Yeniden İran-ABD gerginliği

Bahadır Kaynak 10 Oca 2020

Her sene birkaç defa savaşın eşiğine gelen bu iki ülke arasındaki ilişkiler hep bu kadar kötü değildi. Yirminci yüzyılın başlarında topraklarında petrol çıkartılana kadar İranlılar için en büyük endişe kaynağı, tıpkı bizde olduğu gibi, Rus yayılmacılığıydı.

Ancak İngiliz donanması dretnot tipi gemilere geçip kömür yerine petrol kullanmaya başlayınca İran’daki petrol rezervleri bir anda Londra’nın dikkatini çekti. Şah’la yapılan imtiyaz anlaşmaları, bir yarım yüzyıl boyunca, İngiltere’nin bölgenin yer altı kaynaklarını İranlılara da pek bir şey koklatmadan kullanmasına yol açtı. Ellili yıllarda Başbakan Musaddık liderliğinde petrolü millileştiren İranlılar ilk defa ülkelerine ABD müdahalesiyle karşılaştı. Gerçi bu bir doğrudan saldırı değildi; ABD sponsorluğun da bir darbe ile milliyetçi hükümet görevden uzaklaştırılıp Batı yanlısı Şah göreve geri döndü. O darbede ABD ile beraber hareket eden mollalar bir çeyrek yüzyıl sonra Şah’ı deviren ihtilalin direksiyonuna geçtiğindeyse roller çok değişmişti.

1979 İran devrimi genel olarak toplumun bütün muhalif kesimleri tarafından desteklenen ama sonunda mollaların üstüne oturduğu bir büyük siyasi hareket olarak bilinir. İran’ın muazzam yeraltı kaynaklarının sağladığı zenginliğin halka indirilememesinden, refahın yolsuzluğa bulaşmış imtiyazlı bir zümre tarafından çarçur edilmesinden ve Şah’ın baskıcı rejiminin topluma nefes aldırmamasından kaynaklanan bir büyük tepki sonunda ABD’nin bölgedeki en önemli müttefikini al aşağı etmişti. Oysa yetmişli yıllarda ABD dış politikasına yön veren Nixon doktrini İran’a ciddi imkanlar sunuyordu. Vietnam’da giriştiği çok maliyetli ve ucu açık askeri angajman ABD’nin mali durumuna yük olmaya başlayınca Nixon, bölgesel müttefiklere dayanan bu doktrini yürürlüğe sokmuş, Körfez bölgesinde de Şah’ın İran’ı bu rol için seçilmişti. Rekor petrol fiyatlarıyla kasası dolan Tahran en modern silahları alıyor, ordusunu, istihbarat servisini giderek daha güçlü hale getiriyordu. Öyle ki zamanın ABD Başkanı Carter İran için “dünyadaki en sorunlu bölgelerden birindeki istikrar adası” deyiverecekti. Şah ise ABD ordusunun bile satın almakta tereddüt ettiği silahları bol keseden harcadığı petrol paralarıyla envanterine dahil etmekteydi.

Petrol, para ve molla rejimi

Mollaların iktidara gelmesi ve Elçilik baskını ile somutlaştırdıkları ABD karşıtı politikalar bu oyunun tamamen değiştiğini gösteriyordu. İstikrar abidesi olarak sunulan İran bir anda bölgedeki çıban başına dönüşmüştü. Sekiz yıl Saddam Hüseyin’in Irak’ı ile dövüşmek zorunda kaldıktan sonra sürekli ABD’nin ve biraz daha dolaylı olarak İsrail’in hedef tahtasında oldular. Körfez rejimleri zamanında Şah’ın İran’ından da çok hazzetmiyorlardı ama mollalar daha da ölümcül bir tehdide dönüştü onlar için. Daha sonra ortaya dökülen gizli yazışmalar Suudi Arabistan Kralı’nın Amerikalıları İran’a saldırmaları için cesaretlendirdiğini ortaya koydu. Saddam sonrası Irak’ta artan İran etkinliği, Suriye ve Lübnan’da kontrol ettikleri vekil örgütler üzerinden güç projeksiyonu yapabilmeleri, her zaman endişe kaynağı oldu. Suriye’nin parçalanması kaygısıyla politika değiştirmeden önce Ankara için bile İran’ın Doğu Akdeniz sahillerine kadar uzanan etki alanı en büyük problemlerden birisiydi. Daha sonra Astana süreci ile birlikte Ankara bu konuyu biraz arka plana itiyormuş gibi yapmaya başladı.

Tahran’ın Batı ile kırk yılı aşkın bir süredir yürüttüğü bu mücadele, halkının refahından feragat edip kaynaklarını diplomatik çekişmelere yönlendirmesine sebep oldu. İşte tam da bundan dolayı bir süredir İran’da muhalif gruplar neden paraları Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’daki iktidar mücadelenize harcayıp bizim geleceğimizle ilgilenmiyorsunuz diye yollara döküldü. Son gerginlik İran halkını dış bir tehdit karşısında kenetleyip bu haykırışları biraz baskılayabilir. Ama sonuç değişmiyor: Batı’nın zenginliklerine el koyması şikayetiyle iktidara gelen mollalar da, tıpkı Şah’ın İran’ı gibi enerjilerini bölgesel kavgalarla çarçur edip halklarının geleceğinden çalıyorlar.