Enerji piyasalarındaki gelişmeler

Peter Hopkirk'in tanınmış eseri "İstanbul'un Doğusunda Bitmeyen Oyun", yirminci yüzyılın başından bu yana emperyalist ülkelerin "petrol (neft)" ekseni üzerinden yürüttükleri Orta Doğu'nun paylaşım savaşını anlatır. Genel - geçer deyimi ile "enerji meselesi" ; jeo – politik tüm yapılanma ve gelişmelerin temel eksenini oluşturmuş; petrol çevresinde dönen bir sarmal tüm insanlığı kuşatmıştır. Günümüzdeki genel tablo da, farklı bir noktaya işaret etmemektedir; global dinamikler, petrol temelli oluşumlar üzerinde yükselmektedir.

Dünya enerji ajansının güncel raporunda, petrol ve doğalgazda arz güvenliği riskinin devam edeceği tespitine yer verilmekte; önümüzdeki dönemde dünyada enerji için toplam iki trilyon dolar yatırımın gerektiği hesaplanmaktadır. Söz konusu yatırımın yüzde 70’inin devletler veya devlet garantisi ile özel sektör kuruluşlarınca yapılacağı öngörülmüştür.

Kırsal kesimde yaşayan iki milyara yakın insanın beklentileri çerçevesinde global enerji talebinin artacağı; önümüzdeki dönemde enerji tasarruf teknik ve uygulamaları öne çıkarken, kömür kullanımının azalacağı tahmin ediliyor.
Öte yandan, halihazırda enerji piyasasına egemen olan batılı şirketler, yerlerini önümüzdeki 20 yıl içerisinde Çin’li şirketlere bırakacaklar. Üstelik Çin, 2040 yılı itibari ile dünyanın en büyük petrol ithalatçısı konumuna gelecek. Ancak, 2025 itibari ile ABD petrol ve doğalgazda dünya üretiminin yarısından fazlasını gerçekleştirirken, kaya gazı ve doğalgaz üretiminde dünya lideri konumuna ulaşmış olacak. Belki de bu gelişmeler çerçevesinde Orta Doğu’nun makus talihi ortadan kalkacak; yeni jeo – politik dinamikler dünyanın geleceğini biçimlendirme gücünü elinde bulunduracak.

Yenilenebilir enerji alanında iddialı ve ısrarcı politikaların başta Avrupa Birliği tarafından gündemde tutulacağı, herkesin üzerinde anlayış sağladığı bir gerçek iken, bu kulvarda enerji maliyetlerinin düşmeye devam edeceği, ancak, enerji depolama ve iletim alanlarında sorunların varlığını hissettireceği öngörülüyor. Bu alanda, güneş enerjisinin, rüzgarın önüne geçtiği biliniyor; 2025’te hidro – enerji’nin; 2030’da kömürün de üzerine çıkan oranlar ile payını arttıracağı hesaplanıyor. Toplamda, yenilenebilir enerji kaynaklarının payı 2025 yılında yüzde 25’ten, yüzde 40’a çıkarken, kömürün oranı, buna ters orantılı olarak azalacak.
Enerji sektöründe, elektriğin keşfinden bu yana en önemli ve radikal dönüşümlerin yaşandığına dikkat çekmeliyiz. Yenilenebilir enerji kaynaklarına olan talepteki büyümenin, nerede ise %90’lık payı gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanıyor. Ülkemiz için de 2030 yılında toplam arz içinde yenilenebilir enerji payının artması öngörülüyor. Özellikle çevreci ve karbon salınımını azaltıcı yaklaşımlar çerçevesinde Türkiye de yenilenebilir / temiz enerji alanında alacağı mesafeler olduğu biliniyor.

Tartışmaların odağındaki “nükleer enerji” kulvarında ise gelişme daha düşük oranlı bir seyir takip ediyor; Almanya’nın bu konudaki tasarrufunu takiben nükleer enerji santrallerinin toplam enerji arzı içindeki payı yüzde 10’ları henüz aşamıyor.

Dünyada enerji alanında çok büyük ve hızlı bir dönüşüm yaşandığı görülüyor. Türkiye’nin son on yıldaki enerji ithalatının yıllık ortalama kırkbeş milyar dolar mertebesinde gerçekleştiği düşünüldüğünde, dışarıya giden bu kaynağı azaltmak için alınan tedbirlerin önemi ortaya çıkıyor. Gerçekten, Türkiye gerçekleştirdiği boru hatları, sıvılaştırılmış gaz terminalleri ve depolama yatırımlarıyla daha esnek bir yapıya kavuşmayı amaçlıyor. 2023 yılında gaz depolama kapasitemizin onbir milyar metreküpe çıkartılması hedefleniyor.

Türkiye’nin doğalgaz ithal ettiği ülkeler ile anlaşma vadelerinin, 2021 ve 2022 yıllarında dolacak olması bize önemli avantajlar sağlayarak; nefes alabileceğimiz yeni pencereler açabilir.