Savaşta kuvvetten çok sürat, şecaatten çok maharet neticeye ulaştırır

Bekir TURGUT 21 Haz 2019

Savaşlarında kuvvetten ziyade sürat, şecaatten ziyade maharet güzel sonuçlar meydana getirir. Von der Goltz bilhassa ordumuzun esas ve ruhu demek olan redif merkezlerini fennin ve zamanın gereklerine göre tertip ve tashih etmiştir. Eskiden redif tabur ve alay merkezleri çok karışık ve geniş bölgelere sahipti. Von der Goltz bu düzensizlikleri geri dönülmeyecek şekilde değişikliğe uğrattığı gibi, tabur ve alayların toplanmalarını hızlandırmak için bölgelerin genişlik ve uzunluklarını kısaltmıştır.

Sultan Abdülmecid’in saltanatında ise Reşit Paşa Fransa ile uzlaşma politikasını gerekli gördüğünden,  Fransa’ dan gerek askeri ve gerekse sivil muallimler getirilmeye, Harp Okulu’nda Türkçe dersler açılmaya; Viyana ve Berlin’e karşılık Paris’e öğrenci gönderilmeye başlamıştı. Bu garip politika ta Birinci Philippe zamanından Üçüncü Napolyon’un [1808-1873] sükûtuna kadar devam etmiştir. Çünkü Üçüncü Napolyon zamanında her yerde olduğu gibi, bizde de Fransız ordularının düzen ve mükemmeliyeti genel bir inanç haline gelmişti. Kırım, Çin, İtalya seferlerinin muzafferiyetlerini Fransız orduları sağlamıştı.

Askeri yöneticilerimizin ekserisi Fransa askeri okullarında yetişmiş ve hatta bir aralık “Osmanlı Mektebi” adıyla Paris’te bir de idadimsi bir okul açılarak Fransa askeri okuluna Osmanlı öğrencisi yetiştirilmiştir. Fransa’dan başka ülkelerde değil, askeri bilimler veya askerlik sanatı aramak; öyle bir fikir ileri sürmek bile büyük ayıplardan sayılmış, bayağı sözlere delillerden ve belahattan (aptallıklardan) kabul edile gelmişti. Bu sebepten Sultan Mahmut döneminden kalmış zabitler itibardan düşmüştür.

Dilin gücüyle gelen taraftarlık

Gerçi başta Çırpanlı Abdi Paşa olmak üzere Viyana ve Berlin’de tahsil etmiş bir hayli ümeramız [kumandanlarımız] mevcut olmakla beraber, Fransa’da öğrenim görenler ve öğrenim görmedikleri halde Fransız taraftarlığı edenlere oranla azınlıkta kaldıklarından: Almanya askeri sisteminin üstünlüğünü iddia etmek şöyle dursun, söz bile edemezlerdi.

Bizim şahsi mülahazamıza kalırsa, bu hususta en büyük etkiyi lisana bağlamak gerekir.

İnsan çocukluk ve gençliğinde hangi lisanda eğitim görmüş ve hangi lisana alışmış ise kendisini o dil ile konuşan milletin adeta manevi evladı hükmünde tutar.

O milletin ulaştığı seviyeyi, her şeyde en yüksek seviye kabul eder.  Bizde ise harp okulunun en gelişmesine çalışıldığı devirlerde dahi yabancı dil olarak yalnız Fransızca kabul edilmişti. İşte bundan dolayıdır ki, Türkçe okudukları askerlik bilimi kitaplarından yeterince yararlanamayıp, kendilerini geliştirmek isteyenler, askerlik bilimine dair aradıkları şeyleri Fransız lisanında bulurlar ve onlardan okurlardı. Bu da doğal olarak o dilin sahibi olan millet için sevgi ve taraftarlık doğururdu.

Bu taraftarlık ve hatta şükranlık seviyesinde kaldığı sürece herhalde Memduh [övgü- beğeni] olabiliyor. Fakat her taraftar, görüşlerini taraftarlık perdesi ile tamamıyla örtüp: Diğer milletlerin irfanının niteliklerini, ilmi gerçeklerini göremeyecek ve idrak edemeyecek hale gelmemelidir. O zaman hem kendisi hem de mensup olduğu topluma, bir cahil ve haddini bilmezden daha çok zararlı olur. Çünkü bir cahili, haddini bilmezliğini gidererek insan etmek kolaydır.

