Kadın erkek eşitliği

Bir güç gösterisi, bir hareket, sert kaba kuvvet davranış bozukluğu olarak da tanımlayabiliriz. Kadına yönelik şiddet ise televizyonlarda gazetelerde karşılaştığımız önemli sorunlarımızdan bir tanesidir. Kadına yönelik şiddetin caydırıcı cezalar ile yeni yasa düzenlemelerle azalmasını beklerken, her gün yeni bir haber dinliyoruz ya da gazetelerin sayfalarına yeni bir tane ekleniyor. Bu durum neden engellenemiyor? Önüne geçemiyoruz.

Her yeni gün evli ya da bekâr bir kadın vahşice katlediliyor ve mağdur durumda bırakılıyor. Emine Bulut cinayetini dehşet içinde izlediğimiz “ölmek istemiyorum ”diye haykırarak son nefesini verdiği videosu gözlerimizin önünde tekrar tekrar canlanırken, küçük bir kız çocuğunun annesinin gözleri önünde vahşice katledilmesi üstelik bunu babasının yapması ömrünce unutmayacağı, açtığı derin yaraları, yaşayacağı psikolojik sorunları idrak edebiliyor musunuz? 

Haberlerde okuduğumuz kadın cinayetlerinden haberdar iken medyaya yansımayan, ücra köşelerden çıkarılan kadın cesetleri, şiddete maruz kalan, sesini dahi çıkaramayan kadınlarımızdan bihaber yaşıyoruz.

Kanunların caydırıcılığı olmadığı aşikâr.2008 yılında şiddete maruz kalarak ölen kadın sayısı 66 iken 2011 yılında 127, 2012 yılında 143, 2016 yılında 284, 2018 yılında 396, 2019 yılında ise 263, bu sayının artmayacağının garantisini kimse veremez. Yeni yasal düzenlemeler getirilmedikçe de biz bu sorunları tekrar yaşamak durumunda kalacağız.   

Kültürel yapımız, toplumumuz gelenek ve göreneklerimiz ne yazık ki bu şiddeti destekler durumda, töre cinayetleri başta olmak üzere kadının mağdur bırakılması, ekonomik özgürlüğünün olmaması, kendi hakkını savunamaması, kadının evliliğinde şiddet görmesine rağmen kendilerini koruyacak şartlara sahip olmamasından dolayı belki de bir ömür boyu evliliklerine devam etmek zorunda kalıyorlar. Bunda Türk toplumunun erkek egemen olması ve kadının kendisine biçilen bu rolün dışına çıkmasının ayıp algılanıp, kınanmasının da önemli bir rolü vardır.  

Şiddet gören kadınlarda eğitim düzeyi de fark etmiyor. Birçok akademik başarılar elde etmiş, kariyer sahibi ekonomik özgürlüğü olan iyi bir işi geliri olan kadınlarımız da ne yazık ki karşı tarafa kendi haklarını savunamadan şiddete maruz kalıyorlar.      

Kadınlarımızın birçoğu eşlerine karşı duyduğu bağlılık ya da bağımlılıktan dolayı belki düzelme umuduyla yaşadıkları şiddete katlanmak durumunda kalıyorlar. En çok bu durumdan etkilenen çocuklar ise aile içi şiddet olaylarından dolayı ilerleyen dönemlerde ciddi sorunlar yaşıyorlar. Şiddete maruz kalan kadınlarımızın çoğu başkalarına anlatmakta çekinmekte, durumun başkaları tarafından bilmesini istememektedir. Şiddetin açığa vurulması halinde yardım etmek yerine “kol kırılır yen içinde kalır”  anlayışıyla aile birliğinin devam etmesi adına kadının sessiz kalmasını tavsiye etmektedir ya da kadın suçlanmaktadır.

Kadına karşı yapılan şiddet olayları sadece kendi ülkemizde olmayıp birçok ülkede şiddet olayları yaşanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’ inde 1884 yılına kadar, erkeğin eşini dövmesi yasal olarak kabul edilmekteydi.18. ve 19 yüzyılda İngiltere de erkek ailesi üzerinde bütün haklara sahiptir. Erkeğin eşini kontrol edebilmesi için, baskı ve şiddet dâhil herhangi bir yola başvurması, işaret parmağından kalın olmayan bir sopa ile dövülmesi yasal olarak kabul edilmekteydi.1920 yılında ceza kapsamına alınsa da yapılan bu uygulama kabul edilecek bir durum değildir. Kadına yönelik şiddet Amerika’da tecavüze uğruyor. İran’da idam ediliyor. Afganistan’da kurşuna diziliyor. Tayland’da fuhuşa zorlanıyor. 

Kadına yönelik şiddet bir toplumsal yapı problemidir. Bu problemin çözüme kavuşabilmesi için toplumsal kurumlar işbirliği içerisinde çalışmalıdır.” Kadın erkek eşitliği” sağlanamadan kadına yönelik şiddetle mücadelede başarılı olunamaz. Kadına yönelik şiddet topumda yaşayan bütün insanların sorunudur. Kadının eğitim ve ekonomi ve siyasal katılım alanlarında güçlendirilmesi gerektiğine ve bu alanlarda yaşadığı ayrımcılığın ortadan kaldırılmasının kadına yönelik şiddetin önlenmesinde çok önemli bir rolü bulunmaktadır. Kadının çalışma hayatına katılması ve ekonomik anlamda bir gelirinin olması önemli bir unsurdur. Türkiye’de hizmet veren sığınma evlerinin, kadın danışma merkezleri sayısının ve niteliğinin yetersiz olduğu ve bu sayının acilen artırılması gerekmektedir. Şiddet konusunda eğitim seminerleri düzenlenmelidir. Görsel ve yazılı medyada kadına yönelik şiddet konusunda programlar düzenlenmelidir. Yerel yönetimler tarafından kadınlara istihdam olanaklar oluşturulmalıdır. Toplumsal cinsiyet rollerini kadına yönelik şiddeti pekiştiren unsurları kitaptan çıkarılmalıdır. Cinsiyet ayrımcılığını engellemeye yönelik gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı, ayrımcılığı caydırıcı tedbirler alınmalıdır.