Gelişmiş ve zengin devlet olmanın formülü

Dünyada gelişmiş ve zengin ülkelere baktığımızda, yaklaşık iki bin yıldır yazılan bilgiler ve yaşananlar ışığında formül basit: -Çok taraflı (partili) bir yönetim sistemi, -Hesap veren siyasetçi ve memurlar (kuvvetler ayrılığı), -İnsan hak ve özgürlüklerine saygı, -Hukuk kurallarının (adaletin) üstünlüğüolacak.

Bilim insanı olarak, üniversitede çalıştığım kamu yönetimi konusunda bini aşkın kitap okudum, Uzakdoğu'dan Amerika'ya, Afrika'dan Avrupa'ya kadar gezdim, sonuç budur... Sadece demokrasi ve cumhuriyet yetmiyor artık.

Bu dört kurala uyan devletler refah devleti oluyor ve gittikçe zenginleşiyorlar.

-Çok partili iktidarlar, koalisyonlar birbirine danışma zorunluluğu ile hep ortak paydalarda buluşarak, ülke için masaya getirilen hedeflerden en iyisine karar veriyorlar.

-Bireysel olarak hata yapan siyasiler veya kamu yöneticileri (bürokratlar) Meclis ve Yargı önünde hesap veriyorlar.

-Ülkede yaşayan insanlar hukuk kurallarına uydukları müddetçe fikirlerinden dolayı tutuklanmıyorlar veya mallarına el koyulmuyor.

-Hukuk kuralları (kanunlar) yasama meclisinde tartışılarak, toplumsal mutabakat ile çıkarılıyor ve bu mutabakat sonucu kuralları çiğneyen kişi, zenginliğine veya siyasi gücüne bakılmaksızın saygın ve bağımsız hâkimler tarafından hızlı olarak adaletle yargılanıyorlar. 

Böyle bir ülkede yaşayan kişiler sisteme güvendikleri için benim de bir katkım olsun diye siyasete giriyor. İşadamları da dövizi veya krizi düşünmeden bol bol yatırım yapıyor, yetmiyor diğer ülkelerden yatırım akıyor.

Vatandaşlar da sisteme güvendikleri için kendi para birimiyle tasarruf yapıyor, faiz endişesi olmadan ev alıyor, harcama yapıyor, gençler de yurtdışına kaçmak yerine ülkelerinde yaşamak istiyor.

Böyle bir ülkede, geleceğe yönelik hedefler doğru belirlendiği için ekonomide, dış politikada hiçbir kriz olmuyor, ortaya çıkan gelişmeler doğrultusunda sermaye ve bilgi birikimi ile geminin yönü ayarlanarak mutlu ve zengin olarak yaşanıyor. Masal gibi...

Görüldüğü gibi hiç zor değil, formül elimizde. Haydi bir el verin...

Büyük Veri, Yapay Zekâ ve Bioteknoloji ile Lider Ülke Türkiye.

Dünyada üreticiler kendilerini korumak için patent koruması kullanıyorlar. Patent iznin olmadan o malı üretemiyorsun. Yazılım sektörü de benzer korumadan yararlanıyor. 

1850'lerde başlayan sanayi devrimi ve 1980'lerde başlayan yazılım devrimi ile tüm sanayi ve yazılım patentleri, bu işe ilk başlayan ülkelerde toplanmış. Erken kalkan yolun sonuna ulaşmış. Bu ülke ve şirketlerinden izin almadan bu işleri sana yaptırmıyorlar ve onların lehine gelir uçurumu artıyor. Sanayi devrimi ve yazılımı ülke olarak kaçıranlar ya paranın fazlasını bu izin için ödüyorlar ya da izin almadan anca çakmasını yapıyorlar, onu da üçüncü dünyaya beşte birine satıyorlar. 

Bu nedenle dünya servetinin yarısı 62 kişinin ve şirketlerinin elinde, kalanını biz dahil 7 milyar paylaşıyor.

Şimdi yeni bir fırsat çıktı. Veri toplama, yapay zekâ ve bioteknoloji ile sanayi devriminde kaçırdığımız bu fırsat yeniden önümüzde. Gelişmiş on devlet arasına girmenin yolu bu yeni ekonomi ve yeni teknoloji. 

Microsoft, Google e-maillerimizin ve yazışmalarımızın kopyasına sahip olduğu için büyük veriyi topluyorlar ve gelecekte küçük bir bilgi veya formül kullanmak için bile bu şirketlere maliyetten fazla bir para verip, izin almak zorunda kalacağız. Yapay zekâ ve bioteknolojinin de kaynakları onlarda ve onlarla birlikte hareket eden bir-iki ülkenin şirketlerinde. Ama daha yolun başında onlar da. Dünyada kullanılan bilginin %98'i son iki yılda üretilmiş durumda.

Şu an Devlet yönetimi olarak karar verme zamanı. Aynen sanayi devrimi gibi önümüzde bir fırsat var. Ya bu büyük veriyi kendi bilgisayar işletim ve e-mail sistemini kurarak kendin toplayacaksın. Yine bioteknoloji ve yapay zekâ üretimi için tüm önceliklerini değiştireceksin ve eğitimden ekonomiye buna odaklanacaksın.

Ya da ara bir formül olarak, bu yeni teknolojiye sahip Amerika veya Çin'den birine bölgesel ortak olacaksın. Eğer bunlardan birini kendine ortak alacaksan da o zaman dış politikadan, eğitimine kadar ortağına göre ayarlayacaksın. 

Veya sanayi devrimini kaçırdığın gibi bunu da kaçıracaksın. 

Artık petrolün ve Ortadoğu petrol kaynaklarının önemi kalmıyor ve oyunu buna göre kurmayalım. Zaten sınırlı olan kamu kaynaklarını da boşa harcamayalım.

Tren kalktı gidiyor, son vagona bir-iki yıl içinde atlayalım, yoksa yola yayan devam ederiz. 

Büyük veri, yapay zekâ ve bioteknoloji ile lider ülke Türkiye için hızlı karar vermemiz ve başlamamız gerekli, haydi bir el verin...

Karanlığa küfür

Çiçero diye bir siyaset bilimci var. Der ki: Karanlığa küfretmektense, bir mum yak!

Yıllardır iş dünyası iki gruptan şikayet eder. Devlet memurları ve siyasetçiler. 

Yolsuzluk, liyakatsizlik, popülizm, tarikatların devlete sızması, yatırımların gecikmesi, ihalelerde kayırmacılık, kamu kaynaklarının yanlış harcanması gibi konuların sebebi olarak bu iki karar verici grup şikayet edilir.

Peki dostum, netice olarak senin en iyi okullarda okuyan çocuklarının biri devlet memuru olsun ve bu sorunları kimseye yaşatmasın. Yine neticede işadamı olarak veya özel sektör yöneticisi olarak dünyalığı biriktirdin, aileni işini güvence altına aldın, 5-10 yılını siyasete harca da meydan dürüst, vizyon sahibi bir politikacı görsün. Ama yok. Çocuğumun hayalleri var. Ben de bu yaştan sonra tüm vaktimi millete veremem, üzüm yetiştireceğim, tekne alacağım dersen; o zaman siyasetçilerin, bürokratların verdiği kararlardan şikayet etmeyeceksin. 

O yüzden karanlığa küfretmektense bir mum yak... Bir çocuk devlete, bir çocuk veya kendin siyasete... Haydi, bir el verin...