Amma elde ettiği irfanın üstünde fazilet ve irfan olamayacağına ve bunun da taraftarlık düşüncesiyle bağlı ve yakınlık duyduğu millete ait olduğu inanıp, söz ve kanaatinde inatçı olanları yola yatırmak zordur. Meğerki zaman ayrıntılı deliller ile aksini ispat ede. Nitekim 1870 Muharebesi iki tarafın da mahiyet ve hakikatini ortaya koymuş ve Fransız taraftarlarının susmasına sebep olmuştur.

Dolayısıyla 1870-71 seferinden sonra Alman harp eğitiminin diğer milletler, özellikle Fransız harp eğitim sistemine üstünlüğü memleketimizce kabul edilmiştir. Müteveffa Blum Paşa, Wendt ( Nadir Paşa) ve Strecker (Reşit Paşa) gibi zaten ordularımızda görevli bulunan Prusyalı zabitlerin önemi geri gelmiştir. (12)

İkinci Abdülhamit dönemi ve Von der Goltz Paşa

Nihayet 1877-78 Rusya Muharebesi’nden sonra Padişah II. Abdülhamit tarafından zamanın ihtiyaçlarına göre askeri düzenlemeler yapılması buyrulmuş ve Alman ordularından yeniden bazı mütefennin ve yeterli subaylar davet edilmiştir. Onlar da Miralay Kaehler, Yüzbaşı Kamphöevener, Süvari Yüzbaşısı von Hobe, Topçu Yüzbaşısı Ristow, levazım yüzbaşısı Şilken (?) isimli zatlar idi. (13)

Bu zatlardan müteveffa Kaehler Paşadan askeri ıslahatımıza dair bir rapor düzenlemiş ve Saraya sunmuştur. Raporda açıklanan düzenlemeler gereğince, askeri eğitimimizle ilgili askeri tesislerin de ıslahı teklif edilmişti. Bu askeri kurumların genel teftişinde bulunmak üzere Prusya Genel Kurmayı subayları arasından, gerek askeri bilgisi ve gerekse kaleminin kudretiyle ün kazanmış olan Binbaşı Von der Goltz özel olarak davet edilmiştir. Bunun üzerine Prusya Harbiye Nezareti adı geçene ileride tekrar Prusya ordusuna dönmek üzere izin vermiş ve kendisine Kaymakamlık rütbesi verilerek 1883 Ağustos’unda İstanbul’a gelmesi sağlanmıştır.

Kaymakam Von Goltz İstanbul’a gelişinde diğer arkadaşları gibi uhdesine mirlivalık verilerek, Askeri Okullar Genel Müfettişliği’ne tayin edilmiştir. Bu zat göreve başladığı tarihten itibaren Türkçeyi de öğrenmeye başlamıştır. Çünkü görevlendirildiği hizmeti hakkıyla yerine getirmenin en önemli yolunun, hizmetinde bulunduğu milletin dilini bilmeğe bağlı olduğuna inanıyordu. Bir milletin diline uzak kaldıkça, adet ve ahlakına ve manevi duygularına dahi doğal olarak uzak kalınacağından, dil öğrenimini her türlü görevin önünde saymıştır.

Gerçekten Von der Goltz Paşa bir buçuk seneye varmadan Türkçeyi öğrendiği gibi, dirayet ve zekâsı sayesinde meramını ifade edecek seviyelerde yazmayı da başarmıştır.

Harp okulları eğitimine yeniden düzenleme

Yardımcı sıfatıyla refakatine tayin edilen erkân-ı harbiye kolağalarından Abdullah Bey ile piyade mülazımlarından Tahir Efendi ise (14)  Von der Goltz Paşa’nın yerine getirmesinden sorumlu olduğu hizmetlerde iki dost, sağı ve solu gibiydi. En doğru ifadeyle gerçek çevresini görmek istediği hususlarda iki gözü konumundaydı.

