Putin'i Anlamak

Bahadır Kaynak 26 Eki 2020

Geçen yazımda Türkiye'nin Rusya'dan beklentilerine ve her iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihine çok kısaca değinmiştim. Yüzyıllara dayanan rekabet, son birkaç yılda her iki ülkenin de Batı'yla ayrı ayrı sorunlar yaşaması ile zorunlu bir yakınlaşmaya dönüşmüş, ortak bir tutum arayışına girişilmişti. Ya da daha doğru bir ifadeyle, Türkiye'de belirli çevrelerde böyle bir beklenti yaygın olarak görülürken, Rusya'nın da bizim Batılı müttefiklerimize gücenikliğimizi paylaşacağı varsayımı geliştirilmişti.

Türk kamuoyunda halihazırda Rusya’yla ilişkilere iyimser yaklaşanların temel motifinin Batı’yla olan görüş ayrılıkları olduğu, Moskova’nın ne istediğine dair yeterli ve yansız bir analiz yapılmadığı söylenebilir. Mademki Türkiye hem ABD ile hem de AB ile sorun yaşamaktadır, öyleyse Putin’in bize kollarını açacağına dair şüphe duymaya gerek yoktur. Bu yersiz iyimserliğin bir örneğini Suriye iç savaşında, Fırat’ın doğusundaki gelişmelerde görmüştük. ABD’nin PYD’yi silahlandırması ve kendi güdümüne almış olması Ankara’da tepkiye sebep olmuş, Fırat Kalkanı harekâtı ve Astana Sürecine giden politika değişikliğinin gerekçesi haline gelmişti. Türkiye, Azez ve Afrin harekatlarına Rusya’nın yeşil ışık yakmasıyla Suriye sınırının öte tarafında bir tampon bölge oluşturmaya koyulmuştu. Ancak Fırat’ın doğusuna geçildiğinde, her ne kadar açıkça itiraf edilmekten kaçınılsa da, aynı işbirliği görülemeyecekti. Türkiye’nin baskısıyla Trump yönetimi sınırdan çekilip önümüzde engel olmayacağını söylediğinde, Barış Pınarı harekatının karşısına Suriye Ordusu ve onun arkasındaki Rusya çıktı. Ankara’nın sınırın ötesinde bir güvenlik kuşağı oluşturma hedefi ve Suriyeli mültecilerin bir kısmını buraya yerleştireceğini açıklaması, Moskova’yı da Şam’ı da bir hayli rahatsız etmişti. 

Biz her ne kadar Akdenizli sıcakkanlılığıyla, uluslararası ilişkileri insani ilişkilerle karıştırıp dostluk düşmanlık çerçevesinde bakıyor olsak da muhataplarımızın çok daha farklı analizler yapıyor olduğunu kabul etmemiz gerekir. Rusya ve onun güdümündeki Esad rejimi için Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit etme potansiyeline sahip, en azından dikkatle izlenmesi gereken bir aktördür. Suriyeli Kürtlerle ortak bir zemin bulma ihtimali, Türkiye’nin bölgedeki hedeflerini kabullenme arayışının önüne geçmiş, Amerikalılar kadar Türkleri de bölgeden uzak tutma niyeti açıkça ortaya çıkmıştır.

Moskova’dan Bakınca Dünya

Rusya’nın Suriye’de uç veren, daha sonra Libya’da ve hatta Kafkaslarda görülmeye başlayan mesafeli tutumunun aslında sürpriz olmaması gerekir. Türkiye ile Rusya arasında yakınlaşmanın gerekçesi her iki ülkenin de Batıyla olan sorunları olarak izah edilirken bunun bir ittifak ilişkisi için yeterli olmayacağı göz ardı ediliyor. Evet, Rusya Soğuk Savaş’ın sonundan beri sürekli Avrupa ve ABD karşısında zemin kaybediyor. Evet, Rusya’nın bilhassa Ukrayna’da karşılaştığı sorun çok ciddi; Kırım’daki ve Donbass’taki varlığıyla güç bela stratejik çıkarlarını korumaya çalışıyor. Ayrıca şimdi Belarus’ta da sorunların çıkması üzerlerindeki baskıyı ortaya koyuyor. Bunun da ötesinde petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki düşüşün kalıcı olacağa benzemesi, Batı’nın süregiden yaptırımları ekonomik açıdan da sıkıntıların devam edeceğini gösteriyor.

Yine de Türkiye’nin Moskova’yla eşit düzeyden konuşabilmesi pek mümkün değil. Zira Moskova uluslararası arenada kendisini ABD, Çin, AB gibi devlerle aynı ligde görüyor. Türkiye ile ilişkileri önemsiz bulduklarını söylemiyorum ama kendilerini farklı bir seviyede algıladıkları aşikâr. Ayrıca Rusya’nın, Ankara’nın yakınlaşmasını taktik bir yaklaşım olduğunu düşündüğü, uzun vadede Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya rekabeti daha muhtemel bulunduğu görülüyor. Bunun için Moskova ne Kürt kartını bırakmaya ne de Suriye’de, Kuzey Afrika’da ve Kafkaslarda Türkiye’ye alan açmaya yanaşıyor. Çünkü Ankara’nın günün birinde Rusya’yla yakınlaşmayı koz olarak kullanıp ABD’yi kendi pozisyonuna ikna etmesi halinde bu ortaklığın sona ereceğini görüyor. Bunun içindir ki ticaret, turizm, Türk Akım, nükleer santral inşaatındaki iş birliklerine ve S-400 satışına rağmen gardını düşürmüyor.

İşin bizim için kötü tarafı bunu Washington da görüyor. Ve böylelikle Rusya’ya yakınlaşarak ABD’yi hizaya getirme projemiz de giderek tıkanma noktasına ilerliyor.