Güçlü küresel markalarımız olsun, inanın o bile yeter

Cihad Doğan 16 Eki 2020

Geçenlerde bir mecliste Türkiye'nin ve dünyanın ekonomik durumlarını pazarlama açısından değerlendiriyoruz. Konusu geldi ve ortamdakilere sormak istedim, sordum da. Dedim ki, bir ülke ekonomisinin güçlü olmasını nasıl anlarsınız, diye. Cevaplar anında dillerden dökülmeye başlandı. Tahmin ettiğiniz cevaplar, o an da beni tatmin etmedi.

Evet, ekonomik alanda kalkınmanın tezahürleri çok. Gelişmiş ülkelerin ortak özellikleri de belli. Ancak sürekli aynı konuların üzerinden konuşmak “ya da” bağlacının diğer tarafını görmemizi engelliyor. Sıkılmak da cabası tabi.  Şimdi gelin “ya da” bağlacının diğer tarafına bakalım. 

İşletme olarak büyümek istemeyebilirsiniz veya şubeleşmek şirket politikalarınızda yoktur. Kendi yağımızda kavrulalım, bizim memleket bize yeter, deyip uluslararası pazarlara da çıkmayabilirsiniz. Zaten bütün bunlar işletmelerin özel amacına girer. Yani sizin isteğinize bağlıdır ve var olma nedeni olarak da kabul edilmez. Vizyon ve misyon meselesi aslında. Buraya kadar her şey güzel ve her şeye de eyvallah.

İşletme politikalarına saygım var, her türlü ve her alandaki işletme stratejilerine hürmetimiz sonsuz. Bütün bunlarda biriciktir. Her işletmenin kendine has, kendine özeldir. Ama bir işletmenin çalışan sayısı, sermayesi, faaliyet alanı, ölçeği ve daha nicesi ne kadar farklı olursa olsun o işletme kurumsal bir felsefeye sahip olmak zorunda! Açık konuşayım, işletmenin kurumsal olma ilkesi ya da çabası işletmenin özel amacı değildir, genel amacıdır ve genel amacı olmadığı sürece yok olmaya mahkûmdur. 

Mikrosundan megasına her işletme kurumsal olmalıdır, sözümü yanlış anlamayın sakın. Kurumsallıktan kastım, kartvizit basmak, iç mimar ile çalışmak, logo, amblem, slogan olayları değildir. Daha doğrusu sadece bunlar değildir. Bir işletmeye ziyarete gittim. İşletme sahibi kurumsalız, dedi. Nasıl, dedim. Çayın yanındaki şekerleri gösterdi. Üzerine logomuzu bastırdık, dedi. Ülkemizde maalesef kurumsallıktan anlaşılan kalem, ajanda, bardak basmak. Kurumsallığın bu olmadığını anlayanlar, bugün Türkiye’nin küresel pazara sunduğu markaları. 

Hani bir sosyal medya danışmanlığı furyası aldı başını gidiyor ya, tıpkı e-CRM uygulamaları gibi. Bu ikisi zaten başlı başına sorun. Neyse, konumuz bu değil. İşletmelerimiz sosyal medyada reklam vereceğiz, diye yarışıyor ya. Bu iş için ne olduğu belirsiz, kişi ya da kurumlardan danışmanlık alıyorlar ya, ille de işletmenize pazarlama ya da yönetimsel anlamda yatırım yapacaksanız, gidin kurumsal işletme olmak için size faydası dokunacağınızı düşündüğünüz kişi ya da kurumlardan destek alın. İnanın, kurumsal olmak için mücadele etmek bile yeter. 

Başa dönelim. Ülkenin kalkınmasına. Nasıl mı güçlü ekonomi olunur? Gelişmenin önündeki görmediğimiz o nokta hangisi? Algoritma çok basit ve kolay. Bir ülkede ya da bir ekonomide kurumsal işletmelerin sayısının fazla olması demek, o ülkeden çıkan ve küresel marka niteliği taşıyan ulusal marka sayılarının fazla olması, demek. Bir ülkenin çok fazla küresel markası olması o ülkenin dünyada daha fazla söz sahibi olması demek. 

Brand Finance 2020 verilerine bir inceleyin. İlk 500 firmaların menşei ülkelerine bakın, ekonomik açıdan güçlü olarak addedeceğiniz ülkeler. Yani özetle; bir ülkenin kalkınmasının altında yatan nedenler, o ülkenin altın ya da döviz rezervi, kredi ve yatırım yapılabilirlik notunun yüksekliği değildir. O ülkenin uluslararası pazara sunduğu ulusal markası olan küresel markalarıdır. Küresel bir marka olma işi de, önce kurumsal olmadan geçer. Size bir sır vereyim ve konuyu kapatayım, önce bir ilkeniz olsun sonra zaten kurumsal olmaya başlıyorsunuz.