Harp Okulu programını 1870 Muharebesinden evvelki, Fransız askeri okullarının programının hemen aynısı durumunda bulmuştur.

Moltke’nin 70 sene evvelki Berlin Harp Okulu’nu adeta bir matematik bilimleri okulu saydığından, askeri öğrencilerimizden Avrupa’ya gönderdiği gençleri Viyana’ya sevk ettiğini yukarıda anlatmıştık. Von der Goltz Paşa da okulun ders programların incelediğinde harbiyemizi adeta Büyük Frederich’in zamanındaki gibi matematik ve temel bilimleri diğerlerine göre fazla buldu. Bu sebeple en evvel programı değiştirmiştir. Harp Okulu ile Erkanı Harbiye okullarımızı en son kabul edilmiş olan Avrupa askeri okullarının programları ile özellikle Almanya Harp Okulu’nun programına uygun olarak düzenlemiştir.

Alman ve Rusya dillerine ilgi artıyor

Von der Goltz’a gelinceye kadar harp okulunda yabancı dil olarak yalnız Fransızca okutulurdu. Adı geçen Fransızca’nın yanında – ikisinden biri mecburi olmak üzere- Alman ve Rus dillerini de ilave etmiştir.

Alman dili bugün herkes için Fransızca’dan yararlı bir dil olduğu gibi, zabit olacağım diyen bir öğrenci için her dilden daha öncedir. Çünkü bugün askerliğin adeta Almanlara mahsus bir sanat ve bu sanatın Almanya’da gösterdiği gelişmenin eserleriyle müspet sonuçları olduğu düşünülürse tahsilde bulunan her asker için önemi anlaşılır.

İkinci olarak Rus dili, her Osmanlı ve özellikle bütün subaylarımız için bir başka açıdan, Almancadan belki daha çok gereklidir. Komşumuzun durumunu gazetelerdeki abartılı veya eksik rivayetlerden öğrenmek yerine kendimiz doğrudan doğruya öğrenmeliyiz. Bu da şüphesiz komşumuzun dilini bilmekle olur.

Von der Goltz Paşanın okullarımızın teftişinde görevlendirilmesinin birinci yılında, Erkan-ı Harbiye Riyaset-i Sanisinde bulunan Köhler Paşa vefat etmiş ve o görev de Paşa’ya ikinci bir görev olarak verilmiştir.

Kaehler Paşa seçkin bir Alman subayı idi. Fakat von der Goltz’un sahip olduğu özellilerin pek çoğundan mahrumdu. Özetle: Yapmış olduğu bütün düzenlemeler ülkemiz için uygulanamayacak ve tamamıyla Alman ordularında uygulanabilecek biçimdeydi. Bu sebepten raporlarında değişiklikler yapılmadan kabul edilemiyor ve kendisi ise bu değişikliklerden dolayı güceniyordu.

Savaşta sürat ve maharet neticeye ulaştırır

Von der Goltz ise sahip olduğu bilgi, tecrübe ve anlayış gereği, bulunduğu ülkenin halkının alışmış olduğu usul ve adetleri inceleyip araştırıyor; uygulamak istediği usul ve düzenlemeleri sanki içinde doğmuş büyümüş gibi halkın alışkanlıkları ile uyumlaştırdıktan sonra doğal haliyle uyguluyordu. Kaehler Paşa ise yapmak istediği şeyleri Alman arşını [ölçüsü] ile ölçüyor, ülkenin durumunu incelemeksizin, Alman askeri yöntemini aynıyla uygulamak istiyordu. (15) Dolayısıyla düzenlemeler askeri usulle başladı. Bu yöntem bir kere kabul edildikten sonra devletin askeri gücü ortaya çıkacağından düzenlemeleri buna göre yapmak kolaydı. İşte bu sayede askeri bölgeleri, sınırları, muvazzaf ve redif kıtalarının merkezlerini tashih ve tadil etti.

