekleri uzun çalışma saatleri, kadınları ev-iş yükümlülükleri etkiliyor”</p><p>Wellbees’in dünya genelindeki 250 bini aşkın kullanıcısının verilerine göre 2025 yılında kadın çalışanların uyku kalitesi 5 üzerinden 3.88, erkek çalışanlarınki 4.30 oldu. Uyku ve verimlilik konusunda kadınlar ve erkekler arasında farklılıklar bulunduğunu ifade eden Tüzer, “Araştırmalar, uzun çalışma saatlerinin erkeklerde uykusuzluğa daha fazla yol açtığını gösteriyor. Buna karşın kadınlarda özellikle gece vardiyaları ve çifte sorumluluk olarak ifade edilen hem iş hem de ev içi yükümlülüklerin birleşmesi uyku kalitesini önemli ölçüde düşürebiliyor. Avustralya’da yapılan bir araştırmaya göre genel olarak haftalık 42 saatin üzerindeki çalışma süreleri uyku verimliliğini olumsuz etkiliyor. Bu oran kadınlarda yine çifte sorumluluk nedeniyle 36 saate kadar düşebiliyor” diye konuştu.</p><p></p><p>Çalışanlar ne yapabilir?</p><p>Tüzer, uyku kalitesini artırmak için bireysel düzeyde atılabilecek basit ama etkili adımları şöyle sıraladı:&nbsp;</p><p>1-	Düzenli uyku saatleri oluşturmak ve bu rutine mümkün olduğunca sadık kalmak, sirkadiyen ritmimizi (vücut saati) düzenleyerek daha kaliteli bir uykuya yardımcı olur.</p><p>2-	Akşam saatlerinde kafein tüketiminden kaçınılmalıdır.</p><p>3-	Uyumadan yaklaşık bir saat önce telefon, bilgisayar ve televizyon gibi ekranlardan uzaklaşmak uykuya geçişi kolaylaştırabilir.</p><p>4-	Ekrandan uzaklaşılan zamanı; nefes egzersizleri, meditasyon veya sakinleştirici aktivitelerle geçirmek zihni dinlendirerek uyku kalitesini artırabilir.</p><p></p><p>Şirketler ne yapabilir?</p><p>Uyku ve verimlilik arasındaki ilişkinin kurumsal düzeyde önem taşıdığını vurgulayan Tüzer, şirketlere yönelik de şu önerilerde bulundu:</p><p>1-	Esnek çalışma saatleri, çalışanların kendi biyolojik ritimlerine göre daha verimli çalışabilmelerine yardımcı olabilir.&nbsp;</p><p>2-	Toplantıların günün çok erken saatlerine veya mesai bitimine yakın zamanlara sıkıştırılmaması, çalışanların stres seviyesini azaltabilir.</p><p>3-	Dijital çağın getirdiği sürekli ulaşılabilirlik kültürüne sınır koyulabilir. Mesai saatleri dışında e-posta, mesaj ve arama beklentisinin azaltılması çalışanların dinlenme süresini koruyabilir.</p><p>4-	Şirket içinde dinlenme alanları oluşturmak ve bazı kültürlerde yaygın olan kısa süreli uyku (power nap) alışkanlığını desteklemek hem çalışanların uyku kalitesini hem de genel verimliliği artırabilir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorıal Bodrum'da tamamlayıcı sağlık sigortası dönemi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-bodrumda-tamamlayici-saglik-sigortasi-donemi-373/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-bodrumda-tamamlayici-saglik-sigortasi-donemi-373/</id>
<published><![CDATA[2026-03-13T13:56:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-13T13:56:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_06D60C-59C21C-13D0FD-9C4C31-C08E97-DC2E6E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu’nun bölgedeki önemli sağlık yatırımlarından biri olan Memorial Bodrum Hastanesi, bu anlaşmalar sayesinde geniş branş yelpazesi, ileri tanı ve tedavi altyapısı ile sunduğu sağlık hizmetlerini tamamlayıcı sağlık sigortası sahiplerine de sunmaya başlıyor.</p><p>Ortakent’te hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi, bölgede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyaca da yanıt veriyor. Özellikle çocuk hastaların sağlığı için büyük önem taşıyan gece polikliniği hizmeti saat 00.00’a kadar devam ediyor. Kalp ve damar cerrahisi, kardiyoloji, beyin, sinir ve omurilik cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, üroloji, dahiliye, plastik cerrahi, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum alanlarında güçlü bir yapılanmaya sahip olan hastane; mikrocerrahi, el cerrahisi, çocuk nörolojisi ve pediatrik cerrahi gibi ileri uzmanlık gerektiren branşlarda da hizmet sunuyor.</p><p>Cerrahi ve dahili branşlardan kadın ve çocuk sağlığına, kalp sağlığından ileri tanı ve girişimsel işlemlere kadar geniş bir hizmet alanına sahip olan Memorial Bodrum Hastanesi, güçlü hekim kadrosu ve ileri teknolojik altyapısıyla bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri olarak hizmet veriyor.</p><p>“Memorial kalitesini daha fazla sigortalı ile buluşturuyoruz”</p><p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, anlaşmaya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:</p><p>“Memorial Bodrum Hastanesi’ni planlarken en önemli hedeflerimizden biri, Bodrum ve çevresinde yaşayanların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaktı. Çok yakın zamanda SGK anlaşmamızı devreye alarak önemli bir adım attık. Allianz ve AXA Sigorta ile yaptığımız Tamamlayıcı Sağlık Sigortası anlaşmaları ise bu yaklaşımımızın bir başka önemli adımını oluşturuyor. Bu iş birlikleri sayesinde Bodrum ve çevresinde yaşayan sigortalılar, Memorial’ın güçlü hekim kadrosu ve ileri tıp altyapısıyla sunduğu sağlık hizmetlerine daha erişilebilir koşullarda ulaşabilecek. Memorial olarak bulunduğumuz her bölgede sağlıkta kaliteyi, güveni ve erişilebilirliği birlikte sunmayı önemsiyoruz.”</p><p>Bölgeye güçlü sağlık altyapısı</p><p>17 bin metrekarelik alanda hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi; 50 poliklinik, 7 tam donanımlı ameliyathane ve 148 yatak kapasitesiyle bölgenin en kapsamlı sağlık yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor.</p><p>Modern mimarisi, ileri tıp teknolojileri ve uzman kadrosu ile kısa sürede Bodrum’un önemli sağlık merkezlerinden biri haline gelen hastane; Bodrum’un yanı sıra Muğla Merkez, Milas, Datça, Fethiye, Marmaris ve Göcek başta olmak üzere çevre bölgelerden gelen hastalara da hizmet veriyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye'de 72 bin diyaliz hastası var…</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-72-bin-diyaliz-hastasi-var-4034/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-72-bin-diyaliz-hastasi-var-4034/</id>
<published><![CDATA[2026-03-12T02:02:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-12T02:02:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A98340-6421A1-C63247-E9848C-B4066D-8E9415.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Tüm dünyada 21 yıldır kutlanan Dünya Böbrek Günü, bu yıl “Böbreğini Korurken Dünyayı Koru” temasıyla gerçekleştirildi. Türk Böbrek Vakfı da bu özel gün kapsamında düzenlediği etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekti hem de su kaynaklarının korunmasının önemini vurguladı.</p><p>&nbsp;1800 Pet Şişeden Dev Böbrek Maketi</p><p>Kadıköy Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte, Türk Böbrek Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi heykeltıraş Ertuğ Atlı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan dev böbrek maketi sergilendi. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi.</p><p>Bando eşliğinde gerçekleşen etkinlikte vatandaşlar hem böbrek sağlığı hem de çevresel sürdürülebilirlik konusunda bilgilendirildi. Program sonunda sağlıklı su tüketimini teşvik etmek amacıyla katılımcılara çok kullanımlık su mataraları hediye edildi.</p><p>Türkiye’de 72 Bin Diyaliz Hastası Var</p><p>Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2–2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor.” dedi.</p><p>Timur Erk, konuşmasında kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:“Bugün burada gördüğünüz dev böbrek maketi bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2–2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir.” Erk, ayrıca tek kullanımlık plastik tüketimine de dikkat çekerek, bir kişinin günlük su ihtiyacını pet şişelerden karşılaması durumunda yılda yaklaşık 1.800 plastik şişe atığı oluştuğunu hatırlattı.</p><p></p><p>&nbsp;“Böbrek Sağlığı Çocuklukta Başlar”</p><p>İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6–7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır.”</p><p>Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti.</p><p>Etkinlikte yer alan Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve&nbsp; çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi.&nbsp;</p><p>Etkinliğe katılan TBV Danışma Meclisi Üyesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan söz etti. Doç. Dr. Alpay; “kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür),&nbsp; vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır.&nbsp;</p><p>-	Yeterli su içmek,&nbsp; - Tansiyonu kontrol altında tutmak</p><p>-	Şeker hastalığını kontrol etmek, - Gereksiz ilaç kullanmamak</p><p>-	Tuz tüketimini azaltmak, - Sağlıklı beslenmek</p><p>-	Düzenli egzersiz yapmak, - Sigara kullanmamak</p><p>&nbsp;“Su Böbreğini Korur, Atık Doğaya Yük olur”</p><p>Türk Böbrek Vakfı, Dünya Böbrek Günü etkinliği kapsamında verdiği mesajda böbrek sağlığı ile çevre sağlığı arasındaki güçlü bağa dikkat çekti ve plastik tüketiminin azaltılması, geri dönüşümün yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi çağrısında bulundu. Kadıköy Meydanı’ndaki dev böbrek maketi, gün boyunca vatandaşların yoğun ilgisini çekerken etkinlikte verilen ortak mesaj: “Böbrek sağlığını korumak, doğayı ve su kaynaklarını korumaktan geçiyor.” oldu.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Drogsan İlaçları'nda bayrak değişimi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/drogsan-ilaclarinda-bayrak-degisimi-631/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/drogsan-ilaclarinda-bayrak-degisimi-631/</id>
<published><![CDATA[2026-03-11T17:35:13+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-11T17:35:13+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D81802-371713-64D153-6CB17B-60A3D7-A4FBB4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Drogsan İlaçları Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karpuzcu tarafından yapılan açıklamaya göre Dr. Sabri Öncel, 9 Mart 2026 tarihi itibarıyla şirketin yeni Genel Müdürü olarak atandı. Yaklaşık 18 yıldır Drogsan İlaçları’nda Genel Müdürlük görevini sürdüren Dr. Ersan Küçük ise bu tarih itibarıyla bu görevini devrederek şirketin stratejik süreç ve projelerine danışman olarak destek verecek, İcra Kurulu ve Yönetim Kurulu çalışmalarına koordinatör olarak katkı sağlamayı sürdürecek.</p><p></p><p>Drogsan İlaçları Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karpuzcu, görev değişimine ilişkin yaptığı değerlendirmede Dr. Ersan Küçük’ün şirketin yıllar içerisindeki başarılarında bulunan önemli rolünü belirterek şunları söyledi: “Şirketimizin Genel Müdürlük görevini büyük bir özveri, güçlü liderlik ve vizyoner yaklaşımıyla başarıyla yürütmüş olan Dr. Ersan Küçük, gelişimimize, kurumsallaşmamıza, büyümemize önemli ve kalıcı katkılar sağlamıştır. Bilgi birikimi ve sektörel deneyimi ile şirketimizin gelişim yolculuğunda çok kıymetli bir rol üstlenen Küçük’e çalışmaları için teşekkür ediyor, yeni görevinde başarılarının devamını diliyorum. Genel Müdür Yardımcılığı görevini başarıyla yürüten Dr. Sabri Öncel’in liderliği, vizyonu ve birikimiyle şirketimizin istikrarlı gelişimini daha da ileriye taşıyacağına inanıyorum.”</p><p></p><p>Drogsan İlaçları’nda Türkiye ve Uluslararası Pazarlardan sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevini başarıyla sürdüren Dr. Sabri Öncel, yeni dönemde Genel Müdürlük göreviyle şirketin büyüme stratejilerinin hayata geçirilmesi, uluslararası pazarlardaki etkinliğin artırılması ve yenilikçi sağlık çözümlerinin geliştirilmesi alanlarında çalışmalarını sürdürecek.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İyileştiren Hastane tedavi süresini kısaltıyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/iyilestiren-hastane-tedavi-suresini-kisaltiyor-1790/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/iyilestiren-hastane-tedavi-suresini-kisaltiyor-1790/</id>
<published><![CDATA[2026-03-11T02:54:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-11T02:54:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3E1524-B84ECE-BB4372-64FFF0-1C2D3D-9B5A1B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Modern hastane binalarının mimarisi ve iç mekân tasarımları, tedavi süreçlerini hızlandıran kritik bir faktör haline geldi. Gelişen tasarım anlayışları, yapısal ve tıbbi teknolojik ilerlemelerle birleşerek, hastaların iyileşme hızına doğrudan etki ediyor. Sektör temsilcileri, Sağlık Bakanlığı’nın akreditasyon çalışmalarıyla birlikte, literatüre "İyileştiren Hastane" olarak giren bu yapıların artık bir standart olacağını belirtiyor.&nbsp;</p><p>Mimar Mustafa Onur Eraydın, konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Eraydın, hastalığın ve hastaların değişen niteliklerine göre yeni teşhis ve tedavi teknolojilerinin gelişmesinin, hastane binalarının yapısal çerçevesini doğrudan etkilediğini vurguladı.&nbsp;</p><p>Enfeksiyon ve iyileşme süresi kısalıyor&nbsp;</p><p>“Yoğun bakım ünitesi sendromlara yol açtığını biliyoruz. Ses düzeyinin, narkotik ve sedatif ilaç kullanımını ve dozlarını belirgin biçimde etkilediğini; ses düzeyindeki artışın, kalp atış̧ hızı, stres ve gerginliğin artmasında etkili olduğunu da biliyoruz. Ayrıca güneş̧ alan ve almayan hasta odalarıyla, hastanede kalış̧ süreleri ve ölüm oranları arasında belirgin bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Yani odadaki aydınlık düzeyinin, kalp atış̧ hızı, aktivite düzeyleri ve solunum sayısını etkilediğini biliyoruz” diyen Eraydın, yeni nesil hastane binalarının sadece estetikten ibaret olmadığını, aynı zamanda tedavi sonuçlarını doğrudan iyileştirdiğini belirterek “Sağlık tesislerinde mühendislik hesaplamalar sonucu geliştirilen mekanik ve elektrik sistemler ile, antibakteriyel inşaat malzemeleri kullanılarak, en üst seviyede sterilizasyon sağlanıyor. Bu sayede hastanede enfeksiyona bağlı hastalıklar minimum seviyelere çekilerek antibiyotik tedavi dozları azaltılıyor ve bağışıklık sistemini güçlendiren tıbbi çalışmalarla iyileşme süresi kısaltılıyor” diye konuştu.&nbsp;</p><p>“Hastanın güven duygusunu artırıyor”&nbsp;</p><p>Eraydın sözlerini şöyle sürdürdü:&nbsp;</p><p>“Üstelik estetik kalite de hastayı rahatlatarak iyileşme hızını etkilediği gibi, hasta yakını ve ziyaretçi psikolojisini de olumlu etkileyerek hastanın güven duygusunu artırıyor. Geleceğin hastane binaları sadece tedavi değil, aynı zamanda hastanın kendi kendine yardımı ve hastalıklardan korunması yönünde eğilim gösterecek. Bu yapılar spor salonları, sosyal hizmet büroları ve toplum için buluşma noktası olabilecek başka işlevleri de içerebilecektir.”&nbsp;</p><p>Bakanlık harekete geçti&nbsp;</p><p>Türkiye'de sağlık binalarının düzeltilmesi ve kalite eşiğinin yükseltilmesi için atılan adımlara da değinen Arter İnşaat Kurucu Ortağı Mustafa Onur Eraydın, şunları kaydetti:&nbsp;</p><p>“Ülkemizde sağlık kuruluşlarının bakım ve yönetim kalitesini iyileştirmek için geliştirilmiş olan standartlar serisini karşılayıp karşılamadıklarını belirlemek amacıyla, yetkili kuruluşlar tarafından değerlendirmeye tabi tutulan bir süreç olarak akreditasyon çalışmaları sürüyor. Sağlık binalarının düzeltilmesi ve kalite eşiğinin yükseltilmesi için Sağlık Bakanlığının bilimsel araştırmalara verdiği önem, üniversitelerle iş birliği içinde bulunması ve ulusal bir akreditasyon programının uygulanmaya başlaması bu gelişmeleri oldukça hızlandırmış durumda.”&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İlknur Ulu aşı iş birimi direktörü oldu</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/ilknur-ulu-asi-is-birimi-direktoru-oldu-3289/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/ilknur-ulu-asi-is-birimi-direktoru-oldu-3289/</id>
<published><![CDATA[2026-03-10T02:58:34+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-10T02:58:34+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_00786D-B6331A-BCD077-A1BFC8-0AFC3E-354A1C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya genelinde 300 yılı, Türkiye'de ise 65 yılı aşkın deneyimiyle sağlık sektörünün lider firmaları arasında yer alan global biyofarma şirketi GSK Türkiye’de İlknur Ulu, 2 Mart itibarıyla Aşı İş Birimi Direktörü görevine getirildi.</p><p>Galatasaray Üniversitesi İşletme bölümünden 2008 yılında mezun olan Ulu, ilaç sektöründe 17 yılı aşkın kariyeri boyunca Afrika, Orta Doğu ve Avrasya gibi geniş bir coğrafyayı kapsayan sorumluluklar üstlendi. Bu bölgelerde büyüme stratejileri oluşturma ve portföy yönetimi süreçlerini başarı ile gerçekleştiren Ulu, uluslararası pazarlarda çeşitli ürünlerin satış ve pazarlama rollerinde yer alarak global marka yönetimi, lansman stratejileri ve bölgesel iş geliştirme konularında önemli deneyimler elde etti.&nbsp;</p><p>GSK Türkiye’ye katılmadan önce Sanofi'de aşı, kardiyoloji ve diyabet iş birimlerinde pazarlama ve satış organizasyonlarında görev alan Ulu, GSK Türkiye’deki yeni görevinde aynı zamanda Liderlik Ekibi’nde yer alacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Güzellik sektöründe dünyada ilk uygulamalar Türkiye'de</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/guzellik-sektorunde-dunyada-ilk-uygulamalar-turkiyede-7667/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/guzellik-sektorunde-dunyada-ilk-uygulamalar-turkiyede-7667/</id>
<published><![CDATA[2026-03-10T02:38:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-10T02:38:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_40042D-294A30-17CDB4-915456-951D2A-C1C766.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Fuarın en dikkat çekici yeniliklerinden biri, dünyada ve Türkiye’de ilk kez tanıtılacak, estetisyen müdahalesi gerektirmeyen robotik zayıflama cihazı olacak. Katılımcılar, bölgesel zayıflama uygulamalarını robotik sistem ve yapay zeka desteğiyle deneyimleme fırsatı bulacak. Cihaz, kişiye özel programlar oluşturmak için cilt nemi, elastikiyet, pigmentasyon ve hassasiyet gibi parametreleri ölçecek. Ölçümlerin ardından robotik uygulamalar ile protokolleri standartlaştıracak ve güvenli, tutarlı sonuçlar sağlayacak. Ziyaretçiler hem gözlemleyerek hem de uygulamalı olarak cihazın etkilerini test edecek, bu sayede hem teknolojinin gücünü hem de sektördeki yenilikçi yaklaşımı doğrudan deneyimleyecek. Fuarda yapılacak interaktif sunumlar, geleceğin estetik uygulamalarının sahada nasıl uygulanacağını katılımcılara gösterecek ve sektörde çığır açan bir deneyim sunacak.</p><p>CİLT BAKIMINDA YENİ NESİL TEKNOLOJİLER&nbsp;</p><p>Güzellik &amp; Bakım İstanbul Fuarı’nda, cilt bakımına yönelik en yeni teknolojiler katılımcılarla buluşacak. Fuarda ziyaretçiler, kırışıklık görünümünü azaltmayı, cilt dokusunu güçlendirmeyi ve sağlıklı yaş alma yaklaşımını desteklemeyi hedefleyen gelişmiş cihazları ve patentli bakım terapilerini uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı bulacak. Türkiye’de ilk kez tanıtılacak olan cihaz, kırışıklıkları hedef alırken kas ve cilt yapısını destekleyen çok yönlü bir teknoloji sunuyor. Cildin alt katmanlarını uyaran ve kas dokusunu aktive eden sistem, özel protokollerle cilt sıkılığını artırmayı amaçlıyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilecek demonstrasyonlarda, cihazın çalışma prensipleri ve uygulama süreçleri ziyaretçilere adım adım gösterilecek. Kraliyet ve Hollywood bakımı” olarak adlandırılan bu yenilikçi cihazlar, cildin nem seviyesini yükseltmeye ve doğal yenilenme sürecini desteklemeye yardımcı olarak, katılımcılara eşsiz bir bakım deneyimi sunuyor.</p><p>OKSİJEN TERAPİSİ VE MİKRO İĞNE UYGULAMALARI</p><p>Fuarda öne çıkan bir diğer önemli uygulama grubu, oksijen terapisi ve mikro iğne teknolojileri olacak. Oksijen terapisi temelli sistemler, yüksek basınçlı oksijen kullanarak cildin nem seviyesini artırmayı, hücre yenilenmesini hızlandırmayı ve cilde doğal bir canlılık kazandırmayı hedefliyor. Bu yöntem, cildin alt katmanlarına oksijen ve aktif içeriklerin nüfuz etmesini sağlayarak daha sağlıklı ve parlak bir cilt görünümü yaratıyor. Mikro iğne uygulamaları ise cilt yüzeyinde kontrollü mikro kanallar oluşturarak cildin doğal yenilenme sürecini tetikliyor. Bu sayede cilt, kolajen ve elastin üretimini artırarak dokusunu güçlendiriyor ve kırışıklık görünümünü azaltıyor. Mikro iğne teknolojileri ayrıca, serum ve aktif bakım ürünlerinin cilde daha etkin bir şekilde ulaşmasını sağlıyor. Katılımcılar, fuarda bu uygulamaları hem gözlemleme hem de deneyimleme fırsatı bulacak. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilecek demonstrasyonlar sayesinde, hangi cilt tiplerine uygun oldukları, uygulama teknikleri ve elde edilen etkiler detaylı olarak gösterilecek. Bu deneyim, ziyaretçilere modern cilt bakımında oksijen terapisi ve mikro iğne uygulamalarının sağladığı faydaları yakından inceleme imkânı sunacak.</p><p>UYGULAMALI CİLT BAKIM ÜRÜNLERİ VE KORE TEKNOLOJİLERİ</p><p>Fuarda, cilt bakımında fark yaratacak ve ilk kez tanıtılacak ürünler ziyaretçilerle buluşacak. Hassas ve atopik cilt tiplerine uygun tonik, krem, serum ve maske setleri, Kore cilt bakım teknolojileri ve yerel markaların ürünleri uzmanlar eşliğinde uygulamalı olarak ziyaretçilere sunulacak. Katılımcılar, ürünlerin kullanım alanlarını, içerik yapılarını ve uygulama tekniklerini birebir deneyimleyerek cilt dokusunu güçlendiren serumlar, nem dengesini sağlayan tonikler, kırışıklık görünümünü azaltan kremler ve canlı, parlak bir cilt kazandıran maskelerin etkilerini gözlemleyebilecek. Ürünlerin güvenilirliği, bilinen iş birlikleri ve doktor-onaylı protokollerle desteklenirken, Kore cilt bakım ürünleri inovatif içerik ve teknolojileriyle fuarda ön plana çıkıyor. Çok adımlı uygulama trendlerini katılımcılara uygulamalı olarak gösteren bu ürünler, ziyaretçilere interaktif bir deneyim alanı sağlarken, cilt bakımında gelişen yeni yaklaşımları doğrudan deneyimleme imkânı sunacak.</p><p>TUZ TERAPİSİ İLE ETKİN BAKIM PROTOKOLLERİ</p><p>Fuarın öne çıkan bir diğer uygulaması, cilt bakımında destek sağlayan özel tuz kabinleri. Tuz terapisi prensibiyle çalışan bu kabinler, cildin nefes almasını kolaylaştırırken bakım sürecini tamamlayan rahatlatıcı bir ortam sunuyor. Tuz kabinleri, ciltteki toksinlerin atılmasına yardımcı olurken, nem dengesini destekler ve bakım uygulamalarının etkisini artırmayı amaçlıyor. Bu sayede katılımcılar, kabinlerde uygulanan protokolleri deneyimleyerek cildin yenilenme sürecini ve cilt sağlığı üzerindeki katkılarını gözlemleyebilecek.</p><p>UZMAN REHBERLİĞİNDE MASTERCLASS VE WORKSHOPLAR</p><p>Fuarda tırnak ve oje kategorisinde, birden fazla işlevi bir araya getiren gelişmiş jel sistemleri ve bakım çözümleri katılımcılarla buluşacak. Workshoplar ve masterclasslar aracılığıyla ürünlerin uygulanışı sahada detaylı olarak gösterilecek, tırnak bakımına dair teknikler tanıtılacak. Ayrıca ayak bakımı için geliştirilen pedikür setleri ve bakım ürünleri de katılımcılarla paylaşılacak. Podologların desteğiyle ürünlerin özellikleri ve profesyonel kullanım bilgileri aktarılacak. Bu kapsamda fuar, tırnak ve ayak bakımındaki yenilikleri ve sektördeki güncel standartları bir arada sunacak.</p><p></p><p>İNTERAKTİF DENEYİM VE İNOVASYON PLATFORMU</p><p>Fuar, katılımcılara ürünleri sadece görme değil, uygulamalı deneyimleme ve sektördeki trendleri sahnede takip etme fırsatı sunacak. Uygulamalı masterclasslar, estetik uygulamalar, makyaj teknikleri, saç tasarımı ve cilt bakımı gibi alanlarda uzman rehberliği ile gerçekleştirilecek. TG Expo Güzellik &amp; Bakım Fuarı Proje Direktörü Gökhan Büyükataman, fuarın inovasyonu merkeze alan bir platform olduğunu belirterek; “Katılımcılar, uygulamalı deneyimler ve masterclasslar sayesinde ürünleri doğrudan gözlemliyor ve deneyimliyor. Bu sayede sadece ürünleri görmekle kalmayıp, her bir uygulamanın etkisini, kullanım alanını ve potansiyel sonuçlarını bizzat deneyimleme fırsatı buluyorlar. Fuar, sektördeki yenilikçi teknolojilerin, uygulamaların ve eğitim modellerinin bir araya geldiği bir platform sunuyor. Katılımcılar hem ticari iş birliklerini geliştirebiliyor hem de geleceğin estetik ve bakım standartlarını öğreniyor. Bu deneyim, sektördeki profesyoneller için yeni bakış açıları, ilham verici uygulamalar ve doğrudan etkileşim imkânı sağlıyor; inovasyon ve eğitimi aynı çatı altında buluşturan eşsiz bir ortam yaratıyor” ifadelerinde bulundu.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünya yalnızlık salgını ile karşı karşıya</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-8215/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-8215/</id>
<published><![CDATA[2026-03-10T02:04:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-10T02:04:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_60F283-13F259-4830F2-0BCBF4-EF08F0-03630C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Uzmanlara göre bu tablo artık bireysel bir ruh haliyle açıklanamaz durumda. Dünya, bilimsel literatürde “Yalnızlık Salgını” (Loneliness Epidemic) olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya.</p><p>&nbsp;</p><p>2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan uluslararası araştırmalar, yalnızlığın kişisel bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bugün dünya genelinde her altı kişiden biri kronik yalnızlık yaşıyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Uzmanlar, yalnızlığın sigara kullanımı, obezite ve hareketsizlik kadar ciddi bir ölüm riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 tarihli raporuna göre yalnızlık ve sosyal izolasyon, dünya genelinde yılda yaklaşık 871 bin ölüme katkıda bulunuyor. Bu da saatte ortalama 100 ölümün, doğrudan ya da dolaylı olarak yalnızlıkla ilişkili olduğu anlamına geliyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Yalnızlık Sadece Ruhu Değil, Bedeni de Hasta Ediyor</p><p>&nbsp;</p><p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek düzeyde olduğunu vurguluyor:</p><p>&nbsp;</p><p>“Son iki yılda yayımlanan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, yalnızlığın yalnızca ruhsal bir durum olmadığını açıkça gösteriyor. Kalp hastalıkları, diyabet, demans ve erken ölüm riskini ciddi biçimde artırıyor. Yalnızlık beyinde sürekli bir tehdit algısı yaratıyor; kortizol yükseliyor, bağışıklık sistemi baskılanıyor ve vücut uzun süreli bir stres hali içinde kalıyor.”</p><p>&nbsp;</p><p>2025–2026 döneminde yayımlanan bilimsel araştırmalara göre yalnız bireylerde demans riski yaklaşık yüzde 50, kalp hastalığı riski yüzde 29, inme riski yüzde 32 oranında artıyor. Erken ölüm riski de yalnız yaşayan ve kendini yalnız hisseden bireylerde belirgin biçimde yükseliyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Gençler Kalabalıklar İçinde Yalnız</p><p>&nbsp;</p><p>Yalnızlık denince akla genellikle yaşlılar gelse de, son veriler asıl risk grubunun gençler olduğunu gösteriyor. Yeditepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat, bu tabloyu “Modern Yalnızlık Paradoksu” olarak tanımlıyor:</p><p>&nbsp;</p><p>“Gençler sürekli çevrim içi, sürekli bağlantıda. Ama bu bağlantılar derinlik taşımıyor. Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik.”</p><p>&nbsp;</p><p>Sosyal medyanın yoğun kullanımı ve yüz yüze temasın azalması gibi nedenler, bu duygunun gençler arasında daha da derinleşmesine yol açıyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Türkiye’de Tablo Farklı Değil</p><p>&nbsp;</p><p>TÜİK’in 2026 verilerine göre, tek kişilik hane sayısı 5,5 milyonu aşmış durumda. Son on yılda yalnız yaşayanların sayısındaki artış yüzde 60’ın üzerinde. En yüksek oranlar İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde görülüyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu’na göre bu artış, toplumsal dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu:</p><p>“Bireyselleşme sosyal bağları zayıflatıyor. Yalnızlık artık istisna değil, gündelik hayatın bir parçası haline geliyor.”</p><p>&nbsp;</p><p>Yapay Zeka ve Sosyal Medyanın Etkisi</p><p>&nbsp;</p><p>2025 ve 2026 yıllarında yalnızlıkla mücadelede yapay zeka destekli sohbet uygulamaları ve dijital yoldaşlar hızla yaygınlaştı. Bazı çalışmalar bu araçların kısa vadede yalnızlık hissini azalttığını gösterse de, uzmanlar temkinli.</p><p>&nbsp;</p><p>Doç. Dr. Berke Kırıkkanat bu noktada uyarıyor: “Yapay zeka kişiye ‘duyulma’ hissi verebiliyor. Ancak bu, gerçek ilişkilerin yerini tutmuyor. Aşırı kullanımda sosyal beceriler körelebiliyor ve kişi gerçek hayattan daha da kopabiliyor. Sosyal medya ise insanları birbirine bağlamak yerine çoğu zaman karşılaştırma, yetersizlik ve dışlanmışlık duygusunu besliyor.”</p><p>&nbsp;</p><p>Yalnızlık Duygusu Kişisel Zayıflık Değil</p><p>&nbsp;</p><p>Dünya Sağlık Örgütü ve OECD raporları, yalnızlıkla mücadelenin yalnızca bireysel terapi ya da kişisel çabayla çözülemeyeceğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre sorun, bireylerin değil, modern yaşamın yapısında yatıyor. Bu nedenle çözümün sağlık sistemlerinden şehir planlamasına, eğitim politikalarından sosyal yaşama kadar geniş bir toplumsal çerçevede ele alınması gerekiyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Son yıllarda bazı ülkelerde hayata geçirilen “sosyal reçeteleme” modelleri bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu modeller, bireyleri topluluk etkinliklerine ve sosyal alanlara yönlendirerek yalnızlık hissini azaltmayı hedefliyor. İlk sonuçlar umut verici olsa da, bu adımların kalıcı ve yaygın hale getirilmesinin kritik olduğu vurgulanıyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Yeditepe Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın yapısal boyutuna dikkat çekiyor: “Yalnızlık bir karakter kusuru değil, modern yaşamın ürettiği yapısal bir sorun.”</p><p>&nbsp;</p><p>Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat ise çözümün yönünü şu sözlerle özetliyor: “Toplum olarak daha fazla bağlantıya değil, daha fazla anlamlı bağa ihtiyacımız var.”</p><p>&nbsp;</p><p>Özetle araştırmalar şunu gösteriyor: Bireylerin yalnızlık duygusu görmezden gelindiğinde, en kalabalık toplumlar bile zamanla içten içe yalnızlaşıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">SGK'nin ilaç harcaması yüzde 34 arttı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/sgknin-ilac-harcamasi-yuzde-34-artti-6986/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/sgknin-ilac-harcamasi-yuzde-34-artti-6986/</id>
<published><![CDATA[2026-03-06T11:22:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-06T11:22:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5C6CC7-BEA9A0-EBD841-AE5470-3456EB-830E98.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>SGK'nin 2024 yılında 980,9 milyar lira olan sağlık harcamaları, 2025 yılı sonunda yüzde 38 oranında artarak 1 trilyon 353,1 milyar lirayı buldu.</p><p></p><p>Sağlık harcamalarının yüzde 68,5'ini tedavi harcamaları oluştururken, ilaç, reçete hizmet bedeli ve diğer harcamalar ise toplam tutarın yüzde 31,5'lik kısmına karşılık geldi.</p><p></p><p>2024 yılında ilaca 305 milyar 461 milyon lira ödeyen Kurumun, ilaç harcaması 2025 sonu itibarıyla yaklaşık yüzde 34 artarak 411 milyar 640 milyon lirayı buldu.</p><p></p><p>- Geri ödeme listesine 474 ilaç eklendi</p><p></p><p>SGK'nin geçen yıl 474 yeni ilacı geri ödeme listesine eklemesiyle geri ödeme listesindeki toplam ilaç sayısı 8 bin 888'e yükseldi.</p><p></p><p>Listedeki ilaçların 916'sını kanser tedavisinde kullanılanlar, 506'sını hipertansiyon tedavisinde kullanılanlar, 213'ünü diyabet tedavisinde kullanılanlar, 267'sini ise astım ve Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tedavisinde kullanılanlar oluşturdu.</p><p></p><p>- Sağlık harcamalarının sürdürülebilirliğinin sağlanması</p><p></p><p>Gereksiz ilaç kullanımını engellemek için akılcı ilaç kullanımına odaklanan SGK, ilaç israfına yönelik çalışmalarını sürdürüyor.</p><p></p><p>Kurum, bu kapsamda geçen yıl, hastaların klinik ihtiyaçlarına uygun ilaçları, bireysel gereksinimlerini karşılayan dozlarda, yeterli süre boyunca ve kamuya en düşük maliyetle almaları için kas-iskelet sistemi hastalıklarında kullanılanlar ile eklem ve kas ağrısında kullanılan ilaçlarda çeşitli düzenlemeler yaptı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Roche, 2025 yılı global finansal sonuçlarını açıkladı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/roche-2025-yili-global-finansal-sonuclarini-acikladi-5167/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/roche-2025-yili-global-finansal-sonuclarini-acikladi-5167/</id>
<published><![CDATA[2026-03-06T02:24:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-06T02:24:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E14679-7B8303-B2775C-877876-F9D74B-E5C322.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünyanın önde gelen biyoteknoloji şirketlerinden Roche, 2025 yılı global finansal sonuçlarını açıkladı. Roche’un grup satışları sabit döviz kurlarında yüzde 7, İsviçre Frangı bazında ise yüzde 2 artarken; çekirdek faaliyet kârı yüzde 13, çekirdek hisse başına kazanç ise yüzde 11 oranında büyüme kaydetti. UFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları) net kârı, güçlü operasyonel performansın ve geçen yıla kıyasla baz etkisinin katkısıyla yüzde 58 arttı.</p><p>“2025, Roche için güçlü bir yıl oldu”</p><p>2025 yılı finansal sonuçlarını değerlendiren Roche CEO’su Thomas Schinecker, “2025, Roche için güçlü bir yıl oldu. Operasyonel mükemmeliyet ve Ar-Ge’deki güçlü odağımızın karşılığını aldık. İlaç geliştirme portföyümüzde önemli bir ivme yakaladık. Potansiyel 10 yeni ilacı nihai aşama geliştirme sürecine taşıdık ve ileri aşama klinik çalışmalardan 12’sinde olumlu sonuçlar elde ettik. Onkoloji, immünoloji ve nöroloji gibi öncelikli alanlarda yenilikçi tedavilere yönelik klinik çalışmalarımızdan umut verici sonuçlar elde ettik. Tanı alanında ise bu yıl kullanıma sunulması planlanan yeni nesil dizileme teknolojimizle, genetik analizlerde hız ve verimlilik açısından önemli bir ilerleme sağlıyoruz. Güçlü finansal performansımız ve inovasyondaki kararlı ilerlememizle, büyüme için sağlam bir konumdayız” ifadelerini kullandı.</p><p>Roche İlaç Bölümü’nün satışları, onkoloji, nöroloji, nadir hastalıklar ve oftalmoloji gibi öncelikli alanlardaki yenilikçi portföyün katkısıyla yüzde 9 artış gösterdi. Ağır seyirli hastalıklara yönelik yeni nesil tedaviler, bölümün büyümesinde belirleyici rol oynadı.</p><p>Roche Diagnostik Bölümü’nün satışları ise, immünodiagnostik, patoloji ve moleküler çözümlere yönelik artan talep sayesinde yüzde 2 artış gösterdi. Yıl içinde, kadın sağlığı ve enfeksiyon hastalıkları gibi alanlarda geliştirilen tanısal doğruluğu artırmaya yönelik yeni testlerin CE damgası alması, tanı alanındaki yenilikçi portföyün güçlenmesine katkı sağladı.</p><p>2026 yılı öngörüleri</p><p>Roche, 2026 yılında grup satışlarının sabit döviz kurlarında orta tek haneli aralıkta artmasını bekliyor. Hisse başına temel kazancın ise yine sabit döviz kurlarında yüksek tek haneli aralıkta gelişmesi hedefleniyor. Şirket, İsviçre Frangı cinsinden kâr payını artırmaya devam etmeyi öngörüyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">"Sağlıklı yaşam uzun bir yolculuk"</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglikli-yasam-uzun-bir-yolculuk-6947/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglikli-yasam-uzun-bir-yolculuk-6947/</id>
