Değişen gereksinimler ve değişen stratejiler

Hasan KÖNİ 21 Eyl 2020

Bir Amerikalı strateji uzmanının belirttiği gibi uluslararası alandaki çatışmaların nedeni devletlerin gereksinimlerini karşılamaya yönelik. 1940-1990 yılları arasında Amerika'nın stratejisi Sovyetler Birliği'ni çevreleyerek onun Amerika'nın ticaret yollarına ve alanlarına sızması önlemek ve yarattığı liberal ekonomik sistemi korumaktı.

Sovyetler Birliği çökünce Batılı yazarlar ideolojik savaşın bittiğini onun yerini kültürel ve etnik savaşlar ve çatışmalar alacağını belirttiler. 1990’lardan sonra Amerika’daki Neo-Kon lobisi iktidara yerleşmeye başladığında ilk önce kendilerine göre İsrail’e tehdit oluşturan Saddam’ı hareketsiz hale getirmekle işe başladılar. 2000’li yılların başında Neo-Kon lobisi Washington’da egemen hale gelince Müslüman dünyada etnik ve dini çatışmalar yoğunlaşmaya başladı ve çatışmaların yansımaları, yapılan yanlış hesaplar sonucu, Batıya terör hareketleri olarak yansıdı. Zorunlu olarak Ortadoğu ülkelerine askeri müdahaleler yapıldı. Arap baharı 2010 çıkınca bir daha Ortadoğu karıştırıldı. Ancak, gelişmelerden demokrasi ve Batı dostluğu çıkmadı. Bu durumda Ortadoğu daha büyük Ortadoğu projesi altında bir daha çalkantı içine sokuldu. Suudiler temize çıkartılıp terörden İran sorumlu tutuldu.

Amerikan belgeleri ve makaleleri okunduğunda Amerika’nın stratejik tercihlerinin yukarıda söylenenler olmadığı görülüyor. O halde, Amerika’nın Ortadoğu’daki stratejik olarak hedefi bölgesel kalırken küresel stratejisi Ortadoğu, Hazar Bölgesi ve Güney Çin Denizi’ndeki enerji alanlarını korumak ve Amerika’ya ham madde akışlarının kesilmesini önlemek olarak görmek mümkün. Bu nedenle Asya ülkelerine müdahale edip ortak askeri tatbikatlar yapmışlar. Amerika’nın 1990’lardan başlayarak 2015’lere kadar sürdürdüğü Batının gereksinimi olan petrol ve gaz akımını sağlayacak stratejiler umulmadık jeolojik gelişmelerle değişti. İklim değişikliği, Rusya’nın Arktik bölgelerde yeni enerji kaynakları bulmasına yol açtı.

Kanada’da bulunan petrol ve gaz Amerika üzerinden piyasaları sürüldü. Amerika’nın çevresinde yeni kaynaklar olduğu ortaya çıktı.

2008’de iktidara gelen Obama ve 2016’da iktidara gelen Trump’ın ortak yanı Ortadoğu’da bölgesel stratejiyi son vererek gereksiz ekonomik harcamalardan kaçınmaya çalışmak oldu. Ancak, Amerikan siyasal sistemi buna izin vermedi. Oysa Amerika’nın büyük stratejisi yeni yükselen ekonomik güçlerle mücadele etmek ve gerileyen Amerikan ekonomisini ve böylece dünya hegemonyasını sürdürmekti. Çin’le mücadele, Avrupa’ya zorla askeri harcamalar için yapılan baskılar, NATO’nun görevi bitti gibi laflar hep ekonomik durumu rakipleri karşısında sağlamlaştırmak için yapılan hamlelerdi.

Hammadde kaynakları konusunda hep petrol ve gaz alanlarındaki stratejik durumundan bahsedilirken, bunların yanında su kaynakları ve artan dünya nüfusu karşısında gıda sorunları gibi konularında ele alındığı görülüyordu. 2020’lerde hava, deniz, uzay, elektronik, füze yapımı lazer silahları gibi yeni teknolojiler devreye girince Amerikan stratejisinin Avrupa ile birlikte az bulunan maddeler üzerine çevrildiği dikkati çekiyor. Az bulunan maddeler arasında şu metal ve metalimsiler var: Titayum, Tungsten, Galyum, Kobalt, Kornyum, Manganez, Berilyum, Germanyum ve 47 parça daha hassas endüstrilerde gelişmiş silah endüstrisinde kullanılan maddeler bunlar. Bu az bulunan maddelerin 1/3’nü Çin sağlıyor. Tabii bu maddeleri yarı işlenmiş halde satın alıyorlar. Amerikan ordusu Başkan Trump’ın emriyle az bulunan maddeler fabrikası kuruyor. Avrupa ise savunma endüstrisi ve hassas endüstriler için yeni yapılanmalara ve yeni stratejilere yönelme durumunda. Ortadoğu’nun bitmeyen hikayesini bir kenara bırakacak olursak, bundan sonraki çatışmaların bu az bulunan maddelerin alanları üzerinde olacağını söylemek mümkün.