Kahpe Bizans, hain piyasalar

Bahadır Kaynak 31 Tem 2020

Kara Murat serisini hatırlarız. Türk'ün gücünü Bizans'a gösteren, yüzlerce düşman askerini haşat eden Kara Murat için çıta her filmde daha yukarı çıkar. Daha yüksek burçlardan atlaması, daha fazla sayıda asker öldürmesi, büyük ihanetlere göğüs germesi ve eninde sonunda bir Bizanslı prensesle aşk yaşaması gerekmektedir.

Yine de her görevden alnının akıyla çıkar Fatih’in fedaisi. Düşman çoktur, destek azdır ama hiçbir şey onu yıldırmaz.

Bir zamanların espri konusu olan bu film serisindeki ruh halinin giderek toplumu kuşatmakta olduğundan endişe ediyorum. Sadece dış politikada değil, ekonomide, hatta iç siyasette bile işler sarpa sardıkça inadına meydan okuma, başını sonunu düşünmeden her şeye saldırma gibi anlamsız bir davranış biçimi geliştiriyoruz. Siyasetçilerin böylesine hesapsız olması çok muhtemel olmadığı için, toplumun vasatındaki duygu durumuna cevap verdiklerini düşünmek daha mantıklı. Başka bir ifadeyle yükselen popülizm dalgasından biz de böylece nasibimizi almış oluyoruz. Ama dış politikada ve ekonomide Kara Muratçılık oynamak kısa bir sürede yürekleri soğutsa da orta vadede büyük belaları davet ediyor. Bu filmin sonu gerçek hayatta daha önce seyrettiklerimizdekiler gibi Fatih’in fedaisinin mağrur bakışıyla ve arkada Mehteran müziği ile bitmiyor.

Bu yollar Roma’ya çıkmıyor

“Bütün yollar Roma’ya çıkar” deyişinde kastedilen şehrin bildiğimiz Roma değil yenisi, yani İstanbul olduğu söylenir. Kara Murat’ın yolları da hep başarıya ve bu muhteşem şehre çıkar. Gerçekte ise yanlış tercihler bizi çıkmaz yollara sürükler. İlk cengaverlik alanımız dış politikadan başlayalım. Türkiye’nin çok zorlu bir coğrafyada olduğunu inkar edecek değilim. Güneyde Irak’ın ardından Suriye de enikonu dağılma sürecine girmiş vaziyette. Kafkaslarda donmuş gibi görünen Azeri-Ermeni çatışması ve Rusya’yla üstü kapalı güç mücadelemiz hortlayıp duruyor. Kıbrıs sorunu Yunanistan’la meselemiz iken şimdi giderek daha da fazla Avrupa ile karşı karşıya kalıyoruz. Ege’de yaşadığımız kıta sahanlığı sorunu ise Doğu Akdeniz’in tamamına yayılmış durumda. Birkaç gün öncesine kadar iyice tırmanan krizin Almanya’nın araya girmesi ile önlendiği söyleniyor.

Bütün bunları kabul ettikten sonra çözüm yolundaki çabalarımızın eleştirel bir bakış açısından geçirilmesinde fayda var. Herkese mütemadiyen kılıç göstermek sanığımız kadar doğru bir strateji olmayabilir. Türkiye’nin askeri gücünün, kapasitesinin hakkını teslim etmekle beraber diplomasinin, müzakerelerin ve hepsinden önemlisi bizim politikalarımızı destekleyecek müttefiklerin varlığının önemini vurgulamak isterim. Sadece Katar’la iyi ilişkiler kurmak yeterli olmaz. Bilhassa Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin karşısındaki cephenin genişliği tedirginlik verici boyutta. Dolayısıyla pragmatik davranıp bizimle ortak dalga boyuna çekebileceğimiz ülkelerle temasta bulunmamız önem taşıyor. Kara Murat’ın böyle bir tarzı olmadığını biliyorum ama onun yaptığı gibi herkesi dövemeyeceksek bizim olmalı.

Bu kavgacı üslup iç politikamızı da zehirliyor. Beş yüz elli yıldır elimizde bulunan şehrin bir zamanlar imparatorluk kilisesi, daha sonrası camii olmuş eşsiz yapısını adeta yeniden fethediyor, dünyanın şaşkın bakışları altında bizi anlamaya çalışan insanlara nanik yapıyoruz. Üstüne elimizde kılıç Cuma hutbesi okuyup bir zamanlar barış ve hoşgörü toplumu olduğumuza dair yarattığımız imajımızı yok ediyoruz.

Dış politikada ve Cuma hutbelerinde elimizden düşürmediğimizi kılıcımızı bir de piyasalara sallamayı ihmal etmiyoruz. Son yıllarda giderek ağırlaşan koşulları aleyhimize kurulan kumpaslara bağladığımızdan mıdır nedir orayı da kaba kuvvetle yönetmek eğilimindeyiz. Yasaklar, kısıtlamalar, günden güne değişen yönetmelikler derken salgınla beraber işler iyice sarpa sarmaya başladı. Bizse vidaları daha da sıkıyoruz, Tekalif-i Milliye’den, olağanüstü zamanlarda olağanüstü önlemlerden bahsediyoruz. Bütün dünya ekonomik bir cendereden geçiyor, kabul ama biz kendi yaptıklarımızdan sorumluyuz. Nasıl ki dış politikada karşımızdaki cepheyi küçültmeye, ittifaklara ve daha fazla diplomasiye ihtiyacımız varsa ekonomide de piyasayla daha uyumlu politikalara ihtiyacımız var. Gerçek hayatta kalenin burcundan atlarsanız ölürsünüz, demedi demeyin.