<published><![CDATA[2026-03-05T02:34:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-05T02:34:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5A0FF6-FA9CC6-B465FA-EE305B-7DCC1B-9296DC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünyanın önde gelen sağlık şirketlerinden Novo Nordisk, 4 Mart Dünya Obezite Günü’nde obeziteyle mücadeleyi merkeze alan bir farkındalık hareketi başlattı.&nbsp; Günümüzde dijital mecralarda obeziteye dair sunulan popüler ama bilimsel temeli zayıf içerikler, bireylerin sağlıklı bir yaşam arayışında vakit kaybetmesine neden olabiliyor. Novo Nordisk, bu kafa karışıklığını merkeze alan filmde obezitenin sadece bir kilo sorunu değil, profesyonel destek gerektiren kronik bir hastalık olduğunu vurguluyor.&nbsp;</p><p>Bilgi Kirliliğine Karşı En Güçlü Savunma Uzman Görüşü&nbsp;</p><p>Obeziteyle mücadelenin sabır ve uzman rehberliğinde yönetilmesi gereken sürdürülebilir bir yolculuk olduğunu anlatan film, "Tüm bu karmaşa geçici, sağlıklı yaşam ise uzun bir yolculuk" diyerek, her adımın uzman desteğiyle atılması gerektiğinin altını çiziyor.</p><p>“Popüler ve Geçici Yöntemler Değil, Tıbbi ve Sürdürülebilir Bir Yolculuk Hedefliyoruz"</p><p>Obezitenin pek çok kronik hastalığın temelinde yatan ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirten Novo Nordisk Türkiye Genel Müdürü Bike Başaklar, "Novo Nordisk olarak globaldeki 100 yılı aşkın mirasımız ve Türkiye’deki 30 yıllık tecrübemizle, obeziteyle mücadelede bilimin sesini yükseltmeye devam ediyoruz. Bu yıl Dünya Obezite Günü’nde yayınladığımız filmimizle, dijital dünyadaki bilgi karmaşasından yorulmuş kişilere sağlıklı yaşamın aceleye getirilemeyecek kadar değerli bir yolculuk olduğunu bir kez daha hatırlatmak istedik. Bu yolculukta en güvenli rehber ise kuşkusuz bilim ve uzman hekim görüşü. Bu noktada geçtiğimiz yıl hayata geçirdiğimiz ve büyük ilgi gören ‘Doktoruna Danış, Sağlığına Kavuş’ hasta farkındalık iletişimimiz de bu yılki mesajımızın en somut uygulama noktası olmaya devam ediyor. Hasta farkındalık filmimizde işaret ettiğimiz o güvenli yolu, dijital bilgi ve ölçümleme platformumuz kilovesaglik.com ile destekliyoruz. Bireylerin sağlıklı kiloda olup olmadıkları hakkında ön bilgi edinebildikleri ve obezite ve fazla kilo ilgili bilimsel verilere ve yönlendirmelere ulaştıkları bu platform, bilimsel ve profesyonel destek için kişilerin güvenilir ilk yol arkadaşı oluyor. Hedefimiz, bireyleri popüler ama geçici yöntemler yerine, tıbbi ve sürdürülebilir bir sağlık yolculuğuna davet etmek.” dedi.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bayer Tüketici Sağlığı'nda önemli atamalar</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/bayer-tuketici-sagliginda-onemli-atamalar-9882/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/bayer-tuketici-sagliginda-onemli-atamalar-9882/</id>
<published><![CDATA[2026-03-05T02:19:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-05T02:19:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_520066-054155-F825DA-C5088E-9A8406-D4D256.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bayer Tüketici Sağlığı Orta Asya ve Kafkaslar Ülkeler Müdürü olarak atanan Sercan Yayla, yeni görevinde Kazakistan, Özbekistan, Gürcistan, Belarus, Azerbaycan, Kırgızistan, Moğolistan, Ermenistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın oluşturduğu ülkeler topluluğunun liderliğini üstlendi. Bayer Türkiye Tüketici Sağlığı Satış Direktörlüğü bayrağını devralan Güneş Özgür Koru ise Bayer Tüketici Sağlığı'nın Türkiye’deki satış hedeflerini gerçekleştirmek ve büyüme stratejilerini uygulamak üzere liderlik edecek.</p><p>Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Sercan Yayla, profesyonel kariyerine 2006’da başladı. Yurtdışı çalışma deneyimlerinin yanı sıra L’Oréal, Henkel, GlaxoSmithKline ve SC Johnson gibi önde gelen şirketlerde kariyerini başarıyla sürdüren ve 2019’da Bayer ailesine katılan Yayla, 2021’den bu yana Bayer Türkiye Tüketici Sağlığı Satış Direktörlüğü görevini yürütüyor. Sercan Yayla, evli ve bir çocuk babasıdır.&nbsp;</p><p>Bayer Türkiye Tüketici Sağlığı Satış Direktörü görevini üstlenen Güneş Özgür Koru, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu ve yüksek lisansını Koç Üniversitesi ile Instituto de Empresa’da tamamladı. 11 yıl boyunca Procter&amp;Gamble’da önemli yerel ve uluslararası sorumluluklar üstlenen Koru, 2017’de Bayer’e katıldı ve 2020’den bu yana Ticari Pazarlama Müdürlüğü görevini yürütüyor. Güneş Özgür Koru, evli ve bir çocuk annesidir.</p><p>Sercan Yayla ve Güneş Özgür Koru yeni görevlerinde, Bayer Tüketici Sağlığı Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Ülke Grubu Başkanı Dr. Onur Yaprak’a karşı sorumlu olacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer'de üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-1018/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-1018/</id>
<published><![CDATA[2026-03-03T11:16:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-03-03T11:16:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_932836-979C47-42B7A9-EBE44F-58A27C-8F57A4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Utku Dilaver; 2015 yılında Robert Kolej’den, 2019 yılında ise Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl İş Analitiği ve İçgörü Departmanı’nda Yönetici Adayı olarak Pfizer’e katılan Dilaver; kariyeri boyunca Onkoloji Kategorisi Proje Müdürü, Dahili Uzmanlıklar Kategorisi Ülke Portföy Lideri ve Aşı Kategorisi Ülke Ürün Lideri gibi farklı pazarlama rollerinde görev aldı.&nbsp;</p><p></p><p>Eylül 2024’te Pfizer Türkiye Aşı Kategorisi Kıdemli Pazarlama Müdürü olarak göreve başlayan Utku Dilaver, Şubat 2025 itibarıyla ek sorumluluk alarak Dahili Uzmanlıklar Kıdemli Pazarlama Müdürü rolünü de üstlendi. Sorumluğundaki kategorilerin pazarlama ve lansman süreçlerine liderlik eden Dilaver, Aşı Portföyü kapsamında sürdürülebilir çözümlerin hayata geçirilmesi ve geniş erişimi destekleyen stratejik çalışmalara önemli katkılar sağlamıştır.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doğru probiyotik ramazan ayında bağırsak sağlınıza iyi gelir</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/-dogru-probiyotik-ramazan-ayinda-bagirsak-sagliniza-iyi-gelir-6966/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/-dogru-probiyotik-ramazan-ayinda-bagirsak-sagliniza-iyi-gelir-6966/</id>
<published><![CDATA[2026-02-26T02:54:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-26T02:54:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5707B7-FC172F-06994D-7139BE-861B06-96950C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yapılan bilimsel araştırmalar, bu sürecin mikrobiyal çeşitliliği artırdığını ve kısa zincirli yağ asitleri (SCFA) üretimini teşvik ettiğini gösteriyor. SCFA'ler, bağırsak duvarını güçlendirerek iltihaplanmayı azaltıyor, bağışıklık sistemini destekliyor ve hatta beyin sağlığına olumlu etki ediyor. Ramazan ayı, kilo kaybı veya enerji seviyeleriyle ilişkilendirirken, mikrobiyota değişiklikleri gibi derin etkiler göz ardı ediliyor. Oysa bu; obezite, diyabet ve sindirim sorunları gibi modern hastalıklarla mücadelede kritik rol oynuyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Berna Ertuğ, orucun bağırsak sağlığına faydası hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p><p></p><p>Oruç tutmak bağırsak sağlığına iyi geliyor</p><p>Ramazan ayı, milyonlarca kişi için manevi bir “yenilenme” dönemi olmanın yanı sıra, beden sağlığı üzerinde de ilginç etkilere sahiptir. Ancak sahur ve iftar yemekleri, su tüketimi veya kilo yönetimi gibi yaygın konuların ötesinde, az bilinen bir etkisi de orucun bağırsak mikrobiyotası üzerindeki dönüştürücü etkisidir. Yapılan araştırmalarda Ramazan sonrası mikrobiyota çeşitliliğinin arttığı ve faydalı bakterilerin (örneğin, kısa zincirli yağ asidi üreten türler) çoğaldığı gözlemlenmiştir.&nbsp;</p><p></p><p>Ramazan ayının sağlığa uzun vadeli, olumlu katkıları oluyor</p><p>Ramazan ayı, uzun süreli açlık dönemleriyle birlikte sindirim sistemimizi zorlayabilir. Bu süreçte probiyotik gıdalar, bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek hazımsızlık, gaz, şişkinlik, kabızlık veya ishal gibi sorunları önlemeye yardımcı olur. Probiyotikler, canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanır ve fermente gıdalar yoluyla alınabilir; bu da sindirimi sağlayan enzimleri aktive eder ve iyi bakterilerin sayısını artırır.</p><p></p><p>Bu etkiler yaş, mevcut sağlık durumu gibi bireysel faktörlere göre değişebilir. Hamileler, diyabet hastaları veya kronik rahatsızlığı olanlar, oruç öncesi doktorlarına danışmalıdır. Bağırsak mikrobiyotası yeniden yapılandırılarak uzun vadeli sağlık kazanımları sağlanabilir.</p><p></p><p>Probiyotik gıdaların Ramazan ayında bağırsak sağlığına etkileri şu şekildedir;</p><p>•	Sindirim Düzenlemesi: Oruç sırasında mide ve bağırsaklar dinlenir, ancak iftar ve sahurda dengesiz beslenme hazımsızlık yaratabilir. Probiyotikler, bu dengesizliği gidererek ağrı ve şişkinliği azaltır.</p><p>•	Bağışıklık Güçlendirme: Ramazan'da bağışıklık sistemi zayıflayabilir; probiyotikler, kötü bakterilerin kana karışmasını engelleyerek genel sağlığı korur.</p><p>•	Bağırsak Florasını Destekleme: Özellikle sahurda tüketildiğinde, mikrobiyotayı yenileyerek uzun vadeli faydalar sağlar. Araştırmalar, probiyotik takviyesinin sindirim sorunlarını etkili şekilde azalttığını göstermektedir.</p><p></p><p>Probiyotikten zengin gıdalar aşağıdaki gibidir;</p><p>•	Yoğurt ve kefir: Ev yapımı yoğurt veya kefir, günlük probiyotik ihtiyacını karşılar. Sahurda bir kase yoğurt, sindirimi kolaylaştırır.</p><p>•	Turşu ve lahana turşusu: Lahana turşusu gibi fermente sebzeler, yüksek probiyotik içerir. İftarda salata yanında tüketin.</p><p>•	Peynir, tarhana ve şalgam suyu: Eski kaşar gibi peynir çeşitleri ve tarhana çorbası, probiyotik kaynağıdır. Şalgam suyu ise bağışıklığı destekler.</p><p>•	Diğer örnekler: Kimchi, kombucha, miso veya elma sirkesi gibi uluslararası seçenekler de faydalıdır, ancak Türk mutfağına uyarlayarak kullanın.</p><p></p><p>Probiyotik gıdaları aşağıdaki şekilde tüketin;</p><p>•	Sahurda: Probiyotik gıdaları sahurda tercih edin; örneğin, yoğurtla karıştırılmış probiyotik takviyesi veya kefir. Bu, gün boyu sindirimi destekler.</p><p>•	İftarda: Ağır yemeklerden sonra turşu veya yoğurt ekleyin. Prebiyotik gıdalar (pırasa, enginar) ile birleştirin ki probiyotikler daha etkili olsun.</p><p>•	Günlük Miktar: Günde 1-2 porsiyon yeterli. Aşırı tüketimden kaçının ve suyla destekleyin.</p><p></p><p>Eğer divertikülit gibi kronik bir rahatsızlığınız varsa doktorunuza danışmadan tüketmeyin</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ramazan'da acil servise götüren hastalara dikkat</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/ramazanda-acil-servise-goturen-hastalara-dikkat--4470/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/ramazanda-acil-servise-goturen-hastalara-dikkat--4470/</id>
<published><![CDATA[2026-02-25T12:00:32+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-25T12:00:32+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F60485-A93723-563DD7-865E6A-DCE0C7-D12733.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye Acil Tıp Vakfı (TÜAT), Ramazan ayında değişen beslenme saatleri, sıvı tüketimi, uyku düzeni ve ilaç kullanım alışkanlıklarının acil servis başvurularında belirgin farklılıklara yol açtığını açıkladı. TÜAT Yönetim Kurulu Üyesi ve Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Acil Tıp Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, Ramazan’ın manevi yönü kadar fizyolojik etkilerinin de doğru yönetilmesi gerektiğini belirterek, sürecin özellikle kronik hastalığı olan bireyler açısından dikkatle planlanması gerektiğini vurguladı.&nbsp;&nbsp;</p><p>Oruç tutarken en sık yapılan hatalar&nbsp;</p><p>Ramazan ayının çoğumuz için manevi anlamı güçlü, sosyal ritmi farklı ve günlük alışkanlıkların değiştiği özel bir dönem olduğunu belirten Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, acil servislerin perspektifinden bakıldığında sürecin farklı bir tablo ortaya koyduğunu ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:</p><p>“Ramazan, vücudun alışık olmadığı bir düzene adapte olmaya çalıştığı, tıbbi açıdan hassas bir zaman dilimidir. Hastalıkların kendisi değişmez. Değişen yemek saatleri, sıvı alımı, uyku düzeni ve ne yazık ki ilaç kullanım alışkanlıklarıdır. İşte bu değişiklikler her yıl Ramazan döneminde acil servislere başvuru sayısında ciddi oranda artışa neden oluyor.”</p><p>İftar sonrası aciller doluyor&nbsp;</p><p>Ramazan ayında acil servis başvurularının en dikkat çekici özelliklerinden birinin hasta başvuru saatlerinin değişmesi olduğunu belirten Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, “Gün içinde başvurular nispeten azalırken, iftar sonrası ve gece saatlerinde yoğunluk belirgin şekilde artıyor. Bunun temel nedeni fizyolojiktir. Gün boyu süren açlık ve susuzluk vücutta farklı bir denge oluşturur. İftarla birlikte ani beslenme ve sıvı yüklenmesi ise bu dengeyi kısa sürede tersine çevirir. İftara yakın saatlerde daha çok halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşmesi, çarpıntı ve kan şekeri düşüklüğü şikayetleri ile başvurular görülür. İftardan sonraki saatlerde ise tansiyon yükselmeleri, mide şikayetleri, nefes darlığı ve kan şekeri yükselmeleri ön plana çıkar” diye konuştu.</p><p>Ramazan ayında acile başvuran hastaların önemli bir bölümünde ortak bir özelliğin dikkat çektiğini belirten Doç. Dr. Altınbilek, ise bu durumun nedenlerini şöyle açıkladı:&nbsp;</p><p>“Sorunun temelinde çoğu zaman hastalığın kendisinden çok dengeyi bozan davranışlar yer alıyor. Gün boyu susuz kalıp iftarda aşırı sıvı almak, hızlı ve ağır yemek, sahuru atlamak, ilaçları kesmek ya da düzensiz kullanmak en sık karşılaştığımız hatalardır. Vücut bu ani değişikliklere her zaman uyum sağlayamaz. Özellikle kronik hastalığı olan bireylerde bu dengesizlikler belirgin klinik tablolara dönüşebilir. Çoğu zaman hastalığın kendisinden çok bu davranışlar tabloyu ağırlaştırıyor.”</p><p>İlaç kullanımının Ramazan ayının en kritik başlıklarından biri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Altınbilek, “Kronik hastalık ilaçlarının kesilmesi veya düzensiz kullanımı Ramazan’da acil başvuruların en sık nedenleri arasındadır. Oysa çoğu ilaç uygun zamanlama ile güvenle kullanılabilir. Uzun etkili formlar, doz ayarlamaları ve saat düzenlemeleri mümkündür. Ancak bu değişiklikler mutlaka hekim önerisiyle yapılmalıdır” dedi.</p><p>Bu süreçte egzersizin tamamen bırakılması gerekmediğini de belirten Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, ancak zamanlamanın önemli olduğunu söyledi. Gün içinde aç ve susuzken yapılan ağır egzersizin tansiyon düşmesine, çarpıntıya ve bayılmaya neden olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Altınbilek, hafif tempolu yürüyüş gibi aktivitelerin iftardan sonra çok daha güvenli ve faydalı olacağını dile getirdi.</p><p>Alarm bulgularını bekletmeyin&nbsp;</p><p>Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, hayati risk taşıyan belirtiler konusunda şu uyarıda bulundu:</p><p>“Göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma, şiddetli baş ağrısı, konuşma bozukluğu, bilinçte bulanıklık, kanlı kusma veya idrar miktarında belirgin azalma gibi belirtiler her zaman ciddiye alınmalıdır. Bu tür şikâyetler ortaya çıktığında ‘oruçluyum, biraz daha dayanayım’ düşüncesi doğru değildir. Tıbbi açıdan alarm bulgularının zamanı yoktur. Beklemek, bazı hastalıklarda geri dönüşü zor sonuçlara neden olabilir.”</p><p>Oruçlu iken gün içerisinde senkop (bayılma), göğüs ağrısı, hipotansiyon, hiperglisemi, hipoglisemi, kanlı kusma, siyah dışkılama ve şuur kaybı yaşayan hastaların mutlaka acil servise başvurması gerektiğini belirten Doç. Dr. Altınbilek, “Göğüs ağrısının mide ağrısı olduğu düşünülerek geçiştirilmemesi gerekir. Sol kola veya çeneye yayılan, baskı tarzında, ani başlayan ve terleme ile birlikte görülen ağrılarda hızlı şekilde acil servise başvurulmalıdır. Bu hastalar acil servise geldiklerinde vital bulguları değerlendirilir, EKG çekimi yapılır ve hastanın klinik durumuna uygun laboratuvar testleri istenir. Elde edilen bulgular doğrultusunda gerekli tedavi başlanır” dedi.</p><p>Oruç tutulması klinik açıdan riskli hastalıklar</p><p>Bazı hasta gruplarında oruç kararının mutlaka hekim değerlendirmesi ile verilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Altınbilek, “Kontrolsüz diyabeti olanlar, sık hipoglisemi yaşayan diyabet hastaları, ileri evre kalp yetmezliği bulunanlar, ileri evre böbrek yetmezliği olan veya diyalize giren hastalar, aktif ülseri ya da yakın dönem mide kanaması olanlar, yakın zamanda kalp krizi veya inme geçirenler, ağır enfeksiyonu bulunanlar, ateşli hastalık geçirenler, gebelikte riskli durum yaşayanlar ve ileri yaşta olan hassas hastalar için süreç mutlaka hekimle birlikte planlanmalıdır” dedi.</p><p>Hipertansiyon ve diyabette denge şart</p><p>Hipertansiyon hastalarında Ramazan boyunca en sık gözlenen sorunun tansiyon dalgalanmaları olduğunu belirten Doç. Dr. Ertuğrul Altınbilek, “Gün içinde sıvı eksikliği tansiyon düşmesine yol açabilirken, iftar sonrası aşırı tuzlu ve ağır beslenme ani tansiyon yükselmelerine neden olabilir. Asıl riskli durum ise ilaçların keyfi şekilde değiştirilmesidir. Birçok hasta ilaç saatlerini hekimine danışmadan kaydırmakta, dozu azaltmakta veya ilacı tamamen kesmektedir. Oysa çoğu tansiyon ilacı uygun zamanlama ile güvenli şekilde kullanılabilir. Şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu, göğüs ağrısı, nefes darlığı veya bilinç bulanıklığı gelişiyorsa bu tablo hipertansif acil durumların habercisi olabilir. Bu durumda oruç bozulmalı ve vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır” dedi.</p><p>Diyabet hastalarının da en dikkatli olması gereken gruplardan biri olduğunu ifade eden Doç. Dr. Altınbilek, şunları söyledi:&nbsp;</p><p>“Gün içinde hipoglisemi, iftar sonrası hiperglisemi sık karşılaşılan tablolardır. Kan şekeri ölçümü yapmak orucu bozmaz. Buna rağmen birçok hasta ölçüm yapmadan günü tamamlamaya çalışmaktadır. Diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar hipoglisemi riskini artırabilir. Bu nedenle Ramazan ayından önce mutlaka hekim kontrolü yapılmalı, ilaç dozları ve saatleri bireysel olarak planlanmalıdır. Aşırı susama, sık idrara çıkma, belirgin halsizlik, bulantı, kusma, karın ağrısı ve hızlı nefes alma gibi belirtiler diyabetik ketoasidoz veya hiperosmolar hiperglisemik durum gibi hayati risk taşıyan acil tablolara işaret edebilir ve bu belirtiler görüldüğünde hemen acil servise başvurulmalıdır.”</p><p>Kalp, böbrek ve mide hastalarında klinik risk&nbsp;</p><p>Kalp ve böbrek yetmezliği olan hastalarda oruç kararının mutlaka hekimle görüşülerek değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Altınbilek, “Kalp yetmezliği olan hastalarda Ramazan iki uçlu bir denge sorunu yaratır. Gün içinde yetersiz sıvı alımı tansiyon düşmesine ve böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. İftar sonrası aşırı sıvı ve tuz yüklenmesi ise nefes darlığını artırabilir. Benzer şekilde kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda susuzluk ciddi sorunlara neden olabilir. Bu hasta grubunda oruç kararı, hastalığın evresi ve klinik durum dikkate alınarak verilmelidir. Özellikle artan nefes darlığı, gece yatarken rahat nefes alamama, bacaklarda belirgin şişlik, ani kilo artışı, idrar miktarında azalma, aşırı halsizlik, çarpıntı, bulantı, kusma veya bilinçte değişiklik gibi belirtiler gelişiyorsa bu durum ciddiye alınmalıdır. Bu tür şikayetler ortaya çıktığında en yakın acil servise mutlaka gidilmelidir” dedi.&nbsp;</p><p>Sıvı dengesinin Ramazan’da sağlığı korumanın en temel anahtarı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Altınbilek, şöyle konuştu:</p><p>“Gün boyu kaybedilen sıvıyı iftarda tek seferde almak doğru değildir. En sağlıklı yaklaşım, iftar ile sahur arasına yayılmış düzenli su tüketimidir. Su hala en ideal sıvıdır. Aşırı çay, kahve ve çok şekerli içecekler susuzluk hissini azaltıyor gibi görünse de pratikte sıvı dengesini bozabilir. Kalp ve böbrek hastalarında sıvı miktarı mutlaka kişiye özel belirlenmelidir.”</p><p>Mide hastalıklarının Ramazan ayında sık alevlendiğini belirten Doç. Dr. Altınbilek, “Uzun açlık bazı hastalarda mide yanması ve ağrı şikayetlerini artırabilir. Ancak pratikte daha çok iftarda ani ve ağır beslenmeye bağlı şikayetler görülür. Hızlı yemek, aşırı yağlı ve baharatlı gıdalar, çok şekerli tatlılar mide dengesini zorlar. Aktif ülseri olan, yakın zamanda mide kanaması geçiren veya şiddetli reflü yaşayan hastalarda risk daha yüksektir. Bu gruptaki hastaların karar süreci mutlaka hekimle birlikte yürütülmelidir. Proton pompa inhibitörü ve antiasit ilaç kullanımı düzenlenmelidir” ifadelerini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Eczacımın Dijital Dünyası 2026'da 700 milyon liralık değer üretildi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/eczacimin-dijital-dunyasi-2026da-700-milyon-liralik-deger-uretildi-7942/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/eczacimin-dijital-dunyasi-2026da-700-milyon-liralik-deger-uretildi-7942/</id>
<published><![CDATA[2026-02-25T11:27:45+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-25T11:27:45+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C12608-A9B69F-838F9C-C15455-CDE1E8-522B26.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Lokman Group çatısı altında Lokman Ecza Deposu ve Tane Itriyat tarafından 13’üncü kez düzenlenen Eczacımın Dijital Dünyası-Değişimin Şifası etkinliği, Antalya’da sektörün yoğun katılımıyla, eczacılık ekosisteminde güçlü bir sinerji yaratarak ve yüksek ticari etki üreterek başarıyla tamamlandı. Yaklaşın bin katılımcı ve 100’ün üzerinde firmanın yer aldığı etkinlikte binlerce ürünün tanıtımı, lansmanı ve satışı gerçekleştirildi. Organizasyon, yaklaşık 700 milyon lira ciro ile hedeflerin üzerinde bir ekonomik değer üretirken, eczacılar ve firmalar arasında kurulan güçlü iş birlikleriyle sektörel etkileşimi derinleştirdi. Lokman Ecza Deposu, ilaç dışı ürünlerde Türkiye genelinde eczanelere hizmet veren en çeşitli depolardan biri olarak, eczacıların sürdürülebilir gelir modelleri oluşturmasına katkı sunmayı hedefliyor. 13 yıldır 100’ün üzerinde farklı firmayı eczacılarla buluşturan organizasyon sayesinde, yeni ürünler doğrudan eczacıların hizmetine sunulurken; topluma eczacı danışmanlığıyla ulaşan sağlık ürünleri, toplum sağlığı açısından nitelikli bir değer zinciri oluşturuyor.</p><p></p><p>Doğru modelin sahadaki karşılığını gördük&nbsp;</p><p>Etkinlik kapsamında ilk kez sektörle buluşan Lokman AI karakteri ve etkinlik alanından üretilen dijital içerikler, organizasyonun teknoloji odaklı yaklaşımını yansıtırken, katılımcılara deneyim odaklı ve yenilikçi bir etkileşim alanı sundu. Lokman Group Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Öz, organizasyon sonrası yaptığı değerlendirmesinde, “Eczacılığı bugünün ihtiyaçlarının ötesine taşıyarak, geleceğin sağlık ekosistemine göre konumlandırıyoruz. Eczacımın Dijital Dünyası organizasyonunu; eczacının ticari gücünü, mesleki yetkinliğini ve dijital kaslarını birlikte geliştiren bir dönüşüm platformu olarak kurguluyoruz. Yaklaşık olarak 700 milyon liralık ekonomik hacim Lokman Group olarak bizim açımızdan bir sonuç değil; doğru model ve doğru iş birlikleriyle sektörümüzün nasıl ölçeklenebileceğinin güçlü bir göstergesi” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>Eczacımın Dijital Dünyası 2027 için hazırlıklar başladı</p><p>Sektörden gelen güçlü geri bildirimlerin, organizasyonun oluşturduğu güven zeminini ve karşılık bulan modelini net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Öz, Eczacımın Dijital Dünyası’nın gelecek yıllarda daha fazla uluslararası marka ve iş ortağını kapsayacak şekilde büyütüleceğini belirtti. Lokman Group, eczacıların mesleki gücünü destekleyen ve sektörü geleceğe taşıyan buluşmayı geliştirerek sürdürmeyi hedeflerken, Eczacımın Dijital Dünyası 2027 için hazırlıkların başladığını da kamuoyuyla paylaştı.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Santa Farma İlaç'ta üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/santa-farma-ilacta-ust-duzey-atama-6092/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/santa-farma-ilacta-ust-duzey-atama-6092/</id>
<published><![CDATA[2026-02-24T11:29:31+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-24T11:29:31+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C0EF21-E22E30-293B66-58FFA2-C50B1E-3C2C65.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>23 yıllık finans tecrübesine sahip olan Atış; finansal yönetim, bütçe ve planlama, raporlama, iç kontrol, süreç geliştirme ve stratejik karar destek alanlarında derin bir uzmanlığa sahip olup görevini CEO’ya bağlı olarak sürdürecektir.</p><p>İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü mezunu Esra Labernas Atış, Mali Müşavirlik (SMMM) ruhsatına sahiptir. Profesyonel iş hayatına 2003 yılında, KPMG Denetim’de başlamış, farklı denetim ve halka arz projelerinde görev almıştır. 2012 yılında İlaç sektörüne geçiş yaparak, 2018 yılına kadar Daiichi-Sankyo İlaç’ta Ülke Genel Müdürü’ne bağlı Finans Grup Müdürü olarak görev almıştır. 2018-2024 yılları arasında Menarini Türkiye’de Bütçe, Finansal Raporlama ve Kontrol Müdürü olarak çalışmıştır. Son olarak Unilever Türkiye ve Orta Asya Finans Direktörü olarak geniş bir coğrafyada finans liderliğini üstlenmiştir.</p><p>Esra Labernas Atış’ın deneyimi, Santa Farma İlaç’ın finansal stratejilerine ve büyüme hedeflerine önemli değer katacaktır.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Ramazan ayını sağlıklı geçirmemizi sağlayan 5 öneri</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-2668/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/ramazan-ayini-saglikli-gecirmemizi-saglayan-5-oneri-2668/</id>
<published><![CDATA[2026-02-24T09:46:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-24T09:46:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_66819D-003674-42BF77-AC5D58-26C9EE-D80C2D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ramazan ayında orucun birçok kişide kilo ve bazı metabolik göstergelerde hafif iyileşmeler sağlayabildiği; ancak aşırı/yanlış iftar, yetersiz sıvı, kötü uyku ve düzensiz fiziksel aktiviteyle bu durum tersine dönebiliyor. Ancak tüm bu önerilerin yanında, diyabet (özellikle insüline bağımlı), böbrek hastalığı, ileri kalp yetmezliği, gebelik/emzirme, ileri yaş gibi durumları olanların veya farklı klinik hastalığı olanların ramazan için mutlaka hekime danışması öneriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, Ramazan ayında beslenme önerileri ile ilgili bilgi verdi.&nbsp;</p><p>1-	Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak oruç tutarken yardımcı olabilir!&nbsp;</p><p>Ramazan ayında oruç tutarken beslenmede bazı hedefler konulması gerekmektedir. İftara kadar aç kalan vücut iftarda kan şekeri dalgalanmalarıyla karşı karşıya kalabilmektedir.</p><p>•	Kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak: Çok hızlı sindirilen karbonhidratlar (şerbetli tatlılar, beyaz ekmek/pilav/makarna ağırlığı) iftardan sonra ani kan şekeri yükselmeleri, ardından erken acıkma ve tatlı isteğine neden olabilir. Bu durum özellikle iftardan hemen sonra görülen halsizlik ve düşük enerjiyi beraberinde getirebilmektedir. Düşük/orta glisemik yük, lif ve protein dengesi daha stabil enerji sağlar.&nbsp;&nbsp;</p><p>•	Kas kaybını sınırlamak: Uzun açlık aralığında günlük protein dağılımı önem kazanır. Sahur ve iftarda kaliteli protein (yumurta, yoğurt/kefir, peynir, balık-tavuk-et, baklagil) planlamak kas volümünü korumak için oldukça etkilidir. Ramazan modelini inceleyen güncel derlemeler, uygun makro dağılımıyla vücut kompozisyonunun daha iyi korunabildiğini vurgulamaktadır.&nbsp;&nbsp;</p><p>•	Hidrasyonu korumak: Özellikle uzun günlerde ve sıcak iklimde, iftar–sahur arasında suyu “toplam hedef” olarak görmek gerekir. Su tüketiminde ideal hedef için kg başına 30-35 ml su gerekmektedir. Yani 50 kg bir kişi için en az 1,5 litre su tüketilmelidir. Düşük su tüketimi, baş ağrısı, kabızlık, odaklanmada güçlük, yavaş metabolizma ile sonuçlanabilmektedir.&nbsp;</p><p>•	Uyku–sirkadiyen ritme destek olmak: Gece geç saatlerde ağır yemek, reflü ve uyku kalitesini bozabilir. Ramazan döneminde uyku ve yaşam davranışlarının değiştiğini gösteren çalışmalar, planlamayı daha da önemli kılar.&nbsp; Özellikle sahura kadar oturmak veya uykudan feragat etmemek için sahura hiç kalkmamak gibi süreçler daha zorlayıcı olabilmektedir.&nbsp;</p><p>Ramazan ayında en sık ortaya çıkan şikayetler; kabızlık, reflü ve baş ağrısıdır. Bunlarla baş etmek için bazı önlemler alınabilmektedir.&nbsp;</p><p>•	Kabızlık: Lif (sebze, baklagil, tam tahıl), iftar–sahur arası yeterli su, sahurda yoğurt/kefir, yürüyüş.</p><p>•	Reflü/hazımsızlık: İftarı bölmek, kızartma ve çok yağlı/çok baharatlıdan kaçınmak, yatmadan 2–3 saat önce yemeyi bitirmek.</p><p>•	Baş ağrısı: Kademeli kafein azaltımı, düzenli su planı, sahuru atlamamak, uyku düzenini korumak.&nbsp;&nbsp;</p><p>2-	İftarda yemeye yavaş başlamak metabolizmayı rahatlatıyor&nbsp;</p><p>Ramazan ayı boyunca en sık yapılan hata orucu tek öğünde “tıkınır” gibi açmaktır. Hızlı yenilen yemek hem mideyi yoruyor hem de daha tokluk sinyalini düzenliyor.&nbsp;</p><p>1. adım (0–10 dakika):&nbsp;</p><p>1–2 bardak su&nbsp;</p><p>1–2 hurma (veya 1 porsiyon meyve), istenirse küçük bir çorba.</p><p>2. adım (10–20 dakika): 10–15 dakikalık ara (mümkünse kısa yürüyüş/namaz arası). Bu ara, tokluk sinyallerinin gelmesini kolaylaştırır.</p><p>3. adım (ana öğün): “Tabak modeli” uygulayın:</p><p></p><p>◦	Tabağın yarısı: salata/haşlanmış-sebze yemekleri</p><p>◦	Tabağın çeyreği: protein (balık/tavuk/et/yoğurt-baklagil)</p><p>◦	Tabağın çeyreği: tam tahıl veya nişastalı grup (bulgur, tam buğday, kepekli ürünler; porsiyon kontrollü)</p><p></p><p>Tatlı olacaksa: Şerbetli yerine sütlü/meyveli seçenekleri küçük porsiyonla; mümkünse iftardan 1–2 saat sonra tüketin. Böylece ana öğündeki aşırı enerji yükünü azaltmış olursunuz.</p><p>Karaciğer hastalıkları olanlarda da bireysel değerlendirme gerekir; beslenme gereksinimi ve malnütrisyon riski olanlarda hekim-diyetisyen planı şart olmaktadır.</p><p>3-	Sahuru atlamak gün içinde halsizliği artırır!&nbsp;</p><p>Sahuru atlamak, gün içinde halsizlik ve iftarda aşırı yeme riskini artırır. Özellikle lif + protein + sağlıklı yağ kombinasyonu daha uzun tokluk sağlar. Aynı zamanda bedenin ihtiyacı olan bütün besin öğelerini eksiksiz almayı kolaylaştırır.&nbsp;</p><p>Örnek sahur seçenekleri olarak;&nbsp;</p><p>•	Yumurta + yoğurt/kefir + tam tahıllı ekmek + salatalık-domates</p><p>•	Yulaf + yoğurt/süt + chia/keten + ceviz/badem + tarçın + meyve (ölçülü)</p><p>•	Baklagil bazlı seçenek: Nohutlu/mercimekli salata + ayran/yoğurt</p><p>Ramazan beslenmesi üzerine pratik öneriler ve diyabet kılavuzları, sahurda düşük glisemik indeksli karbonhidrat, yeterli protein ve sıvıyı özellikle vurgular.&nbsp;&nbsp;</p><p>Sahurda kaçınılması gerekenler: Aşırı tuzlu (salamura, çok tuzlu peynir), çok baharatlı ve kızartmalar → gün içinde susuzluğu artırabilir; şekerli hamur işleri → hızla acıktırabilir.</p><p>4-	İftar ve sahur arası sıvı alımını düzenlemek önemli&nbsp;</p><p>Oruçluyken sıvı alınamadığı için, iftar–sahur arası sıvı alımını düzenlemek hayati önem taşıyor. İftarda 1-2 bardak su ile başladıktan sonra, ana öğün sonrası 1–2 bardak, teravih/akşam arası 1–2 bardak ve yine sahura kadar aralıklı 2–3 bardak su içmek gerekiyor.&nbsp;</p><p>Toplam hedef kişiye göre değişmektedir. İdrar renginin açık saman rengi olması pratik bir göstergedir. Ramazan modelini değerlendiren derlemeler, hidrasyonun performans ve baş ağrısı üzerinde belirleyici olabildiğini belirtmektedir.</p><p>Kafein: Kahve/çay bazı kişilerde diürezi (idrarda artış) artırabilir ve uykuya zarar verebilir; miktarı sınırlı tutmak gerekmektedir.&nbsp;</p><p>5-	Ramazan ayında egzersizlerinizi de planlayarak devam ettirin&nbsp;</p><p>Ramazan ayında egzersizler tamamen bırakmadan zamanlaması planlanarak yapılması gerekir. Gün içinde veya iftara yakın hafif orta seviye aktiviteler yani yürüyüş veya esneme hareketleri oruç tutarken de yapılabilir. Daha yoğun antrenmanlarda ise iftardan 1–2 saat sonra (sıvı ve enerji alımı sonrası) yapılmasında fayda vardır. Sporcularda Ramazan orucu sırasında yük–toparlanma dengesinin hassaslaştığını bildiren çalışmalar, aşırı yoğunluğu azaltma ve hidrasyonu planlamayı önermektedirler.&nbsp;&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kayseri'ye 800 yataklı hastane yatırımı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/kayseriye-800-yatakli-hastane-yatirimi-7431/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/kayseriye-800-yatakli-hastane-yatirimi-7431/</id>
<published><![CDATA[2026-02-23T12:31:36+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-23T12:31:36+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_27048F-8771DF-0E755C-157A63-7CE156-16936F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, AA muhabirine, ERÜ Tıp Fakültesinin sadece Kayseri'ye değil, çevre illere de sağlık hizmeti verdiğini, eğitim kalitesiyle de Türkiye'nin sayılı fakülteleri arasında yer aldığını söyledi.</p><p></p><p>Hastane binasının geçmişinin 45 yıla dayandığını anımsatan Altun, mimari açıdan yenilenme ihtiyacının bulunduğunu, 6 Şubat 2023'te yaşanan depremlerin bu süreci hızlandırdığını ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın destekleriyle hastane projesini hazırladıklarını dile getirdi.</p><p></p><p>Bu kapsamda kampüse yapılması planlanan yeni hastane projesinin tamamlandığını belirten Altun, "800 yataklı, gerçekten yeşil, sürdürülebilir, akıllı bir yapı olarak tanımlayabileceğimiz bu projemizde 2026 yılı içerisinde yapım sürecine geçmiş bulunuyoruz. 14 milyar liranın üzerinde rakamlar söz konusu olduğu için çok kapsamlı bir ihale süreci ve imkan yetkisi çok geniş firmaların dahil olacağı bir ihale süreci yaşayacağız. Oradaki takvime bağlı olarak da 2026 yılı içerisinde inşaatımız başlayacak." diye konuştu.</p><p></p><p>- "Sismik izolatörlü bir yapı olacak"</p><p></p><p>Aynı zamanda inşaat mühendisi olan Altun, yapının deprem güvenliği açısından özelliklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Sismik izolatörlü bir yapı olacak. Aslında bu, Kayseri'miz için de sismik izolatörün kullanıldığı ilk yapı olacak. Bunu çok rahatlıkla mesleğim gereği de söyleyebilirim. 390 sütun üzerine inşa ediliyor. Dolayısıyla yapımızda 390 sismik izolatör kullanılacak. Deprem anında depremin hiç hissedilmediği, son derece küçültülmek suretiyle yapıya verildiği ve insanlara da 'Binanın içine kaçın' diyebileceğimiz bir yapı ortaya çıkacak. Çünkü genellikle biz binadan dışarıya kaçmaya çalışıyoruz. Yağmur suyunu kendi bünyesinde depolayarak etrafındaki çimlerin sulamasında kullanacağız. Hastanemiz kendi elektriğini de çatısına kurulacak güneş enerji sistemiyle karşılayacak."</p><p></p><p>Altun, ERÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesinin, otopark bölgesi diye bilinen 170 bin metrekarelik alana inşa edileceğini, acil ve poliklinik hizmetlerinin yanı sıra cerrahi branşların da burada yer alacağını anlattı.</p><p></p><p>Kayseri Şehir Hastanesinin sağlık alanında ciddi bir yükü omuzladığını vurgulayan Altun, kentin İldem bölgesine yapılması planlanan yeni hastanenin de son derece önemli bir sağlık yatırımı olacağını, ERÜ kampüsüne yapılacak 800 yataklı hastaneyle beraber, hep birlikte Kayseri ve çevre illere sağlık hizmeti sunulacağını sözlerine ekledi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Eczacılarda işsizlik kabusu büyüyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/eczacilarda-issizlik-kabusu-buyuyor-1978/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/eczacilarda-issizlik-kabusu-buyuyor-1978/</id>