Malumdur ki günümüz savaşlarında kuvvetten ziyade sürat, şecaatten ziyade maharet güzel sonuçlar meydana getirir. Efradımızın eskiden uygulanmakta olan eski bir Fransız usulü uygulamadan ibaret olan askeri taksimata göre; tabur ve alay merkezlerinde toplanmaları ve oradan liva, fırka, kolordu bölgelerine gitmeleri, yani genel toplanmalar, asker sevki ile seferberlik teşkili pek çok zamana muhtaçtı.

Hâlbuki von der Goltz bilhassa ordumuzun esas ve ruhu demek olan redif (16)  merkezlerini fennin ve zamanın gereklerine göre tertip ve tashih etmiştir ki, adı geçenin bu himmeti ordumuzun çok kısa bir zamanda silah başı etmesinde fevkalade etkiler göstermiştir. Eskiden redif tabur ve alay merkezleri çok karışık ve geniş bölgelere sahipti. Şimdi ise bu genişlik ve düzensizlik giderilmiştir. Çünkü Von der Goltz bu düzensizlikleri geri dönülmeyecek şekilde değişikliğe uğrattığı gibi, tabur ve alayların toplanmalarını hızlandırmak için bölgelerin genişlik ve uzunluklarını kısaltmıştır.

Von der Goltz Paşa’nın yazdığı askeri kitaplar

İşte bu hizmetin en küçük semeresi şu Yunan seferinde görülmüş, toplanmalarımızın uzun bir zamana muhtaç olmasından yararlanmayı hesap etmiş olan düşman, iki-üç hafta zarfında ordularımızı karşısında görünce diğer hayallerinde olduğu gibi bu tahminin de hata olduğunu idrak etmiştir.

Von  der Goltz ‘un Osmanlı ordusuna yapmış olduğu hizmetlerden biri de, ordularda istihdam edilmek üzere Almanya’ya subay gönderilmesini tavsiye etmesidir. Bu sayede askerlik sanatının Almanya’daki mevcut durumunu görerek ve uygulayarak ifa etmiş bir hayli zabitimiz yetişmiştir. Bunlar da Padişah tarafından itibar ve mertebelerine göre ödüllendirilmişlerdir.

Von der Goltz Paşa, Osmanlı ordusunda yerine getirdiği 12 senelik hizmeti boyunca ordu namına aşağıdaki eserleri yazmış ve Harp Okulumuza yadigâr etmiştir.

1-      ERKAN-I HARBİYE VEZAİFİ (GÖREVLERİ)

2-      OSMANLI ERKAN-HARBİYE VEZAİFİ

3-      HAZERİ VE SEFERİ ZABİTAN İÇİN MUHTIRA

4-      HİZMET-İ SEFERİYE

5-      TARİH-İ MUHAREBAT-I KAL’A  (BİN SAYFALIK BÜYÜK BİR ESERDİR)

Ayrıca, Harp okuluna (Tetkikat-ı Edebiye-i Askeriye) adıyla bir ders konmuştur ki, Adı geçenin yardımcısı olan Kaymakam Tahir Bey tarafından okutulmaktadır.

Bu ders hurufatın hıtamıyla [yazının bulunması] tarihin başladığı günden beri saha-y vukuatta zuhura gelen savaşların şahıslarını, durumlarını, hareketlerini anlattığından, harp sanatının öncesini bilmekle mükellef olan subaylar için en mühim bir araçtır.

Özetle von der Goltz, Padişah Hazretlerinin ordularının tamamlanması ve ıslahı için örnek gösterdikleri vasıtaların en önemlisi olan Almanya ordusu için Mareşal Moltke ne ise, Osmanlı ordusu için de Müşir von der Goltz Paşa hazretleri de odur. Hatta bazı meziyet ve özellikle zamanın ihtiyaçlarını idrak açısından Moltke’ye bile tercih edilir.

Adı geçen mensup olduğu Milletin askeri gelişmelerinden yararlanmak ve başka bir ifade ile askeri gelişmeler hakkındaki içtihadını vatanında uygulayabilmek için mecburen buradaki hizmetine son vermiş ve fakat kalbini burada terk ile gitmiştir.

