Mankafaların Gözünden Dünya

Bahadır Kaynak 17 Eyl 2019

Her Allah'ın günü yeni bir skandala imza atmadan duramayan ABD Başkanı Trump, Mısır Devlet Başkanı Sisi'ye "favori diktatörüm" demeden önce faiz indirmekte direnen FED yönetimine "mankafa" demişti. Ona göre dünyanın diğer gelişmiş ülkelerindeki Merkez bankaları eksi faizlerde gezinirken ABD'nin hala sıfıra inmemiş olması kabul edilebilir değildi. Bütün hayatını bu işe adamış, dünyanın en parlak beyinleri arasından seçilen ekonomistler Trump'ın kolaylıklar gördüğü bu fırsatı kaçırıyorlardı.

Mankafaların bakış açısına göre ise rekor düşük işsizlik seviyelerinde gezinen, öyle veya böyle idare eden ABD ekonomisinin Trump’un dediği şekilde bir at dopingine ihtiyacı yoktu. Daha doğru bir ifade ile Merkez Bankaları kalkınma kurumları değildi. Eğer ekonominin performansına ilişkin bir memnuniyetsizlik varsa, indir faiz, kaldır faiz dışında birtakım politikalar geliştirmek gerekecekti. Yirmi yılı aşkın bir süredir bir finansal balondan öbürüne koşturmaktan sıkılıp artık temel sorunun anlaşılması ve ona yönelik tedaviler uygulanması gerekiyordu. Doksanların finansal genişlemesiyle dot.com krizine, ona deva olarak başlatılan milenyumun başındaki parasal dopingden mortgage krizine gidilmiş, sonrasında ortaya saçılan batıkların yükü de vergi verenin sırtına yüklenmişti. Kriz geçiren ekonomiyi canlandırmak için yine bir dizi kan sulandırıcı, yani parasal genişleme tedbiri alınmış, özel sektörün borçlanma oranları arş-ı alaya ulaşmıştı. İşte son yıllarda sadece ABD’de değil tüm dünyada gelirleri bir türlü artmayan orta kesimlere “borçlan da harca” demek bir nevi kalkınma politikası haline gelmişti. Mankafa olmayan Trump bunun sonsuza kadar sürdürülecek bir oyun olduğuna karar vermiş olacak ki ekonomi yönetimine basıyordu kalayı: Daha fazla at dopingi, hemen şimdi!

Bu Noktaya Nasıl Geldik?

Oysa olan biten çok da karmaşık değil. İktisat politikalarının ve teknolojik dönüşümün bir sonucu olarak gelir ve servet dağılımında sürekli bir bozulma hali mevcut. İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı ekonomilerinde yaşanan mucizede tüketimin yükünü sırtlanan orta sınıf bu süreç sonunda yorgun düşmüş vaziyette. Öte yandan on yıllardır süren gevşek para politikaları sonucu olarak bir sürü içi boş, dışı cilalı kurum katma değer yaratıyormuş gibi görünüyor. Bir dizi hayli spekülatif girişim palazlanıyor, bununla beraber bizim Türkiye’de de örneklerini gördüğümüz emlak balonları dünyanın birçok yerinde şiştikçe şişiyor daha ileri bir tarihte patlamak üzere. Ama bu balonlar büyüdükçe onları patlatmanın maliyeti daha da arttığından iş başındaki siyasetçiler daha fazla parasal genişleme için bağırıp çağırmaya başlıyorlar morfin bağımlıları gibi.

Bugün bulunduğumuz noktadan bu kısır döngüden nasıl çıkılacağına dair net bir çözüm önerisi göremiyoruz. Daha doğru bir ifade ile mevcut çözüm önerileri, siyaset sınıfının önemli bir kısmının uygulamaya koymaktan çekineceği türden radikal reçeteler. Onun yerine “gel vatandaş bedava para, şimdi harca, sonra ödersin” demenin dışında bir yol görünmüyor. Üstelik gelişmiş ekonomilerde kamu da önemli ölçüde borçlanmış olduğu için mali genişleme tedbirleri de sorunlu gözüküyor. Düşük faiz ortamında varlık fiyatları şişerken, insanlar zenginleştikleri duygusuyla daha da fazla harcayacak, bir tur daha, yani bir sonraki seçime kadar idare edilecek. Bu arada borç alanlar ileride bu parayı geri ödeyecekmiş gibi, verenler ve fiyatları şişmiş varlıkları satın alanlar da bu yatırımlarından kar edecekmiş gibi davranmaya devam edecek.

Bu kadar akıllı ve çalışkan insanı mankafa diye nitelendiren Trump’ın haklı olduğu bir nokta da var aslında. O sadece ve sadece önündeki soruna odaklanır, kişisel çıkarlarını kısa vadede nasıl koruyacağını düşünürken, ekonomi bürokrasisi toplumun geleceği, refahı gibi birtakım ideallerle vakit kaybediyorlar. Bir hayat dersi olarak gençlere böyle mankafalı olmamaları gerektiğini söylemeli miyiz, bilemedim.