<published><![CDATA[2026-02-22T02:33:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-22T02:33:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4574AE-ED366F-B11FC2-AD218D-22E567-966662.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Mustafa DENİZ</b></p><p></p><p>Türkiye’de eczacılık sektörü, arz-talep dengesinin bozulduğu bir döneme girmiş durumda. Son yıllarda artan fakülte ve kontenjan sayıları mezun sayısını hızla yükseltirken, serbest eczane açmanın önündeki yasal ve ekonomik engeller genç eczacıların piyasaya girişini zorlaştırıyor.</p><p>Yeni mezun bir eczacının eczane açabilmesi için karşılaştığı devir bedelleri 15 milyon liraya kadar çıkıyor. Ancak sermaye bulunabilse dahi bu kez nüfus kriterlerine bağlı eczane kotası devreye giriyor. Birçok il ve ilçede yeni eczane açılışına izin verilmemesi, mezunları ücretli ve sınırlı gelir imkânı sunan pozisyonlara yönlendiriyor. Bu durum, sektörde gelir dağılımını bozarken genç eczacılar açısından ciddi bir refah kaybına yol açıyor.</p><p></p><p>Kontenjan artışı baskıyı artırıyor</p><p></p><p>1997 yılına kadar Türkiye’de yalnızca 7 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 60’ın üzerine çıkmış durumda. Eğitim veren fakültelerin yalnızca 16’sı tam akreditasyona sahip. Özellikle son iki yılda özel üniversitelerde kontenjanların yüzde 78 artması, mezun enflasyonu riskini büyüttü. Devlet üniversitelerinde kontenjanlar yüzde 38 oranında azaltılmış olsa da sektör temsilcileri bu düşüşün yeterli olmadığı görüşünde.</p><p>2025 yılı itibarıyla özel üniversitelerde bin 685, devlet üniversitelerinde bin 773 kontenjan bulunuyor. Böylece yalnızca bir yılda toplam 3 bin 458 öğrenci eczacılık fakültelerine yerleşecek. Halihazırda fakültelerde eğitim gören öğrenci sayısının yaklaşık 25 bin olduğu ifade ediliyor.</p><p></p><p>İstihdam artmıyor</p><p></p><p>Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Başkanı Nurten Saydan, mezun sayısındaki hızlı artışa karşın kamuda ve özel sektörde istihdam olanaklarının aynı ölçüde büyümediğine dikkat çekiyor. Türkiye genelinde 36’sı devlet, 22’si özel olmak üzere 58 eczacılık fakültesinin aktif şekilde öğrenci aldığını belirten Saydan, mevcut tablonun mezun işsizliğini kalıcı hale getirme riski taşıdığını vurguluyor.</p><p></p><p>Yapısal reform çağrısı</p><p></p><p>Sektör temsilcilerine göre mevcut gidişat ekonomik açıdan sürdürülebilir değil. Kontenjanların ülke ihtiyacına göre azaltılması, eczacılık programları için başarı sıralaması barajının yükseltilmesi, akademik kadro ve altyapısı yetersiz fakültelerin öğrenci alımının durdurulması ya da kapatılması öneriliyor. Akreditasyon ve kalite denetimlerinin sıkılaştırılması da mesleğin geleceği açısından kritik başlıklar arasında yer alıyor.</p><p>Aksi halde, artan mezun sayısı ile sınırlı istihdam olanakları arasındaki makasın daha da açılacağı ve bunun eczacılık sektöründe gelir baskısını ve işsizliği derinleştireceği öngörülüyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sabri Ülker Vakfı'ndan, "sahurda denge, iftarda ölçü" uyarısı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/sabri-ulker-vakfindan-sahurda-denge-iftarda-olcu-uyarisi--786/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/sabri-ulker-vakfindan-sahurda-denge-iftarda-olcu-uyarisi--786/</id>
<published><![CDATA[2026-02-21T12:59:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-21T12:59:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_6037F5-F1A6F1-45DC8D-D64D81-3921C4-D93196.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ramazan ayında sahur ve iftar arasında ortalama 13 saat süren açlık dönemi, bireylerin günlük beslenme düzeninde değişikliklere yol açıyor. Bu süreçte yapılan küçük hatalar ise kan şekeri dalgalanmaları, sindirim problemleri, halsizlik ve kontrolsüz kilo artışına yol açabiliyor.&nbsp;</p><p>Toplumun sağlıklı beslenme ve gıda hakkında doğru ve güvenilir bilgiye ulaşması hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Sabri Ülker Vakfı, “sahurda denge, iftarda ölçü” anlayışının, Ramazan ayının sağlık üzerindeki olumlu etkisini artıracağını bildirdi.&nbsp;</p><p>Sabri Ülker Vakfı’ndan Ramazan için DSÖ sağlıklı beslenme ilkeleriyle uyumlu yol haritası</p><p>Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zehra Büyüktuncer Demirel, Ramazan için Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı beslenme ilkeleriyle uyumlu, bilimsel temelli bir yol haritası önerdiklerini belirtti. Prof. Dr. Büyüktuncer Demirel, “Ramazan ayında uzun süre açlığın yanında, öğün sayısı azalmakta, tükettiğimiz besin miktarı ve çeşitliliği azalmakta ve kültürel olarak beslenme örüntüsü değişmektedir. Bu değişiklikler bireylerin zaman zaman enerjisini ve dayanıklılığını, sindirim sistemi sağlığını, vücut ağırlığını, bağışıklık sistemini ve hatta ruh halini etkileyebilmektedir. Bu nedenle, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin sürdürülmesi daha önemli hale gelmektedir.” dedi.</p><p>Ramazan’da sık yapılan beslenme hataları ve doğru bilinen yanlışlar</p><p>Ramazan’da enerji seviyesi ve metabolik dengenin sahur ve iftardaki beslenme tercihleriyle korunabileceğini belirten Büyüktuncer Demirel, şöyle devam etti: “Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin en önemli kurallarından biri, bu bir aylık süreçte sahur ve iftardan oluşan iki ana öğünün yanına ara öğün ekleyerek günlük bir rutin oluşturmaktır. Bu noktada sahurun atlanması sık görülen hatalardan birisidir. Sahura kalkmak açlık ve susuzluk süresinin kontrolü için önemlidir. Sahur öğününde kaliteli protein kaynakları, sağlıklı yağlar ve tam tahıl içeren düşük glisemik indeksli bir öğünün tüketilmesi tokluk süresinin uzatılmasını, gün boyu enerji dengesinin sürdürülmesini ve ani kan şekeri düşüşünün önlenmesini sağlayacaktır. İftarda ise uzun süren açlık sonrası mideye bir anda yüklenmek yerine, su, hurma ve çorba gibi hafif besinler, ardından sebze yemekleri, sağlıklı protein kaynakları ve ölçülü karbonhidrat içeren dengeli bir ana öğüne geçilmesi önemlidir. Bu yaklaşım hem sindirim sistemini korur hem de Ramazan boyunca bireylerin kendilerini daha zinde ve sağlıklı hissetmelerine destek olur.”</p><p>İftar ile sahur arasında 2-2,5 litre su tüketilmesini, hamur tatlıları yerine meyveli veya sütlü tatlıların küçük porsiyonlarda tercih edilmesini öneren Prof. Dr. Büyüktuncer Demirel, ayrıca yemeklerin haşlama, buğulama veya fırında pişirme yöntemiyle hazırlanmasını da tavsiye etti.&nbsp;</p><p>Uzun oruç süresi bağışıklığı desteklemeye engel değil&nbsp;</p><p>Prof. Dr. Büyüktuncer Demirel, uzun süreli açlığın değil, yetersiz ve dengesiz beslenmenin bağışıklık sistemini zayıflatabileceğini kaydetti ve renkli sebze ve meyvelerle antioksidan alımını artırmanın, yumurta, balık, kurubaklagiller ve yoğurt gibi protein kaynaklarına yönelmenin, düzenli uyku ve hafif fiziksel aktivitenin büyük önem taşıdığını anlattı.&nbsp;</p><p>Bilimsel temelli beslenme bilgilerini toplumla buluşturmayı ve sağlıklı yaşam konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlayan Sabri Ülker Vakfı’nın web sitesi üzerinden Ramazan’a özel detaylı menü örneklerine, pratik önerilere ve dengeli beslenme rehberlerine ulaşılabilecek.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sessiz ilerleyen genetik hastalığa karşı erken tanı hayat kurtarıyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-hayat-kurtariyor-993/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-hayat-kurtariyor-993/</id>
<published><![CDATA[2026-02-20T02:11:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-20T02:11:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_560A26-17334B-50F786-04CAF4-E81A0E-AC8D7C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>“ODPKD, böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kistin oluşmasıyla seyreden, kalıtsal ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya genelinde her 400–1000 doğumdan birinde görülür ve diyaliz ya da böbrek nakli gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli dört nedeninden biridir” diyen Prof. Dr. Türkmen, hastalığın erken dönemde tanınmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor.</p><p>Genetik Bir Miras</p><p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, hastalığın tamamen genetik geçişli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşıyor:</p><p>“Vakaların yaklaşık %85’i PKD1, %15’i ise PKD2 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. PKD1 mutasyonu olan hastalarda hastalık daha erken yaşta ve daha ağır seyrederken, PKD2 mutasyonu olanlarda genellikle daha yavaş ilerler.”</p><p>Türkmen’e göre, kişi bu genetik yatkınlıkla doğsa da kistlerin oluşumu için yaşam boyunca hücrelerde ikinci bir tetikleyici mekanizmanın devreye girmesi gerekiyor.</p><p>Sadece Böbrekleri Değil, Tüm Vücudu Etkiliyor</p><p>“ODPKD yalnızca bir böbrek hastalığı değildir; tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalıktır” diyen Prof. Dr. Türkmen, böbrek yetmezliği gelişmeden çok önce hastaların önemli bir kısmında yüksek tansiyon görüldüğünü belirtiyor.</p><p>Hastalığın böbreklerle ilişkili en sık belirtileri arasında:</p><p>•	Kronik bel ve yan ağrısı,</p><p>•	İdrarda kanama ve enfeksiyon atakları,</p><p>•	Böbrek taşı oluşumu bulunuyor.</p><p>Böbrek dışı bulgulara da dikkat çeken Türkmen, “Karaciğer kistleri en sık görülen böbrek dışı bulgudur. Ayrıca bazı hastalarda beyin damarlarında anevrizma riski ve kalp kapakçığı sorunları görülebilir. Bu nedenle hastalar çok yönlü değerlendirilmelidir” ifadelerini kullanıyor.</p><p>Tanı Basit, Takip Hayati</p><p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen’e göre ODPKD tanısı çoğu zaman ultrason ile konulabiliyor.</p><p>“Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, böbrek hacmini ölçerek hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini öngörmemizi sağlar. Aile öyküsü olmayan ya da tanısı netleşmeyen hastalarda genetik testler önemli bir destek sağlar” diyor.</p><p>Hastalığın Seyri Değiştirilebiliyor</p><p>ODPKD’yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmasa da, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türkmen, şu noktalara dikkat çekiyor:</p><p>“Bol su tüketimi, tuz kısıtlaması ve tansiyonun sıkı kontrolü tedavinin temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, uygun hastalarda kullanılan Tolvaptan tedavisi, böbrek hacmindeki artışı yavaşlatır ve böbrek fonksiyon kaybını geciktirebilir.”</p><p>Türkmen, Tolvaptan tedavisi sırasında hastaların düzenli olarak izlenmesi gerektiğini belirterek, “Sık idrara çıkma ve susuzluk hissi görülebilir; nadiren karaciğerle ilgili yan etkiler ortaya çıkabileceği için düzenli kan testleri büyük önem taşır” uyarısında bulunuyor.</p><p>Geleceğe Umutla Bakılıyor</p><p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, tıp dünyasında ODPKD’ye yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini vurguluyor: “Gelecekte her hastanın genetik yapısına uygun kişiselleştirilmiş tedavilerle, bu hastalıkla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini çok daha ileriye taşımayı hedefliyoruz.”</p><p>Son olarak toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Türkmen, şu mesajla sözlerini tamamlıyor: “Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ODPKD ile yaşamak mümkündür.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Oruç tutmak isteyen kalp hastalarına öneriler</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-3253/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/oruc-tutmak-isteyen-kalp-hastalarina-oneriler-3253/</id>
<published><![CDATA[2026-02-20T02:01:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-20T02:01:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4A9FE8-F3877F-31B0FA-D2F136-B0EA81-3A1505.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Çünkü Ramazan ayında acil servis başvuruları, iftar sonrası ilk birkaç saatte artıyor. Tüm gün aç kaldıktan sonra iftarda yenilen ağır yiyecekler kalbi yorabiliyor. Özellikle kalp krizi öyküsü olanlar, stent takılmış bireyler ve kalp yetmezliği hastaları, oruç tutmadan önce doktorlarına danışmalı ve kişisel sağlık durumlarını değerlendirmelidirler. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Yıldız, Ramazan ayında kalp hastalarıyla ilgili önerilerde bulundu.</p><p>Kalp Hastaları İçin Oruç Tutma Kararı Hastayı Takip Eden Doktoruyla Değerlendirilmeli!&nbsp;</p><p>Sağlıklı bireylerde yapılan çalışmalar, orucun yararlı etkilerine işaret etmektedir.&nbsp; Sağlıklı bireylerde Ramazan süresince ve sonraki birkaç haftalık dönemde HDL yani iyi kolesterol düzeylerinin Ramazan öncesine göre arttığı, LDL yani kötü kolesterol düzeylerinin ise azaldığı görülmüştür. Doğru şekilde tutulan bir oruçta günlük kalori alınımının kısıtlanması ile insülin duyarlılığı artmakta, strese dayanma kolaylaşmaktadır. Hatta ayda en az bir gün oruç tutanlarda bile damar sertliğinin daha az olduğu bildirilmiştir.</p><p>&nbsp;Kalp hastaları için oruç tutma kararı, bireysel sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Uzmanlar, hastaları düşük, orta ve yüksek riskli gruplar olarak değerlendirmektedir:</p><p>Düşük-Orta Riskli Grup: Stabil kalp hastalığı olan, tansiyonu kontrol altında olan ve doktoru tarafından onay verilen hastalar oruç tutabilir.</p><p>Yüksek Riskli Grup: Son 6 hafta içinde kalp krizi geçirenler, ciddi kalp yetmezliği olanlar, kontrolsüz ritim bozukluğu yaşayanlar ve ileri evre damar tıkanıklığı bulunanlar hastalar oruç tutmamalıdır.</p><p>Çok Yüksek Riskli Grup: İleri evre kalp yetmezliği, ciddi pulmoner hipertansiyonu (akciğer tansiyonu) olan hastaların oruç tutmaları kesinlikle önerilmez.</p><p>Ramazan’da uzun süreli açlık ve susuzluk, vücuttaki sıvı dengesini bozarak kalp hastaları için çeşitli riskler doğurabilmektedir.</p><p>1.	Tansiyon Dengesizlikleri: Uzun süre susuz kalmak, kan basıncında ani düşüşlere veya yükselmelere neden olabilir.</p><p>2.	Ritim Bozuklukları: Elektrolit dengesizlikleri, kalp ritminde düzensizliklere yol açabilir.</p><p>3.	Sıvı Kaybı: Dehidrasyon, özellikle kalp yetmezliği hastaları için ciddi bir risktir.</p><p>4.	Kan Şekeri Dalgalanmaları: Diyabet ile birlikte kalp hastalığı bulunan kişilerde kan şekeri seviyelerinde ani değişiklikler meydana gelebilir.</p><p>Son 6 ay içerisinde kalp krizi geçiren hastalar, kalp hastalığı nedeniyle göğüs ağrısı olan hastalar, son 6 ay içerisinde kalp damarlarına balon yapılan, stent takılan veya bypass ameliyatı olmuş hastalar da oruç tutmaktan kaçınmalıdır.</p><p>Kontrol altına alınamayan veya hayatı tehdit edici aritmi riski olan hastalarda da oruç riskli olabilir. Dirençli hipertansiyonu olan yani ilaç tedavisine rağmen kan basıncı yüksek olan hastalar da tansiyonları normale inmeden oruç tutmamalıdır.&nbsp;</p><p>Tek başına hipertansiyonu olan ve ilaçla kan basıncı normal düzeylerde seyreden hastalar ise ilaçlarını her gün düzenli almak koşulu ile oruç tutabilirler. Bu sayılan durumların dışındaki tüm kalp damar hastaları oruç tutup tutamayacaklarını mutlaka hekimlerine danışmalıdır.</p><p>Oruç Tutan Kalp Hastaları Dikkat Etmeli!</p><p>Kalp hastalarının doktoruyla görüşüp uygun görüldüğü takdirde oruç tutarken dikkat etmesi gereken bazı noktalar var. Öncelikle ilaçların düzenlenmesi gerekmektedir. Hasta, doktoruyla görüşerek ilaçlarını iftar ve sahur saatine uygun şekilde ayarlamalıdır. İftar veya sahurda aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerden kaçınmalı, sağlıklı proteinler ve lif açısından zengin besinler tüketilmelidir. İftar ve sahur arasında yeterli su içerek vücudun sıvı dengesi korunmalıdır. Gün içinde aşırı hareketten kaçınarak kalbin yorulmaması gerekmektedir. Göğüs ağrısı, nefes darlığı veya çarpıntı gibi belirtiler hissedilirse, hemen doktora danışılmalıdır.&nbsp;</p><p>Kalp hastalarının Ramazan ayında sağlıklı bir şekilde oruç tutabilmeleri için doktor kontrollerini aksatılmamalı, ilaç düzenlemeleri yapılmalı ve beslenme alışkanlıklarına dikkat edilmesi büyük önem taşımaktadır.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İLKO İlaç ve Wellcare, 2026'ya 'İZ Bırak' vizyonuyla hazırlanıyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/ilko-ilac-ve-wellcare-2026ya-iz-birak-vizyonuyla-hazirlaniyor-7407/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/ilko-ilac-ve-wellcare-2026ya-iz-birak-vizyonuyla-hazirlaniyor-7407/</id>
<published><![CDATA[2026-02-18T10:45:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-18T10:45:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_38FFB1-1AF16A-4B1157-D19A12-EA7CD0-F7A2AE.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sektöre yön veren çalışmalarıyla ve Ar-Ge’ye yaptığı yatırımlarla fark yaratan İLKO İlaç ve inovatif tüketici sağlığı markası Wellcare’in tüm saha ve yönetim kadrosu, Kıbrıs’ta düzenlenen Yıl Sonu Toplantısı’nda bir araya gelerek 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 yılı stratejilerini belirledi. İLKO İlaç ve Wellcare Ailesi, ‘İZ Bırak’ temasıyla şekillenen toplantıda, 2026 yılında da birlikte üreten, birlikte güçlenen ve sektörde sürdürülebilir başarılarıyla fark yaratan bir gelecek inşa etme kararlılığını, bir kez daha güçlü biçimde ortaya koydu.</p><p></p><p>2026’ya iz bırakacak güçlü bir vizyon</p><p></p><p>Selçuklu Holding ve İLKO İlaç Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Öncel toplantıda yaptığı konuşmada, 2025 yılına ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulunarak, 2026 yılına yön verecek stratejik öncelikleri paylaştı. İsmail Öncel, konuşmasında; “2026 yılı, sadece hedeflerin konuşulduğu değil; alınan kararların tavizsiz hayata geçirildiği, sorumluluğun ve verimliliğin ön planda olduğu bir yıl olacak. İLKO İlaç ve Wellcare olarak, değişimi sadece takip eden değil; ona cesaretle liderlik eden, kalıcı izler bırakan bir organizasyon olma yolunda ilerliyoruz” diyerek, ekiplerine olan inancını ifade etti.&nbsp;</p><p></p><p>14-18 Ocak tarihlerinde Limak Cyprus Deluxe Otel’de düzenlenen toplantıda; İLKO İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel, 2025 yılı değerlendirmesi ve 2026’ya dair öngörülerini paylaştı. Hatice Öncel, yeni yılın şirket için stratejik bir dönüm noktası olacağını vurgulayarak, “2026 yılı, İLKO İlaç ve Wellcare’in sektörde kalıcı izler bırakacağı bir dönemin başlangıcı olacak. Güçlenen organizasyon yapımız ve ekiplerimizin katkısıyla, yalnızca bugünü değil, 2027 ve sonrasını da kapsayan uzun vadeli vizyonumuzu kararlılıkla hayata geçireceğiz” dedi.</p><p></p><p>Büyüme performansı ve stratejik hedefler</p><p></p><p>İLKO İlaç Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Cem Öncel ise 2025 yılı performans sonuçlarını ve gelecek dönem hedeflerini paylaştı. Öncel, İLKO İlaç’ın iç pazarda Rx ve OTC gruplarının toplamında net ciroda %45, kutu bazında %11 büyüme gerçekleştirdiğini aktardı. Wellcare’in ise; OTC pazarının %57’lik genel büyümesinin 15 puan üzerinde performans göstererek net ciroda %72, kutu bazında da %23 büyümeye ulaştığını vurguladı.</p><p></p><p>Toplantılar, İLKO İlaç Satış ve Pazarlama Direktörü Taner Gülfırat’ın, tükenmeyen bir azim, durmadan en iyiyi istemek, tutkuyla çalışmanın sonucunda büyük başarılara imza atılacağını vurgulayan sunumuyla devam etti.&nbsp; Wellcare İş Birim Direktörü İlhan Ok ise Wellcare’in geride bıraktığımız yıldaki başarı ivmesini paylaştığı konuşmasını, yeni iletişim kampanyası kapsamında hazırlanan ‘Wellcare ile Yaşamayı Sevicen’ reklam filmi ile sonlandırdı.&nbsp;</p><p></p><p>Başarıların grafiği ödülle taçlandı</p><p></p><p>Tüm saha ve merkez kadrosunun bir araya geldiği bu büyük toplantının açılışında, yıl boyunca gösterdikleri performanslarla ilk üçe girerek karne şampiyonu olan Tıbbi Tanıtım Temsilcileri, Bölge Müdürleri ve Bölge Ticaret Müdürleri’ne karne ödülleri takdim edildi. Karne ödüllerinin ardından İLKO İlaç bünyesinde 5, 10 ve 15. çalışma yılını tamamlayan çalışanlara Kıdem Ödülleri takdim edildi. 5. yıl kıdem plaketleri İLKO İlaç Satış ve Pazarlama Direktörü Taner Gülfırat tarafından sunulurken; 10. yılını dolduran çalışanlar plaketlerini Yönetim Kurulu Üyeleri Mustafa Cem Öncel ve Alperen Öncel’in elinden aldı. 15. yıl kıdem plaketi ise Genel Müdür Hatice Öncel tarafından takdim edildi.</p><p></p><p>Ürün lansmanlarıyla güçlenen stratejik vizyon&nbsp;</p><p></p><p>Muhteşem bir gala gecesiyle sonlanan toplantıda, İLKO İlaç’ın sürdürülebilir büyüme stratejisini destekleyen, bilimsel gücünü ve Ar-Ge odağını yansıtan 5 yeni Rx ürünü ile Wellcare çatısı altında geliştirilen Seramid Kompleks, İyot Selenyum ve Bromelian Trio ürünlerin de lansmanları gerçekleştirildi. Toplantı, eğitim programları ve değerlendirme oturumlarıyla desteklenerek, ekiplerin bilgi ve motivasyonu güçlendirildi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İleri yaşta oruç tutarken beslenme yönetimine dikkat</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/ileri-yasta-oruc-tutarken-beslenme-yonetimine-dikkat-375/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/ileri-yasta-oruc-tutarken-beslenme-yonetimine-dikkat-375/</id>
<published><![CDATA[2026-02-18T02:32:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-18T02:32:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C80335-227FD3-3B58CD-016EC3-ECE839-623E2C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, ileri yaşta oruç tutan bireylerde beslenme düzeninin sağlığın korunması açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Yenipınar, uzun süreli açlık dönemlerinin yaşlı bireylerde metabolik, fizyolojik ve kronik hastalıklarla ilişkili riskleri artırabildiğini ifade etti.</p><p>Yaşlanma ile enerji ihtiyacının azalmasına rağmen protein, vitamin ve mineral gereksinimlerinin çoğu zaman arttığını söyleyen Yenipınar, kas kaybı (sarkopeni), sıvı kaybına yatkınlık, sindirim sistemi problemleri ve kronik hastalıkların ileri yaş grubunda beslenme planlamasını daha hassas hale getirdiğini dile getirdi. Uzun süreli açlık ve yetersiz sıvı alımının özellikle diyabet, hipertansiyon, böbrek ve kalp-damar hastalıkları bulunan bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini kaydetti.</p><p>“Sahur Öğünü Atlanmamalı”</p><p>İleri yaşta oruç tutan bireyler için sahur öğününün hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Yenipınar, sahurun gün boyunca kan şekeri dengesinin korunması ve kas kaybının önlenmesi açısından kritik rol oynadığını ifade etti. Sahurda yeterli protein alımının sağlanması, kompleks karbonhidratların ve posa içeriği yüksek besinlerin tercih edilmesinin önerildiğini belirtti.</p><p>İftar öğününde uzun süren açlığın ardından mideyi zorlamadan, besinlerin yavaş ve kontrollü şekilde tüketilmesi gerektiğini belirten Yenipınar, aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden uzak durulmasının önemine dikkat çekti. Yenipınar ayrıca, iftar ile sahur arasında yeterli sıvı alımının sağlanmasının sağlık açısından ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p><p>“Beslenme Planlaması Kişiye Özel Yapılmalı”</p><p>İleri yaşta oruç tutmanın bireysel farklılıklar gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yenipınar, “İleri yaşta oruç tutmak isteyen bireylerde beslenme planlaması mutlaka kişiye özel yapılmalıdır. Kas kaybı riski, yetersiz protein ve sıvı alımı, ilaç kullanımı ve kronik hastalıklar mutlaka değerlendirilmelidir. Sahur atlanmamalı, iftarda ani ve aşırı besin tüketiminden kaçınılmalıdır. Gerekli durumlarda oruç tutmanın sağlık açısından uygun olup olmadığı hekim ve diyetisyen tarafından değerlendirilmelidir” dedi.</p><p>Özellikle tek başına yaşayan yaşlı bireylerde düzensiz beslenme ve sıvı yetersizliği riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Yenipınar, ileri yaşta oruç sürecinin yalnızca dini bir uygulama değil, aynı zamanda sağlık açısından profesyonel destek gerektiren bir süreç olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Toplumda sağlıklı yaşlanma bilincinin artırılmasının ve ileri yaş bireylerin doğru beslenme bilgilerine erişiminin sağlanmasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Böbrek taşından korunmak için 4 önemli öneri</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri--5343/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri--5343/</id>
<published><![CDATA[2026-02-18T02:23:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-18T02:23:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A1EEF0-F6C9BD-A63902-9752CF-F8E419-D8E32C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Küresel bir salgın olarak da nitelenen böbrek taşı; bölgesel faktörler, hareketsiz yaşam, yetersiz sıvı alımı, gereğinden fazla protein - tuz tüketimi ve fazla kilolardan kaynaklanıyor. Kadınlarda da sık rastlanmaya başlayan böbrek taşı, zamanında tedavi edilmediği takdirde böbrek yetmezliği gibi hayati risklerle sonuçlanan rahatsızlıklara neden olabiliyor. Doğum sancısına benzer ağrılarla kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen böbrek taşları, lazerli ve robotik cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek hastanın aynı gün taburcu olması sağlanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Yanaral, böbrek taşlarının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Ülkemizde her 100 kişiden 15’inde böbrek taşı görülüyor</p><p>Dünya genelinde böbrek taşı görülme sıklığı %5-15 arasındayken, Türkiye’de bu oran %15 seviyelerine kadar çıkmaktadır. Yani ülkemizde her 100 kişiden yaklaşık 15’i hayatının bir döneminde bu ağrılı süreçle tanışma riski altındadır. Bu yüksek oranın nedenlerini üç ana başlıkta açıklayabiliriz:</p><p>•	Sıcak İklim: Türkiye, dünyada "taş kuşağı" olarak adlandırılan riskli bölgededir. Artan hava sıcaklıkları vücutta sıvı kaybını artırırken, idrarın yoğunlaşmasına ve kristallerin çökmesine neden olur.</p><p>•	Beslenme Hataları: Aşırı tuz tüketimi (Türkiye'de günlük ortalama tuz tüketimi önerilenin iki katıdır) ve hayvansal proteinden zengin beslenme, kalsiyum dengesini bozarak taş oluşumunu tetikler.</p><p>•	Genetik Faktörler: Ailesinde taş öyküsü olanlarda risk %30 daha fazladır.&nbsp;</p><p>Tedavi edilmeyen taş böbrek yetmezliğine neden olabilir</p><p>Böbrek taşının en önemli ve en sık belirtisi sırt ve bel ağrısıdır. Taşın olduğu böbrek tarafındaki uzun süren ağrılar ya da bıçak saplanır tarzdaki şiddetli ağrılar ile kendisini belli etmektedir. Ayrıca idrar yaparken yanma, idrar renginde değişiklik, bulantı, kusma ve ateş de böbrek taşının belirtisi olabilir. Bir böbrek taşı tespit edildiğinde, tedavi planlamasındaki en önemli faktör taşın boyutu ve böbrekteki yeridir. Taşın boyutu ne kadar büyükse, hastanın taşı kendiliğinden düşürme şansı o kadar azdır. Tıbbi cihazlardaki ve lazer teknolojisindeki gelişmeler sayesinde böbrek taşlarının cerrahi tedavisinde artık kapalı endoskopik yöntemler kullanılmaktadır.&nbsp;</p><p>Böbrek taşları bıçaksız ve izsiz tedavi edilebiliyor</p><p>Artık böbrek taşları için "açık ameliyat" tercih edilmemektedir. Özellikle endoskopik aletler ve lazer teknolojisindeki gelişmeler böbrek taşı tedavisini kolaylaştırmıştır. Son yıllarda gelişen en önemli yenilikler şunlardır:</p><p>•	Lazer teknolojisi: Geleneksel lazerlerin yerini alan Thulium Fiber Lazer, böbrek taşı tedavisinde daha sık kullanılır hale geldi. Bu lazer taşları sadece kırmamakta, adeta "un" haline getirmektedir. Bu yöntemle hastalar, işlem sonrası büyük parçaları düşürme sancısı yaşamamaktadır. Ayrıca hızlı etkisi sayesinde operasyon sürelerini yarı yarıya kısaltmaktadır.</p><p>•	Akıllı aspirasyon sistemleri: Artık taşlar kırılırken aynı zamanda endoskopik cihazlara entegre sistemlerle vakumlanarak temizlenir. Bu da böbreğin içinin taşsız hale getirilmesini sağlamaktadır.</p><p>Bu yenilikler, endoskopik tedavileri kolaylaştırmakta ve hastalar aynı gün taburcu olabilmektedir.</p><p></p><p>Taştan korunmak için yaşam biçiminizi değiştirin</p><p>Böbrek taşı tedavisinden sonra yeniden taş oluşmaması için doktor kontrollerinin yayında kişinin yaşam biçiminde de şu değişiklikleri yapması gerekir;&nbsp;</p><p>1.	Yeterli Su Tüketin: Günde en az 2,5 litre su tüketin ve içine bir dilim limon atın. Limondaki sitrat taş oluşumunu engeller.</p><p>2.	Tuzu Azaltın: Sofradan tuzluğu kaldırın ve paketli gıdalardan uzak durun.</p><p>3.	Düzenli Egzersiz Yapın: Düzenli yürüyüş yerçekimi etkisiyle kristallerin böbrekten atılmasına yardımcı olur.</p><p>4.	Meyve-Sebze Ağırlıklı Beslenin: Hayvansal protein tüketimini sınırlayıp sebze ve meyve ağırlıklı beslenme alışkanlığı kazanın</p><p></p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorial Sağlık Grubu CEO'su Bora Uludüz'e ''Altın Lider'' ödülü</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-saglik-grubu-ceosu-bora-uluduze-altin-lider-odulu-5544/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-saglik-grubu-ceosu-bora-uluduze-altin-lider-odulu-5544/</id>
<published><![CDATA[2026-02-17T02:46:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-17T02:46:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_345C1E-8C78BC-D2B01B-496EF8-23D7D4-7EB63B.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, bu yıl beşincisi düzenlenen Altın Lider Ödülleri kapsamında “2025 Yılının En Beğenilen CEO’su” seçildi. KREA M.I.C.E. tarafından 2021 yılında hayata geçirilen Altın Lider Ödülleri, kapsayıcı katılım şartları, teknolojik altyapısı ve tüm sektörlerden gelen yüksek temsiliyeti nedeniyle iş dünyasının önde gelen ödül platformları arasında yer alıyor.&nbsp;&nbsp;</p><p>Bu yıl toplam 1.428 CEO’nun iş dünyası tarafından aday gösterildiği değerlendirmede en fazla oy alan ilk 50 CEO Altın Lider unvanını almaya hak kazandı.</p><p>Kazananlar, iş dünyasından önceki tüm yılları geride bırakan rekor katılımla 85.212 çalışanın SMS doğrulamalı tekil oyları sonucunda belirlendi. Doğrudan paydaş değerlendirmesine dayanan bu sistem, sonuçların iş dünyasındaki liderlik algısını en gerçekçi biçimde yansıtması açısından büyük önem taşıyor.</p><p>&nbsp;“Bu ödül, Memorial’ın insan hayatına verdiği değerin güçlü bir yansımasıdır”</p><p>Aldığı ödülü, her gün insan hayatına dokunan büyük bir ekibin ortak başarısı olarak gördüğünü belirten Bora Uludüz, şu değerlendirmelerde bulundu:&nbsp;</p><p>“Memorial Sağlık Grubu olarak işimizi yalnızca tedavi süreçlerinden ibaret görmüyoruz. Sağlığı korumak, iyileştirmek ve geleceğe taşımak için çalışıyoruz. Bu yolculukta sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda, attığımız her adımın pusulası.</p><p>Altın Lider Ödülleri’nin tamamen çalışanların ve sektör profesyonellerinin bağımsız oylarıyla belirlenmesi bu başarıyı çok daha kıymetli kılıyor. Memorial’ı bugün bulunduğu noktaya taşıyan tüm çalışma arkadaşlarıma özellikle teşekkür ederim. Liderlik ancak güçlü bir ekiple anlam kazanır; bu başarı hepimizin ortak emeğinin bir sonucudur. Daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir gelecek için aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.”</p><p>Memorial Sağlık Grubu, 13 hastanesinde ileri tıp teknolojisi ile donatılan tanı-tedavi üniteleri, hepsi alanında uzman doktorları ve sağlık personeliyle uluslararası kalite standartlarında sağlık hizmeti sunuyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer'de üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-744/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-744/</id>
<published><![CDATA[2026-02-17T02:44:12+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-17T02:44:12+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_177518-8E0C4B-2B8174-A6BB1B-1EB7F7-89BC01.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>2017 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yönetişim Bilişim Sistemleri bölümünden mezun olan Beren Su Kales, 2014’te henüz üniversite eğitimi sürerken kariyerine yarı zamanlı (PT Universe) olarak Pfizer Türkiye’de başladı. Eğitimi süresince Pfizer’de dört yıllık deneyiminin ardından farklı ilaç firmalarında Pazarlama Müdürlüğü, Bölge ve Marka Liderliği gibi sorumluluklar üstlendi. Son üç yıldır Pfizer Türkiye İçgörü ve Strateji ekibine liderlik ettiği süre zarfında iş birimlerine veri odaklı içgörüler sağladı ve uluslararası analitik stratejilerin yürütülmesine öncülük etti.</p><p></p><p>Beren Su Kales,1 Aralık 2025 itibarıyla Pfizer Orta Doğu, Rusya ve Afrika (MERA) Bölgesi ve Suudi Arabistan İçgörü &amp; Strateji Lideri olarak göreve başladı. Kales, yeni görevinde analitik ve liderlik becerilerini Gelişmekte Olan Pazarlar genelinde birçok pazarı desteklemek için kullanmanın yanı sıra analitik ve çevik düşünce yapısı ve sonuç odaklı yaklaşımıyla katkıda bulunacak ve İspanya’nın Madrid kentinde görev yapacak.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Altunizade Köşk'te farkındalık dolu bir atölye</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/altunizade-koskte-farkindalik-dolu-bir-atolye-3122/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/altunizade-koskte-farkindalik-dolu-bir-atolye-3122/</id>
<published><![CDATA[2026-02-17T02:13:48+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-17T02:13:48+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9FC610-435D9C-51EC37-A5BC35-8B808F-E068BC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bütüncül Sağlık Uzmanı Uzm. Dr. Sühendan Coşan’ın anlatımı ve interaktif grup çalışması formatında gerçekleşen atölyede; ilişkilerde farkındalık, bilinç çalışmaları ve duygusal denge üzerine kapsamlı paylaşımlar yapıldı.</p><p></p><p>Sınırlı sayıda katılımcıyla yüz yüze gerçekleşen etkinlik, samimi atmosferi ve güçlü içerik akışıyla dikkat çekti. Katılımcılar, rehberli nefes ve yaratım meditasyonu uygulamalarıyla hem zihinsel hem de duygusal bir yolculuğa çıktı.</p><p></p><p>Esteworld’ün yalnızca estetik ve sağlık alanında değil, bütünsel iyilik hali ve yaşam kalitesi yaklaşımıyla da fark yaratan vizyonu bu özel buluşmada bir kez daha ön plana çıktı. Şehrin seçkin isimlerini bir araya getiren atölye, hem içerik kalitesi hem de atmosferiyle dikkat çeken özel bir deneyim olarak hafızalarda yer etti.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kanserle mücadelede genç bilim insanlarından yenilikçi yaklaşımlar</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/kanserle-mucadelede-genc-bilim-insanlarindan-yenilikci-yaklasimlar-2208/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/kanserle-mucadelede-genc-bilim-insanlarindan-yenilikci-yaklasimlar-2208/</id>