Dolayısıyla, veda sırasında odasına dahi söylediği üzere, her ne zaman Saltanat-ı Seniyyenin mazhar- ı daveti olursa askerperver Padişah efendimizin hizmetinde  olmağa hazırdır. (BİTTİ)

DİPNOTLAR

(1) Bu makale: Günümüzden 120 sene evvel Ebuzziya Tevfik tarafından kaleme alınmış ve Mecmua-i Ebuzziyadergisi’nde: (C:4 / Sayı,64) 1315 /1899 senesinden yayımlanmıştır. Son dönem Osmanlı askeri ıslahat hareketlerinin özeti durumunda olan  “GENERAL VON DER GOLTZ” başlığı ile yayımlanan bu makale; tarihin yanı sıra; devam etmekte olan birçok güncel olaya da ışık tutacak ve dersler çıkarılacak mahiyette ve değerde olması münasebetiyle tarafımdan kısmen sadeleştirilerek ve bazı dipnotlar ilave edilerek günümüz Türkçesine aktarılmış ve siz  değerli okuyucularımızla paylaşılmıştır. B. TURGUT [2] Ebuzziya Tevfik: (1848-1913) Konya- Koçhisar’ından Kamil Efendinin oğludur. Düzgün bir öğrenim hayatı olmamakla birlikte; Namık Kemal ve O’nun çevresi ile yakın ilişki kurarak birçok Tanzimatçı gibi kendisini yetiştirmiştir. Çeşitli alanlarda eserler veren Ebuzziya Tevfik, bilhassa ülkemizde matbaacılığın gelişmesinde büyük hizmetlerde bulunmuş önemli bir şahsiyettir.  Birçok gazete ve yayın kuruluşunda çalışan Ebuzziya 21 Ağustos 1880 tarihinde yayım hayatına başlayan Mecmua-i Ebuzziya’nın hem sahibi hem de yöneticisi oldu. Düşüncelerini serbestçe ifadeden çekinmeyen Ebuzziya değişik dönemlerde, değişik bölgelerde sürgün hayatı yaşadı. Konya’da sürgünde iken İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. ANTALYA’ dan mebus seçildi.Yeni kabinenin yaptığı tevkifler üzerine yazdığı bir yazıyı Gazeteye bıraktıktan sonra eve dönerken Haydar Paşa vapurunda aniden vefat etti. ( B. TURGUT )

(12) Alman ordusunda görevli iken, Osmanlı ordusunda görev yapmak üzere ülkemize gelen bu subaylardan bazıları Müslümanlığı kabul etmişler ve bazıları da Türkçe isimler almışlardır. (B.TURGUT)

(13) Köhler Paşa ile Ristov Paşa vefat ettikleri gibi, Hobe ve Şilken Paşalar da sonradan ülkelerine dönmüşlerdir.

(14) Seniyye-i Erkan- Harbiye feriki bulunan Abdullah Paşa hazretleri ile Harp okulu tetkikat- ı edebiye-i askeriye ve Alman dili muallimi Kaymakam Tahir Beyefendidir.

(15) İLber Ortaylı’ya göre: “VonKeahler Paşa 1813- 1860 dönemindeki Prusya ordusunun örgütlenmesini örnek alarak, uzun ve ayrıntılı bir reform projesi hazırladı. “Tembellik ve lakaydilerini” her fırsatta tekrarladığı Türklerin bu projeyi uygulamaya koymamasından çok şikâyet ediyordu. Halefi von der Goltz Paşa ise “raporun şarklılar için ayrıntılı ve uzun olduğunu söylüyordu. Ama eğitim görmüş subay ve astsubayı çok az olan, asker toplamak için yeterli bürokratik örgüt ve sisteme sahip olmayan, ulaşım koşulları ilkel düzeyde bulunan geniş bir ülkede böyle projelerin uygulanabileceği herhalde şüpheliydi. Bundan başka Alman reformcuların önerileri de birbirleriyle çelişik şeylerdi ve bu da ev sahiplerini kuşkuya iten nedenlerden biriydi.”  (Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu. 1983 İstanbul. S. 75.)

(16) Zorunlu askerlik hizmeti sonrası yedek asker durumunda olanlar için kullanılan bir tabir. B. TURGUT.