İşimiz gücümüz ekonomi

Ülke gündemini son dönemlerde en ağırlıklı şekilde oluşturan ana tema ve esas konunun; "ekonomi" olduğu tartışılmaz bir gerçek kimliği ile karşımızda duruyor. Gerçekten, seçim kampanyalarından; dost sohbetlerine kadar her ortamda ortaya getirilen konuların hemen daima ekonomiye dair olduğunu görüyoruz. Bir başka deyişle, artık "işimiz, gücümüz ekonomi"dir.

Bu konuda hemen herkesin söyleyecek sözü, aktaracak fikri, paylaşacak çözüm önerisi ile donanmış olduğunu fark etmemek mümkün değil. Üstelik ekonomik sıkıntıların olumsuz etkilerini farklı şekilde yaşayan kesimler, farklı hassasiyet ve öncelikleri gündeme getirmeye çalışıyor; ekranda izledikleri yorumcular, kendileri ile aynı paralelde düşünce ve ifade belirtmeyince; kızma, öfkelenme ve hatta taciz etme hakkını kendilerinde görebiliyorlar. Herkes kendi derdinin öne çıkarılmasını, kendi meramının anlatılmasını arzuluyor. Hal böyle olunca ekonomik gidişatı değerlendirmeyi bir tarafa bırakınız, ‘’ekonomi konuşmak ‘’ bile mayınlı bir arazi haline geliyor.

 Farklı beklenti ve ruh halindeki zümrelere ulaşmak, ortak tespit ve önerilerde bulunmak gittikçe zorlaşıyor. Kısacası günümüzde ekonomi konuşma ve yazmanın zor zanaat haline geldiği her halde tartışılmaz bir gerçek. Doğrusu, bu durum objektif değerlendirme kulvarlarının önünü tıkayan bir engel olarak hepimizin ortak problemi haline çoktan gelmiş durumda.

Bütün bu olumsuz tabloya rağmen birilerinin, ehliyet ve dirayet çerçevesinde ekonomi konuşmaya devam etmesi, yazıları ile durum tespiti yapması her zamankinden kritik ve değerli bir hale geliyor. 

“Demirden korkanın trene binmeyeceği” düsturunu ilke edinen ehliyet ve dirayet sahibi seslere, cesaretli kalemlere ve onurlu duruşlara her zamankinden çok muhtacız. Ekonominin gerçekçi analizini; iç ve dış dinamikler etkileşiminde ortaya koyabilen; uzun soluklu perspektifleri ıskalamadan cari gelişmeleri yorumlayan; “katma değer” kavramına ırak kalmayan duruşlara ihtiyacımız ortadadır

Ekonominin insan için olduğuna; insanın “araç” değil “amaç” olduğuna iman eden bir platformda temel hedefin “yaşam kalitesi”ni yükseltmek ve “bireysel ve toplumsal refah düzeyi’’ ni ilerletmek olduğu unutulmamalıdır. İşte, ancak bu temel kabul ve değerler çerçevesinde, gerçekçi ve çözümcü ekonomik perspektiflerin formüle edilmesi sağlanabilecektir. Ekonomide; ‘’yumuşak karınımızın kuvvetlendirilmesi’’ ve ‘’kırılganlıkların giderilmesi” kulvarlarında belirtilen doğru navigasyon kuralları ile yol alındığı müddetçe rekabetçi avantajımız güçlenecektir. 

İşimizi; “kırıp, döküp, sararak değil; en iyi şekilde yapmak” zorundayız. Bu kapsamda; işletme iktisadının üç temel kavramı, hepimizin yolunu açmalıdır; etkinlik, etkililik ve verimlilik. Her alışverişte, kurumsal ve bireysel tüm ekonomik faaliyetlerde hâkim olması gereken üçlü formül, aynı zamanda ekonomik başarının temellerini teşkil etmektedir. 

En önemlisi, “beklenti yönetimi” olarak tanımlanan ekonomi için geçerli duruşun; İHTİYATLI İYİMSERLİK şeklinde ifade edilebileceği gerçeğidir. Asla hayale dalmadan; tabasbus girdabına yakalanmadan ve fakat marazi kötümserlik karabasanına paçayı kaptırmadan yola devam etmeliyiz. Bu yolda eskisine nispetle daha çok çalışmalı; daha kısa zamanda daha büyük işler başarmalıyız. 

Dünyada dengelerin değiştiği; kartların yeniden karıldığı ve değişim rüzgarlarının fırtınaya döndüğü zorlu bir konjonktür içindeyiz. Zorun üstesinden gelmek için, “zor zamanlar”da konuşmaya, yazmaya, varlık göstermeye her zamankinden daha çok muhtacız.