<published><![CDATA[2026-02-13T02:50:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-13T02:50:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_993261-748299-043098-F51C09-38BE03-CD7F5E.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Yarışma, sağlık ve eğitim alanında gençlerin yeteneklerini geliştirmeyi ve mesleki yolculuklarını desteklemeyi amaçlayarak bu yıl 60 farklı proje başvurusuna ev sahipliği yaptı. Değerlendirme sürecinde projeler, İstanbul Üniversitesi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi akademisyenlerinden oluşan jüri tarafından bilimsel özgünlük, uygulanabilirlik ve yenilikçilik ölçütleri esas alınarak değerlendirildi.</p><p>Yarışma kapsamında ödül almaya hak kazanan projeler gerçekleştirilen törenle ödüllerine kavuştu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan jüri, başvuruları bilimsel özgünlük, uygulanabilirlik ve yenilikçi yaklaşım kriterleri doğrultusunda ayrıntılı bir değerlendirme sürecinden geçirdi.</p><p>Sağlık alanında yenilikçi projeler ödüllerine kavuştu</p><p>Yarışmada Duovita ekibi, bitkisel kökenli polifenollerin biyoyararlanımını artırmaya yönelik geliştirdiği yenilikçi takviye ürünü projesiyle birincilik ödülünün sahibi oldu. Nanosal ekibi, kolorektal kanser cerrahisi sonrası lokal ve kontrollü ilaç salımını hedefleyen nanoparçacık ve hidrojel temelli yaklaşımıyla ikincilik ödülüne layık görüldü. Truva Atı ekibi ise, reaktif oksijen türlerine duyarlı akıllı prodrug tasarımıyla kolorektal kanser cerrahisi sonrası lokal adjuvan tedaviye yönelik geliştirdiği proje ile üçüncülük ödülünü almaya hak kazandı. Kazanan ekipler, para ödülünün yanı sıra sağlık sektörünün öncü şirketi Orzax bünyesinde staj yapma fırsatı da elde etti.&nbsp;</p><p>Ödül törenine Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı ve Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Sacide Pehlivan ve jüri üyeleri katıldı.</p><p>“Sağlık alanında kalıcı ilerleme, gençlerin cesur fikirleriyle mümkün”</p><p>Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu, gençlerin bilimsel üretim süreçlerine katılımının ve yenilikçi fikirlerle desteklenmesinin sağlık alanında sürdürülebilir ilerleme için kritik öneme sahip olduğunu belirterek şunları söyledi:</p><p>“Bugün burada yalnızca bir ödül töreninde değil, gençlerin “Ben üretebilirim” dediği, fikirden bilime uzanan bir yolculuğun başlangıcındayız. Bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bu çağda asıl değer, cesaret, disiplin ve merakla bilgi üretebilmektir. Bu nedenle yarışmamızı bir ödül organizasyonundan öte, gençleri üretmeye teşvik eden güçlü bir çağrı olarak konumlandırıyoruz. Geçtiğimiz yıl mikrobiyota ve otoimmün hastalıklara, bu yıl ise polifenollerin kanserin önlenmesi ve tedavisindeki rolüne odaklanarak kolay olanı değil, etki yaratacak olanı seçtik. Alimoğlu Sağlık ve Eğitim Vakfı olarak 400 bursiyerimizle bilimi merkeze alan bir kalkınma anlayışını destekliyor, bu yıl aldığımız 60 başvurunun her birini cesaret ve üretkenliğin somut göstergesi olarak görüyoruz. Üreten bir Türkiye ve bilimle büyüyen bir gelecek için katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorıal Bodrum'da SGK dönemi başladı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-bodrumda-sgk-donemi-basladi-3485/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/memorial-bodrumda-sgk-donemi-basladi-3485/</id>
<published><![CDATA[2026-02-12T02:44:58+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-12T02:44:58+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_338395-E5889A-D7F2CC-28B279-5C6C88-64393D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu’nun bölgedeki önemli sağlık yatırımlarından biri olan Memorial Bodrum Hastanesi, bu anlaşma ile cerrahi ve dahili branşlardan kadın, çocuk ve kalp sağlığına; girişimsel işlemlerden ileri tanı ve tedavi yöntemlerine kadar uzanan geniş bir hizmet yelpazesini SGK’lı hastalar için erişilebilir hale getiriyor.</p><p>Ortakent’te hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi, bölgede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyaca da yanıt veriyor. Özellikle çocuk hastaların sağlığı için büyük önem taşıyan gece polikliniği hizmeti saat 00.00’a kadar devam ediyor. Kalp ve damar cerrahisi, kardiyoloji, beyin, sinir ve omurilik cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, üroloji, dahiliye, endokrinoloji, dermatoloji, plastik cerrahi, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, perinatoloji (yüksek riskli gebelik takibi) ile ağız ve diş sağlığı alanlarında güçlü bir yapılanmaya sahip olan hastane; mikrocerrahi, el cerrahisi, çocuk nörolojisi ve pediatrik cerrahi gibi ileri uzmanlık gerektiren branşlarda da hizmet sunuyor.</p><p>SGK anlaşması sayesinde Bodrum ve çevresinde yaşayan vatandaşlar, sağlık hizmetleri için başka illere gitmek zorunda kalmadan, kendi bölgelerinde tam donanımlı bir hastanede ileri teknoloji olanaklarıyla tedavi olma imkânına kavuşuyor.</p><p>“Öncelikli hedefimiz, kaliteli ve güvenilir sağlık hizmetlerini daha fazla insana ulaştırmak.”</p><p></p><p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, SGK anlaşmasına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi. “Memorial Bodrum Hastanesi’ni hayata geçirirken hedefimiz, Bodrum ve çevresinde yaşayan herkes için nitelikli, güvenilir ve sürdürülebilir sağlık hizmetini erişilebilir kılmaktı. 2026 yılının ilk ayında SGK anlaşmamızın devreye girmesi, bu hedefimizin en somut adımlarından biri oldu. Bugün Memorial Bodrum Hastanemiz, güçlü hekim kadrosu, ileri tanı ve tedavi altyapısı ve geniş branş yelpazesiyle bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri konumunda. SGK anlaşmasıyla birlikte bu hizmetleri çok daha geniş bir kesimle buluşturuyoruz. Bodrumluların sağlık ihtiyaçları için başka şehirlere gitmek zorunda kalmadığı, kendi yaşadıkları yerde Memorial kalitesine ulaşabildiği bir yapı kurmayı önemsiyoruz. Memorial Sağlık Grubu olarak her yatırımımızda olduğu gibi Bodrum’da da sağlıkta kaliteyi, güveni ve erişilebilirliği birlikte sunmaya ve bulunduğumuz bölgeye uzun vadeli değer katmaya devam edeceğiz.”</p><p></p><p>Bölgeye Değer Katan Sağlık Yatırımı</p><p></p><p>17 bin metrekarelik alanda hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi; 50 poliklinik, 7 tam donanımlı ameliyathane ve 148 yatak kapasitesiyle bölgenin en kapsamlı sağlık yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor. Modern mimarisi, ileri tıp teknolojileri ve uzman kadrosu sayesinde kısa sürede Bodrum’un saygın sağlık merkezleri arasında yerini alan hastane, SGK anlaşmasıyla birlikte etki alanını daha da genişletti. Memorial Bodrum Hastanesi, yalnızca Bodrum’a değil; Muğla Merkez, Milas, Datça, Fethiye, Marmaris ve Göcek başta olmak üzere çevre ilçelerden gelen hastalara da nitelikli sağlık hizmeti sunarak bölgenin referans sağlık merkezi olma konumunu pekiştiriyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim'de üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-1342/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahimde-ust-duzey-atama-1342/</id>
<published><![CDATA[2026-02-10T02:35:51+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-10T02:35:51+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_F956F9-A68A74-4EDE00-08220C-B2EA16-C3E03D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türk ilaç sektörünün 24 yıldır kesintisiz lideri Abdi İbrahim, uluslararası pazarlardaki yapılanmasını deneyimli isimlerle güçlendirmeye devam ediyor. Şubat 2026 itibarıyla görevine başlayan Murat Mutlu, yeni pozisyonunda Abdi İbrahim’in uluslararası pazarlardaki Tüketici Sağlığı faaliyetlerinin yönetiminden ve geliştirilmesinden sorumlu olacak ve aynı zamanda Abdi İbrahim İcra Kurulu üyesi olarak görev yapacaktır.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Murat Mutlu, kariyerine Procter &amp; Gamble’da başladı. P&amp;G bünyesinde 14 yıl boyunca Belçika, İngiltere, Orta Asya ve Kafkasya, Türkiye ve İsviçre gibi farklı coğrafyalarda; Finans Yöneticisi, Fabrika Finans Müdürü, Satış Finans Grubu Yöneticisi, Finansal Planlama &amp; Analiz Grup Yöneticisi ve Batı Avrupa Bebek Bakım Kategorisi Finans Direktörü gibi görevler üstlendi. Ardından Johnson &amp; Johnson bünyesinde Türkiye Tüketici Sağlığı CFO’su, Güneydoğu Avrupa, Türkiye, İsrail ve İsviçre Dağıtım Pazarlarını kapsayan Bölgesel Finans Direktörü ve 2017 yılı itibari ile Türkiye Genel Müdürü olarak görev yaptı. Murat Mutlu, 2023 yılından beri Kenvue’de Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinden sorumlu Genel Müdür olarak görev yapıyordu.</p><p></p><p>26 yıllık kariyeri boyunca farklı coğrafyalarda edindiği geniş tecrübe ve stratejik liderlik yaklaşımıyla Murat Mutlu’nun, Abdi İbrahim’in Tüketici Sağlığı alanındaki uluslararası yapılanmasına güçlü katkılar sunması bekleniyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kanser tedavisinde genetik testlerin 4 önemli avantajı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-1904/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/kanser-tedavisinde-genetik-testlerin-4-onemli-avantaji-1904/</id>
<published><![CDATA[2026-02-06T02:27:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-06T02:27:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_50567E-52F5CF-C5CBC0-EF4D42-9A2486-80C5C2.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ancak ilerleyen teknoloji ve tıp alandaki son gelişmeler kapsamında yapılan genetik testler ile yapılan doğru planlamalar sayesinde kanser büyük oranda tedavi edilebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mükremin Uysal,&nbsp; kanser tedavisinde yeni yol haritası genetik ve moleküler testler hakkında bilgi verdi.&nbsp;</p><p></p><p>Kanser görülme sıklığı dikkat çekiyor</p><p>Güncel veriler, kanser görülme sıklığının özellikle yaşam süresinin uzaması, çevresel faktörler, sigara kullanımı, beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı gibi nedenlerle giderek arttığını göstermektedir. Dünya genelinde ve ülkemizde en sık görülen kanser türleri arasında; meme kanseri, akciğer kanseri, kolorektal (kalın bağırsak, resktum) kanserler, prostat kanseri, mide kanseri yer almaktadır. Bu kanserlerin önemli bir kısmında, düzenli tarama programları ve erken tanı sayesinde tedavi başarısı belirgin şekilde artmakta, hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi olumlu yönde etkilenmektedir.</p><p></p><p>Kanserde değişen yaklaşım: kişiselleştirilmiş tedavi</p><p>Geçmişte kanser tedavileri daha çok standart protokollerle yürütülürken, günümüzde her hastanın kanserinin biyolojik ve genetik açıdan farklı özellikler gösterebildiği bilinmektedir. Bu anlayış, “herkese aynı tedavi” yaklaşımının yerini “kişiye özel tedavi” kavramına bırakmasını sağlamıştır . Biyopsi veya cerrahi sonrası elde edilen tümör dokusunda yapılan moleküler ve genetik analizler, hastalığın davranışı hakkında önemli bilgiler sunmakta ve tedavi planının daha doğru şekilde belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Kanserde genetik test; tanıyı doğrular, yol haritası çıkarır ve hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve immünoterapiler gibi modern tedavi seçeneklerinin, uygun hastalarda doğru zamanda kullanılabilmesini sağlar.&nbsp;</p><p></p><p>Genetik testlerin hastaya sağladığı 4 avantaj&nbsp;</p><p>1-	Tedaviyi yönlendirme : Tümörde saptanan genetik değişiklikler, hangi tedavinin daha etkili olabileceğini öngörmemizi sağlamaktadır. Böylece hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler, doğru hastada ve doğru zamanda kullanılabilmektedir.&nbsp;</p><p>2-	Gereksiz tedavilerden kaçınma : Genetik testler sayesinde etkisiz olacağı öngörülen tedavilerden kaçınılmakta, hastalar gereksiz yan etkilerden korunmaktadır.&nbsp;</p><p>3-	Tedavi başarısını artırma : Moleküler düzeyde doğru hedefe yönelik tedaviler, tedaviye yanıt oranlarını artırmakta ve hastalığın kontrol altına alınmasını kolaylaştırmaktadır.&nbsp;</p><p>4-	Kalıtsal kanser riskinin belirlenmesi : Uygun hastalarda yapılan bazı genetik testler, ailesel kanser yatkınlığını ortaya koyabilir. Bu sayede yüksek risk taşıyan bireyler erken dönemde izlenmekte, koruyucu önlemler alınabilmekte ya da kanser çok erken evrede saptanabilmektedir.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Wellcare, yeni iletişim kampanyasıyla sağlıklı yaşamın enerji dolu gücünü anlatıyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yeni-iletisim-kampanyasiyla-saglikli-yasamin-enerji-dolu-gucunu-anlatiyor-2689/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/wellcare-yeni-iletisim-kampanyasiyla-saglikli-yasamin-enerji-dolu-gucunu-anlatiyor-2689/</id>
<published><![CDATA[2026-02-04T10:21:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-04T10:21:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9A4FDD-3FB149-9DE26C-0C9133-5E29E7-CCE221.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>İLKO İlaç’ın 50 yılı aşan ilaç ve sağlık alanındaki bilgi birikimi ile Ar-Ge ve üretim gücünden beslenen Wellcare, “Yaşamayı Sevicen” sloganıyla hayata geçirdiği yeni kampanyasında; sağlığı bir hedef ya da ideal olarak değil, hayatın doğal ritminin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor.</p><p>Aile hayatından spora, iş temposundan sosyal yaşama uzanan sahnelerle kurgulanan kampanya; koruyucu sağlık bilincinin günlük yaşam pratikleri içinde nasıl yer bulabileceğine odaklanıyor. Wellcare’in “Sağlıkla Yaşama Sanatı” yaklaşımını merkeze alan reklam filminde, farklı yaş gruplarından ve yaşam tarzlarından karakterler aracılığıyla sağlıklı yaşamın tek bir kalıba sığmadığı vurgulanıyor.</p><p>Kampanyaya, Kenan Doğulu’nun “Rütbeni Bilicen” adlı parçasının Wellcare’e özel olarak yeniden yorumlanan versiyonu eşlik ediyor. Müzik ve görsel anlatı, kampanyanın yalnızca bir reklam çalışması olmasının ötesine geçerek kültür, yaşam ve toplumsal gündemle bağ kurmasını amaçlıyor.</p><p>Koruyucu sağlık, gündelik hayatın vazgeçilmezi</p><p>10 yıllık yolculuklarının İLKO İlaç’ın yarım asrı aşan deneyimiyle şekillendiğini belirten Wellcare yöneticileri, kampanyayla ilgili olarak, “Türkiye’de tüketici sağlığı alanı hızla büyürken, bu büyümeyle birlikte güven, bilimsel dayanak ve doğru bilgilendirme ihtiyacı da artıyor. Wellcare ile koruyucu sağlığı insanların gündelik yaşam pratikleriyle uyumlu hale getirmeyi hedefliyoruz. İnovatif sağlık ürünlerimiz yüksek teknolojiyle üretilmekte, ilaçtaki kalite güvence süreçleri Wellcare ürünlerimizde birebir uygulanmaktadır. Bunun için tüm ürünlerimiz klinik çalışmaları olan sertifikalı hammaddeler ile üretilen, özellikle doğru etkin doz ve doğru bileşime sahip şekilde geliştirilmiş ürünlerdir. Tüketici ihtiyaçlarını dikkate alarak, kullanıcı uyuncunu gözeten, tat, koku, kullanım kolaylığı gibi özelliklerin de üzerinde titiz ve uzun çalışmalar yaparak ürünlerimizi geliştiriyoruz” açıklamasını yaptılar.</p><p>Geniş ürün portföyüyle Wellcare, İLKO İlaç’ın Ar-Ge ve üretim gücünden aldığı destekle tüketici sağlığı alanında güvenilir çözümler sunmayı sürdürüyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Erken tanı ve farkındalık seferberliğini sürdürüyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/erken-tani-ve-farkindalik-seferberligini-surduruyor-6543/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/erken-tani-ve-farkindalik-seferberligini-surduruyor-6543/</id>
<published><![CDATA[2026-02-04T10:03:58+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-04T10:03:58+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E824FA-73F8A0-A70787-F1A79F-F4BDC6-2E5456.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sadece 2023 yılında dünya genelinde 18,5 milyon kanser vakası görülürken, 10,4 milyon kişi de kanser nedeniyle hayatını kaybetti.&nbsp; Dünya genelinde her yıl milyonlarca insanı etkileyen kanserle mücadelede 4 Şubat Dünya Kanser Günü, küresel farkındalığı artırmak ve eyleme geçmek için önemli bir fırsat sunuyor. Bu yıl Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü (UICC) tarafından belirlenen “United by Unique” (Benzersizlikte Birleşmek) teması altında etkinlikler gerçekleştiriliyor. “Every Story Counts” (Her Hikâye Değerlidir) alt mesajıyla desteklenen bu tema, kanserin sadece tıbbi bir teşhis olmadığına, ardında benzersiz insan hikâyeleri barındıran derin bir kişisel yaşam yolculuğu olduğuna odaklanıyor.</p><p></p><p>AstraZeneca Türkiye de her hastanın kendine özgü ihtiyaçlarını merkeze alan bir yaklaşımın en iyi sağlık sonuçlarına ulaştıracağı inancıyla çalışmalarını sürdürüyor. “Kanseri ölüm nedeni olmaktan çıkarma” vizyonu doğrultusunda faaliyetlerine yön veren AstraZeneca Türkiye, onkoloji alanındaki köklü mirasını yenilikçi ilaçlarla birleştirerek akciğer, meme, jinekolojik kanserler, gastrointestinal sistem ve kan kanserleri gibi temel tümör alanlarında metastatik evreden erken evreye kadar hedefli ve kişiselleştirilmiş tedaviler geliştiriyor. Sadece bir ilaç firması olmanın ötesine geçerek sağlık ekosisteminde çözüm ortağı olmayı hedefleyen şirket, hastaların doğru tanıya zamanında erişebilmelerini destekleyecek çalışmalara imza atıyor.</p><p></p><p>Son yıllarda en fazla klinik araştırma başlatan şirketler arasında</p><p>Türkiye’de sağlık sektörünün gelişmesine katkı sağlamak amacıyla yatırımlarını sürdüren AstraZeneca, son yıllarda en fazla klinik araştırma başlatan şirketler arasında yer alıyor. Ülkemizde yürütülen 112 aktif klinik araştırmanın 87’sini onkoloji çalışmaları oluşturuyor. Bu bilimsel çalışmalar sayesinde şirket, 2030 yılına kadar onkoloji alanında 10 yeni ilaç geliştirmeyi hedeflerken, bu yenilikçi çözümlerin Türkiye’deki hastalar için de ulaşılabilir olması adına AR-GE yatırımlarına ağırlık veriyor.</p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p></p><p>Her 10 hastadan 6'sını tedavi etmeyi amaçlıyor</p><p>Akciğer kanseri de AstraZeneca’nın onkoloji stratejisinde öncelikli bir yer tutuyor. Akciğer kanserinin yalnızca 2022 yılında tüm dünyada 1,8 milyon kişinin ölümüne yani kanserden kaynaklanan tüm ölümlerin yaklaşık beşte birine neden olduğu tahmin ediliyor . Akciğer kanseri Türkiye’de ise her yıl yaklaşık 41 bin yeni vaka ile en fazla görülen kanser türü&nbsp; ve teşhis edilen vakaların yaklaşık yüzde 80'i ileri evrede tanı alıyor . Akciğer kanseri ayrıca ülkemizde ölüme en sık neden olan kanserler sıralamasında birinci sırada yer alıyor.&nbsp; Ülkemizde teşhis edilen vakaların yaklaşık yüzde 80'inin ileri evrede olması , erken tanının hayati önemini bir kez daha ortaya koyuyor. AstraZeneca da 2030 itibarıyla akciğer kanserinin tüm evrelerinde her 10 hastadan 6'sını tedavi etmeyi ve yaşamlarını dönüştürmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda hayata geçirilen Akciğer Sağlığı İnisiyatifi ile Türk Tıbbi Onkoloji Derneği iş birliğinde hazırlanan raporlar, hastalığın toplumsal yükünü azaltmaya ve etkin politika önerileri geliştirmeye odaklanıyor.&nbsp;</p><p></p><p>AstraZeneca Türkiye’nin hasta odaklı yaklaşımı sadece tedaviyle sınırlı kalmayıp tanıdan tedavi sonrasına kadar tüm yolculuğu kapsıyor. 2024 yılında yıl Sağlık Bakanlığı'na bağışlanan ve içerisinde röntgen odası ile laboratuvar gibi donanımlar bulunan mobil sağlık merkezi, özellikle dezavantajlı bölgelerde erken tanı ve tarama faaliyetlerine destek vererek sağlıkta eşitlik prensibini güçlendiriyor.&nbsp;</p><p></p><p>Çok paydaşlı farkındalık projeleri yürütüyor</p><p>AstraZeneca Türkiye, kanserle mücadelede toplumsal farkındalığı artırmak ve erken tanıyı yaygınlaştırmak amacıyla çok paydaşlı farkındalık projeleri yürütüyor. Akciğer Sağlığı İnisiyatifi’nin yanı sıra, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği (TTOD) iş birliğiyle hayata geçirilen “Belirti Yoksa da Yok Sayma” projesi kapsamında akciğer kanserine yönelik farkındalık çalışmaları gerçekleştiriliyor. AstraZeneca’nın koşulsuz desteğiyle TTOD tarafından yürütülen “Akciğerimizi Okuyoruz” projesi de bu alandaki çalışmaları güçlendiriyor. Ayrıca yine AstraZeneca Türkiye’nin koşulsuz destekleri ile yürütülen projelerden “Kendini Tanı Erken Tanı” ve “Kontrol Sende Cevabı Gende” projeleriyle kadınlar meme kanserine karşı taramalara teşvik edilirken, bu projelerden bir diğeri olan Olivia uygulaması üzerinden ise hasta ve yakınlarına yumurtalık kanseri alanında tanıdan tedavi sonrasına kadar her aşamada rehberlik yapılıyor.&nbsp;</p><p></p><p>“Benzersiz insan hikâyelerin gücünden ilham alıyoruz”</p><p>Konuyla ilgili açıklama yapan AstraZeneca Türkiye Medikal Direktörü Dr. Deniz Ertürk Erem, “Dünya Kanser Günü’nün bu yılki ‘Benzersizlikte Birleşmek’ teması ve ‘Her Hikâye Değerlidir’ mesajı, bizim onkoloji alanındaki temel felsefemizi ve hastaya yaklaşımımızı yansıtıyor. Bizim için kanser klinik bir tablo ya da tıbbi bir teşhis süreci olmasının yanında her biri kendine has zorluklar, umutlar ve sevinçlerle örülmüş benzersiz insan hikâyeleri anlamına da geliyor. Bu nedenle ‘kanseri bir ölüm nedeni olmaktan çıkarma’ vizyonumuz doğrultusunda attığımız her adımda yaşanmasına katkıda bulunacağımız bu hikâyelerin gücünden ilham alıyoruz. Her bir hastanın hikâyesinin değerini bilerek, bilimin gücüyle daha sağlıklı yarınlar inşa etmek için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeye ve bunun gereğini kararlıkla yapmaya devam edeceğiz.” dedi.</p><p></p><p>“Kanser hastalarının yalnız olmadıklarını hissetmeleri çok önemli”</p><p>Türk Tıbbi Onkoloji Derneği (TTOD) Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş ise açıklamasında şunları söyledi: “Kanser, yalnızca tıbbi verilerle ya da istatistiklerle tanımlanabilecek bir hastalık değil. Her tanının ardında benzersiz bir insan hikâyesi ve zorlu bir yaşam yolculuğu var. Dolayısıyla kanserle mücadele eden bireylerin bu zorlu yolculukta yalnız olmadıklarını hissetmeleri büyük önem taşıyor. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği olarak biz de bu hastalıkla mücadele eden hastalarımızın doğru bilgiye erişmeleri, güncel ve bilimsel tedavilere ulaşmaları, nitelikli sağlık hizmeti almaları için pek çok alanda çalışmalar yapıyoruz. Kanserle mücadelede bilim, dayanışma ve empatiyi bir araya getirerek var gücümüzle hastaların yanında olmayı sürdüreceğiz.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Memorial Sağlık Grubu,</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/-memorial-saglik-grubu-yilin-en-itibarli-markasi-secildi-2466/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/-memorial-saglik-grubu-yilin-en-itibarli-markasi-secildi-2466/</id>
<published><![CDATA[2026-02-03T14:34:58+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-03T14:34:58+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DB5BFF-733A4E-2303BF-758DE5-AFA921-06E6E9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Memorial Sağlık Grubu, Marketing Türkiye ve Akademetre iş birliğiyle düzenlenen The ONE Awards Bütünleşik Pazarlama Ödülleri’nin özel sağlık kurumları kategorisinde, 3. kez “Yılın En İtibarlısı” seçildi. Memorial, 2025 yılında gösterdiği güçlü marka yönetimi, tutarlı iletişim yaklaşımı ve sürdürülebilir itibar performansıyla bir kez daha sağlık sektörünün lideri oldu.&nbsp;&nbsp;</p><p>Pazarlama sektörün en önemli referans ödülleri arasında gösterilen ve bu yıl 12’cisi düzenlenen The ONE Awards’ın ödül töreni 2 Şubat’ta Divan Kuruçeşme’de düzenlendi. Yıl boyunca itibarını en çok artıran markalar, Türkiye genelinde 12 ilde, bin 200 kişiyle yüz yüze yapılan görüşmeler sonucunda belirlendi.</p><p>“Sağlıkta itibar, güven üzerine kurulur”&nbsp;</p><p>The One Awards’ta üçüncü kez “Yılın İtibarlı Markası” seçilmenin önemli bir güven göstergesi olduğunu belirten Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz sözlerine şöyle devam etti: “Bir sağlık kurumunun gerçek kalite seviyesi, klinik başarıların yanı sıra hastaların kendini güvende hissettiği bir deneyimi sunabilme kapasitesiyle ölçülür. Biz de Memorial Sağlık Grubu olarak 25 yıldır bu sorumluluğun bilinciyle tıbbî yetkinliğimizi, bağlı olduğumuz etik değerler, insan odaklı hizmet anlayışımız ve çağın gerektirdiği teknolojik standartlarla bir araya getiriyoruz. Tüm süreçlerde gösterdiğimiz disiplin, şeffaf iletişim yaklaşımımız ve yüksek standartlardaki kararlılığımız başarımızın temelini oluşturuyor. Bu ödülün halkın değerlendirmelerine dayanan bağımsız bir araştırma sonucunda verilmesi, bizim açımızdan ayrı bir değer taşıyor. Memorial ailesi olarak bu güvene layık olmak için bilimin, ilkelerimizin ve her şeyden önce insana saygının peşinden gitmeye devam edeceğiz.”</p><p>Uluslararası Kalite Standartlarında Hizmet&nbsp;</p><p>Memorial Sağlık Grubu, 13 hastanesi ve ileri tıp teknolojisi ile donatılan tanı-tedavi ünitelerinde, hepsi alanında uzman doktorları ve sağlık personeliyle uluslararası kalite standartlarında sağlık hizmeti sunuyor.&nbsp;&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Polifarma TURQUALITY destek programına alındı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/polifarma-turquality-destek-programina-alindi--7071/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/polifarma-turquality-destek-programina-alindi--7071/</id>
<published><![CDATA[2026-02-03T02:38:43+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-03T02:38:43+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_EEB731-EFEDED-F93C6F-9AB221-04D91B-9D1E7D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşundan biri olan ve yaklaşık 40 yıldır toplum sağlığına ve sağlık sektörüne katkı sağlayan Polifarma, T.C.&nbsp; Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen Turquality Destek Programı kapsamına alındı. Polifarma, ülkemizin rekabet avantajının ve markalaşma potansiyelinin yüksek olduğu Türk markalarını temsil eden Turquality kapsamına alınarak küreselleşme yolculuğunda önemli bir eşiği geride bırakırken, markalaşma, kurumsallaşma ve küresel rekabet gücünü de tescillemiş oldu.</p><p></p><p>Turquality, Türk markalarının uluslararası pazarlarda güçlenmesini ve global birer oyuncu haline gelmesini hedefleyen, devlet destekli ilk ve tek markalaşma programı. Program, şirketlere ihracat desteği vermesinin yanı sıra; üretimden pazarlamaya, tedarik zincirinden satış sonrası hizmetlere kadar tüm süreçleri kapsayan bütünsel bir gelişim desteği sunuyor.</p><p></p><p>“40 yıllık emeğin, disiplin ve ortak vizyonumuzun güçlü bir göstergesi”</p><p></p><p>Polifarma Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vildan Kumrulu, Turquality Destek Programı’na kabul edilmelerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “İlaç sektöründe 40 yıl önce yüzde 100 yerli sermayeli bir kuruluş olarak başladığımız yolculuğa; bugün Tekirdağ-Ergene’de 62 bin metrekare alan üzerine kurulu modern üretim tesisleri, güçlü Ar-Ge alt yapısı ve yenilikçi çözümleri ile global pazarlardaki varlığımızı güçlendirerek devam ediyoruz. EU-GMP dahil 14 farklı ülkeden GMP sertifikasına, yıllık yaklaşık 500 milyon kutu ve serum üretim kapasitesine sahibiz. Türkiye’nin En Büyük Sanayi Kuruluşlarının yer aldığı İSO 500 listesinde her yıl yükselerek üst sıralara yerleşiyoruz. Yurt içi ve dışı olmak üzere 650’den fazla ruhsatımız ve uluslararası alanda 50’den fazla ülkeye ihracatımız ile dünyanın dört bir yanına sağlık taşıyoruz. Şirketimizin Turquality programına kabul edilmesinin, yıllardır ortaya koyduğumuz emeğin, disiplinli çalışmanın ve ortak vizyonumuzun güçlü bir göstergesi olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda kurulduğumuz günden bu yana istikrarlı şekilde kurumsallaşmamız ve markamıza yaptığımız yatırımların önemli bir göstergesidir. Bu önemli başarıda emeği geçen, katkı sunan ve Polifarma’yı bugünlere taşıyan tüm çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Birlikte daha güçlü, daha görünür ve daha küresel bir Polifarma inşa etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.&nbsp;</p><p></p><p>“Türk ilaç sektörünü uluslararası pazarlarda daha güçlü temsil edeceğiz”</p><p></p><p></p><p>Polifarma olarak gelecek döneme ilişkin hedeflerini de paylaşan Kumrulu, sözlerini şöyle sürdürdü:&nbsp;</p><p></p><p>“Polifarma olarak bu yıl 40’ıncı yılımızı kutlamanın gururunu yaşıyoruz. 40’ıncı yılımızı, ‘Yakut’ yılımız olarak nitelendiriyoruz. Polifarma; tıpkı yakut gibi, güçlü, dayanıklı ve uzun ömürlüdür. 40 yıldır duygudan fikre, fikirden üretime yürüyen bu yolculukta; insanı merkeze alarak, bilimi rehber edinerek, şifayı yalnızca bir sonuç değil, bir sorumluluk olarak görerek ve geleceği bugünden inşa ederek ilerliyoruz. 2026’nın şirketimiz açısından üretim ve Ar-Ge kapasitemizi ileri teknoloji yatırımlarıyla güçlendirdiğimiz; inovasyonu merkeze alan stratejik bir atılım yılı olacağına inanıyorum. İhracat yaptığımız ülkelerin sayısını artırarak Türkiye'nin ilaç alanındaki gücünü, global ölçekte daha görünür hale getirmeyi hedefliyoruz. Turquality programına alınmamız da bu yolculukta ve ‘global üs’ hedefi yolunda en büyük motivasyon kaynağımız olacaktır. Bu önemli gelişmenin, Polifarma’nın Türkiye’den dünyaya uzanan başarı hikayesinde yeni bir dönemin başlangıcı olacağını düşünüyoruz. Turquality süreciyle birlikte Türk ilaç sektörünü uluslararası pazarlarda daha güçlü bir şekilde temsil etmeyi hedefliyoruz.”</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer'den uluslararası organizasyona atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerden-uluslararasi-organizasyona-atama-281/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerden-uluslararasi-organizasyona-atama-281/</id>
<published><![CDATA[2026-02-03T02:20:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-02-03T02:20:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_7E3939-50EAAA-AABE3A-3CF57D-157989-396045.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>2007 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun olan Aytaç Yeğin, 2011 yılında Koç Üniversitesi’nde MBA yüksek lisansını tamamladı. Kariyerine 2011 yılında Pfizer Türkiye İş Geliştirme Departmanı’nda Proje Yöneticisi olarak başlayan Yeğin; 2013–2015 yılları arasında Hastane Kategorisi’nde Ürün Müdürü, 2015–2017 yılları arasında Nöropatik Ağrı alanında Ürün Müdürü ve Portföy Lideri olarak görev yaptı.</p><p></p><p>2017–2020 yılları arasında Yerleşik Ürünler grubunda Pazarlama Müdürü ve Pazarlama Direktörü olarak çalışan Aytaç Yeğin, Upjohn iş biriminin Pfizer’den ayrılmasıyla birlikte 2020–2023 yılları arasında Viatris’te Pazarlama Direktörü olarak görev aldı. Ağustos 2023’te yeniden Pfizer Türkiye’ye katılan Yeğin; Hastane &amp; COVID Kategorisi Lideri ve ardından Nadir Hastalıklar Kategorisi Lideri rollerini üstlendi.&nbsp;</p><p></p><p>Aralık 2024’ten bu yana Pfizer Türkiye Ticari Lideri olarak görev yapan Aytaç Yeğin, 1 Şubat 2026 itibarıyla Uluslararası Ticari Ofis Uzmanlık Kategorisi bünyesinde Hastane Portföyü ve Operasyonlar Lideri olarak atandı. Aytaç Yeğin, yeni görevinde uluslararası pazarlardaki hastane portföyü için ticari ve operasyonel stratejilere liderlik edecek; pazarı şekillendiren girişimleri yönetecek ve yeni nesil tedaviler için tanı olanaklarının geliştirilmesinden sorumlu olacak.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Beslenme alanındaki başarıları ile dikkatleri üzerine çekiyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/beslenme-alanindaki-basarilari-ile-dikkatleri-uzerine-cekiyor-1690/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/beslenme-alanindaki-basarilari-ile-dikkatleri-uzerine-cekiyor-1690/</id>
<published><![CDATA[2026-01-30T09:52:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-30T09:52:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0211E2-8CB530-9229D2-282E14-53ECBA-96178C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sude Öğütçü, 'Sağlıklı beslenme alanına olan ilgim çocukluğumdan bugüne aralıksız devam etti, sonrasında da neden bu benim mesleğim olmasın dedim, bugün ise diyetisyen olarak edindiğim bilgileri sunmaktan ise son derece gururluyum' diye konuştu.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Gözlerden sağlığa erken uyarı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/gozlerden-sagliga-erken-uyari-3258/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/gozlerden-sagliga-erken-uyari-3258/</id>
<published><![CDATA[2026-01-28T09:58:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-28T09:58:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_EECD18-3C16E7-43F4DD-4B36B4-8464C1-8FD060.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye’de bu alanın akademik olarak incelenmesi, araştırılması ve doğru şekilde yapılandırılmasının sağlık sistemine önemli katkılar sağlayabileceğini ifade ediyor.</p><p>Baran konuyu şöyle açıklıyor “Türkiye’de bu alanın doğru anlaşılmasını istiyorum. Bilimsel, etik ve disiplinli bir yapı kurulduğunda iridoloji, koruyucu hekimliğe ciddi katkı sunabilir.</p><p>Modern tıp hayat kurtarıcıdır. Benim amacım onun yerine geçmek değil; onu erken farkındalık ve koruyucu hekimlikle desteklemek.”</p><p>&nbsp;</p><p>Gözler hastalık oluşmadan önce sinyal verebilir</p><p>&nbsp;</p><p>Dr. Filiz Baran’ın özellikle üzerinde durduğu alanlardan biri olan iridoloji, gözün iris ve sklera tabakalarının incelenmesi yoluyla, bireyin metabolik yapısı, beslenme durumu ve bazı fonksiyonel bozukluklara dair erken işaretlerin değerlendirilmesini amaçlıyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Almanya, Rusya, Avustralya, ABD ve Hindistan gibi ülkelerde uzun yıllardır kullanılan bu yöntem, özellikle koruyucu hekimlik ve erken farkındalık açısından dikkat çekiyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Dr. Baran “Gözlerde, vücutta henüz belirti vermemiş pek çok sürecin izlerini görmek mümkün. Bu da bize erken önlem alma şansı veriyor.” diyor.</p><p>&nbsp;</p><p>Uluslararası Bir Tıp Yolculuğu</p><p>&nbsp;</p><p>Dr. Filiz Baran, Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2001 yılında mezun oldu. Tıp eğitimi sırasında uluslararası değişim programlarıyla farklı ülkelerde klinik stajlar yapan Baran, mezuniyetinin ardından Amerika’ya taşındı. Burada histoloji ve patoloji laboratuvarlarında, ayrıca Rutgers Üniversitesi Tıp Fakültesi Kanser Araştırma Merkezi bünyesinde yürütülen deneysel çalışmalarda görev aldı.</p><p>&nbsp;</p><p>Amerika’daki kariyeri boyunca Moderna ve Pfizer gibi global ilaç şirketleriyle proje bazlı araştırmalarda çalışan Dr. Baran, preklinik ve klinik araştırmalar alanında önemli deneyim kazandı.</p><p>&nbsp;</p><p>Doğal Tıp ve Bilimsel Altyapı</p><p>&nbsp;</p><p>Dr. Baran, Amerika’da Naturopatik Tıp alanında doktora yaparak, bütüncül sağlık yaklaşımlarını modern bilimle birlikte ele aldı. Bu süreçte gönüllü katılımcılar üzerinde yürüttüğü çalışmalarda, Çin tıbbı temelli yaklaşımlar, nefes ve meditasyon uygulamalarının fizyolojik ve duygusal süreçler üzerindeki etkilerini inceledi.</p><p>&nbsp;</p><p>Doğal tıp; zihin, beden ve ruhu bir bütün olarak ele alan, yaşam tarzı düzenlemeleri ve önleyici yaklaşımlara odaklanan bir sağlık sistemi olarak tanımlanıyor. Dr. Baran’a göre bu yaklaşım, modern tıbbın tamamlayıcısı niteliğinde.</p><p>&nbsp;</p><p>Uluslararası Tanınırlık ve Ödül</p><p>&nbsp;</p><p>Dr. Baran, Uluslararası İridoloji Uygulayıcıları Derneği (IIPA) sertifikalı ve aktif üyesi. Her yıl düzenli vaka sunumları ve bilimsel toplantılara katılan Baran, bu alandaki çalışmaları nedeniyle 2025 yılında American Naturopathic Medical Association(ANMA) tarafından Başarı Ödülü’ne layık görüldü.</p><p>Bugüne kadar 250 sayfanın üzerinde araştırma ve deneysel çalışmaya imza atan Dr. Baran, aynı zamanda sağlık profesyonellerine yönelik eğitimler de veriyor.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sahte diş implantı tuzağına dikkat</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/sahte-dis-implanti-tuzagina-dikkat-7161/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/sahte-dis-implanti-tuzagina-dikkat-7161/</id>
