Sanat, evrene soru sorma biçimidir

Seval Özcan 21 Kas 2020

Değerli sanatseverler; Bir sorgulama ile başlıyorum. Hayatımız çağrışımlar ve yansımalardan oluşuyor. Bir suyun içine damlatılan mürekkep misali yavaş yavaş dağılıyoruz. Bu süreçte kendimize sormamız gereken pek çok soru var. Ne kadar sadeyiz ve yalınız? Leonardo Da Vinci'nin söylediği gibi "Sadelik, en yüksek gelişmişlik düzeyidir."

Hayatın koşturmacası, kalabalıklar, gürültünün ve virüslerin içinde ne kadar ruhumuzu sanat ile besliyoruz. Gün içerisinde sabah ilk uyanmamızdan itibaren ne ile ruhumuzu beslediğimiz çok önem arz ediyor. Bu beslenme kimi zaman güzel bir müzik olabilir, bazen bir ressamın tablosunun içindeki olağanüstü renklerin yolculuğu ya da küçük bir detay olabilir. Bir suyun içine yavaşça damlatılan bir mürekkep damlası gibi kendine has ritmiyle dağılıyoruz. Peki, bu süreçte kendimize neler katıyoruz? 

Benim inandığım bir görüş var sanata dair; “Sanat, evrene soru sorma biçimidir” diyor sanatın ustaları. “Sanat insanın kendi içine yapacağı yolculuğun en önemli adımıdır. Sanat eserlerinin güzelliği, müziğin ritmi, şiirdeki kafiye doğadaki dengenin bir karşılığıdır. Siz şu an hangi meslek dalından olursanız olun, aşkla yaptığınızda ortaya sanat çıkar” diye de ekliyorlar…  

Şimdi sorum şu: Siz, sanata ne kadar değer veriyorsunuz? Siz, şu sıralar devam etmekte olduğunuz işleri ne kadar aşkla yapıyorsunuz. Bir düşünün; bu konuda kendinizi en son ne zaman sorguladınız. 

Hepimiz hayatı alışkanlıklarımızla sürdürürüz, bir şeyi iyi yapmak istiyorsak hemen alışkanlık haline getiriyoruz. Alışkanlıklarımız ise düzenli aralıklar ile tekrarlayarak oluyor. Beynimiz bu şekilde programlıdır. Bu yüzden alışkanlıklarımıza çok dikkat etmeliyiz. Neyi alışkanlık haline getirirsek, hayatınız ondan oluşur diye boşuna söylememişler. Siz pandemi günlerin de, iyi bir alışkanlık, kendi hayatınız için neyi yaşamınıza kattınız. Pek çok örnek olabilir. Düzenli spor egzersizleri yapmak, sağlıklı beslenmek, renkler ile sanatsal aktiviteler, resim yapmak ya da şiir okumak vb.  

Geçenlerde bir gazeteci arkadaşım okuduğu kitaptan şu sözleri benimle paylaşmıştı. 

“20’li yaşlardayken 30’lara kurduk saatin alarmını, 30’larımızda 40’lara, belki sonra 50’lere…

Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz;  vakit gelip sandıktan çıkardığınızda bir de bakıyorsunuz ki, tedavülden kalkmış…” 

Gerçekten de; ne çok ve ne kadar sık erteliyoruz. Sizin de yıllardır ertelediğiniz kim bilir neler var? Hangi yetenekleriniz var? Kimler var? Belki de o kişi en yakınınızdakiler hatta çocuğunuz, belki de kendiniz?  Aramızda resim yapmayı çok isteyip henüz zaman bulamayanlar bile eminim vardır. Okumadığınız ya da yarım bıraktığımız kitapları? saymıyorum bile. Ve daha neler neler?

Her yazımda bir kitap ismi paylaşacağım sizlerle. Zaman zaman öğrencilerim bana hocam bu ara ne okuyorsunuz diye soruyorlar.  Onlara da tavsiyelerde bulunuyorum.

Sizlere bu yazımda Oğuz Erten’in “Türk Plastik Sanatlarında İlkler” adlı kitabını öneriyorum. Artam Antik A.Ş. Kültür yayınlarından çıkmış olağanüstü güzel bir kitap. 

Kitaptan birkaç alıntı sunayım:

Tuval bezi ilk defa Giovanni Bellini tarafından kullanılır. 

İlk yağlıboya resmi yapan Jan Van Eyck’dır. 

İlk sergi Fransa’da 1669’da Colben’ in kiralık resim akademisine bağlı sanatçı üyelerinin eserlerini altı ayda bir teşhir etmeleriyle açılır. 

Gibi, gibi… Dünya sanatıyla ilgili daha birçok bilgi bulunuyor. Sanat alanında unuttuğumuz ilkleri konu ediniyor. Değerli yazar Oğuz Erten kitabının önsözünde her zaman olduğu gibi çok mütevazı bir ifadeyle “bu kitabın sadece derya içine küçük bir taş atmaktan ibaret olduğu”nu belirtiyor. Kitabın birinci baskısı 2012 yılında yayınlanmış. Benim başucu kitaplarımdan bu harika eser. Siz sanatseverlerin ve sanata değer verenlerin de ilgiyle okuyacağınızı umuyorum. 

A’dan Z’ye sorguladıklarım: 

Çocuklarının sözlerini kesen ebeveyn ve öğretmenler. Bu konuda duyarlı bir akademisyen ve anne olarak sizlerden ricam lütfen çocuklarınızın sözlerini kesmeyiniz. Onların sözlerini her kestiğinizde kendilerini nasıl hissettiklerini düşünün. 

Sanat aktivitelerini kendileri takip etmeyip, çocuğunun entelektüel olmasını bekleyen ebeveynler. Sizin de çevrenizde var mı?

Elinde sürekli telefona bakan ve aralıksız oyun oynayan çiftler. Evlilik kurumunun baştan kuralları olsa eminim az telefona bakanı diye bir seçenek verselerdi herkes sizce neyi tercih ederdi. Bu gözler ve çiftler nereye gidiyor? Sizin düşünceleriniz? 

Bir sonra ki yazıda tekrar görüşünceye kadar sağlıkla ve sanatla kalın. 

Kendinizi ve sevdiklerinizi ertelemediğiniz sanatçı duyarlılığıyla hayata sarıldığınız şahane güzellikler ile dolu bir hafta olsun.