<published><![CDATA[2026-01-26T02:29:14+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-26T02:29:14+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_234A47-676FE2-6F40CC-12A8FF-1ABE71-FD7681.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hakan ÖZBAY</p><p></p><p>Türkiye, son yıllarda sağlık endüstrisinde attığı dev adımlarla, özellikle diş implantolojisi alanında küresel bir oyuncuya dönüştü. Dünyada implant üreten 40 ülke arasında, ihracat sıralamasında 37’ncilikten 16’ncı sıraya kadar tırmanan Türkiye, 4 saatlik uçuş mesafesindeki coğrafyanın en başarılı tedavi merkezi haline geldi. Ancak 1 milyar dolarlık iç pazar hacmine ve yıllık 5 milyon adetlik kullanım sayısına ulaşan bu dev sektör, vitrindeki ışıltısının ardında büyük bir kayıt dışı savaşı veriyor.</p><p>13 yıldır sektörün gelişmesi için mücadele veren İmplant Sanayicileri ve İşadamları Derneği (İMPLANTDER) Başkanı Oğuz Akyüz, sektörün röntgenini çekti. Akyüz, Bakanlık teftişlerinden üretim maliyetlerine, Güney Kore’nin agresif pazar stratejilerinden vatandaşın marka takıntısına kadar her konuyu tüm şeffaflığıyla gazetemize anlattı.</p><p>BİZ 150 FİRMA SANIYORDUK BAKANLIK 300 FİRMA BULDU</p><p>Sektördeki en büyük problemin kaçak ve sahte ürünler olduğunu vurgulayan Akyüz, Ticaret Bakanlığı ile 2024 yılında başlatılan teftiş süreçlerinde karşılaştıkları tabloyu "akıl almaz" olarak nitelendirdi. İthalatçı kisvesi altında sektöre giren ancak tıbbi cihaz yetkinliği olmayan firmaların varlığına dikkat çeken Akyüz, süreci şöyle detaylandırdı:</p><p>"Biz sektörde işini hakkıyla yapan, fuarlara katılan, bilinen 150 ithalatçı firma var zannediyorduk. Ancak Ticaret Bakanlığı müfettişlerinin incelemelerinde 300 firma tespit edildi. Bu firmaların detaylarına inildiğinde gördük ki; implant işiyle uzaktan yakından alakası olmayan peyzajcısı, kuyumcusu, takımcısı bile bu işe girmiş. Bu firmaların ne bir fuarda kaydı var ne bir tabelası ne de tıbbi cihaz satmaya yetki belgeleri. Bu ürünleri sağlık kurumları bazen kendi kullanımları için getirmiş, bazen de fırsatçılar bavul ticaretiyle ülkeye sokmuş. Sadece ilk 5 ayda Ürün Takip Sistemi’ne (ÜTS) kayıtlı olmayan 100 milyon TL’lik ürün işlem görmüş."</p><p>ALMAN MALI EFSANESİ VE POSTA KUTUSU FİRMALARI</p><p>Vatandaşın diş hekimi koltuğuna oturduğunda en çok menşei oyunu ile kandırıldığını belirten Akyüz, piyasadaki ucuz Alman malı yalanını tüm gerçekliğiyle anlattı.</p><p>Kendisinin de Almanya’da üretim tesisi olduğunu ve maliyetleri çok iyi bildiğini belirten Akyüz, sistemin işleyişini şu sözlerle anlattı: "Ben Almanya'da ürettiğim malı Türkiye'ye getirirken sadece yüzde 10 kâr marjı koyuyorum. Buna rağmen piyasada benim maliyetimin çok altında 'Alman Malı' diye satılan ürünler var. Bu matematiksel olarak imkansız. Peki nasıl oluyor? Asya'dan veya başka yerlerden getirilen ürünler, Almanya üzerinden dolaştırılıp 'Germany' etiketi basılarak Türkiye'ye sokuluyor. Oysa o markaların internet sitelerine giriyorsunuz; Almanca dil seçeneği yok, fabrika görseli yok, sterilizasyon odası yok. Sadece bir ofis adresinden ibaretler. Vatandaş, Alman malı kalitelidir algısıyla kandırılıyor. Oysa kaliteli bir Türk malı, bu çakma ithal ürünlerden katbekat daha güvenli."</p><p>MARTI ETİ Mİ YİYORSUN DÖNER Mİ?</p><p>Oğuz Akyüz, vatandaşın ucuz implant arayışının yarattığı tehlikeyi çarpıcı bir benzetmeyle açıkladı: "Bu iş, ne yediğini bilmeden döner yemeye benziyor. Döner yediğinizi zannedersiniz ama içindeki et martı eti midir, başka bir şey midir bilemezsiniz. İmplantta da durum bu. 30 bin liralık tedaviyi 5 bin liraya yaptırıyorsanız, bir de 6 taksit yapıyorsanız, orada bir durup düşünmeniz lazım. ÜTS kaydı olmayan, barkodu okutulmayan ürünü ağzınıza taktırmayın. Şüphelendiğiniz ürünün fotoğrafını çekip yapay zekaya (ChatGPT, Gemini vb.) yükleseniz bile, sistem size o ürünün orijinal olup olmadığına dair barkod yapısından bile uyarı verebiliyor. Teknoloji bu kadar ilerlemişken, vatandaşın da sorgulayıcı olması gerekiyor."</p><p>TELEFONA 150 BİN TL VERİYORUZ AMA SAĞLIKTA UCUZA KAÇIYORUZ</p><p>Vatandaşın harcama alışkanlıklarını da eleştiren Akyüz, sağlıkta tasarrufun bedelinin ağır olduğunu şu örnekle vurguladı: "Asgari ücretle çalışan veya dar gelirli vatandaşımız bakıyorsunuz elinde 150 bin liralık en son model telefon var. Kredi çekip onu alıyor. Ama ömrü boyunca çenesinde kalacak, kanına karışacak titanyum bir vida için 'Daha ucuzu yok mu?' diye pazarlık yapıyor. Sağlık, lüks tüketimden önce gelmeli. Ucuz diye taktırdığınız o implantın firması 3 sene sonra batıp gittiğinde, ağzınızda bir saatli bombayla kalıyorsunuz. Parça bulamıyorsunuz, tedavi yenilenmek zorunda kalıyor."</p><p>GÜNEY KORE TEHLİKESİ VE ZARARINA SATIŞ STRATEJİSİ</p><p>Türkiye ile Güney Kore arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması (STA) nedeniyle gümrük vergisi avantajı olduğunu hatırlatan Akyüz, bazı firmaların bunu kötüye kullandığını belirtti:</p><p>"Türkiye implant ithalatında Almanya ile Güney Kore başa baş gidiyor. Ancak bazı Koreli firmalar, fonlara satış yapmak ve şirket değerini şişirmek için Türkiye gibi pazarlarda 'damping' yapıyor. Kendi ülkelerinde veya sınırda 100 birime sattıkları ürünü, Türkiye'de pazar lideri olabilmek için 30-40 birime kadar düşürüyorlar. Ticaret Odası kayıtlarına bakıyoruz, firma satış rekoru kırıyor ama 4 yıldır zarar açıklıyor. Bu sürdürülebilir bir ticaret değil, yerli üreticiyi boğmaya ve pazarı ele geçirmeye yönelik bir hamle."</p><p>2027 KRİTİK EŞİK MARKALARIN YARISI SİLİNECEK</p><p>Sektörün geleceğiyle ilgili de konuşan Akyüz, 2027 yılının küresel implant pazarında "büyük temizlik" yılı olacağını vurguladı. Avrupa Birliği'nin yeni tıbbi cihaz regülasyonu (MDR) gereği şartların çok ağırlaştığını belirten Akyüz, süreci şöyle özetledi:</p><p>"Artık sadece vidayı üretmek ve 'kaliteli' demek yetmiyor. Avrupa Birliği diyor ki; 'Bu ürünün hastaya takıldıktan sonraki 5-10 yılını takip edeceksin, klinik verilerini toplayacaksın ve bunları hakemli bilimsel dergilerde yayınlayacaksın.' Bu, devasa bir Ar-Ge ve takip yatırımı demek. Dünyadaki implant markalarının yüzde 50'sinin bu belgeyi alamayarak 2027'den sonra ne üretim yapabileceği ne de Avrupa'ya mal satabileceği öngörülüyor. Türk firmaları olarak biz bu sürece çoktan hazırlandık, ilk MDR belgesini alan firmalardan biri olduk."</p><p>ALMANYA ARTIK ESKİSİ KADAR PAHALI DEĞİL</p><p>Akyüz, Türkiye'deki ekonomik konjonktürün üretim maliyetlerini de etkilediğini belirtti. Hem Türkiye'de hem Almanya'da fabrikası olan Akyüz, maliyet karşılaştırmasını şöyle yaptı: "Eskiden Almanya'da üretim yapmak Türkiye'ye göre 3 kat daha pahalıydı. Şimdi bu fark 2 kata düştü. Türkiye'de işçilik ve enerji maliyetleri arttı, döviz kuru ise ihracatçının beklediği seviyede artmadı. Bu durum rekabet gücümüzü zorluyor. Ancak buna rağmen sektörümüz pandemide bile yüzde 7,8 büyüdü. Türk implant sanayisi rüştünü ispatladı."</p><p>İmplant başarısında sadece ürünün değil, hekimin ve hastanın da büyük rolü olduğunu belirten Akyüz, konuyu ilginç bir "Dürüm" anektoduyla örneklendirdi: "İmplantın başarısının büyük oranı hekimin tecrübesidir. Dünyanın en iyi arabasıyla acemi bir şoför mü, yoksa ortalama bir arabayla usta bir şoför mü? Tabi ki usta şoför. Ancak hasta uyumu da çok önemli. Bir hocamız anlattı; 3,5 saat uğraşıp ön dişlere implant ve geçici diş yapmış. Hastaya 'Sıvı beslen, dikkat et' demiş. Hasta çıkar çıkmaz gidip dürüm yemiş, diş dürümün içinde geri gelmiş. Hekim ne yapsın? Ürün ne yapsın? Bu bir bilinç meselesidir."</p><p>GÜMRÜKTE DUR DENİLMELİ ÖNERİSİ</p><p>Kaçakçılığın önlenmesi için çözümün gümrük kapılarında olduğunu belirten İMPLANTDER Başkanı, Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı’na somut bir öneri sundu.</p><p>Mevcut sistemde satış aşamasında firmalardan "Tıbbi Cihaz Satış Yetki Belgesi" istendiğini, ancak ithalat aşamasında bu belgenin zorunlu tutulmadığını belirten Akyüz, "Bir markette ateş ölçer satmak için bile ruhsat gerekirken, gümrükten implant sokarken bu belge şu an aranmıyor. Bizim talebimiz; ithalat aşamasında 'Senin ruhsatın var mı? Ürünün kayıtlı mı?' diye sorulması. Eğer bu iki belge yoksa, o ürün gümrükten geçmemeli. Bu yapılırsa, sektördeki çürük elmalar, çantacılar bir günde temizlenir" dedi.</p><p>TÜRKİYE DENTAL TURİZMDE İLK 3'TE</p><p>Akyüz, Türkiye'nin implant konusundaki başarısının dental turizme de büyük katkı sağladığını belirtti. Türkiye'nin İspanya, Hırvatistan ve Polonya ile birlikte Avrupa'nın en büyük 4 oyuncusundan biri olduğunu vurgulayan Akyüz, "Tedavi kalitesi ve teknolojik altyapı olarak ilk 5 içindeyiz, hatta bence ilk 3'teyiz. Yılda yapılan 5-6 milyon implantın 1 milyonu sağlık turizmi kaynaklı. Bu, ülkemiz için bacasız sanayidir" ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>GÜMRÜKTE SORULMAYAN SORU KALMASIN</p><p>Sektörde yaşanan kayıt dışılık, sahtecilik ve haksız rekabetle mücadelede teşhis belli, peki tedavi ne? İMPLANTDER Başkanı Oğuz Akyüz, sorunun kaynağını kurutacak formülü sundu. Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı arasında kurulacak dijital bir köprü ile "çantacı" tabir edilen kayıt dışı aktörlerin bir gecede sistem dışı kalabileceğini belirten Akyüz, çözüm için "ithalat aşamasındaki mevzuat boşluğuna" işaret etti.</p><p>Mevcut sistemde bir firmanın yurt içinde tıbbi cihaz satabilmesi için "Tıbbi Cihaz Satış Yetki Belgesi" alması ve ürünü Ürün Takip Sistemi’ne (ÜTS) kaydetmesi zorunlu. Ancak, ürünün Türkiye’ye giriş kapısı olan gümrüklerde bu belgeler şu an için "ithalat ön koşulu" olarak aranmıyor. Yani satarken zorunlu olan ehliyet, ülkeye sokarken sorulmuyor.</p><p>Oğuz Akyüz, iki bakanlığın entegrasyonuyla çözülebilecek bu durumu şöyle özetledi:</p><p>"Bizim bakanlıklarımızdan beklentimiz, mevzuata yapılacak minik ama etkisi devasa bir ekleme. Şu an bir markette ateş ölçer satmak isterseniz yetki belgesi soruluyor, sorumlu müdürünüz var mı diye bakılıyor. Ancak gümrükten milyonlarca liralık implantı sokarken 'Senin tıbbi cihaz ruhsatın var mı? Getirdiğin bu ürün ÜTS’ye kayıtlı mı?' sorusu zorunlu olarak sorulmuyor. Bu boşluk, sektörle alakası olmayan kuyumcunun, peyzajcının bavul ticareti yapmasına kapı aralıyor."</p><p>Bu talebin serbest ticareti engellemek veya ithalatı durdurmak amacı taşımadığının altını çizen Akyüz, amacın sadece "kayıt altına almak" olduğunu vurguladı:</p><p>"Biz ithalata engel olunsun demiyoruz. Ticaret hürdür. Ancak bu iş bir sağlık işidir. Ürünü kaydettirmek, ruhsat almak zaten 15-20 günlük bir prosedür. Diyoruz ki; gümrük memuru sisteme baktığında firmanın yetki belgesini ve ürünün kaydını görmeli. Eğer bu belgeler yoksa, 'Sen önce git bunları hallet, kayıtlarını yap, ruhsatını al, ürününü öyle çek' denilmeli. Bu yapıldığı anda, merdiven altı firmaların hiçbiri bu şartları sağlayamayacağı için kendiliğinden elenecek ve halk sağlığı gümrük kapısında korunmuş olacak."</p><p>ÇÖZÜMÜN 3 AYAĞI:</p><p>1.	Entegrasyon: Sağlık Bakanlığı (ÜTS) ve Ticaret Bakanlığı gümrük sistemleri tam entegre çalışmalı.</p><p>2.	Sorgulama: İthalat beyannamesi açılırken "Tıbbi Cihaz Yetki Belgesi" ve "ÜTS Ürün Kaydı" zorunlu haneler haline gelmeli.</p><p>3.	Yaptırım: Kaydı olmayan ürünün gümrük sahasından çıkışına izin verilmemeli, prosedür tamamlanana kadar ürün bekletilmeli.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">AstraZeneca'ya dört ödül birden</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/astrazenecaya-dort-odul-birden-4419/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/astrazenecaya-dort-odul-birden-4419/</id>
<published><![CDATA[2026-01-24T10:18:04+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-24T10:18:04+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A4A693-79B344-B85AE3-95C368-FD4B9B-6B03EB.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sağlık ve iyi yaşam alanındaki başarılı çalışmaları ödüllendiren Golden Pulse Awards, bu yıl da sektörün öncü kurumlarını bir araya getirdi. AstraZeneca Türkiye, kardiyovasküler ve onkoloji tedavi alanlarında hayata geçirdiği projelerle geceden dört ödülle ayrıldı.</p><p></p><p>AstraZeneca’nın kardiyovasküler tedavi alanındaki köklü tecrübesini yansıtan ve 50 yıldır hekim ile eczacıların yanında olan ürünü için yürüttüğü yeniden lansman kampanyası, “Yılın En Başarılı Lansmanı / Re-lansmanı” ve “Yılın En Başarılı Dijital İletişim Kampanyası / Projesi” olmak üzere iki ödüle layık görüldü. Kampanya kapsamında; 50. yıl özel filmi, 16 hastanede eş zamanlı düzenlenen hekim buluşmaları ve yenilikçi dijital kanallar aracılığıyla binlerce sağlık profesyoneline ulaşılarak bilimsel içeriklerin etkin ve şeffaf biçimde paylaşılması hedeflendi.</p><p></p><p>AstraZeneca Türkiye’nin onkoloji alanındaki çalışmaları da Golden Pulse töreninde dikkat çekti. Şirket, onkoloji tedavi alanındaki iletişim projeleriyle iki önemli ödülün daha sahibi oldu. AstraZeneca Türkiye, onkoloji alanındaki tedavi gruplarından olan meme kanseri hastaları için Daiichi Sankyo iş birliği ile ekip ruhunu ön plana çıkaran çalışmaları ve lansman sürecinde gösterdikleri yüksek performans neticesinde "Yılın En Başarılı Ürün Ekibi" ödülüne layık görüldü. Globaldeki alliance ortaklık modelini Türkiye’de uygulayan AstraZeneca ve Daiichi Sankyo’nun pazarlama, medikal, diyagnostik ve satış ekipleri bir araya gelerek meme kanseri alanında Güç Birliği oluşturdu. Kurulan bu Güç Birliği ile bir yıl gibi kısa bir süre zarfında meme kanseri ekosistemindeki tüm paydaşlara dokunan önemli bir başarı hikâyesine imza atıldı.</p><p></p><p>Bunun yanı sıra AstraZeneca’nın kadın kanserleri alanında sağlık profesyonellerine yönelik hazırladığı, yapay zekâ ve dijital teknolojileri odağına alan vizyoner iletişim çalışması da "Yılın En Başarılı Metaverse, NFT, AR, VR, AI Projesi" ödülünü aldı. Bu proje kapsamında, hekimlere grafik ve istatistiklerle aktarılan genel sağkalım sonuçlarının, hastaların gerçek yaşamlarındaki karşılıklarının duygusal, somut ve ilgi çekici biçimde görünür kılınması amaçlandı. Yapay zekâ tabanlı görsel ve ses üretim araçlarıyla, klinik ziyaretlere uygun olarak 45 saniyelik kısa film formatında bir dizi video üretildi. Genel sağkalım sonuçları ışığında over kanseri olan bir kadının 7 yıl daha yaşaması halinde hayatında nelerin değişebileceği; ebeveynlik, eğitim, aile anıları ve gündelik yaşam gibi temalarla hikâyeleştirilerek anlatıldı.</p><p></p><p>Konuyla ilgili açıklama yapan AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç, "Sağlık profesyonellerine sunduğumuz çözümlerin ve yürüttüğümüz iletişim stratejilerinin böylesine kıymetli bir platformda ödüllendirilmesi bizim için büyük bir gurur. Köklü geçmişimizden aldığımız güçle ve geleceği şekillendiren projelerimizle, kardiyovasküler ve onkoloji alanlarında bilimi ve dijitalleşmeyi odağımıza alarak hastaların hayatını iyileştirmek için çalışıyoruz. Bu ödüller, hastayı merkeze koyan yaklaşımımızın ve ekiplerimizin paydaşlarımızla kurduğu güçlü iletişim bağlarının bir yansıması. Sağlık ekosistemine değer katmayı, sorumlu ve şeffaf iletişim ilkelerimiz doğrultusunda kararlılıkla sürdüreceğiz.” dedi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türk ağız ve diş sağlığı sektörü Dubai'de dünya ile buluştu</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/turk-agiz-ve-dis-sagligi-sektoru-dubaide-dunya-ile-bulustu-6943/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/turk-agiz-ve-dis-sagligi-sektoru-dubaide-dunya-ile-bulustu-6943/</id>
<published><![CDATA[2026-01-22T02:25:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-22T02:25:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_753D63-DC0A0D-D9278E-98874F-ECED00-3BF15A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>30 yıldır düzenlenen ve dental sektöründeki son gelişmelerin yanı sıra son teknolojik yenilikleri dünyanın farklı ülkelerinden gelen sektör profesyonellerine sunan AEEDC fuarı, bu yıl 85 binden fazla ziyaretçiye ev sahipliği yaptı. 3 bin 900’den fazla katılımcının yer aldığı fuar, 19-21 Ocak 2026 tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai şehrinde düzenlendi. İKMİB tarafından gerçekleştirilen milli katılım kapsamında 19 firma yer alırken, 20 firma da bireysel katılımcı olarak fuara katıldı. Türk firmaları, ileri teknolojiye sahip ürünleri ve yüksek katma değerli çözümleriyle uluslararası ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü.</p><p></p><p>Fuar boyunca İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, İKMİB Medikal-Tıbbi Cihaz sektör temsilcileri Mehmet Ahmet Ünlü ve Namık Kemal Ayhan ile birlikte Türk firmalarıyla bir araya gelerek destek verdi. 39 Türk firmasının katıldığı fuarı, T.C. Dubai Başkonsolosu Onur Şaylan, T.C. Dubai Ticaret Ataşeleri Hacı Hasan Kaygısız ve Muhammed Emin Erkal ile DİŞSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Uçar da ziyaret ederek, katılan firmalara başarı dileklerini iletti.</p><p></p><p>Adil Pelister: “Türk Dental Sektörü Küresel Pazarlarda Önemli Bir Konuma Sahip”</p><p></p><p>Fuara ilişkin değerlendirmelerde bulunan İKMİB Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, Türk dental sektörünün uluslararası pazarlardaki rekabet gücüne dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “AEEDC Dubai Fuarı, Türk ağız ve diş sağlığı sektörü açısından Orta Doğu, Afrika ve Asya pazarlarına açılmada stratejik bir platform niteliği taşıyor. İKMİB olarak bu yıl yedinci kez, milli katılım organizasyonunu gerçekleştirdiğimiz AEEDC Fuarı’na ülkemizden 39 firmayla katılım sağladık. Türk dental sektörü; güçlü üretim altyapısı, yüksek kalite standartları, rekabetçi fiyat yapısı ve esnek üretim kabiliyetiyle küresel pazarlarda önemli bir konuma sahip. Dünyanın en büyük dental fuarları arasında yer alan AEEDC, sektörümüzün bu yetkinliklerini uluslararası alıcılarla buluşturmak açısından son derece stratejik bir zemin sunuyor. Firmalarımız bu fuarda yalnızca ürünlerini değil, aynı zamanda Türkiye’nin mühendislik gücünü, kalite anlayışını ve güvenilir tedarikçi kimliğini de başarıyla temsil ediyor. Yeni iş birliklerine zemin hazırlayan bu organizasyonun, sonuçları itibarıyla dental sektörümüzün ihracat performansına somut katkılar sağlayacağına inanıyoruz. İKMİB olarak, Türk dental sektörünün küresel pazarlardaki görünürlüğünü ve etkinliğini artırmaya yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Esteworld Londra Ofisinin 1. yılında anlamlı ziyaret</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/esteworld-londra-ofisinin-1-yilinda-anlamli-ziyaret-5865/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/esteworld-londra-ofisinin-1-yilinda-anlamli-ziyaret-5865/</id>
<published><![CDATA[2026-01-21T02:33:05+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-21T02:33:05+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_489274-990051-67FFE3-5420AC-91AB8A-B2F721.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Ziyaret kapsamında, Esteworld’ün Birleşik Krallık pazarındaki konumlanması, sağlık turizmindeki dönüşüm ve sürdürülebilir büyüme vizyonu ele alındı. Görüşmelerde, Birleşik Krallık pazarının artık yalnızca fiyat rekabetiyle şekillenmediği; güven, marka itibarı, klinik kalite ve kurumsal güvenilirliğin belirleyici olduğu olgun ve seçici bir yapıya ulaştığı vurgulandı. Esteworld yetkilileri, sahadaki gözlemlerin Birleşik Krallık’ta sağlık turizminin büyümeye devam ettiğini açıkça ortaya koyduğunu; ancak bu büyümenin kısa vadeli ve satış odaklı yapılardan ziyade, uzun vadeli vizyona ve sürdürülebilir sistemlere sahip güçlü markalar etrafında şekillendiğini ifade etti. Bu dönüşüme uyum sağlayamayan birçok yapının pazarda zorlandığına da dikkat çekildi.</p><p>Esteworld Plastik Cerrahi Sağlık Grubu, bu anlamlı ziyaret dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin Birleşik Krallık Büyükelçisi Koray Ertaş’a teşekkürlerini sunarken, önümüzdeki dönemde Birleşik Krallık’taki iş birliklerini daha da güçlendirmeyi hedefliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Nükleer tıpta kamu altyapısı güçleniyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/nukleer-tipta-kamu-altyapisi-gucleniyor-5608/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/nukleer-tipta-kamu-altyapisi-gucleniyor-5608/</id>
<published><![CDATA[2026-01-21T02:18:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-21T02:18:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_0CD441-CFDD10-81F169-F168B0-92D9A9-79A6C0.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Siemens Healthineers Türkiye, Türkiye’nin sağlık ekosisteminde referans merkezi konumundaki eğitim ve araştırma hastaneleri ile iş birliğini güçlendirerek, yaygın ve klinik olarak zorlu sağlık sorunlarında erken tanı ve doğru tedavi süreçlerini desteklemeye devam ediyor. Şirket, bu kapsamda İstanbul Samatya ve Göztepe ile Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde, nükleer tıp alanındaki tanı kapasitesini güçlendirecek PET/BT (Pozitron Emisyon Tomografisi ve Bilgisayarlı Tomografi) sistemlerini başarıyla devreye aldı.</p><p>Yeni PET/BT sistemlerinin kurulumuyla şirket, tanı teknolojilerini daha geniş hasta kitlesine ulaştırmanın yanı sıra, hastanelerin klinik araştırma, akademik çalışmalar ve uzman yetiştirme misyonlarını da güçlendirmeyi hedefliyor.</p><p>‘Nükleer tıp, doğru tanı ve etkin tedavi süreçlerinin temel taşlarından biri’</p><p>Siemens Healthineers Türkiye Görüntülemeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ertan Cömert, yeni kurulumlarla ilgili yaptığı açıklamada, “Nükleer tıp, başta kanser olmak üzere toplumumuzda sık görülen hastalıkların moleküler düzeyde anlaşılmasını sağlayarak, doğru tanı ve etkin tedavi süreçlerinin temel taşlarından biri haline geldi. Siemens Healthineers olarak, özellikle kamu hastanelerinde nükleer tıp altyapısını güçlendirmeyi ve Türkiye’nin en önemli hastenelerinin akademik ve klinik misyonunu desteklemeyi stratejik öncelik olarak görüyoruz. Ayrıca, sağlığı herkes için, her yerde erişilebilir kılmayı temel görevimiz olarak benimsiyoruz. Samatya, Göztepe ve Sakarya’daki kurulumlarımız, sağlık profesyonellerinin karar süreçlerini desteklerken, hastalar için hızlı, güvenilir ve erişilebilir tanı olanağı sunacak” diye konuştu.</p><p>Küresel odak hastalıklar ve sürdürülebilir sağlık vizyonu</p><p>Siemens Healthineers, Türkiye’de ve dünyada kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve nörolojik hastalıklar gibi yüksek etkili hastalıkların erken tanısı ve doğru tedavi süreçlerini desteklemek üzere sektöre görüntüleme, laboratuvar ve terapi çözümleri sunuyor. Sağlık teknolojileri ile sağlık profesyonellerinin klinik karar süreçlerini güçlendirirken, sağlık kurumlarının hizmet kalitesini artırıyor ve hastalar için güvenli, hızlı ve konforlu tanı olanağı sağlıyor.</p><p>Şirket, tüm teknolojilerinde kaynak verimliliği ve çevresel etkilerin azaltılmasına odaklanarak, sürdürülebilir sistemler ve optimize edilmiş klinik iş akışları ile sağlık hizmetlerini hem daha erişilebilir hem de daha etkili hale getirmeye odaklanıyor. Siemens Healthineers, özellikle kamu hastaneleriyle yürüttüğü iş birlikleriyle toplumun sağlığa erişimini güçlendirmek, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak ve hastalar için güvenli, hızlı ve etkili tanı süreçleri sunarak, bugünün ve geleceğin sağlık profesyonellerine, kurumlarına ve hastalarına değer yaratmayı hedefliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer'de üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-3844/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-3844/</id>
<published><![CDATA[2026-01-19T10:38:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-19T10:38:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D0991E-F00653-975F48-AB8027-3D9855-049F10.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden 2019 yılında mezun olan Ecz. Oldaç Uras Dursun, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Ekonomisi ve Farmakoekonomi alanında yüksek lisansı 2024 yılında tamamlamasının yanı sıra Jagiellonian Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde farmakoloji üzerine uluslararası deneyim kazandı.</p><p></p><p>Pfizer’e katıldığı 2019 yılından bu yana meme kanseri, akciğer kanseri, biyobenzerler, menenjit ve RSV gibi birçok terapötik alanda önemli katkılar sunan Ecz. Oldaç Uras Dursun, Medikal Proje Yöneticisi rolünde Genişletilmiş Erişim Programlarını yönetti ve gözlemsel çalışmalar yürüttü. Onkoloji Medikal Alan Müdürü olarak tedavi alanlarındaki lansmanlara liderlik etti ve akciğer kanseri odağında çok sayıda bilimsel yayın hazırladı. Aşı alanındaki çalışmalarda kilit roller üstlenerek bilimsel diyaloğu şekillendiren yayınlara imza attı.</p><p></p><p>1 Aralık itibarıyla Pfizer Aşı Klinik Bilim Direktörü görevine atanan Ecz. Oldaç Uras Dursun, gerçek yaşam verilerinin düzenlenmesi, hastalık tanımlarının netleştirilmesi, çalışma yöntemlerinin belirlenmesi ve veri yönetimi standartlarının oluşturulmasından sorumlu olacak.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sandoz Türkiye üst üste 8. kez "En İyi İşveren" seçildi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/sandoz-turkiye-ust-uste-8-kez-en-iyi-isveren-secildi-6797/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/sandoz-turkiye-ust-uste-8-kez-en-iyi-isveren-secildi-6797/</id>
<published><![CDATA[2026-01-19T10:28:21+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-19T10:28:21+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A0D085-66A97F-F2401E-029CEB-CEB2E0-F56E6A.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Top Employers Institute; şirketleri “İnsan Stratejisi, Çalışma Ortamı, Yetenek Yönetimi, Performans Yönetimi, Kariyer Gelişimi, Öğrenme, Esenlik, Çeşitlilik ve Dahil Etme” gibi 20 ana başlık ve 6 İK alanında titizlikle değerlendiriyor. Sandoz Türkiye, bu kapsamlı analizler sonucunda 2025 yılında da mükemmellik standartlarını karşılayarak Türkiye’nin en iyi çalışma ortamlarından birine sahip olduğunu 8. kez kanıtladı.</p><p>Sandoz’un dünyadaki en büyük üç üretim tesisinden biri olan Gebze Fabrikası da geçtiğimiz yıl başlattığı bu başarı geleneğini sürdürerek bu yıl da ödülün sahibi oldu.</p><p></p><p>Cengiz Zaim: “70 yıldır olduğu gibi, çalışanlarımızla geleceğe güçlenerek yürüyoruz”</p><p>Ödülü değerlendiren Sandoz META Bölgesi ve Türkiye Ülke Başkanı Cengiz Zaim, başarının ardındaki asıl gücün çalışanlar olduğunu vurguladı: “Sandoz Türkiye olarak 2025’te 70. yılımızı kutladık. 1955 yılından bu yana, tam 70 yıldır olduğu gibi bugün de ‘Türkiye’nin sağlığındayız’ diyerek yolumuza devam ediyoruz. Üst üste 8. kez kazandığımız ‘En İyi İşveren’ ödülü, her yıl üzerine koyarak inşa ettiğimiz güçlü kültürümüzün ve çalışanlarımıza verdiğimiz değerin bir yansımasıdır. Merkez ofisimizden sahamıza ve Gebze’deki fabrikamıza kadar her bir çalışma arkadaşımızın Sandoz ailesinin bir parçası olduğunu hissetmesi en büyük önceliğimizdir. Her yıl daha da büyüyerek ve çalışanlarımızla omuz omuza vererek Türkiye’de daha fazla yurttaşımızın daha fazla ilaca en hızlı şekilde erişimi ile ilgili çözümlere odaklanacağız.”</p><p></p><p>Serkan Binici: “Fark yaratan İK politikalarımızla Sandoz kültürünü güçlendirmeye devam edeceğiz.”</p><p>Sandoz Türkiye İnsan Kaynakları Direktörü Serkan Binici ise ödülle ilgili memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi: “Sandoz’da kültürümüzün temelinde insan var. Sekizinci kez ‘En İyi İşveren’ seçilmemiz, çalışanlarımızın potansiyelini ortaya çıkaran ve gelişimlerini destekleyen yaklaşımımızın bir göstergesi. Bizim için Sandoz, sadece bir iş yeri değil; öğrenmenin, paylaşmanın ve birlikte büyümenin merkezi. Çalışanlarımızın sesini dinlemeye, yenilikçi ve fark yaratan İK politikalarımızla Sandoz kültürünü güçlendirmeye devam edeceğiz.”</p><p></p><p>Top Employers Institute, dünya genelinde 121 ülke ve bölgede 2.300'den fazla işvereni sertifikalandırarak 12 milyondan fazla çalışanın hayatına olumlu dokunuş sağlayan küresel bir otorite olarak tanınıyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Yurt dışı ilaç listesinde Avro bazlı güncelleme yapıldı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/yurt-disi-ilac-listesinde-avro-bazli-guncelleme-yapildi-7689/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/yurt-disi-ilac-listesinde-avro-bazli-guncelleme-yapildi-7689/</id>
<published><![CDATA[2026-01-17T10:09:24+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-17T10:09:24+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_36FC04-FE4844-0D1D72-B24178-9CA4F0-213146.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu’nun kararıyla yurt dışından temin edilen ilaçlara ilişkin listede güncelleme yapıldı. Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğle, vatandaşların yaygın olarak kullandığı bazı ilaçların Euro bazlı fiyatları yeniden belirlendi, listeye yeni ilaçlar eklendi, bazı ilaçlar da Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi'ne (EK-4/C) ilave edildi.</p><p></p><p>Güncellenen listede, özellikle kalp ritim bozuklukları, solunum yolu hastalıkları, romatizmal ve bağışıklık sistemi hastalıkları ile kronik rahatsızlıklarda kullanılan ilaçlar dikkati çekti. Buna göre, kalp ritim bozukluklarında kullanılan Flecainide acetate 100 mg ilacının fiyatı yaklaşık 11,30 Euro, solunum yollarında kullanılan Glycopyrrolate 1 mg ilacının fiyatı ise 59 Euro olarak belirlendi.</p><p></p><p>Romatizmal hastalıklar ve bağışıklık sistemi sorunlarında yaygın olarak reçete edilen Hydroxychloroquine sulfate 200 mg ilacının fiyatı 17,55 Euro olurken, kronik cilt hastalıklarında kullanılan Jamp Tretinoin 10 mg kapsüllerin fiyatı 185 Euro olarak güncellendi.</p><p></p><p>Ayrıca mide ve sindirim sistemi hastalıklarında kullanılan Sucraid oral solüsyon için 1.715 Euro, bağışıklık sistemi tedavilerinde kullanılan Immukin enjeksiyonluk çözelti için ise 838 Euro fiyat belirlendi.</p><p></p><p>Kas ve sinir sistemi hastalıklarında kullanılan Melp Spal-P 50 mg infüzyon tozu için 29,50 Euro, bazı epilepsi ve nörolojik hastalıklarda kullanılan Rufinamide etken maddeli ilaçların fiyatları ise 52 Euro ile 88 Euro arasında belirlendi.</p><p></p><p><b>17 Ocak'tan itibaren geçerli</b></p><p></p><p>SGK’nin düzenlemesiyle yurt içinde temin edilemeyen veya temininde güçlük yaşanan bu ilaçların bedelleri, belirlenen fiyatlar üzerinden sağlık güvencesi kapsamında karşılanmaya devam edecek.</p><p></p><p>Güncellenen fiyatlar, 17 Ocak 2026 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi.</p><p></p><p>Komisyon kararıyla fiyatı güncellenen bazı ilaçlar ve yeni fiyatları şöyle:</p><p></p><p>FLECAINIDE ACETATE 100 MG 60 TABLETS (MYLAN, MILPHARM, ACCORD, ALMUS): 11,30 Euro</p><p></p><p>GLYCOPYRROLATE 1 MG 100 TABLET: 59,00 Euro</p><p></p><p>CYSTADENE 180 G TOZ: 455,23 Euro</p><p></p><p>FLECAINIDE ACETAT 100 MG 60 TABLETS-AUROBINDO: 11,80 Euro</p><p></p><p>FLECAINIDE ACETATE 100 MG 60 TABLETS (MYLAN, MILPHARM, ACCORD, ALMUS) (Ağustos güncellemesi): 11,00 Euro</p><p></p><p>GLYCOPYRROLATE 1 MG 100 TABLET (Ağustos güncellemesi): 54,90 Euro</p><p></p><p>MELP SPAL-P 50 MG POWDER FOR SOLUTION FOR INFUSION/INJECTION 1 VIAL: 29,50 Euro</p><p></p><p>FLECAINIDE ACETAT TILLOMED 100 MG 60 TABLETS: 11,00 Euro</p><p></p><p>DRONEDARONA TEVA 400 MG 60 FILM COATED TABLETS: 70,00 Euro</p><p></p><p>JAMP TRETINOIN 10 MG 100 CAPSULES: 185,00 Euro</p><p></p><p>QUTENZA 8% PATCH 1x1 PC. (179 MG): 297,00 Euro</p><p></p><p>CUPRENIL 250 MG 30 FILM TABLET: 20,00 Euro</p><p></p><p>HALAVEN 0,44 MG/ML 2 ML 1 VIAL: 149,00 Euro</p><p></p><p>MULTAQ 400 MG 60 TABLET: 48,99 Euro</p><p></p><p>EVOXAC 30 MG 100 CAPSULES: 92,99 Euro</p><p></p><p>INOVELON 200 MG 60 TB: 50,00 Euro</p><p></p><p>INOVELON 400 MG 60 TABLET: 100,00 Euro</p><p></p><p>MYOZYME 50 MG 1 FLAKON: 439,90 Euro</p><p></p><p>MULTAQ 400 MG 60 TABLET (Aralık güncellemesi): 45,30 Euro</p><p></p><p>EVOXAC 30 MG 100 CAPSULES (Aralık güncellemesi): 88,50 Euro</p><p></p><p>ERIBULIN EVER PHARMA 0,44 MG/ML: 145,00 Euro</p><p></p><p>FLECAINIDE ACETATE 100 MG 60 TABLETS (BROWN &amp; BURK UK): 11,30 Euro</p><p></p><p>LUMIZYME 50 MG/VIAL: 439,90 Euro</p><p></p><p>AMVERSIO 1G ORAL POWDER: 350,00 Euro</p><p></p><p>RUFINAMIDE BROWN &amp; BURK 200 MG FILM-COATED TABLETS: 52,00 Euro</p><p></p><p>RUFINAMIDE BROWN &amp; BURK 400 MG FILM-COATED TABLETS: 104,00 Euro</p><p></p><p>IMMUKIN 2X106 IU SOLUTION FOR INJECTION: 838,00 Euro</p><p></p><p>SUCRAID ORAL SOLUSYON 17000IU/2ML 2X150 ML: 1.715,00 Euro</p><p></p><p>DACTINOMYCIN FOR INJECTION 0.5MG: 57,00 Euro</p><p></p><p>HYDROXYCHLOROQUINE SULFATE 200 MG 100 TABLETS: 17,55 Euro</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sağlıkta erişimi kolaylaştıran kampanya</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglikta-erisimi-kolaylastiran-kampanya-6807/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglikta-erisimi-kolaylastiran-kampanya-6807/</id>
<published><![CDATA[2026-01-14T17:29:06+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-14T17:29:06+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_71B493-B1A871-A688CF-98F59C-7FD4A8-C4DC66.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Sağlık sigortası sektörüne geçtiğimiz yıl adım atan Unico Sigorta, henüz ilk yılı olmasına rağmen sağlık sigortaları kapsamında 300 binin üzerinde müşteriye ulaştı. Şirket özel hastane hizmetlerinden çok daha avantajlı koşullarda faydalanılabilmesi için bir kampanya başlattı. "Hikayen Yarım Kalmasın" mottosuyla hayata geçirilen kampanya kapsamında hem Standart hem de VIP Tamamlayıcı Sağlık Sigortası paketlerinde yüzde 30'a varan indirimlerle sigortalılara önemli bir fiyat avantajı sunuldu.</p><p>Beklenmedik sağlık sorunlarında ortaya çıkabilecek yüksek fatura riskini ortadan kaldıran UniSağlık Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, özellikle sağlık enflasyonunun gündemde olduğu bu dönemde aile bütçesini korumak isteyenler için önemli bir fırsat olarak öne çıktı.</p><p>"Sayıları 300 Bini Aşan Müşterimizden Aldığımız Güçle, Hedef Büyüttük"</p><p>Kampanya ve şirketin gelecek vizyonu hakkında değerlendirmelerde bulunan Unico Sigorta Genel Müdürü Ender Güzeler, şunları söyledi: "Sağlık sigortası alanında geçtiğimiz yıl başlattığımız yolculukta, Kritik Hastalıklar ve TSS ürünlerimizde sayıları 300 bini aşan vatandaşımızın tercihi olduk. Müşterilerimizden aldığımız bu güvenle, bu yıl hedeflerimizi çok daha iddialı bir noktaya taşıdık. Temel amacımız, nitelikli sağlık hizmetini çok daha fazla müşterimize ulaştırmak ve 'sigortasız kimse kalmasın' anlayışıyla hareket etmek.</p><p>Bütçeleri sarsmadan en iyi hizmeti sunmak adına, Eko, Standart ve VIP seçeneklerimizle her ihtiyaca uygun çözümler geliştiriyoruz. Ancak vizyonumuz sadece sayılarla sınırlı değil; önümüzdeki dönemde hem kapsayıcılık hem de ürün yapısı açısından köklü bir dönüşüm süreci geçireceğiz. Sağlık güvencesini herkes için daha erişilebilir, anlaşılır ve kapsayıcı kılacak yenilikler üzerinde çalışmaya devam ediyoruz."</p><p>Kampanya kapsamında sunulan yüzde 30'a varan indirimlerden yararlanmak isteyenler, Unico Sigorta web sitesi üzerinden kendilerine en yakın yetkili acente aracılığıyla hızlıca teklif alabiliyor. Kampanyanın sınırlı bir süre için geçerli olduğu belirtiliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bayer Tüketici Sağlığı'nda üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/bayer-tuketici-sagliginda-ust-duzey-atama-7246/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/bayer-tuketici-sagliginda-ust-duzey-atama-7246/</id>
<published><![CDATA[2026-01-12T10:31:55+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-12T10:31:55+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A7A2E8-EB4988-97CE6A-10A3E0-3D0DB8-170163.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bayer Tüketici Sağlığı Türkiye Ülke Müdürü olarak görev yapan Dr. Onur Yaprak, Bayer Tüketici Sağlığı Türkiye, Orta Asya ve Kafkaslar Ülke Grubu Başkanı olarak atandı. Dr. Yaprak yeni görevinde Türkiye’nin yanı sıra; Kazakistan, Özbekistan, Gürcistan, Belarus, Azerbaycan, Kırgızistan, Moğolistan, Ermenistan, Tacikistan ve Türkmenistan’a liderlik edecek.</p><p>Dr. Onur Yaprak, 200 milyonu aşkın tüketiciye ulaşan bu bölgenin yönetim stratejilerine yön vererek, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika’da 20 yılı aşkın sürede kazandığı küresel deneyimini geniş bir coğrafyaya taşıyacak. Sorumluluk alanındaki tüm ülkelerin büyüme hedeflerine ulaşmasına liderlik edecek olan Dr. Yaprak, yerel dinamikleri uluslararası yaklaşımlarla harmanlayarak sürdürülebilir ve kapsayıcı stratejilerle Bayer Tüketici Sağlığı’nın küresel büyümesine katkı sağlamaya devam edecek.</p><p>Marmara Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunu olan Dr. Onur Yaprak’ın Clemson Üniversitesi’nde İşletme yüksek lisansı ve Yeditepe Üniversitesi’nde Pazarlama Yönetimi alanında doktorası bulunuyor. İstanbul merkezli çalışacak olan Dr. Onur Yaprak evli ve 2 çocuk babasıdır.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Abdi İbrahim, su güvenliği notunu A'ya yükseltti</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-su-guvenligi-notunu-aya-yukseltti-986/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/abdi-ibrahim-su-guvenligi-notunu-aya-yukseltti-986/</id>
<published><![CDATA[2026-01-09T11:55:25+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2026-01-09T11:55:25+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_61E674-E8275D-876672-C373FF-AC7A1C-AC9335.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hayatı ve geleceği iyileştirmek misyonuyla faaliyet gösteren Abdi İbrahim, çevresel sorumluluk anlayışını karar alma süreçlerinin merkezine yerleştiriyor. HEAL2050 sürdürülebilirlik stratejisi doğrultusunda şirket, 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı hedefleyen dönüşüm yolculuğunu başarıyla sürdürüyor. Bu kapsamda belirlediği sera gazı emisyon azaltımı ve 2050’de net sıfır emisyona ulaşma hedefi için Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi)’nden de onay aldı. Bu yaklaşım, 2025 Karbon Saydamlık Projesi (CDP) sonuçlarına da yansıdı. Abdi İbrahim, İklim Değişikliği Programı’nda üçüncü kez A Listesi’nde yer alırken, Su Güvenliği Programı’ndaki notunu A-’den A’ya yükselterek sürdürülebilirlik alanındaki istikrarlı ilerlemesini uluslararası ölçekte bir kez daha teyit etti. Abdi İbrahim, Türk ilaç sektöründe bu başarıyı elde eden ilk ve tek şirket olma konumunu sürdürüyor.</p><p></p><p>“Topluma ve içinde yaşadığımız dünyaya ‘iyi’ bir iz bırakmak önceliğimiz”</p><p>Abdi İbrahim’in Karbon Saydamlık Projesi’ndeki başarısı hakkında değerlendirmede bulunan İnsan Kaynakları, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Dr. M. Oğuzcan Bülbül: “Türk ilaç sektörünün 24 yıldır kesintisiz lideri olarak, ekonomik faaliyetlerimizi sürdürürken topluma ve içinde yaşadığımız dünyaya ‘iyi’ bir iz bırakmayı her zaman önceliğimiz olarak gördük. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar tarafından daha iyi bir dünya için ortaya konan küresel hedeflere katkı sunmayı, kurumsal bir sorumluluk olarak benimsiyoruz. Sürdürülebilirlik stratejimiz kapsamında istikrarlı bir şekilde attığımız adımların bugün karşılık bulmasını görmek, gelecekte atacağımız adımlar için önemli bir motivasyon kaynağı oluşturuyor. Tam 114 yıldır ilaç endüstrisinde pek çok alanda ilklere imza atmış bir şirket olarak, sürdürülebilirlik yaklaşımımızla da sektörümüze öncülük etmekten gurur duyuyoruz.” dedi.</p><p></p><p>İklim risklerine karşı bütüncül yaklaşım</p><p>İklim risklerinin ve doğal kaynaklara erişimin giderek daha kritik hale geldiğine dikkat çeken Dr. M. Oğuzcan Bülbül, sözlerine şöyle devam etti: “2034 ve 2050 sera gazı emisyon azaltımı ve 2050’de net sıfır emisyona ulaşma hedeflerimizi Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi)’ne onaylattık. Hedeflerimiz doğrultusunda; enerji verimliliğinden üretim süreçlerine, kaynak kullanımından tedarik zincirine kadar uzanan kapsamlı bir dönüşümü yönetiyoruz. Bu dönüşümü yalnızca operasyonel iyileştirmelerle sınırlamıyor; risk yönetimi, yönetişim ve şeffaf raporlama ile desteklenen bütüncül bir çerçevede ilerletiyoruz. Bağımsız uluslararası otoriteler tarafından yapılan değerlendirmelerde elde edilen bu sonuçlar, attığımız adımların doğruluğunu görmek açısından bizim için son derece anlamlı ve gurur verici.”&nbsp;</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Aromaterapide bilgi kirliliğine karşı bilimsel duruş</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/aromaterapide-bilgi-kirliligine-karsi-bilimsel-durus-1489/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/aromaterapide-bilgi-kirliligine-karsi-bilimsel-durus-1489/</id>
<published><![CDATA[2025-12-19T13:16:41+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-19T13:16:41+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_AD118A-EB3FF4-73A456-E736DB-03EB39-0FA662.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Gıda takviyeleri ve aromaterapi alanlarında doğru bilgiye ve bilimsel rehberliğe duyulan ihtiyaç her geçen gün artarken, sektörün bu dönüşümü nasıl yöneteceği de daha görünür hale geliyor. Bu çerçevede, bilimsel yaklaşımı merkeze alan markaların attığı adımlar; hem tüketici güveninin tesis edilmesi hem de sektörün sürdürülebilir gelişimi açısından belirleyici bir rol üstleniyor. Sektörün önde gelen markalarından Talya, Ar-Ge ve üretim süreçlerinde üniversitelerden aldığı bilimsel danışmanlığı bir adım ileri taşıyarak Bilim Kurulu’nu kurdu. Alanında uzman akademisyenlerden oluşan bu kurul ile Talya; ürün içeriklerinden formülasyon süreçlerine, bilimsel literatür takibinden tüketiciye doğru bilginin aktarılmasına kadar uzanan geniş bir çerçevede daha sağlıklı ve bilim temelli adımlar atmayı hedefliyor.</p><p>Talya Bilim Kurulu’nda; Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Pala, Lokman Hekim Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlkay Erdoğan Orhan, Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail TUFAN ve Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya yer alıyor.</p><p>BİLİM KURULU, TALYA’NIN ÜRÜN GELİŞTİRME SÜREÇLERİNİN MERKEZİNDE</p><p>Düzenlenen basın toplantısında gıda takviyeleri ve aromaterapi gibi hassas alanlarda güvenilirliğin ancak bilimsel doğruluk ve şeffaflıkla sağlanabileceğine dikkat çeken Talya Bitkisel Kurucusu M. Halis Ertaş; “Talya olarak gıda takviyeleri ve aromaterapi gibi hassas alanlarda faaliyet gösterirken en büyük sorumluluğumuzun bilimsel doğruluk ve şeffaflık olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Bilim Kurulumuz, içerik seçiminden formülasyonlara kadar tüm süreçlerde aktif rol üstleniyor. Bilimsel verilerle desteklenmeyen hiçbir yaklaşımı benimsemiyoruz. Amacımız, tüketiciye güvenilir, etkin ve doğru ürünler sunarken aynı zamanda doğru bilginin yaygınlaşmasına da katkı sağlamak. Bilim Kurulu rehberliğinde ilerleyen bu yaklaşımı sektörle ve kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşmayı önemsiyoruz” açıklamasında bulundu.&nbsp;</p><p>“TEDAVİDEN ZİYADE KORUYUCU HEKİMLİĞE ÖNEM VERMEMİZ GEREKİYOR”</p><p>Gıda takviyelerinin etkinliğinin; doğru içerik seçimi, kalite standartları ve bilinçli kullanım ile doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Pala; “Gıda ve beslenme, bireysel bir tercih olmanın ötesinde; toplum sağlığını, zihinsel ve fiziksel gelişimi doğrudan etkileyen stratejik bir alan. Günümüzde kronik hastalıkların hızla artması ve sağlık sistemleri üzerindeki maliyet baskısı, tedaviden ziyade koruyucu hekimliğe geçişi zorunlu kılıyor. Koruyucu beslenme yaklaşımıyla insanların yalnızca doyması değil, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri yeterli düzeyde alması hedeflenmeli. Aksi halde, fark edilmeden ilerleyen ve “gizli açlık” olarak tanımlanan sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Özellikle Türkiye’de yaygın olarak görülen D vitamini ve B12 vitamini eksiklikleri, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebiliyor. Bu noktada, bilimsel temelli ve doğru şekilde kullanılan gıda takviyeleri, koruyucu hekimliğin tamamlayıcı ve önemli bir unsuru olarak öne çıkıyor. Fonksiyonel gıdalar; fizyolojik ihtiyaçları karşılarken aynı zamanda sağlığı koruyan, hastalıkları önleyici ve destekleyici etkiler sunan ürünlerdir. Bu alanda sanayinin daha bilinçli üretim yapması ve güçlü bir yasal altyapının oluşturulması büyük önem taşıyor. Vitaminler, mineraller, antioksidanlar ve fitokimyasallar gibi bileşenlerin koruyucu etkileri bilimsel olarak biliniyor; ancak bu ürünlerin hekim ve bilimsel rehberlik eşliğinde, kontrollü ve mevzuata uygun şekilde kullanılması gerekiyor. Türkiye’de kronik hastalıkların oluşumunda beslenme ve yaşam biçiminin yüzde 40–60 oranında etkili olması, diyabet ve obezite oranlarının yüksek seyretmesi, gıdayı bütüncül bir yaklaşımla ele almamız gerektiğini ortaya koyuyor. Hedefimiz; insanları hasta eden değil, sağlığı koruyan gıdalar üretmek ve toplumu bilinçli beslenme konusunda güçlendirmek olmalı.” açıklamalarında bulundu.&nbsp;</p><p>BİLİMSEL ÜRETİM VE ANALİZ OLMADAN GÜVENLİ AROMATERAPİ MÜMKÜN DEĞİL</p><p>Basın toplantısında bitkisel ürünler ve aromaterapide kullanılan ürünlerin etiket okuryazarlığı ile standartlara uygun üretim süreçlerinin hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İffet İrem Tatlı Çankaya; “Bu konuda en kritik başlıklardan birinin, halk arasında nesilden nesile aktarılan geleneksel bilginin bilimsel yöntemlerle doğrulanarak güvenli ürüne dönüştürülmesi ve tüketime sunulmasıdır. Uçucu yağlar, sabit yağlar ve bitkisel ekstrelerin fizyolojik fonksiyonları destekleyici potansiyel etkiler sunabilir; ancak bu etkilerin yalnızca doğru bitkisel materyallerin seçilmesi, uygun üretim tekniklerine göre üretilmesi ve kapsamlı analitik kontrollerin gerçekleştirilmesi ile mümkündür. Bitkilerin yaşayan biyolojik kaynaklar olması nedeniyle, fitokimyasal içeriklerinin çevresel koşullar, hasat zamanı ve coğrafi faktörlere bağlı olarak yıldan yıla değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle elde edilen bitkisel preparatların etkililik ve güvenliliği açısından standardizasyon standardizasyon büyük önem taşır. Bu çerçevede, hammaddeden nihai ürüne kadar tüm üretim zincirinin farmakopelere uygun, ölçülebilir, tekrarlanabilir ve denetlenebilir nitelikte olması gerekir. Yönetmeliklere uygun olarak uçucu yağların geleneksel distilasyon yöntemleriyle, sabit yağların ise soğuk sıkım tekniğiyle elde edilmesi; ardından ürünlerin bileşen profili, ağır metal, pestisit kalıntıları ve mikrobiyolojik kontaminasyon açısından analiz edilmesinin, ürün kalite ve güvenliliğini belirleyen temel unsurlar arasındadır. Ayrıca tüketicilerin, bitkisel ürünleri ve/veya aromaterapide kullanılan ürünleri kullanırken etiket bilgilerini ve analiz raporlarını inceleyerek, hangi ürünü hangi amaçla tükettiklerinin bilincinde olmalarının büyük önem taşır. Kalite, etkililik ve güvenliliğin bu ürün gruplarında halk sağlığını doğrudan etkileyen vazgeçilmez üç temel kriterdir.” açıklamalarını tamamladı.</p><p>Toplantıda, gıda takviyeleri ve aromaterapi ürünlerinin yalnızca tamamlayıcı unsurlar olarak değil; bilimsel rehberlik, doğru içerik seçimi ve bilinçli kullanım çerçevesinde değerlendirilmesi gereken alanlar olduğuna dikkat çekildi. Talya Bilim Kurulu’nun; ürün içeriklerinden formülasyon süreçlerine, bilimsel literatür takibinden tüketiciye doğru bilginin aktarılmasına kadar uzanan geniş bir çerçevede markaya rehberlik ettiği aktarıldı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Doktor önerisi olmadan serum taktırılmamalı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/doktor-onerisi-olmadan-serum-taktirilmamali-4352/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/doktor-onerisi-olmadan-serum-taktirilmamali-4352/</id>
<published><![CDATA[2025-12-19T10:27:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-19T10:27:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_4B7B0B-0CDF4E-9814A5-58FB6E-D9F99B-1BEFB9.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hastaneden yapılan açıklamaya göre, kış aylarının gelmesiyle soğuk algınlığı şikayetleri artarken, hastaların serum taktırma talebi de yeniden gündeme geldi. Ateş, boğaz ağrısı ve yaygın vücut ağrıları yaşayan birçok hasta, iyileşmenin yolunu serum tedavisinde arayabiliyor.</p><p></p><p>Açıklamada görüşlerine yer verilen Dr. Yener Gün, soğuk algınlığı nedeniyle başvuran hastaların büyük bölümünde ağızdan ilaç tedavisinin yeterli olduğunu aktardı.</p><p></p><p>Yüksek ateş, yaygın vücut ağrısı ve 39 derecenin üzerinde seyreden ateş gibi belirgin semptomlar varsa, bazı hastalarda damardan tedaviye başvurabildiklerini anlatan Gün, ancak bunun her hasta için geçerli olmadığına işaret etti.</p><p></p><p>Gün, serum tedavisinin mutlaka hastane ortamında yapılması gerektiğine dikkati çekti.</p><p></p><p>Özellikle evde veya sağlık kabinlerinde yapılan uygulamalara karşı uyarılarda bulunan Gün, "Damardan verilen ilaçlar ciddi alerjik reaksiyonlara, hatta anafilaksiye yol açabilir. Bu durum saniyeler içinde hayatı tehdit eden bir tabloya dönüşebilir. Gerekli ekipman ve uzman müdahalesi yoksa sonuçları çok ağır olabilir." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Serum içine eklenen bazı ilaçların ciddi alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini aktaran Gün, halk arasında sıkça kullanılan "sarı serum" kavramının bilimsel bir karşılığı olmadığını belirterek, "Serum aslında steril bir sıvıdır. İçine konulan ilaçlara göre rengi değişir. Bu nedenle sarı, kırmızı ya da farklı renkte olabilir. Önemli olan rengi değil, içeriğidir. Doktorun uygun görmediği hiçbir ilacın damardan verilmesi doğru değildir. Hastalarımızdan beklentimiz, serum tedavisini talep etmemeleri, gerekliyse zaten hekim tarafından planlanacaktır." değerlendirmesini yaptı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Kalp ritmi elektromanyetik enerji ile normale dönebiliyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/kalp-ritmi-elektromanyetik-enerji-ile-normale-donebiliyor-411/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/kalp-ritmi-elektromanyetik-enerji-ile-normale-donebiliyor-411/</id>
<published><![CDATA[2025-12-17T13:19:58+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-17T13:19:58+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_9029A0-29C30B-0D7112-F8887B-1B9141-E384D6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Çarpıntı, nefes darlığı ve göğüs ağrısı gibi belirtilerle kendisini belli eden ritim bozukluklarında erken tanı ve doğru tedavilerin uygulanması büyük önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Oto, ritim bozuklukları ve son yıllarda öne çıkan güncel tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.&nbsp;&nbsp;</p><p>Ritim bozukluğu yaşam kalitesini bozuyor</p><p>Kendisini çoğu kez çarpıntı (hızlı, düzenli ya da düzensiz kalp atışları) şeklinde gösteren kalp ritim bozuklukları içinde en sık görüleni, tıpta atriyal fibrilasyon olarak bilinen, hızlı ve düzensiz kalp atışları şeklinde görülen ritim bozukluğudur. İlerleyen yaş ile birlikte görülme sıklığı artan kalp ritim bozukluğu birçok hastalık durumu ile birlikte veya tek başına görülebilir. Kişilerin yaşam kalitesini bozmakla beraber, özellikle kadınlarda ve şeker hastalarında kalpte yapısal sorunlar da var ise pıhtı atma ve kalp yetmezliği gelişme riski ile yaşamı tehdit edebilmektedir.&nbsp;</p><p>Tedavi ritim bozukluklarının türüne göre planlanıyor</p><p>İlaç tedavisine dirençli olan ritim bozukluğunda son 15-20 yılda ısı enerjisi ile (yakma, radyofrekans enerjisi) veya aşırı soğutma ile (dondurma, kriyoablasyon) başarılı sonuçlar alınsa da ritim bozukluğunun tekrarlama olasılığının bulunması ve bazı yan etki riskleri nedeniyle yeni enerji kaynakları arayışı sürmektedir. Bu çerçevede yeni bulunan ve son birkaç yılda tüm dünyada başarı ile yaygın olarak kullanılan yeni yöntem, pulsed field ablation (darbeli alan ablasyonu) ile çok kısa süreli yüksek voltajlı elektrik akımıyla oluşturulan elektromanyetik alan etkisi (elektroporasyon) hücresel hasar (ablasyon) yapmakta ve ritim bozukluğunu ortadan kaldırabilmektedir.</p><p>Diğer doku ve organlara zarar vermeden sorunun kaynağını hedef alıyor&nbsp;</p><p>Bu yöntem başarılı sonuçları ve doku- organ hasarlarına yol açmaması ile öne çıkmaktadır. Ayrıca uygulamanın çok kısa sürmesi 30-40 dakika gibi bir sürede işlemin gerçekleşmesi mümkün olmaktadır. İşlem kasıktan toplardamara girilerek, ince borucuklarla PFA cihazının kalbe ulaştırılması ve önceden belirlenmiş olan bölgelere (kalbe akciğerden dönen damar ağızları) saniyeler içinde elektrik enerjisi verilmesi şeklinde olmaktadır. Göğüs açılması gibi cerrahi bir girişim söz konusu değildir. Hastalar aynı gün eve gidebilmektedir.&nbsp;&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">1,7 milyar adım 500 binden fazla çocuk  için besin takviyesine dönüştü</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/17-milyar-adim-500-binden-fazla-cocuk-icin-besin-takviyesine-donustu--3098/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/17-milyar-adim-500-binden-fazla-cocuk-icin-besin-takviyesine-donustu--3098/</id>
<published><![CDATA[2025-12-15T11:22:49+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-15T11:22:49+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_954EBC-320128-7DAF03-08FB18-1B907F-24912F.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya genelinde çalışanların bütüncül olarak iyi olmalarına odaklanan kurumsal esenlik çözümü Wellbees tarafından düzenlenen şirketler arası global adım meydan okuması Wellbees Challenge’ın 11’incisi tamamlandı. Wellbees kullanıcısı olup olmadığına bakılmaksızın ilk kez tüm şirketlerin katılımına açılan meydan okumaya 100’ün üzerinde ülkeden 132 şirket katılım gösterdi. On binlerce çalışan bir ay boyunca toplam 1 milyar 796 milyon 276 bin 599 adım attı. Bu da dünyanın çevresini yaklaşık 34 kez adımlamakla eşdeğer.&nbsp;</p><p></p><p>Ece Olcay: “İyilik için atılan adımlar çocuklara takviye olarak geri döndü”</p><p>Wellbees Challenge, geçmişte yapılan tüm organizasyonlarda olduğu gibi bir kez daha iyilik hareketine dönüştü. UNICEF Türkiye Milli Komitesi İletişim Direktörü Ece Olcay, “Bir ay boyunca Wellbees Challenge’ta yer alan şirketlerin adımları, dünya çapında 500 binden fazla çocuğa besin takviyesi olarak geri döndü. Dünyanın çeşitli bölgelerinde çok yönlü yoksulluk sebebiyle beslenme yetersizliğinden gelişemeyen çocuklara, vitaminler, demir, çinko ve multivitamin-mineral içeren öğün takviyesi ile sağlıklı gelişim imkanı sağlanacak. Yıllardır kurumların esenliği kadar çocukların esenliğini de önemseyerek bu anlamlı meydan okumayı düzenleyen Wellbees’e, katılan tüm şirketlere ve çalışanlara teşekkür ediyoruz” dedi.&nbsp;</p><p></p><p>Melis Abacıoğlu: “Kurumsal dünyadan yükselen bir dayanışma ve iyilik hareketi”</p><p>Wellbees CEO’su Melis Abacıoğlu ise “2021 yılından bu yana aralıksız olarak düzenlediğimiz bu meydan okuma, kurumsal dünyadan yükselen bir dayanışma ve iyilik hareketine dönüştü. Katılımın her etkinliğimizde daha da artması, iyiliğin dünya genelinde hızla yayıldığını gösteriyor; biz de buna öncülük ettiğimiz için gurur duyuyoruz. Öte yandan Wellbees Challenge, çalışanların hayatlarına direkt olarak da olumlu katkı sağlıyor. Öyle ki meydan okuma sayesinde çalışanların adım sayıları yüzde 32 artarken sosyal bağları ise yüzde 45 güçleniyor. Üstelik etkileşim bittiğinde dahi bu bağların yüzde 28’inin kalıcı olduğunu ölçümlüyoruz. Bu da kurumsal esenliğin, çalışanların fiziksel ve sosyal hayat kalitesini ne denli artırabildiğinin önemli bir göstergesi” diye konuştu.&nbsp;</p><p></p><p>“Ocak ayındaki Wellbees Challenge için kayıtları açtık”</p><p>Wellbees Challenge’ı 2026 yılı itibarıyla yılda dört kez düzenlemeyi planladıklarını açıklayan Abacıoğlu şöyle devam etti; “Yılın ilk meydan okumasını Ocak ayında yapacağız. Çünkü araştırmalara göre, yeni yıl kararları alan bireylerin yüzde 80’i, şubat ayında bu kararları uygulamaktan vazgeçiyor. Biz bu meydan okumanın çalışanların hayatına dokunacak bir alışkanlığa dönmesini istiyoruz; bu nedenle vakit kaybetmeden, 26 Ocak-15 Şubat tarihleri arasında yeni meydan okumamızı gerçekleştireceğiz. Bu meydan okuma için kayıtlar açıldı ve yine kullanıcımız olup olmadığına bakmaksızın tüm şirketlere açığız. Yeni meydan okumada da UNICEF Türkiye Milli Komitesi aracılığıyla çocuklar için bağış yapılacak.”</p><p></p><p>“Wellbees Challenge aplikasyonu geliştiriyoruz”</p><p>Challenge’a özel bir aplikasyon da geliştirdiklerini ve bunu Ocak ayında düzenleyecekleri etkinlik öncesinde devreye alacaklarını belirten Abacıoğlu, “2026 yılına baktığımızda şirketlerin ana temasının ‘yılmazlık’ olacağını öngörüyoruz. Çünkü global araştırmalar, çalışanlar arasında stres, kaygı ve tükenmişlik duygusu ile yalnızlık hissinin giderek yaygınlaştığını gösteriyor. Biz de bu doğrultuda Wellbees Challenge uygulamasını geliştirmeye karar verdik. Bu uygulamanın çalışanları yeniden birbirine bağlayacağını, dayanıklılığı ve motivasyonu artıracağını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde örnek yönetim başarısı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/cam-ve-sakura-sehir-hastanesinde-ornek-yonetim-basarisi-2643/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/cam-ve-sakura-sehir-hastanesinde-ornek-yonetim-basarisi-2643/</id>
<published><![CDATA[2025-12-11T14:07:11+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-11T14:07:11+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_86BBE6-5A49F5-19AB81-D44255-EF7B24-1F55A4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Samatya’daki görev yıllarında hastanenin altyapısından hizmet kalitesine kadar kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştiren Prof. Dr. Yiğit, kurumu modern, tam teşekküllü ve işleyen bir sağlık merkezine dönüştürmüştü. Bu dönemde tüm kadroları kapsayan yönetim anlayışıyla ciddi bir kurumsal gelişim sağlamıştı.</p><p></p><p>Aradan geçen yılların ardından Türkiye’nin en büyük sağlık komplekslerinden biri olan Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nin Başhekimi olarak görevine devam eden Prof. Dr. Yiğit, aynı vizyonu çok daha geniş bir sahaya taşımış durumda. Binlerce çalışanın görev yaptığı dev sağlık yapısını adeta bir şehir yöneticisi gibi yöneten Yiğit, organizasyon kabiliyeti, disiplinli çalışma tarzı ve stratejik yaklaşımıyla kurumun işleyişinde uluslararası standartların üzerine çıkan bir kalite yakaladı.</p><p></p><p>Ziyaretçiler ve hastalar, hastaneye adım attıkları anda yalnızca modern bir sağlık tesisine değil, aynı zamanda 5 yıldızlı otel konforunu aratmayan bir düzen içinde karşılanıyor. Hizmet kalitesi, hasta memnuniyeti ve profesyonel işleyiş, hastanenin kısa sürede İstanbul’un en seçkin sağlık kurumlarından biri olmasını sağladı.</p><p></p><p>Türkiye ile Japonya arasındaki dostluk bağlarını güçlendiren “Çam ve Sakura” ismi, çam ağacının bereketi ve kiraz çiçeğinin temsil ettiği mükemmel güzelliği buluşturuyor.</p><p></p><p>Hastane, 2.068 adet sismik izolatör ile dünyanın en büyük deprem izolatörlü binası olarak dikkat çekiyor. Rönesans Sağlık Yatırım ve Japonya’nın önde gelen yatırım şirketlerinden Sojitz iş birliğiyle 32 ay gibi rekor bir sürede tamamlanan proje, pandemi koşullarına rağmen planlanan teslim tarihinden önce açıldı.</p><p></p><p>Toplam 2.682 yatak kapasitesine sahip olan Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi, günlük 32 bin 700 hasta kapasitesiyle sadece İstanbul’un değil tüm bölgenin sağlık ihtiyaçlarına çözüm sunmayı hedefliyor. 1 milyon metrekareyi aşan kapalı alanı ve 195 milyar JPY’lik yatırım değeriyle hastane, uluslararası sağlık yatırımları arasında da önemli bir konuma sahip.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Bebek beslenmesinde kilit rol, protein ve probiyotiklerde</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/bebek-beslenmesinde-kilit-rol-protein-ve-probiyotiklerde--8522/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/bebek-beslenmesinde-kilit-rol-protein-ve-probiyotiklerde--8522/</id>
<published><![CDATA[2025-12-10T10:10:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-10T10:10:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_A6B3BA-07AC12-B56165-ECBF7E-1A3FA0-6A8245.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>SMA Optipro 3 Devam Sütleri; uzman konuşmacılar, sağlık profesyonelleri, içerik üreticileri ve ebeveynler ile bir araya gelerek bebeklerin ilk yıllarındaki gelişim yolculuğu üzerine deneyim ve bilgi paylaşımı yapılan bir etkinlik gerçekleştirdi. Etkinliğe Nestle Bebek Beslenmesi Pazarlama Müdürü Beyza Basim Azizlerli ev sahipliği yaparken pediatrist Dr. Elif Pınar Çakır değerli bilgiler paylaştı. Özellikle erken bebeklik döneminde fazla protein alımının uzun vadeli sağlık üzerindeki rolü, bağırsak mikrobiyotasının önemi ve erken dönem bağışıklık desteklerinin çocukların normal gelişimine desteğinden bahsedilen etkinlikte, fazla protein alımının ilerleyen yaşlarda obezite riskini artırabileceğine dikkat çekilirken optimal seviyelerin uzun vadeli normal gelişim için kritik olduğu vurgulandı.</p><p>&nbsp;“Yaşa uygun protein miktarı alımı normal gelişim için önemlidir”</p><p>Bebeklerde sindirim sistemi gelişiminin kritik önemini vurgulayan Dr. Elif Pınar Çakır; “Sindirimin dengesi bağışıklığın da temelidir. Özellikle yaşamın ilk yıllarında sindirim sistemi, bağışıklık sisteminin de temelini oluşturuyor. Prebiyotik ve probiyotikler bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek sindirime ve bağışıklığa katkı sağlar.</p><p>. Ayrıca bebek ve çocukların yaşa uygun protein miktarı ile beslenmesi ilerleyen dönemlerindeki normal gelişimleri&nbsp; için çok önemli. Bunun yanı sıra sadece miktar değil, protein kaynağının biyolojik değeri ve kalitesi de bir o kadar önemli. dedi.&nbsp;</p><p>SMA Optipro 3’ Devam Sütleri’nin&nbsp; Yeni Yaklaşımı: Dengeli Beslenme, Doğal Gelişim</p><p>Bebeklerin normal gelişim yolculuğunu anlamayı kolaylaştırmaya odaklanan markanın sözcüsü Nestle Bebek Beslenmesi Pazarlama Müdürü Beyza Basim Azizlerli; “Amacımız, bilimin rehberliğinde geliştirdiğimiz çözümlerle ebeveynlere güven veren, çocukların normal gelişimini destekleyen uzun vadeli bir değer yaratmak. OPTIPRO® Teknolojisi de tam bu yaklaşımın sonucu olarak, anne-babaların doğru bilgilere dayanarak içlerinin rahat ettiği bir büyüme yolculuğu sunmayı hedefliyor” dedi.&nbsp;</p><p>Oyuncu Seda Bakan: “Her Anne Kendi Yolunu Buluyor”</p><p>Etkinliğin sürpriz konuğu olan oyuncu Seda Bakan, iki çocuk annesi olarak kendi annelik deneyimlerini paylaşarak sıcak bir sohbet gerçekleştirdi. Bakan, özellikle büyüme dönemlerinde ebeveynlerin yaşadığı duygusal dalgalanmalara değinerek; “Çocuklar gerçekten göz açıp kapayıncaya kadar büyüyor. Bu süreçte insan hem heyecanlanıyor hem de doğru kararlar almak için sürekli öğrenmeye çalışıyor. Her annenin macerası kendine özgü. Önemli olan, uzman desteğiyle kendini daha bilinçli hissetmek ve çocuğunun gelişim sürecini sakin bir kalple takip edebilmek” dedi.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">İlaçtaki fiyat politikası ithal ilacı sıkıntıya düşürdü</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/ilactaki-fiyat-politikasi-ithal-ilaci-sikintiya-dusurdu-3800/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/ilactaki-fiyat-politikasi-ithal-ilaci-sikintiya-dusurdu-3800/</id>
<published><![CDATA[2025-12-05T02:36:54+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-05T02:36:54+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1A9B48-84EEB6-F65CAF-B6CB4F-78BE58-175BAD.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p><b>Mustafa DENİZ</b></p><p></p><p>Sandoz Türkiye, 1955’te attığı ilk adımın ardından bu yıl ülkedeki 70’inci yılını kutluyor. Şirket, artan üretim kapasitesi, ihracatta istikrarlı performansı ve devam eden yatırımlarıyla hem Türkiye ekonomisine hem de sağlık ekosistemine katkısını sürdürüyor</p><p>Sandoz META Bölgesi ve Türkiye Ülke Başkanı Cengiz Zaim, şirketin son üç yılda döviz bazında iş hacmini iki katına çıkardığını belirterek, “2024 yılında 30 milyondan fazla hastaya ulaştık. Yeni ürünlerle genişleyen portföyümüz, hız kesmeyen yatırımlarımız ve 700 kişilik ekibimizle 70 yıldır olduğu gibi bugün de Türkiye’nin sağlığındayız” dedi.</p><p></p><p>Gebze tesisinden 60 ülkeye ihracat&nbsp;</p><p></p><p>Sandoz’un globaldeki en stratejik üretim merkezlerinden biri olan Gebze Fabrikası, İngiltere’den Kanada’ya 60’a yakın ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Şirket, tesisin üretim kapasitesini yakın dönemde 15 milyar tablet seviyesine çıkarmayı hedefliyor.</p><p>Bu büyüme süreci, Sandoz Global’in Türkiye’ye duyduğu güvenin göstergesi olarak açıklanan 80 milyon dolarlık sermaye artırımıyla paralel ilerliyor. Üretim artışıyla birlikte, tesisin FDA onayı sonrasında ABD pazarına da ürün tedariği yapması planlanıyor.</p><p></p><p>Biyobenzer ilaçlarda küresel liderlik</p><p></p><p>Biyobenzer ilaçların sağlık sistemleri için maliyet avantajı yarattığını ve tedaviye erişimi artırdığını vurgulayan Cengiz Zaim, “Biyobenzerler dünya genelinde yüzde 60’a varan maliyet avantajı sağlıyor. DSÖ de bu ürünleri temel ilaçlara küresel erişimin anahtarı olarak tanımlıyor” ifadelerini kullandı.</p><p>Zaim, Türkiye’de bazı ilaçların bulunmadığını teyit ederek. Bunun uygulanan kur politikası ile doğrudan bağlantısı olduğuna dikkat çekti.&nbsp;</p><p>Sandoz, globalde 11 onaylı biyobenzer ürünü ve 27 yeni ürün adayıyla bu alanda liderliğini koruyor. Şirket her yıl 900 milyon hastaya ulaşırken, Avrupa ve ABD’de sağlık sistemlerine yıllık 19 milyar dolar tasarruf sağlıyor. 2024 net satışları ise yüzde 9 artışla 10,4 milyar dolara ulaştı.</p><p></p><p>Biyobenzer pazarının en hızlı büyüyeni</p><p></p><p>Türkiye’de ilaç ihracatçıları arasında uzun yıllardır ilk sıralarda yer alan Sandoz, biyobenzer yatırımlarıyla pazar liderliğini güçlendiriyor. Bu yıl biyobenzer ilaç pazarında Türkiye’de birinci sıraya yükselen şirket, dört yılda altı basamak birden çıkarak sektörün en hızlı büyüyen oyuncusu oldu.</p><p>Şirketin Türkiye’de beş biyobenzer ürünle sürdürdüğü liderliğin, Avrupa’da 400 milyon doları aşan ve 2026’da tamamlanacak yeni üretim tesisi yatırımıyla daha da genişlemesi bekleniyor.</p><p></p><p>Ruhsatlandırmada sadeleşme beklentisi</p><p></p><p>ABD ve Avrupa’da biyobenzer ilaçların ruhsatlandırma süreçlerinde sağlanan sadeleşmenin, global pazara çıkış hızını artırdığına dikkat çeken Sandoz, Türkiye’de de benzer bir uygulamanın benimsenmesi halinde hem hastaların daha fazla ilaca erişebileceğini hem de kamunun önemli tasarruf sağlayabileceğini belirtiyor.</p><p>Sandoz Türkiye, 70’inci yılında hem üretim hem ihracat hem de biyobenzer portföyüyle büyüme ivmesini koruyarak Türkiye ilaç sektöründeki stratejik konumunu daha da güçlendirmeyi hedefliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye'de sağlık harcamaları 2 trilyon 359 milyar lirayı geçti</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-saglik-harcamalari-2-trilyon-359-milyar-lirayi-gecti-5278/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/turkiyede-saglik-harcamalari-2-trilyon-359-milyar-lirayi-gecti-5278/</id>
<published><![CDATA[2025-12-04T11:45:56+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-04T11:45:56+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5AB414-24E4B2-F4B328-75522B-84B422-CC313C.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Türkiye İstatistik Kurumu, 2024 yılına ilişkin sağlık harcamaları istatistiklerini yayımladı.</p><p></p><p>Buna göre, toplam sağlık harcaması 2024'te bir önceki yıla göre yüzde 89,6 artarak 2 trilyon 359 milyar 151 milyon liraya yükseldi.</p><p></p><p>Genel devlet sağlık harcaması yüzde 86,1 artışla 1 trilyon 794 milyar 227 milyon lira oldu. Özel sektör sağlık harcaması da yüzde 101,8'lik yükselişle 564 milyar 924 milyon lira olarak hesaplandı.</p><p></p><p>Bu dönemde, genel devlet sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı yüzde 76,1, özel sektör sağlık harcamasının oranı da yüzde 23,9 olarak kayıtlara geçti.</p><p></p><p>Genel devlet ve özel sektörün alt bileşenlerine bakıldığında, 2024'te Sosyal Güvenlik Kurumu yüzde 39,5, merkezi devlet yüzde 36, hane halkları yüzde 18,8, sigorta şirketleri yüzde 2,8, hane halklarına hizmet eden kar amacı gütmeyen kuruluşlar ile diğer işletmeler yüzde 2,4, mahalli idareler yüzde 0,6'lık paya sahip oldu.</p><p></p><p>- Yaklaşık 173 milyar lira yatırım yapıldı</p><p></p><p>Cari sağlık harcaması 2024'te bir önceki yıla göre yüzde 92,7 artarak 2 trilyon 186 milyar 802 milyon liraya yükseldi. Sağlık harcamaları kapsamındaki yatırımlar yüzde 57,6 artışla 172 milyar 349 milyon liraya ulaştı.</p><p></p><p>Toplam sağlık harcamasının sağlık hizmeti sunucularına göre dağılımı incelendiğinde, ilk 3 sıra geçen yıl da değişmedi. Sağlık hizmetleri ve ürünleri satın almak için başvurulan sağlık kurumları içinde en büyük payı 2024 yılında yüzde 54,6 ile hastaneler oluşturdu. Hastaneleri sırasıyla yüzde 19,6 ile perakende satış ve diğer tıbbi malzeme sunanlar, yüzde 11 ile ayakta bakım sunanlar izledi.</p><p></p><p>Kişi başına sağlık harcaması 2023'te 14 bin 582 lira iken 2024'te yüzde 89,2 artarak 27 bin 587 liraya yükseldi. Kişi başına sağlık harcaması 2023'te 621 dolar iken 2024'te yüzde 35,3 artarak 840 dolara çıktı.</p><p></p><p>- Hane halklarının cepten sağlık harcaması 442,4 milyar lira</p><p></p><p>Toplam sağlık harcamasının gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı 2023'te yüzde 4,6 iken 2024'te yüzde 5,3 oldu. Cari sağlık harcamasının GSYH'ye oranı da 2023'te yüzde 4,7, 2024'te yüzde 4,9 olarak hesaplandı.</p><p></p><p>Hane halkları tarafından tedavi, ilaç gibi çeşitli amaçlarla yapılan cepten sağlık harcaması 2024'te bir önceki yıla göre yüzde 100,2 artarak 442 milyar 356 milyon liraya ulaştı. Hane halkı cepten sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı 2024'te yüzde 18,8 olarak belirlendi.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Pfizer'de üst düzey atama</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-5995/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/pfizerde-ust-duzey-atama-5995/</id>
<published><![CDATA[2025-12-02T15:09:33+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-02T15:09:33+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C2AA98-DB8B35-880062-E74956-FF959E-0316F4.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>2008 yılında Sabancı Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği bölümünden mezun olan Ahmet Kumkumoğlu, 2010 yılında aynı üniversitede MBA eğitimini tamamladı. Aynı yıl Pfizer'e Pazarlama Enformasyon Proje Müdürü olarak katılan Kumkumoğlu, 2012-2016 yılları arasında Ürün Müdürü olarak görev yaptı. Eylül 2016'da Pazar Erişim ve Fiyatlandırma Müdürü olarak atandı. Temmuz 2017'de ise Kurumsal İlişkiler Liderliği görevini üstlendi. Bu rolünde, Pfizer Türkiye'nin kurumsal stratejisinin oluşturulmasına liderlik ederek ülkemizdeki sağlık politikalarının şekillenme sürecine katkıda bulundu.</p><p>&nbsp;</p><p>Aralık 2020-Eylül 2021 tarihleri arasında Onkoloji Biyobenzerler ve Pazarlama Mükemmelliği Lideri olarak görev yapan Ahmet Kumkumoğlu, Eylül 2021'den 2023'e kadar Dahili Uzmanlıklar Kategori Lideri olarak sorumluluk üstlendi. Nisan 2023 itibarıyla Onkoloji Kategori Lideri olarak atanan Kumkumoğlu, kategorinin stratejik adımlarına liderlik etti, yeni lansmanlarla birlikte büyüme stratejisinin uygulanmasına öncülük etti ve Pfizer Türkiye Onkoloji ekibinin şirketin genel başarı hikâyesinde önemli bir rol oynamasını sağladı. Ahmet Kumkumoğlu, 1 Aralık 2025 itibarıyla Pfizer Türkiye Satış Direktörü olarak görev yapacak.</p><p>&nbsp;</p><p>Pfizer Türkiye Satış Direktörü Ahmet Kumkumoğlu, yeni görevine ilişkin şunları söyledi: “Pfizer Türkiye'de ‘bilim kazanacak' anlayışıyla hastaların hayatını değiştiren çığır açan yenilikler için çalışıyoruz. Rotasyon kültürü ve ‘lider okulu' kimliğiyle öne çıkan Pfizer Türkiye'de, yıllar içinde farklı alanlarda sorumluluklar üstlenmek benim için büyük bir gurur. Pfizer'de çok güçlü ve yetkin bir saha ekibiyle çalışıyoruz. Yeni görevimde, hasta odağımız doğrultusunda Pfizer'in Türkiye'deki satış stratejilerini geliştirerek hastalara doğru zamanda doğru tedaviyi ulaştırmamıza katkı sağlayacağım için gururluyum.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Dünya ilaç sektörüne yerli güven standardı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/dunya-ilac-sektorune-yerli-guven-standardi-1227/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/dunya-ilac-sektorune-yerli-guven-standardi-1227/</id>
<published><![CDATA[2025-12-01T14:09:28+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-01T14:09:28+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_1E258C-DCA1E9-2CFF57-3E606D-CDBFA8-F67219.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dünya ilaç pazarı, 2025 itibarıyla 1.6 trilyon dolar büyüklüğe ulaştı. Sektör Ar-Ge’nin yanı sıra kalite, izlenebilirlik ve uyumluluk süreçlerine yılda 50 milyar doların üzerinde yatırım yapıyor. 2024 yılı endüstri analizlerine göre, yapay zeka, ilaç endüstrisine yıllık 100 milyar dolara ulaşan ek ekonomik değer kazandırma potansiyeline sahip. Önümüzdeki dönemde yapay zekanın etkisinin katlanarak artması beklenmekte. Ancak bu katkının gerçekleşebilmesi, veri yönetimi, kalite süreçleri ve regülasyon uyumluluğu alanlarında dijital altyapıların güçlenmesine bağlı. Türk yazılım şirketi Bimser, dünya ilaç endüstrisinin en kritik gerekliliklerinden biri olan regülasyon uyumluluğu alanında önemli bir adım attı.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>TÜRK YAZILIM FİRMASINDAN ÖNEMLİ ATAK&nbsp;</p><p>Şirket, 2.000’den fazla kurum tarafından kullanılan QDMS kalite yönetim yazılımını, ilaç sektörüne özel olarak yeniden tasarlayarak “QDMS for Pharma” çözümünü geliştirdi. Yeni sürüm, ilaç, biyoteknoloji ve medikal teknoloji endüstrileri için uzmanlaşmış hizmetler sunan uluslararası regülasyon danışmanlığı firması Conval Group tarafından yapılan kapsamlı değerlendirmeler sonucunda GxP, GMP, FDA 21 CFR Part 11 dahil olmak üzere global gerekliliklerle uyumlu hale getirildi. Böylece, Türkiye menşeli bir yazılım, ilk kez küresel ilaç otoriteleri tarafından kabul edilen kalite standartlarıyla örtüşen bir yapıya kavuştu.&nbsp; Böylece, binlerce müşteri deneyimine sahip ve alanında kendini kanıtlamış QDMS, küresel ilaç otoritelerinin kalite gereklilikleriyle uyumu sayesinde, Türkiye pazarındaki başarısının ardından dünyaya açılacak ilk yerli yazılımlar arasında yerini aldı.&nbsp;&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>UYUMLULUK MALİYETLERİNDE YÜZDE 20-30 AZALMA&nbsp;</p><p>İlaç sektörü ve medikal firmalar için QDMS for Pharma,&nbsp; süreçleri dijitalleştirip, regülasyonlara uyumlu hale getirerek operasyonel verimliliği artırıyor, hata ve riskleri minimize ederek denetime hazırlığı kolaylaştırıyor. Global pazarda ise, ilaç sektörü gibi regülasyon gereklilikleri yüksek alanlara uyumlu altyapısı sayesinde, global standartlara uyması gereken çok uluslu firmaların güvenle tercih edebileceği bir ürün olarak konumlanıyor. Global ürünlere nazaran sağladığı fiyat avantajı ile de rekabetçi hale gelen ürünün yurt dışı büyümesinin artması hedefleniyor. Bimser CEO’su Murat Atıcı, QDMS for Pharma ile ilaç sektörü firmalarının regülasyon harcamalarında %20–30 tasarruf edebileceklerini söyledi. Öncelikli hedeflerinin Türkiye’deki ilaç, gıda, kozmetik, medikal teknolojiler gibi regüle sektör şirketlerine bu yeni çözümü sunmak ve bu sayede müşterilerinin Ar-Ge’den üretime kadar bütün süreçlerinde kalite standardını yükseltme ve global itibarını güçlendirme olduğunu aktardı.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>GLOBALE DE AÇILACAK&nbsp;</p><p>Bimser CEO’su Murat Atıcı, QDMS for Pharma’nın yalnızca bir yazılım değil, aynı zamanda ilaç sektöründe dijital güveni merkezine alan yeni bir platform olduğunu vurguladı. “İlaç sektörü dünyanın en hassas alanlarından biri. Herhangi bir süreçte oluşabilecek en ufak bir hata insan sağlığını riske atabilir. Biz QDMS ile bu sorumluluğu dijital bir güven kültürüne dönüştürdük. QDMS for Pharma, regülasyon, kalite ve dijitalleşmeyi birleştiren yeni bir endüstri standardı sunuyor” dedi. Atıcı, Conval Group iş birliğiyle geliştirilen çözümün, yalnızca Türkiye’de değil; ABD, Avrupa, MENA ve Asya gibi global pazarlarda da kullanılabileceğini belirtti. “Artık Türk mühendisliği standart yazılım ürünleri geliştirmenin ötesinde ilaçtan gıdaya, kimyadan biyoteknolojiye kadar kritik sektörlere özgü yazılım platformları geliştirerek küresel sahnede yerini alıyor” diye konuştu.&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>İÇ PİYASADAKİ AÇIĞI KAPATIR&nbsp;</p><p>Türk medikal sektöründe ciddi bir validasyon açığı olduğuna dikkat çeken Conval Group Kurucu Ortağı Timur Kabadayı, şunları söyledi: “İlaç sektöründe süreçlerin büyük bir kısmı form bazlı ilerliyor. Sürekli doldurulan, yazılan ve onaylanan formlar var. Ancak veri ve süreç sayısı artık o kadar arttı ki bunları kâğıt üzerinden yönetmek mümkün değil. QDMS for Pharma tam da bu noktada önemli bir ihtiyaca çözüm sunuyor. Global standartlara göre doğrulanan bu yerli yazılımla, öncelikle iç pazardaki önemli açığı kapatacağımıza inanıyorum. Avrupa, QDMS açısından büyük bir pazar; ancak sağlık harcamalarının en yüksek olduğu pazar ise Amerika. Ürünün bu coğrafyalarda da başarılı olacağını inanıyorum.”&nbsp;</p><p></p><p>QDMS for Pharma’nın firmalara katkısı:&nbsp;</p><p>•⁠&nbsp; ⁠ GxP, GMP, FDA 21 CFR Part 11 ve ISO 13485 ile uyumluluk&nbsp;</p><p>•⁠&nbsp; ⁠ Tüm kalite süreçlerinin tek yerde toplanması&nbsp;</p><p>•⁠&nbsp; ⁠ Dijital yönetim kolaylığı ile şeffaf ve izlenebilir olması&nbsp;</p><p>•⁠&nbsp; ⁠ Süreçlerdeki hataların azalması&nbsp;</p><p>•⁠&nbsp; ⁠Denetimlere her zaman hazır bir yapı&nbsp;</p><p>•⁠&nbsp; ⁠Çalışanların işlerini daha hızlı ve doğru bir şekilde yapabilmesi&nbsp;</p><p></p><p>GELECEK PLANI DEVREDE&nbsp;</p><p>Bimser, platformun geleceğini yapay zeka destekli akıllı kalite yönetimi vizyonu üzerine inşa ediyor. Murat Atıcı, bir sonraki hedeflerinin QDMS’e yapay zekâ tabanlı analiz ve öneri motorları kazandırmak olduğunu belirterek şunları söyledi: “2025 yılından başlayarak QDMS ürünümüze yapay zeka özellikleri kazandırıyoruz. 2026 yılında QDMS for Pharma ürünümüze de yapay zeka kabiliyetlerini entegre edeceğiz ve global pazarda daha iddialı adımlar atmaya devam edeceğiz. Yapay zeka destekli altyapı sayesinde firmalar riskleri öngörme, süreç sapmalarını tespit etme ve veriye dayalı karar alma yeteneklerini güçlendirecek; bu da çözümün global pazarlarda tercih edilen, akıllı ve rekabetçi bir platform hâline gelmesini sağlayacak.”&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>BİRÇOK SEKTÖR KULLANABİLECEK&nbsp;</p><p>Geliştirilen çözüm, esnek mimarisi sayesinde yalnızca ilaç sektöründe değil; gıda, kimya, biyoteknoloji ve tıbbi cihaz üretimi gibi regülasyon yoğun sektörlerde de kullanılabilecek. Bir taraftan, Türkiye’nin yazılım ihracatına katkı sağlayacak bu açılım aynı zamanda ülkemizde faaliyet gösteren ve regülatif açıdan uyumluluk zorunlulukları yüksek olan sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin de bu alanlardaki maliyetlerini düşürüp verimliliklerini artıracak. Bimser, bu adımla birlikte Türkiye’nin mühendislik gücünü global ilaç regülasyonlarına uyum kabiliyetiyle birleştirerek, güvenli ve geleceğe hazır bir kalite yönetimi standardını dünyaya sunuyor. </p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Biraz plan, çokça huzur: Sağlıklı beslenmenin en pratik yolu</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/biraz-plan-cokca-huzur-saglikli-beslenmenin-en-pratik-yolu-4023/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/biraz-plan-cokca-huzur-saglikli-beslenmenin-en-pratik-yolu-4023/</id>
<published><![CDATA[2025-12-01T13:57:26+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-12-01T13:57:26+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_D8A8E8-E51D86-69453A-5AA41E-939BE7-34D125.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Günlük koşturmalar içinde sık sık karşılaştığımız bir soru: “Bugün ne yesem?” Bu basit gibi görünen sorunun cevabı çoğu zaman plansızlık, zaman darlığı ya da yorgunluk nedeniyle sağlıksız tercihlere dönüşebiliyor. Oysa birkaç küçük adımla hem sağlıklı hem de ekonomik bir beslenme düzeni kurmak mümkün.</p><p>&nbsp;Duru Gıda Beslenme Danışmanı Diyetisyen Emine Uluçay, planlı beslenmenin yaşam kalitesine olan katkılarına değiniyor.</p><p></p><p>“Planlı beslenmek zihinsel ve fiziksel olarak rahatlatıcı bir etki yaratır”</p><p></p><p>Planlı beslenmenin sağlığımızın yanında, bütçe için de harika bir alışkanlık olduğunu söyleyen Emine Uluçay, planlı beslenmenin faydalarını şöyle ifade etti: “Haftalık yemek hazırlığı yaptığınızda dışarıdan sipariş verme alışkanlığınız azalır. Market alışverişinde daha bilinçli davranırsınız, aldıklarınızın israf olma ihtimali azalır. En önemlisi ise, acıktığınızda dolapta hazır, sağlıklı ve dengeli öğünler olur. Gün içinde “bugün ne yesem?” stresi ortadan kalkar. Önceden ne yiyeceğimizi planlamadığımızda, elimizin altında ne varsa veya dışarıdan çok da iyi olmayan opsiyonları sipariş etmeye daha meyilli oluruz.&nbsp;</p><p></p><p>“Birçok kişi planlı beslenmeyi kısıtlayıcı ve sıkıcı olarak algılar; oysa tam tersi bir etkiye sahiptir. Küçük bir planlama, büyük bir mutluluk ve huzur getirebilir. Bu, kendinize alan ve zaman açmanın en kolay yollarından biridir. Hafta sonu birkaç saatinizi ayırarak gerçekten sevdiğiniz ve yemek istediğiniz yiyecekleri hazırladığınızda, hafta içi kendinize daha fazla zaman ayırabilir ve “ne yesem” stresinden kurtulursunuz. Hafta içerisinde sağlıklı ve keyifli öğünlerin sizi beklediğini bilmek, zihinsel ve fiziksel olarak rahatlatıcı bir etki yaratır.”</p><p></p><p>Pratik ürünlerle hazırlık sürecini kolaylaştırın</p><p></p><p>Uluçay, ayrıca hazırlık sürecinde zamanı verimli kullanmak isteyenler için sağlıklı içerikli, paketli haşlanmış ürünlerin de oldukça iyi bir alternatif olduğuna dikkat çekiyor: “Örneğin haşlanmış baklagiller, dondurulmuş sebzeler veya önceden pişirilmiş tahıllar, öğün hazırlığını hızlandırırken aynı zamanda dengeyi korumanıza yardımcı olur. Bu tür ürünleri bilinçli şekilde kullanarak hem zamandan tasarruf edebilir hem de besleyici öğünler oluşturabilirsiniz.”</p><p></p><p>Planlı beslenme; sağlıklı bir yaşamın, bilinçli tüketimin ve zihinsel konforun temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Küçük adımlarla başlanabilecek bu alışkanlık, uzun vadede hem beden hem bütçe için büyük faydalar sağlıyor.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Soğukta güzel kalmanın sırları</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/sogukta-guzel-kalmanin-sirlari-9895/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/sogukta-guzel-kalmanin-sirlari-9895/</id>
<published><![CDATA[2025-11-28T11:51:30+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-28T11:51:30+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_C516D0-3BD4AB-BB5255-059F61-7B6E07-64AFB5.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Güneş ışınlarının azalması, sıcaklık değişimlerinin ciltte yarattığı matlık ve kuruluk derken birçok kişi için bu mevsim cilt bakımına ağırlık verme fırsatı olarak değerlendirilir.</p><p></p><p>Neden Kış Ayları Daha Uygun?</p><p></p><p>Kış mevsiminde güneşin etkisinin azalması, cilt yüzeyini yenileyen veya hassaslaştıran işlemler için güvenli bir ortam oluşturur. Peelingler, lazer uygulamaları, leke tedavileri ve mezoterapi seansları sonrası güneşten korunmak kritik önem taşır. Bu nedenle işlem sonrası güneş maruziyetinin düşük olduğu kış ayları, olası yan etkileri en aza indirir ve tedavilerin daha hızlı, daha konforlu sonuç vermesine yardımcı olur.</p><p></p><p>Kış Aylarında Güvenle Yapılabilen Medikal Estetik İşlemleri:&nbsp;</p><p></p><p>1.⁠ ⁠Lazerle Cilt Yenileme</p><p>Cilt tonunu eşitlemek, lekeleri hafifletmek ve ince kırışıklıkları azaltmak için uygulanan lazer tedavileri kışın en çok tercih edilen yöntemler arasında yer alır.</p><p></p><p>2.⁠ ⁠Kimyasal Peeling</p><p>Ölü deriyi arındıran, cilt tonunu açan ve daha aydınlık bir görünüm sağlayan kimyasal peeling uygulamaları, kışın çok daha güvenlidir. İnce kırışıklıkları açma etkisi ile&nbsp; cildi gençleştirme, gözenekleri sıkılaştırmanın yanı sıra leke tedavisi, akne ve akne izlerinin tedavisinde de oldukça etkili bir yöntemdir.&nbsp;</p><p></p><p>3.⁠ ⁠Leke Tedavileri</p><p>Güneş lekeleri, akne sonrası izler ve melazma gibi pigment sorunları, kışın daha hızlı ve etkin şekilde tedavi edilir. Lazer, peeling ve mezoterapi tabanlı leke tedavileri, kışın düşük UV ışınları sayesinde daha iyi sonuç verir.</p><p></p><p>4.⁠ ⁠Kırışıklık Tedavileri (Botulinum Toksin)</p><p>Mimik çizgilerini yumuşatan botoks uygulamaları tıbbi açıdan yılın her mevsiminde&nbsp; yapılabilir.&nbsp;</p><p></p><p>5.⁠ ⁠Dolgu Uygulamaları</p><p>Hacim kaybı yaşayan yanak, şakak, dudak, çene ve göz altı bölgeleri için yapılan dolgu işlemleri, volum kaybını yerine koyarken; yüz kontürünü şekillendirir. İçeriğindeki hyalüronik asitin su tutma kapasite sayesinde cilde&nbsp; nem ve canlılık da kazandırır.</p><p></p><p>Mezoterapi Yöntemleri: Kışın Cildi İçeriden Besleme Zamanı!..</p><p></p><p>1.⁠ ⁠Cilt Mezoterapisi (Vitamin Kokteylleri)</p><p>Cildin ihtiyacı olan vitamin, mineral ve aminoasitlerin doğrudan mezoderm tabakasına verilmesiyle yapılan mezoterapi, özellikle kışın kuruyan ve matlaşan cilde büyük bir canlılık kazandırır. Nem dengesini düzenler, yüzü daha taze bir görünüme kavuşturur. Sadece yüz değil boyun cildinin , göz çevresi ve ellerin de mezoterapi uygulamaları ile canlandırılıp gençleştirilebileceği unutulmamalıdır.&nbsp;</p><p></p><p>2.⁠ ⁠Saç Mezoterapisi</p><p>Soğuk hava ve mevsim değişimleri saç dökülmesini artırabilir. Saç köklerini güçlendiren, kan dolaşımını artıran özel kokteyller sayesinde daha güçlü ve sağlıklı saçlara kavuşmak mümkündür. Saç mezoterapisi kış aylarının popüler uygulamalarındandır.</p><p></p><p>3.⁠ ⁠Leke Mezoterapisi</p><p>Koyu lekeleri içeriden açmayı hedefleyen mezoterapi kokteylleri, kış aylarında güneşin etkisinin azalmasıyla daha başarılı sonuçlar verir.</p><p></p><p>Elbetteki bütün bu uygulamaların yanı sıra sağlıklı beslenmek,&nbsp; bol su içmek ve sigara , alkol gibi alışkanlıklardan kaçınmak cilt sağlığı için önem taşır. Kışın hava soğuk, rüzgarlı ve daha kuru olduğu için cilt bariyeri kolayca zarar görür. Bu yüzden kış için uygun bir nemlendiricinin içerikleri, hyalüronik asit, gliserin, panthenol gibi nemi cilde çekebilen, ciltte tutabilen ve seramid, squalan, niasinamid, kolloidal yulaf gibi bariyeri onaran maddelerden oluşmalıdır. Soğuk hava irritasyonunda da cilt aleo vera, allontoin, madecassol içerikli jel veya kremlerle desteklenebilir. Kışın güneş zayıf görünse de UV ışınları hâlâ cilt yaşlanmasının temel sebeplerindendir. En az SPF 30 güneş koruma bulutlu havalarda bile uygulanmalıdır.</p><p>Kışın dışarda soğuk, kapalı ortamlarda yanan ısıtıcılar oda havasında kuruluğa sebep olacağından içinde bulunduğumuz odanın havasını nemlendirmek önemlidir. Yine dudaklar, eller ve cilt nemlendirici kremlerle nemlendirilmelidir. C vitamini suda çözünen bir vitamin olduğundan C vitamini içeren&nbsp; cilt serumları muhakkak bir nemlendirici ile beraber kullanılmalıdır. Son yıllarda popüler olan retinoik asit serum ve kremleri doktor kontrolünde , doktorun uygun gördüğü kişiler kullanabilir. Tretinoin güçlü bir etken maddedir ve güneş ışığı ile etkileşime girdiği için yalnızca gece kullanımı uygundur. Uygun kişilerde düşük konsantrasyonlarda haftada 2-3&nbsp; gece kullanılarak başlanır. Cildin toleransına göre sıklık ve doz doktorunuz tarafından arttırılır.&nbsp;</p><p></p><p>Kış mevsimi, hem cilt hem de saç sağlığını uzun vadede destekleyen medikal estetik uygulamaları için eşsiz bir dönem sunuyor. Bu süreçte uzman bir hekimden kişiye özel planlama almak, tedavilerin hem güvenli hem de etkili olmasını sağlar. Soğuk hava dışarıda olsa da, doğru bakım yöntemleriyle cildiniz her zamankinden daha sıcak ve canlı görünebilir.</p><div><br /></div>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Veteriner laboratuvarlarına ilişkin esaslar düzenlendi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/veteriner-laboratuvarlarina-iliskin-esaslar-duzenlendi-7908/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/veteriner-laboratuvarlarina-iliskin-esaslar-duzenlendi-7908/</id>
<published><![CDATA[2025-11-28T10:30:15+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-28T10:30:15+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5397E9-ACBBAF-EB930A-3258DD-4DC101-A361FA.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Tarım ve Orman Bakanlığınca hazırlanan Veteriner Teşhis ve Analiz Laboratuvarları Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p><p></p><p>Yönetmelik, veteriner teşhis ve analiz laboratuvarlarının kuruluş ve çalışma izinlerini, bu laboratuvarlarda çalışan personelin niteliklerini, tutulacak kayıtlar ile teknik, sağlık, hijyenik şartlara uyumuna ilişkin esasları düzenliyor.</p><p></p><p>Düzenlemeye göre, bu laboratuvarların kuruluş izni için ilgili ücretin ödendiğine dair belge aranacak.</p><p></p><p>Daha önce enstitünün ilgili bölümünde görevli iki uzman veteriner hekim tarafından incelenen belgeler, kuruluşun faaliyet alanına uygun şekilde ilin veteriner hizmetleri yönünden bağlı olduğu veteriner kontrol enstitüsü müdürlüklerinde görevli yetkin personelce değerlendirilecek.</p><p></p><p>Meskende kurulan veya insan ikametinin bulunduğu binalarda iş yeri vasfı olan laboratuvarlarda, ihbarı mecburi hayvan hastalıkları ile zoonoz hayvan hastalıklarının teşhisi yapılamayacak.</p><p></p><p>Ulusal referans laboratuvarı, referans oldukları hastalıkların teşhisinde Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü tarafından belirlenen ve teşhiste metot birliğine alınmış tüm analiz metotlarında teşhis yapmakla yükümlü olacak.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Polifarma ile TÜSEB iş birliği protokolü imzaladı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/polifarma-ile-tuseb-is-birligi-protokolu-imzaladi-5846/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/polifarma-ile-tuseb-is-birligi-protokolu-imzaladi-5846/</id>
<published><![CDATA[2025-11-26T16:32:27+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-26T16:32:27+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_2AF2B8-1BFFCE-AAC3C9-84D1EC-868FAE-7884CF.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Bu yıl “Üreten Sağlık" temasıyla düzenlenen 11. Türk Tıp Dünyası Kurultayı, ulusal ve uluslararası sağlık otoritelerini bir araya getirdi. T.C. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sağlık Bakanlığı ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) koordinasyonuyla gerçekleştirilen kurultaya Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu başta olmak üzere yaklaşık 20 ülkenin sağlık bakanı ve sağlık endüstrisinin temsilcileri katıldı. Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar başta olmak üzere çok sayıda yerli ve yabancı bilim insanının da katılım sağladığı kurultayda Polifarma’nın SMA hastalığına yönelik yerli etkin madde ve ilaç üretim projesi örnek gösterildi ve öne çıktı.&nbsp;</p><p>Polifarma, kurultayda ayrıca TÜSEB ile “Yerli İlaç ve Etkin Madde Üretimi Projesi-Klinik Araştırma İş Birliği Protokolü”nü imzaladı.</p><p></p><p>“Hastalara çok daha hızlı ulaşabileceğiz”</p><p>Polifarma Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vildan Kumrulu, TÜSEB ile imzaladıkları iş birliği protokolünün Türkiye’nin ilaçta yerelleşme ve nadir hastalıklar alanında bağımsızlık hedeflerine önemli bir katkı sağlayacak stratejik değere sahip olduğunu söyledi. Sürecin hem bilimsel hem de insani yönüne dikkat çeken Kumrulu, “Tüm faaliyetlerimizde ‘Duygudan fikre, fikirden üretime’ diyoruz. Yedi yıl önce anne olmanın getirdiği sorumlulukla bir annenin yüreğinden doğan bu yolculuk, bugün 70 kişilik Ar-Ge ekibimiz ve 1.700’ü aşkın çalışanımızla SMA hastalığına yönelik Türkiye’nin en güçlü adımlarından birine dönüştü” dedi. TÜSEB’le geliştirdikleri bu kıymetli iş birliği sayesinde kritik verilere, klinik gelişmelere ve en önemlisi hastalara çok daha hızlı ulaşabileceklerini kaydeden Kumrulu, “Polifarma olarak yerelleşen Ar-Ge gücümüz ve milli üretim odağımızla, Türkiye’nin ilaçta tam bağımsızlığı için çalışmaya kararlılıkla devam edeceğiz” diye konuştu.&nbsp;</p><p></p><p>Türkiye’nin en kapsamlı Ar-Ge Merkezi’ni açtı&nbsp;</p><p>Polifarma Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Süleyman Kumrulu ise Türkiye’nin ilaç alanındaki en kapsamlı Ar-Ge merkezini, 19 Eylül'de Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu'nun katılımıyla açtıklarını belirterek şunları söyledi:</p><p>"Önemli bir yatırım, şu ana kadar özellikle Nusinersen etkin maddesi ve SMA ilacımızın etkin maddesine yaklaşık 14 milyon dolar civarında harcama yaptık. Bu sadece SMA ilacı değil SMA ilacıyla beraber Nadir Hastalıklar Platformumuzda oluşan 4 yeni etkin madde üretimimiz var. Her yıl yatırımlarımıza hız kesmeden devam edeceğiz."&nbsp;</p><p></p><p>“İlaçta tam bağımsızlık sürdürülebilir yerelleşmeyle mümkün”</p><p>Polifarma Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Vildan Kumrulu ayrıca kurultayın ilk gününde “İlaçta Yerlileşme: Bilim, Ar-Ge ve Gelecek” konulu panelde konuşmacı olarak yer aldı. Kumrulu, etkin maddelerin yerli üretimi, Ar-Ge yatırımlarının ulusal ilaç sanayisindeki stratejik rolü ve Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığını azaltacak teknoloji odaklı dönüşümün önemine dikkat çekti. İlaçta tam bağımsızlığın sürdürülebilir bir yerelleşme yaklaşımıyla mümkün olduğunu vurgulayan Kumrulu, yüzde 100 yerli bir marka olan Polifarma’nın bu vizyon doğrultusunda yaptığı çalışmaları anlattı.&nbsp;</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Sağlık turizminde yeni dönem</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-turizminde-yeni-donem-3604/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/saglik-turizminde-yeni-donem-3604/</id>
<published><![CDATA[2025-11-24T14:33:24+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-24T14:33:24+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_DCDD87-9C6AF2-C71AE5-349C23-7919CA-A79DCC.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>29 Kasım 2025 tarihli Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Yönetmeliği, sağlık turizmi sektöründe faaliyet gösteren tüm klinikler, hastaneler ve uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşları için yeni bir dönemin başlangıcı niteliğindedir.</p><p></p><p>Bu düzenlemeler; dijital tanıtımdan sosyal medya yönetimine, uluslararası pazarlama faaliyetlerinden görsel içerik kullanımına, hukuki çerçeve ve uygulama örneklerine kadar tüm operasyonları doğrudan etkilemektedir.</p><p></p><p>ThePrime olarak bu kritik düzenlemeleri uygulamalı örneklerle, gerçek vaka incelemeleriyle ve tam uyum çerçeveleriyle anlatıyoruz.</p><p></p><p>&nbsp;Bu Eğitimde Neler Anlatılacak?</p><p></p><p>1) Yönetmelik Genel Çerçeve</p><p>Sağlık tanıtımı ve bilgilendirmede temel ilkeler</p><p>Reklam-Tanıtımı faaliyetlerinin 29 Temmuz 2023 vs 12 Kasım 2025 yönetmelik farkları</p><p>Aracı kuruluşların ilk kez açıkça tanımlanması</p><p>Cezai yaptırımlar -KVK kapsamında yeni düzenlemeler&nbsp;</p><p>Yeni Yönetmeliğin Sağlık Turizm Teşviklerine Etkisi&nbsp;</p><p>2) Dijital Tanıtım Kısıtları ve Yeni Uyum Kuralları</p><p>Sosyal medyada artık hangi içerikler yasak? (öncesi–sonrası, kampanya, yorum vb.)</p><p>Influencer ve çalışan paylaşımlarında sorumluluk</p><p>Web sitesi ve reklam panellerinde uygulanması gereken yeni kurallar</p><p>3) Uluslararası Sağlık Turizmi Tanıtımı (Md. 8)</p><p>Ayrı domain / ayrı sosyal medya hesabı zorunluluğu</p><p>HealthTürkiye logosu ve görünürlük kuralları</p><p>TR hedefli sponsorlu içerik kısıtlamaları</p><p>Aracı kuruluşların tanıtımında yeni sınırlar</p><p>4) Ekler ve Uygulama Belgeleri</p><p>Ek-1: Görsel İçerik İşleme ve Onam Formu</p><p>Ek-2: Tanıtım – İdari Yaptırım Süreci</p><p>Ek-3: Radyo / TV Taahhüt Süreci</p><p>5) Uygulamalı Vaka Analizleri</p><p>Denetimde uygunsuz bulunan içerik örnekleri</p><p>Aracı kuruluşlara özgü riskli uygulamalar</p><p>Klinik ve hastane örnekleri üzerinden canlı inceleme</p><p>6)Sağlık Turizm Teşviklerine Etkisi&nbsp;</p><p>Teşvikler yine ek kaynak kullanılabilecek mi?&nbsp;</p><p>Teşvik alınabilmesine engel durumlar neler olacak?</p><p>Uyum denetim modeli (iç kontrol + periyodik tarama)</p><p>7) Hukuki Yaptırımlar ve KVK Düzenlemeleri</p><p></p><p>KVK uyum sureçleri&nbsp;</p><p>Denetim ve komisyon incelemeleri için hazırlık&nbsp;</p><p>&nbsp;Konuşmacılar</p><p>Salih Kutluk – ThePrime Danışmanlık Kurucusu</p><p>ThePrime Akademi Mevzuat Uyum Ekibi</p><p>Avukat -KVK Uzmanı -Betül KAROL</p><p>Ahmet Yardımcı Akademi Kurucusu -Ahmet Yardımcı-Uluslararası Satış Pazarlama&nbsp; Eğitimleri -Ekip Yönetimi&nbsp;</p><p>CrossTheLıne-Dijital Pazarlama yönetim Sistemleri&nbsp;</p><p>&nbsp;Etkinlik Detayları</p><p>Tarih: 29 Kasım 2025</p><p>Saat: 13:00-18:00</p><p>Yer: ThePrime Etkinlik Alanı (İstanbul)</p><p></p><p>&nbsp;Katılım Şartı: Tum sağlık turizm işletme sahibi ,hastane ,tıp merkezi ,hekim , kurucu ,sahibi ve sağlık acentesi sahipleri ve yöneticileri İÇİN ÜCRETSİZ KATILIM !</p><p></p><p>&nbsp;Neden Katılmalısınız?</p><p>Yönetmeliğin tüm maddelerini uygulamalı öğrenirsiniz</p><p>Uyum ihlali risklerini erken tespit edersiniz</p><p>Ekler, cezalar ve denetim süreçlerine hâkim olursunuz</p><p>Ajans ve sosyal medya süreçlerinizi güvenle dönüştürürsünüz</p><p>Sağlık turizmi operasyonlarınızı “Yeni Dönem Uyum Modeli”ne geçirirsiniz</p><p>ThePrime’ın uzman uyum ekibi ve Dijital Reklam yönetimi ve Satış Profesyonelleri , Sağlık Turizm Hukuk Danışmanı ile birebir soru–cevap yapma imkânı bulursunuz</p><p>&nbsp;Etkinlik Sonrası Katılımcılara Verilecekler</p><p>Dijital Uyum CheckList (Excel)</p><p>2023–2025 Yönetmelik Kıyas Tablosu (PDF)</p><p>Sunum&nbsp;</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">13. Üreme Sağlığı ve İnfertilite Kongresi Antalya'da gerçekleştirildi</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/13-ureme-sagligi-ve-infertilite-kongresi-antalyada-gerceklestirildi-6713/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/13-ureme-sagligi-ve-infertilite-kongresi-antalyada-gerceklestirildi-6713/</id>
<published><![CDATA[2025-11-23T14:56:08+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-23T14:56:08+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_04ACDD-15A575-E3A9A1-DA0167-F667A0-908C8D.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Dernekten yapılan açıklamaya göre, TSRM Başkanı Prof. Dr. Barış Ata'nın Başkanlığını yaptığı kongre, Türkiye'nin en kapsamlı üreme tıbbı organizasyonlarından biri olarak öne çıkıyor.</p><p></p><p>TSRM'nin düzenlediği 13. Üreme Sağlığı ve İnfertilite Kongresi, Antalya Belek'te gerçekleştirilerek ulusal ve uluslararası düzeyde ilgi gördü. 27 ülkeden 100'den fazla yabancı katılımcının yer aldığı kongrede, Türkiye'den 185, yurt dışından 38 bilim insanı oturumlarda görev aldı.</p><p></p><p>Dört gün boyunca 14 bilimsel oturum, 68 yuvarlak masa toplantısı, 4 uydu sempozyumu, 3 hemşirelik oturumu ve 4 kurs düzenlenirken, 41 sözel ve 6 poster bildiri sunuldu.</p><p></p><p>Kongrede üreme tıbbında hızla değişen uygulamalar, azalan doğurganlık oranları, infertilite yönetimi, yardımcı üreme teknolojilerindeki yenilikler ile etik ve hukuki boyutlar ele alındı. Etkinlik, genç araştırmacılar, embriyologlar, klinisyenler, akademisyenler ve sağlık profesyonelleri için düzenlenen özel oturumlarla dikkati çekti.</p><p></p><p>TSRM'nin kurumsal işbirliği yaptığı Amerikan Üreme Tıbbı Derneği (ASRM) ve Middle East Fertility Society'nin (MEFS) yanı sıra Avrupa Üreme Tıbbı camiasında tanınmış birçok yabancı uzmanla birlikte Türkiye'nin önde gelen hekim ve araştırmacıları da sunumlarıyla programa katkı sağladı.</p><p></p><p>Kongrenin bildirileri üreme tıbbının önde gelen dergilerinden Reproductive Biomedicine Online tarafından özel bir sayıyla yayınlarak dünya çapında bilim insanlarıyla paylaşıldı.</p><p></p><p>Reproductive BioMedicine Online baş editörleri Prof. Nick Macklon, Prof. Juan Garcia Velasco ve Mr. Duncan Nicholas yüksek etkili dergilerde yayın yapmak konulu bir çalıştay düzenleyerek Türkiye'nin genç bilim insanlarına destek oldu.</p><p></p><p>Kongre süresince katılımcılar, bilimsel oturumların yanı sıra sosyal etkinliklerle de bir araya geldi. Antalya'nın dünya standartlarındaki kongre ve konaklama altyapısı, delegelerin hem verimli hem de keyifli bir kongre deneyimi yaşamasını sağladı.</p><p></p><p>TSRM tarafından, kongre süresince elde edilen bilimsel çıktılar ve kurulan işbirliği ağlarının, Türkiye'deki üreme sağlığı hizmetlerinin daha da güçlenmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.</p><p></p><p>Dünyada tıpta yan dal eğitimi giderek daha kritik bir rol üstleniyor. Bu eğitim, uzman hekimlerin belirli bir alanda ileri düzey yetkinlik kazanmalarını sağlayarak hem klinik sonuçların iyileştirilmesine hem de bilimsel ilerlemenin hızlanmasına katkı sunuyor.</p><p></p><p>Bu kapsamda üreme endokrinolojisi ve infertilite, modern tıbbın en hızlı gelişen, en fazla bilimsel yenilik üreten ve en yüksek düzeyde multidisipliner işbirliği gerektiren alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu alan, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığının temel eğitiminden çok daha derin bir hormonal, genetik, metabolik, cerrahi ve laboratuvar bilgi birikimi gerektiriyor.</p><p></p><p>Bu uzmanlık alanını özel kılan unsurlar arasında, hormon fizyolojisinin ileri düzeyde anlaşılması, üreme biyolojisi ve embriyoloji bilgisi, ileri düzey ultrasonografi ve endoskopik cerrahi teknikler, yardımcı üreme teknolojileri laboratuvar süreçleri, genetik ve metabolik hastalıkların infertilite ile ilişkisi ve üreme sağlığında etik ve hukuki düzenlemeler yer alıyor.</p><p></p><p>- Üreme tıbbı yan dal müfredatına Avrupa onayı</p><p></p><p>ESHRE'nin (European Society of Human Reproduction and Embryology) Üreme Tıbbı Yan Dal eğitimi için hazırladığı müfredat, ekimde Avrupa Tıpta Uzmanlık Dernekleri Federasyonu (European Union of Medical Specialists) tarafından tanınarak Avrupa çapında üreme endokrinolojisi ve infertilite yan dal eğitiminin standardı oldu.</p><p></p><p>ESHRE Üreme Tıbbı yan dal eğitimi kurulu koordinatörlüğünü yürüten, Prof. Dr. Barış Ata, ESHRE Akreditasyon programları koordinatörü Prof. Dr. Antonis Makrigiannakis ve Prof. Dr. Tatjana Motrenko ile TSRM kongresinde bu programın tanıtıldığı bir oturum düzenleyerek Türkiye'de bilinirliğine katkıda bulundu.</p><p></p><p>Öte yandan, Türkiye'de doğurganlık oranlarının düşmesi, nüfusun yaşlanması ve gelecekteki iş gücü daralması kamu politikaları açısından önemli riskler doğuruyor.</p><p></p><p>Prof. Dr. Hakan Yaralı önderliğinde Anatolia Tüp Bebek Merkezi ve Hacettepe Üniversitesi uzmanlarınca yürütülen araştırma kapsamında, Türkiye'de tüp bebekle dünyaya gelen tekil bebeklerin yaşam boyu devlete sağladığı net vergisel katkıyı hesapladı.</p><p></p><p>Türkiye'nin doğurganlık hızındaki düşüş göz önüne alındığında, IVF (tüp bebek tedavisi) erişiminin genişletilmesinin hem demografik açıdan hem de ekonomik olarak ülkeye uzun vadeli fayda sağlayacağı ortaya konuluyor.</p><p></p><p>Bu arada, kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşmacı olarak, TSRM Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Barış Ata, TSRM Genel Sekreteri Prof. Dr. Yaprak Üstün, TSRM Yönetim Kurulu Üyesi ve Kongre Sekreteri Prof. Dr. Işıl Kasapoğlu ile TSRM Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ali Sami Gürbüz yer aldı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Türkiye dental turizmde gözünü dünyanın zirvesine dikti</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-dental-turizmde-gozunu-dunyanin-zirvesine-dikti-3500/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/turkiye-dental-turizmde-gozunu-dunyanin-zirvesine-dikti-3500/</id>
<published><![CDATA[2025-11-18T13:43:35+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-18T13:43:35+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_469470-9431D9-4A2B5A-67AC2B-7F2034-F3709C.gif&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Akyüz, derneğin Türkiye'deki diş implantı ticaretinin yüzde 80'inden fazlasını oluşturduğunu söyledi.</p><p></p><p>İmplantın vücuda uyumlu ve eksik dişlerde kullanılan en iyi tedavi yöntemi olduğunu belirten Akyüz, Türkiye'nin bölgede en çok implant tedavisi yapan ülke olduğunu kaydetti.</p><p></p><p>Akyüz, Türkiye'de eskiden yılda 150 bin civarındaki implant tedavi sayısının günümüzde 5 milyona ulaştığını dile getirdi.</p><p></p><p>Dental turizmde Türkiye'nin Avrupa'da en güçlü ülke olduğuna dikkati çeken Akyüz, "Türkiye, dünyada da birinci olmayı hedefliyor. Bu işin yurt içi hasılası 500 milyon dolara ulaştı. Tabii ki asıl hedefi 1 milyar dolar. Dünyada her ülkede dental implant üretilemiyor. Bu yüksek teknoloji bir ürün. Ülkemizde de böyle." diye konuştu.</p><p></p><p>Akyüz, Türkiye'de 30'dan fazla Türk diş implantı markası bulunduğunu vurgulayarak, bütün üreticilerin çok yüksek standartlarda çalıştığını söyleyemeyeceğini belirtti.</p><p></p><p>Avrupa'da 2027'de geçerli olacak en son kalite belgelerini alan 2 Türk firmasının olduğuna işaret eden Akyüz, "Bunlardan biri de kendi üretimimiz olmasından dolayı onurlu ve gururluyum." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>- "Öncelik kayıt dışı, kaçak ve güvensiz ürünle mücadele etmek"</p><p></p><p>Oğuz Akyüz, yaklaşık 10 yıl önce ortalama yüzde 20 olan Türkiye'de üretilen implant kullanımının yüzde 60'a ulaştığını dile getirdi.</p><p></p><p>Türkiye'nin geçmişte diş implantı ihracatında dünyada 36. sırada yer aldığını, bugün ise 16. sıraya yükseldiğini belirten Akyüz, ülkenin implant üretim teknolojisindeki gelişmelerin önemine dikkati çekti.</p><p></p><p>Akyüz, derneğin önceliğinin kayıt dışı, kaçak ve güvensiz ürünle mücadele etmek olduğunu belirterek, şöyle devam etti:</p><p></p><p>"Özellikle son 2-3 yıldır hatta 2020'de başlayan serüvende Ticaret Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığıyla çok ciddi ilişkiler içindeyiz ve irtibat halindeyiz. Ticaret Bakanlığımız bundan 1,5 yıl önce teftiş incelemesi başlattı. Sağlık Bakanlığı da yurt içinde denetim ve teftiş incelemeleri başlattı. Kaçak ürünlerin sahte olma ihtimalini kimse bilemez. Çünkü bu medikal ürün, pirsing, küpe kapsamına girebiliyor. İlaç satmak istiyorsanız öncelikle firmaya ait çeşitli testlerden, sınavlardan, belgelerden geçerek ruhsat almanız gerekiyor. Satacağınız her ürünü de sisteme kaydettirmeniz lazım. Bu ürün sistemde kayıtlı değilse ya sahte ya da kaçak diyebiliriz."</p><p></p><p>- "Kayıtsız ürünlere kesinlikle izin verilmemeli"</p><p></p><p>Türk diş implantı sektöründe faaliyet gösteren firmaların yaklaşık yüzde 80'inin sisteme kayıtlı olduğunu belirten Akyüz, Türk Diş Hekimleri Birliğinin belirlediği bir tarife olduğunu anlattı.</p><p></p><p>Akyüz, implant hariç bir tedavinin ücretinin ortalama 15 bin lira olduğunu aktararak, "Buna rağmen, bu bedelin üçte, dörtte birine 'Yerli fiyatına Alman implantı', 'Çok ucuz implant' gibi ifadelerle yapılan reklamlar hastalar için yanıltıcı oluyor. Bu tür reklamlarda kullanılan ürünlerin önemli kısmı güvensiz ya da kayıtsız. Bu konuda derneğimize sürekli şikayetler geliyor. Başvurularımız üzerine ilgili bakanlıklar inceleme başlatarak tespitler yaptı." dedi.</p><p></p><p>En kısa zamanda eksik mevzuatın da tamamlanıp, ülkeye kayıtsız ürün girişinin engellenmesini ve sahte üretimlerin durdurulmasını beklediklerini dile getiren Akyüz, hem hekimlere standartların çok altında fiyatlarla ürün satışının hem de hastalara bu şekilde tedavi sunulmasının önüne geçmek için bakanlıklarla birlikte çok ciddi mücadele yürüttüklerini bildirdi.</p><p></p><p>Akyüz, 2026 yılı başında Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ile "TAREKS" olarak adlandırılan, Maliye Bakanlığının da içinde olduğu denetim sistemi geldiğini kaydederek, "Dernek olarak en büyük ihtiyacımız ve hedefimiz 'Güvenli Ürün, Sağlıklı Türkiye' mottosuyla Türkiye'de kayıtlı ürün, kayıtlı ve ruhsatlı firmaların hizmet verdiği sürdürülebilir itibara ulaşmayı çok arzu ediyoruz." diye konuştu.</p><p></p><p>Dental implant tedavisinin Türkiye'de çok başarılı olduğuna dikkati çeken Akyüz, tedavi için yurt dışından gelenlerin Türkiye'yi tercih ettiğini vurguladı.</p><p></p><p>Akyüz, vatandaşların standart fiyatların çok altında sunulan hizmet veya ürünlerden uzak durmasını tavsiye ederek, şu ifadeleri kullandı:</p><p></p><p>"Unutmayın ki bu ömrünüz boyunca vücudunuzun içinde taşıyacağınız bir organdır. Bu konuda sağlığınızı riske atmayın, ürünü kayıtsız ve ruhsatsız firmalardan tercih etmeyin. Hem vatandaşlarımızın hem de diş hekimlerimizin bu konuya çok dikkat etmelerini rica ediyoruz. Hizmette nasıl başarılıysak üründe de o kadar güvenli ve itibarlı olmak durumundayız. Dolayısıyla diş hekimliği camiasından ve vatandaşlarımızdan bu tür ticaretleri, çok ucuza, ne olduğu belli olmayan kayıtsız ürünlere kesinlikle izin vermemelerini arzu ediyoruz."</p><p></p><p>- "Sponsorlu reklam veren sağlık kuruluşlarından uzak durulmalı"</p><p></p><p>Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB) Genel Başkanı Fatih Güler ise Türkiye'ye ithal giren implantlarda kayıt dışı ürünlerin bulunabildiğini söyledi.</p><p></p><p>Bu implantların bazılarının hijyen açısından sıkıntılı olduğunu aktaran Güler, orijinal kullanımının önemine değindi.</p><p></p><p>Güler, "Vatandaşların birliğin yayınladığı rehber tarifenin çok altında tedavi planlaması yapmak isteyenlere karşı dikkatli olması gerekir. Sponsorlu reklam veren, 'Bir alana bir bedava' veya 'implantta kampanya' diyen sağlık kuruluşlarından uzak durulması gerektiğini tavsiye ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">DİYAÇEV'den 'Diyabetli Çocukların Durumu 2025' Raporu</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/diyacevden-diyabetli-cocuklarin-durumu-2025-raporu-5169/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/diyacevden-diyabetli-cocuklarin-durumu-2025-raporu-5169/</id>
<published><![CDATA[2025-11-17T16:28:38+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-17T16:28:38+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_735542-888422-2BCB48-0D2DC8-74A346-71CB80.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Rapor, diyabetli çocukların yaşam kalitesini yükseltmek, tedavi yaklaşımlarında standart oluşturmak ve ülke genelinde uygulama birliği sağlamak amacıyla hazırlandı. Çalışmada, uluslararası rehberler ve özellikle ISPAD 2022-24 önerileri dikkate alınarak, Türkiye’deki klinik deneyimlerle uyumlu güncel bir tedavi çerçevesi de oluşturuldu.</p><p>Çocuklarda bütüncül diyabet yönetimi için öneriler&nbsp;</p><p>Hazırlanan öneriler, çocuk endokrinolojisi merkezlerinin tamamında tip 1 diyabetli çocuk ve ailelerine standart, yapılandırılmış bir diyabet eğitimi verilmesini öngörüyor. Ayrıca karbonhidrat sayımı eğitiminin tanıdan hemen sonra yapılması, yemek öncesi insülin uygulamalarının doğru zamanlamayla gerçekleştirilmesi, insülin dozlarının sabit skalalar yerine öğündeki karbonhidrat miktarı ve glukoz düzeyine göre ayarlanması gibi pratik öneriler içeriyor.</p><p>Rapor, aynı zamanda çocuklarda gereksiz ara öğün uygulamalarından kaçınılmasını, hipoglisemi tedavisinde aşırı karbonhidrat alımına son verilmesini ve gece yatmadan önce “yüksek glukozla yatırma” alışkanlığının bırakılmasını da öneriyor. Uzmanlar, bu değişikliklerin hem metabolik dengeyi hem de yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyeceğini vurguluyor.</p><p>Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Uzmanı, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Hatun, raporun amacını şöyle özetliyor: “Rapordaki bulgular, çocuk diyabet bakımında son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedilse de HbA1c düzeylerinin hâlâ hedeflerin üzerinde olduğunu, ekiplerde diyetisyen eksikliği bulunduğunu ve diyabet teknolojilerine erişimde ekonomik engellerin sürdüğünü göstermektedir. Ailelerin ifadeleri, diyabetli çocukların yalnızca tıbbi değil, psikolojik ve sosyal açıdan da desteğe ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktadır. Sosyal yaşamda ve okul ortamında bilgi eksikliği, etiketlenme ve dışlanma en sık dile getirilen sorunlardır.&nbsp;</p><p>Son yıllarda sensörlerin geri ödeme kapsamına alınması önemli bir gelişme olsa da insülin pompalarına erişim sınırlı kalmıştır. Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, sensörler ve otomatik insülin pompalarının tam olarak geri ödeme kapsamına alınması tüm diyabetli çocukların hakkıdır.</p><p>Bu raporun en önemli amacı, ülkemizdeki 30.000 dolayındaki tip 1 diyabetli çocuğun birçok sorununu iyi bir planlama ve makul miktarda kaynakla çözmenin mümkün olduğunu, yani ulusal düzeyde çabalarla diyabetli çocukların kaderini değiştirebileceğimizi gündeme taşımak ve 14 Kasım 2025 Dünya Diyabet Gününde, diyabetli çocukların sesi olmaktır.”</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">ASELSAN sağlıktaki en büyük sözleşmesine imza attı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/aselsan-sagliktaki-en-buyuk-sozlesmesine-imza-atti-1797/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/aselsan-sagliktaki-en-buyuk-sozlesmesine-imza-atti-1797/</id>
<published><![CDATA[2025-11-17T13:36:42+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-17T13:36:42+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_3B7C03-591322-3C8160-043976-AE7F3C-F9AF92.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>ASELSAN, yurt içinde kullanıma yönelik medikal görüntüleme sistemlerinin tedariki kapsamında 26 milyon 70 bin dolarlık sözleşme imzaladı. Bu sözleşme, ASELSAN'ın sağlık alanında bugüne kadar imzaladığı ekonomik büyüklüğü en büyük sözleşme olarak dikkati çekiyor.</p><p></p><p>ASELSAN "teknolojinin çift amaçlı kullanımı" konusunda ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda askeri elektronik alanındaki bilgi ve tecrübesiyle sağlık teknolojilerine yönelik çalışmalar yürütüyor.</p><p></p><p>Şirket, Türkiye'nin sağlık sistemlerinde yerli teknoloji geliştirme stratejisine, sahip olduğu yüksek teknoloji, tasarım/üretim altyapısı ve insan kaynaklarıyla destek veriyor.</p><p></p><p>Türkiye'nin yıllık tıbbi cihaz ithalatı 3 milyar dolar, bunun görüntüleme cihazları kısmı ise 500 milyon dolar olarak tahmin ediliyor.</p><p></p><p>Görüntüleme, mikro dalga, radar, elektro optik, güç elektroniği gibi askeri savunma teknolojilerinden gelen bilgi birikimi sağlık alanına taşıyan ASELSAN, "görüntüleme cihazları", "tanı, teşhis ve takip cihazları" ve "yaşam destek cihazları" ile sağlıktaki ana cihaz portföyünü oluşturdu.</p><p></p><p>ASELSAN'ın sağlık profesyonellerinin görüş ve önerileriyle tamamen milli imkanlarla geliştirdiği Mobil Dijital Röntgen Cihazı (ADR-M100), ilk kez Türkiye’nin köklü hastanelerinden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde geçen yıl kullanıma alındı.</p><p></p><p>ASELSAN Mobil Dijital Röntgen cihazı, radyoloji ünitesine gidemeyecek ya da götürülmesi zor hastalar için kamu, üniversite, özel ve sahra hastanelerinin yoğun bakım ünitelerinde, ameliyathanelerde, acil servislerde ve çeşitli kliniklerde kullanılabilen seyyar hareket edilebilen üst segment röntgen cihazı olarak tasarlandı.</p><p></p><p>Motorize hareket özelliği bulunan ADR-M100 Mobil Dijital Röntgen Cihazı, 32kW'lık güçle tüm vücutta çekim yapabiliyor.</p><p></p><p>CE sertifikasına sahip olan cihaz, ASELSAN'ın ilk medikal görüntüleme ürünü olarak dikkati çekiyor.</p><p></p><p>Cihaz, düşük dozlarla yüksek görüntü kabiliyeti elde edebiliyor, hareketli dikey ve yatay kolları sayesinde çok rahat bir şekilde yönlendirilebiliyor.</p><p></p><p>ASELSAN Mobil Röntgen Cihazı, acil çekim durumlarında sistem açılır açılmaz çekim yapmaya hazır hale gelmesi sayesinde görüntüler hızlıca alınabiliyor.</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Zayıflama ilaçları görme kaybına yol açabiliyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/zayiflama-ilaclari-gorme-kaybina-yol-acabiliyor-3110/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/zayiflama-ilaclari-gorme-kaybina-yol-acabiliyor-3110/</id>
<published><![CDATA[2025-11-16T11:23:02+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-16T11:23:02+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_B2FA0F-3D578F-B745CD-44BE89-F47BE9-9E8079.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Yaylalı, son zamanlarda popüler hale gelen yeni nesil zayıflama ilaçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p><p></p><p>Yaylalı, milyonların kilo verme umuduyla kullandığı bu ilaçların, nadir de olsa kalıcı görme kaybına yol açabileceğini aktararak, "Zayıflamak uğruna göz sağlığınızı riske atmayın. Bu ilaçları kullanan veya kullanmayı düşünen hastalar, görme sinirinde hasar riski nedeniyle tedaviye başlamadan önce mutlaka bir göz hekiminin kontrolünden geçmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Diyabet tedavisi için geliştirilen ve kilo kaybı sağlaması nedeniyle yaygın kullanılan GLP-1 reseptör agonistlerinin bazı hastalarda göze ait yan etkilere neden olabileceğini vurgulayan Yaylalı, bu ilaçlarla ilişkilendirilen en önemli yan etkinin, görme sinirinde beslenme bozukluğu sonucu ortaya çıkan iskemik optik nöropati olduğunu belirtti.</p><p></p><p>Prof. Dr. Yaylalı, şeker hastalığı veya obezitesi bulunan kişilerin bu ilaçları kullanmadan önce mutlaka göz muayenesinden geçmesi gerektiğini ifade ederek, "Bu ilaçların kullanımı öncesinde hastaların göz hekimi tarafından değerlendirilmesi, varsa retinopati gibi risklerin tespit edilmesi gerekir. Çünkü hızlı kan şekeri düşüşleri, mevcut göz tutulumunu ağırlaştırabilir." uyarısında bulundu.</p><p></p><p>Hızlı kan şekeri düşüşlerinin özellikle diyabetik retinopati hastalarında tehlikeli olabileceğini belirten Yaylalı, bazı hastalarda görme azalmasına yol açan görme noktasında sıvı birikiminin gözlemlenebileceğini aktardı.</p><p></p><p>Yaylalı, bu durumda göz içi enjeksiyon tedavisinin gerekebileceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Zayıflama ilaçlarının yaşa bağlı sarı nokta hastalığı (makula dejenerasyonu) üzerindeki etkileri de henüz tam açıklığa kavuşmadı. Bazı çalışmalarda kuru tip sarı nokta riskinin azaldığı, yaş tip formun ise arttığı bildiriliyor. Ancak bu konuda kesin yargıya varmak için uzun dönemli, geniş hasta gruplarında yapılacak araştırmalara ihtiyaç var."</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Apartmanlar komşuluk bağlarını kopardı</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/apartmanlar-komsuluk-baglarini-kopardi-5522/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/apartmanlar-komsuluk-baglarini-kopardi-5522/</id>
<published><![CDATA[2025-11-15T16:39:17+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-15T16:39:17+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_5ECEAD-D70995-E60D8D-3F3233-344346-1AC979.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, 17 Kasım Dünya Komşular Günü dolayısıyla komşuluk kavramının sosyolojik boyutlarını ve modern kent yaşamının bu ilişkiler üzerindeki etkilerini değerlendirdi.&nbsp;</p><p></p><p>Komşuluk, sosyal bir yakınlık</p><p></p><p>Komşuluğun, sosyolojik açıdan insanların yaşadıkları çevrede birbirleriyle kurdukları sosyal ilişkileri ifade ettiğini dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu ilişkiler, duygusal destek, yardımlaşma, güven ve karşılıklı sorumluluk gibi unsurlarla şekillenir. Komşuluk, yalnızca coğrafi bir yakınlık değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve psikolojik bağların oluşturduğu bir kavramdır. İnsanlar, genellikle benzer yaşam biçimleri, değerler ve ihtiyaçlar etrafında bir araya gelirler ve bu, komşuluk ilişkilerinin temellerini oluşturur.” dedi.</p><p></p><p>Geleneksel toplumlarda komşuluk kritik rol oynuyordu</p><p></p><p>Geleneksel toplumlarda komşuluğun, güçlü bir sosyal ağ oluşturduğunu ve toplumsal bağların pekişmesinde önemli bir rol oynadığını kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, komşularıyla sürekli etkileşimde bulunur, karşılıklı yardımlaşır ve güvenlik konusunda birbirlerine destek olurlardı. Komşuluk ilişkileri, aynı zamanda psikolojik destek sağlamak ve aidiyet duygusu açısından da büyük bir işlev görürdü. Bu tür ilişkiler, toplumsal uyumun sağlanmasında da kritik bir rol oynardı.” diye anlattı.</p><p></p><p>&nbsp;</p><p></p><p>Şehirlerde komşuluk bağları zayıflıyor</p><p></p><p>Ancak modern kent yaşamı ile birlikte, apartmanlarda ve yüksek binalarda yaşayan insanların sayısının artması, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi olguların komşuluk ilişkilerini yüzeysel hale getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şöyle devam etti:</p><p></p><p>“İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı etkileşimde bulunmamaktadır. 2024 yılında Areda Survey'in Türkiye genelinde yaptığı geniş çaplı bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin eskisi kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise bu ilişkilerin tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur.</p><p></p><p>AVM kültürü esnaf komşuluğunu da dönüştürdü</p><p></p><p>Çarşıda ve esnaf komşuluklarında da benzer bir dönüşüm yaşanmıştır. Eskiden mahalle ve çarşı esnafı, sıkı sosyal bağlar kurarak alışveriş ve karşılıklı yardımlaşma ilişkilerini güçlendirirdi. Ancak günümüzde işyerlerinin anonimleşmesi, alışveriş merkezlerinin (AVM) yaygınlaşması ve müşteri ilişkilerinin daha işlevsel hale gelmesiyle birlikte, esnaf komşulukları da daha yüzeysel ve çıkar odaklı bir hale dönüşmüştür.”</p><p></p><p>Şehirleşme ve bireyselleşme, komşuluk ilişkilerinde dönüşüm yarattı</p><p></p><p>Şehirleşme ve bireyselleşmenin, komşuluk ilişkilerinde belirgin bir dönüşümü beraberinde getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Şehirleşme, insanları fiziksel olarak birbirinden uzaklaştırmış, yüksek katlı binalarda yaşayanlar arasında komşuluk bağları zayıflamıştır. Ayrıca, bireyselleşme eğilimleri, kişisel alanın ve mahremiyetin artmasına neden olmuş, komşularla etkileşimde bulunma isteği azalmıştır. Bu bağlamda, komşuluk gürültüsü gibi sorunlar, komşuluk ilişkilerini olumsuz yönde etkileyerek komşuların birbirlerinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Zamanla, bu tutumlar komşuları daha izole bir yaşantıya sürükler ve sosyal bağların giderek zayıflamasına yol açar.&nbsp; Yalnızlık ve güven kaybı, sadece Batı toplumlarına ait bir sorun olmaktan çıkmış, küresel bir problem haline gelmiştir.” diye konuştu.</p><p></p><p>Komşularla artık yalnızca ihtiyaç duyulduğunda iletişim kuruluyor</p><p></p><p>Apartman kültürü ve site yaşamının, fiziksel yakınlık sağlasa da sosyal etkileşimi azalttığını kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar daha çok kendi özel alanlarına çekildi ve komşularla yalnızca ihtiyaç duyduklarında iletişim kurmaya başladı. Bu durum, geleneksel komşuluk bağlarının zayıflamasına yol açtı. Eskiden mahallelerde yaygın olan sıcak, samimi ilişkiler ve yardımlaşma, apartmanlarda daha yüzeysel hale geldi. Özellikle site yaşamındaki ortak alanlar (park, otopark, sosyal tesisler), insanların bir araya gelmesini sağlamayı hedeflese de bu alanlarda bile ilişkiler yüzeysel kaldı. Ayrıca, dijitalleşme süreci, komşulukları daha bağımsız ve geçici hale getirdi; geleneksel sıcak ilişkilerin yerini ise daha sanal ve mesafeli bağlar aldı.” şeklinde konuştu.</p><p></p><p>Komşular arasında dayanışma duygusu azaldı</p><p></p><p>Geleneksel anlamda "komşu komşunun külüne muhtaçtır" sözünün, komşuluk ilişkilerinin ne denli yakın ve önemli olduğunu vurguladığını ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, zor zamanlarında birbirlerine maddi ya da manevi anlamda yardımcı olurdu ve bu anlayış, sosyal dayanışmanın ve karşılıklı güvenin temelini oluşturuyordu. Ancak günümüzde bu anlayış giderek zayıflamış durumda. Özellikle büyük şehirlerde, bireyselleşme ve kişisel alanın ön plana çıkmasıyla birlikte, ‘komşunun külüne muhtaç olmak’ gibi bir dayanışma anlayışı daha nadir görülüyor. Komşuluk ilişkileri, genellikle yalnızca ihtiyaç anlarında şekillenmeye başlamış, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma duygusu ise giderek azalmıştır.” dedi.</p><p></p><p>Büyük şehirlerde komşuluk ilişkilerinin bazen sosyal statüyle de ilişkilendirilmeye başlandığını söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Yüksek gelir gruplarının yaşadığı yerlerde, komşular arasındaki ilişkiler daha yüzeysel ve rekabetçi hale gelebiliyor. Bu durum, komşuluğun geleneksel anlamda ‘yardımlaşma’ ve ‘paylaşma’dan ziyade, ‘toplumsal görünürlük’ ve ‘sosyal statü’ üzerinden şekillenmesine neden olabiliyor.” ifadesinde bulundu.</p><p></p><p>Komşuluk ilişkilerini sürdürenler hala var</p><p></p><p>Türk toplumunda, hatta metropollerde bile, sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerini sürdürenlerin hala var olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Özellikle mahalle kültürünün güçlü olduğu yerlerde veya küçük apartmanlarda, insanlar arasında güven ve yardımlaşma hala önemli bir yer tutuyor.” dedi.</p><p></p><p>Çat kapı misafirlik anlayışı tamamen kayboldu</p><p></p><p>Modern yaşamda mahremiyetin giderek daha değerli hale geldiğini ve bunun, komşuluk ilişkilerine yansıdığını anlatan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, özel hayatlarına daha fazla saygı gösterilmesini istemekte ve bu yüzden komşularıyla daha az etkileşimde bulunmayı tercih etmektedirler. Mahremiyetin artan önemi, komşuluk mesafelerini genişletmiş ve insanlar arasında daha çekingen, yüzeysel ilişkiler oluşmuştur. Çat kapı misafirlik anlayışı da neredeyse tamamen kaybolmuştur. Eskiden komşular birbirlerine rahatlıkla misafir olabiliyorken, günümüzde izinsiz ziyaretler genellikle hoş karşılanmamaktadır.” diye konuştu.</p><p></p><p>WhatsApp komşu grupları istenmeyen gerginliklere de neden oluyor</p><p></p><p>Dijital çağ, komşuluk kavramını sanal ortamda yeniden şekillendirildiğini de ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “WhatsApp grupları, sosyal medya ve çevrim içi forumlar, komşuların sadece bilgi paylaşımında bulunmalarını değil, aynı zamanda güvenlik sorunları ya da acil durumlar gibi durumlarda ortak çözümler üretmelerini sağlıyor. Bu sayede fiziksel olarak bir araya gelmeden de etkileşimde bulunulabiliyor. Yine de tüm bu kolaylıklara rağmen sanal komşuluklar, geleneksel ilişkilerin sıcaklığını ve samimiyetini yansıtamıyor. Bu dönüşüm, komşuluk ilişkilerinin daha yüzeysel ve dayanışmanın daha zayıf olmasına yol açıyor. Ayrıca dijital etkileşimler bazen yanlış anlaşılmalara veya gerginliklere de yol açabiliyor. Bir bilgi paylaşımı ya da yorum, komşular arasında istenmeyen gerginliklere de neden olabiliyor.” ifadesinde bulundu.</p><p></p><p>Yalnız yaşayan yaşlılar veya çocuklu aileler için komşuluk hala önemli</p><p></p><p>Komşuluk ilişkilerinin, toplumsal dayanışmanın temeli olan önemli bir sosyal olgu olduğunu belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Ancak modern toplumun dinamikleri, şehirleşme, bireyselleşme ve dijitalleşme gibi faktörler bu bağları zayıflatmış, yerine daha izole bir yaşam tarzı getirmiştir. Komşuluk ilişkilerinin yeniden güçlendirilmesi için yüz yüze etkileşimin teşvik edilmesi büyük önem taşır. Sosyal izolasyonun arttığı günümüzde, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla başa çıkmak adına önemli bir araç olabilir. Basit bir selam bile bu ilişkileri güçlendiren etkili bir adım olabilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar veya çocuklu aileler için komşular arasında sıcak bir selam bile hayati önem taşır. Bu açıdan, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın ‘Komşuluk ilişkisi toplumu ayakta tutar’ sözü, yalnızlık ve güvensizlik gibi toplumsal sorunların önüne geçmek adına daha da anlam kazanıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Diyabet, erkeklerde üreme sağlığını çok yönlü etkiliyor</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/diyabet-erkeklerde-ureme-sagligini-cok-yonlu-etkiliyor-8328/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/diyabet-erkeklerde-ureme-sagligini-cok-yonlu-etkiliyor-8328/</id>
<published><![CDATA[2025-11-15T13:15:46+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-15T13:15:46+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_E66007-3BF835-260C41-9DB0EA-3BDE32-31D0F8.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Salabaş, diyabetin hormon dengesini etkilediğini, özellikle tip 2 diyabetli erkeklerde düşük testosteron görülme sıklığının, sağlıklı erkeklere oranla birkaç kat arttığını aktardı.</p><p></p><p>Testosteron hormonunu azaltan durumlara değinen Salabaş, "Karın bölgesi yağlanması, insülin direnci, kronik inflamasyon ve karaciğer yağlanması, hormon metabolizmasını bozarak testosteron düşüklüğüne yol açıyor. Bu durum cinsel isteksizlik, halsizlik, kas kaybı ve motivasyon düşüklüğüyle kendini gösterebilir." ifadelerini kullandı.</p><p></p><p>Salabaş, bu hastalıklarda, uygun vakalarda yaşam tarzı değişiklikleri ve doktor kontrolünde testosteron replasmanının fayda sağladığını vurguladı.</p><p></p><p>Diyabetin erkek cinsel fonksiyonlarında en sık damar ve sinir hasarı üzerinden sorun oluşturduğuna işaret eden Salabaş, şöyle devam etti:</p><p></p><p>"Kontrolsüz diyabet, erektil disfonksiyon, cinsel istekte azalma, sperm kalitesinde bozulma ve testosteron düşüklüğüne zemin hazırlıyor. Kan şekerinin uzun süre yüksek seyretmesi, penise giden damarları ve sinirleri etkileyerek ereksiyon kalitesini azaltabilir. Bu durum, diyabetli erkeklerde sertleşme sorununun 3 kat daha sık görülmesine yol açıyor."</p><p></p><p>Salabaş, erektil disfonksiyonun (sertleşme sorunu) diyabetli erkeklerin yaklaşık yarısında yaşamın bir döneminde görüldüğünü, diyabetin kontrol altına alınmasıyla sorununun şiddetinde azalma yaşanabileceğine değindi.</p><p></p><p>Kan şekeri düzenlemesi, kilo verme, sigarayı bırakma ve tansiyon-kolesterol yönetimiyle erektil disfonksiyonda önemli iyileşmelerin sağlanabileceğini vurgulayan Salabaş, damar ve sinir hasarının ileri olduğu olgularda ise tam düzelme yerine kısmi iyileşmenin mümkün olabileceğine değindi.</p><p></p><p>Salabaş, diyabetin doğrudan kısırlığa neden olan bir hastalık olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:</p><p></p><p>"Ancak bazı erkeklerde sperm şekli, hareketi ve DNA bütünlüğünde bozulma görülebilir. Diyabet tek başına kesin kısırlık nedeni değil, fakat uzun süreli ve kötü kontrollü diyabet obezite, sigara ve varikosel gibi risk faktörleriyle birleştiğinde infertilite riskini artırabilir. Bu hastalarda sperm analizi, hormon testleri ve ürolojik muayene yol göstericidir. Yaşam tarzı düzenlemesi, antioksidan tedaviler ve yardımcı üreme teknikleriyle başarılı sonuçlar alınabiliyor."</p><p></p><p>- "Kalbi koruyan her şey, cinsel sağlığı da korur"</p><p></p><p>Diyabetli erkeklere pratik önerilerde bulunan Doç. Dr. Salabaş, kan şekeri kontrolü, sigaranın bırakılması, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmenin cinsel fonksiyon açısından kritik olduğunu ifade etti.</p><p></p><p>Doç. Dr. Salabaş, "Kalbi koruyan her şey, cinsel sağlığı da korur. Haftada en az 150 dakika egzersiz hem kan şekerini hem testosteron düzeylerini olumlu etkiler. Sigaradan uzak durmak, damar sağlığını ve ereksiyon kapasitesini korumada en önemli adımlardan biri. Tansiyon ve kolesterolün düzenlenmesi de cinsel fonksiyon için belirleyici. Ancak, internetten temin edilen kimyasal içeriği belirsiz ürünler, ciddi yan etkiler oluşturabilir." değerlendirmesinde bulundu.</p><p></p><p>Diyabetin yol açtığı damar hasarının yalnızca cinsel sağlığı değil, genel kalp ve damar sağlığını da etkilediğinin altını çizen Salabaş, "Erektil disfonksiyon, çoğu zaman kalp damar hastalıklarının 3-5 yıl öncesinde ortaya çıkan bir uyarı işareti. Bu nedenle, diyabetli erkeklerde erken dönemde üroloji ve kardiyoloji kontrolü sağlık açısından hayati önem taşıyor." uyarısında bulundu.</p><p></p><p>Salabaş, erken sağlık kontrolünün, hem cinsel fonksiyon kaybını hem de kalp krizi ve felç gibi ciddi riskleri azaltabileceğine işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>"Cinsel sorunlar kişisel bir zayıflık değil, tıbbi durumlar. Üroloji, endokrinoloji, kardiyoloji ve gerektiğinde psikoloji uzmanlarının birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım, en doğru yöntem. Her hastanın diyabet süreci farklı. Kişiye özel değerlendirme ve tedavi planlaması, son derece önemli."</p><p></p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
<entry>
<title type="text">Her boğaz ağrısı antibiyotik gerektirmez</title>
<link href="https://analizgazetesi.com.tr/haber/her-bogaz-agrisi-antibiyotik-gerektirmez-9118/" />
<id>https://analizgazetesi.com.tr/haber/her-bogaz-agrisi-antibiyotik-gerektirmez-9118/</id>
<published><![CDATA[2025-11-15T12:22:57+03:00]]></published>
<updated><![CDATA[2025-11-15T12:22:57+03:00]]></updated>
<content type="html"><![CDATA[<img src="https://analizgazetesi.com.tr/thumbmaker.php?src=https://analizgazetesi.com.tr/modules//blog/dataimages/IMG_381CC1-C14C44-04F119-32CD1F-2378E5-2FB0D6.jpg&amp;h=80&amp;w=120" alt="" align="left" hspace="15" border="2" /><p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotiklerin doğru ve bilinçli kullanımının önemi, direnç gelişimi ve halk sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi.</p><p></p><p>Antibiyotik direnci, tedavi edilebilen hastalıkları giderek daha ölümcül hale getiriyor!</p><p></p><p>Önemli bir çalışmanın, antimikrobiyal dirençle (AMR) bağlantılı çocuk ölümlerinde rahatsız edici bir artış olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “ESCMID Global 2025 konferansında sunulan bu araştırma önemli bir direnç riski taşıyan ve dünyada kullanım oranları izlenen ‘dikkat antibiyotikleri’nin kullanımlarının Güneydoğu Asya'da yüzde 160 ve Afrika'da yüzde 126 oranında arttığını gösteriyor.” dedi.</p><p></p><p>Yaygın antibiyotiklerin etkinliğini yitirdikçe, zatürre, sepsis ve ishalli hastalıklar gibi daha önce tedavi edilebilen durumların etkilenen bölgelerdeki çocuklar için giderek daha ölümcül hale geldiğine dikkat çeken Dr. Mamçu, “Çalışma, bu kısır döngünün düşük ve orta gelirli ülkeleri orantısız bir şekilde nasıl etkilediğini vurguluyor. Her ne kadar kesin bir sayı yoksa da özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ölümlerinin önemli bir kısmının dirençli bakterilerle oluşan enfeksiyonlar olduğu öngörülüyor.” açıklamasını yaptı.</p><p></p><p>Doğru antibiyotik kullanımı için, enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalı!&nbsp;</p><p></p><p>Doğru ilaç kullanımının hastanın bireysel ihtiyaçlarına en uygun ilacın, uygun dozda,&nbsp; yeterli sürede ve en düşük maliyetle verilmesi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır.” dedi.</p><p></p><p>Dr. Mamçu, tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılmasının, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması gibi sonuçlara yol açabileceğini ve bu gibi durumlarda antibiyotiklerin uygun kullanılmamış olacağını vurguladı.</p><p></p><p>Gelişen direnç bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde!&nbsp;</p><p></p><p>Dünya Sağlık Örgütü'nün 2024 tarihli raporuna göre, 2050 yılına kadar antibiyotik direnci nedeniyle yılda 10 milyon kişinin hayatını kaybedebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Gelişen direnç ne yazık ki bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde.” dedi.</p><p></p><p>Antibiyotiklerin sadece insan sağlığında değil hayvan yetiştiriciliği ve tarım alanında da kullanıldığına değinen Dr. Mamçu, “Tüm dünyada yaygın ve kontrolsüz kullanılmaları, gıda, su, çevre yoluyla dirençli bakterilerin çok daha kolay yayılmasına ve insana geçmesine neden oluyor. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını bir arada içeren, ulusal ve uluslararası politikalarla ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması gereken bir konu.” şeklinde konuştu.</p><p></p><p>Dirençli mikroorganizmalar ciddi bir sağlık tehdidi oluşturuyor!&nbsp;</p><p></p><p>Ülkemizde yazılan her 100 reçetenin 14’ünde en az bir antibiyotik yer aldığını kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotikler tüketilen ilaçlar listesinde maliyet ve kullanım oranı açısından ikinci sırada yer alıyor.” dedi.</p><p></p><p>Son yıllarda antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesinin bu anlamda çok önemli bir yarar sağladığını dile getiren Dr. Mamçu, şunları söyledi:</p><p></p><p>“Antibiyotiklerin doğru kullanılması için yürütülen faaliyetler sonucunda antibiyotik tüketiminde bir miktar azalma olsa da, hem antibiyotik tüketimi hem de antimikrobiyal direnç açısından istenilen seviyelere erişilemedi. Dirençli mikroorganizmalarla gelişen enfeksiyonlar özellikle de yoğun bakım ortamında ve bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda ciddi bir sağlık tehdidi oluşturuyor. Dirençli bakterilerin neden olduğu bu hastalıklar, tedaviye de dirençli olup, hastanede yatış sürelerinin uzamasına ve bununla ilgili komplikasyonların gelişmesine, ölüm ve hastalığa yakalanma oranlarında artışa neden oluyor. Koordineli küresel politikalar, özellikle yüksek riskli bölgeler için geliştirilen antibiyotik yönetimi programları ve alt yapı destekleri umut veriyor.”&nbsp;&nbsp;</p><p></p><p>Antibiyotik gerekip gerekmediğine karar verme yetkisi yalnızca doktora ait!</p><p></p><p>Antibiyotiklerin etkili ve güvenli kullanılması için önerilerde bulunan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p><p></p><p>“İlk ve en önemli adım doktorun talimatlarına uymak. Antibiyotikler her zaman bir doktor reçetesi ile alınmalı. Doktorunuzun belirlediği dozajı, sıklığı ve tedavi süresini tam olarak uygulayın. Antibiyotikleri tam olarak bitirin, reçetede belirtilen sürede tamamen kullanın. Enfeksiyonun belirtileri geçse bile, ilacı erken bırakmak direnç gelişimine ve enfeksiyonun tekrarlamasına neden olabilir. Antibiyotiği düzenli aralıklarla alın. Eğer bir dozu kaçırırsanız, normal sürecinize geri dönün ve sonraki dozu zamanında alın. Eğer herhangi bir yan etki veya rahatsızlık fark ederseniz, hemen doktorunuza başvurun. Antibiyotiğinizi değiştirmesi veya dozajı ayarlaması gerekebilir.</p><p></p><p>Antibiyotiklerin doğru ve düzenli kullanımı, enfeksiyonların etkili bir şekilde tedavi edilmesine ve direnç gelişiminin önlenmesine yardımcı olur. Unutmayın; her boğaz ağrısı, baş ağrısı ve geniz akıntısının, antibiyotik kullanmayı gerektirecek bir durum olmayabilir. Antibiyotik gerekip gerekmediği konusunda karar verme yetkisi yalnızca doktora aittir.”</p>]]></content>
<author>
<name>Gazete Birlik</name>
<email>info@gazetebirlik.com</email>
</author>
</entry>
</feed>