Büyümenin yeni motoru enflasyon

Sedat YILMAZ 20 Eyl 2020

Küresel salgın sebebiyle dış ticaretin dip seviyelere indiği dünyada devletler üretim, istihdam ve vergi gelirlerini koruyabilmek için enflasyonla büyümeyi ön plana aldı. Hükümetler, aşının devreye girip salgın sona erinceye kadar genişleme politikalarıyla yurt içi üretim, istihdam ve tüketimi destekleyerek büyüyecek ve vergi gelirlerini artırma yoluna gidecekler.

Devletler küresel salgın sürecinde ekonomik sorunları tüketim ve harcamaları artırarak yeni politikalarla aşmak istiyor. Küresel salgın sebebiyle dış ticaretin dip seviyelere indiği dünyada devletler üretim, istihdam ve vergi gelirlerini koruyabilme adına enflasyonla büyümeyi ön plana aldı. Hükümetler, salgın bitene kadar genişleme politikalarıyla yurt içi üretim ve tüketimi destekleyerek büyüyecek ve vergi gelirlerini artırma yoluna gidecek.

Gelişmiş ülkeler, negatif faiz merkezli genişleme politikalarıyla ekonomilerini iyileştiremediklerini gördüklerinden yurt içi genişleme politikalarına daha fazla ağırlık veriyor. ABD Merkez Bankası’nın (FED) artan işsizlik ve üretim düşüklüğünü halen yüzde 0,5 – 1 arasında seyreden enflasyonu yüzde 2 ve üzerine çıkarmak için politika geliştiriyor. Diğer gelişmiş ülkeler de negatif faizle iyileştiremedikleri ekonomilerini enflasyonla toparlamak için çabalıyor.

Gelişen ülkeler ise portföy yatırımlarının azalması sebebiyle döviz ihtiyaçlarını doğrudan yatırımlara ve enflasyonda artışlarla elde edecekleri yükselecek faizlere bağlamış durumda. Hükümetler, pandemi kaynaklı artan bütçe ve cari denge açıklarını, merkez bankalarının genişleme politikalarıyla yükselen enflasyon ve faiz ile dengeleme çabasında.

Türkiye ise enflasyonla büyüme konusunda yıllardır önemli bir deneyime sahip. Pandemi konusunda diğer birçok ülkeden iyi durumda olan, ithalat ve tüketimle büyümede de belli bir mesafe alan Türkiye, dünyaya göre daha avantajlı durumda.

Gelişmişler enflasyona sarıldı

Pandeminin en ağır vurduğu ABD, genişleme politikalarıyla ekonomisini düzeltemeyince enflasyonun önünü açtı. Temmuz ayı enflasyonu aylık yüzde 0,6, yıllık yüzde 1 artarken Ağustos ayı enflasyonu da aylık yüzde 0,4, yıllık yüzde 1,3 arttı. Enflasyon Mart, Nisan ve Mayıs aylarında ciddi şekilde gerilemişti. Çekirdek verilerdeki artış da ABD’de enflasyonun daha da artacağını gösteriyor.

FED açıkladığı yeni para politikası stratejisi sonrası enflasyon verisinin önemi artmıştı. FED Başkanı Jerome Powell, 27 Ağustos’ta, para politikası stratejisinde değişikliğe gidildiğini belirterek, bankanın “ortalama” yüzde 2 enflasyonu hedefleyeceğini duyurmuştu.

Powell, istihdam konusunda da bir hedef belirlemeyeceklerini ve güçlü istihdam piyasasını teşvik üzerine yüksek derecede odaklanacaklarını dile getirmişti. Bu açıklama, FED’in enflasyon konusunda daha gevşek davranacağı ve faiz artırma konusunda aceleci olmayacağının diğer bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

ABD’deki enflasyon artırma trendine Avrupa da katıldı. Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) yüksek seviyedeki genişleme politikaları ve hükümetlerin yüksek seviyedeki destek ve teşvik paketlerine rağmen Euro bölgesinde enflasyon faizler gibi sıfırın altında seyrediyor. ECB ve hükümetler negatif enflasyonu pozitife çevirmek için yeni politikalar peşinde.

Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon Ağustos ayında yüzde eksi 0,2’ye indi. Temmuz ayında yıllık yüzde 0,4 olan enflasyonun negatif yüzde 0,2’ye inmesi ekonomideki çarkların istenilen şekilde dönmediğinin göstergesi. Avrupa’da en yüksek enflasyon yüzde 4 ile Macaristan, yüzde 3,7 ile Polonya ve yüzde 3,5 ile Çekya’da gerçekleşti. En düşük enflasyon ise Kıbrıs Rum Kesimi’nde negatif yüzde 2,9, Yunanistan’da negatif yüzde 2,3 ve Estonya’da negatif yüzde 1,3 olarak ölçüldü.

ECB de uyguladığı genişleme politikalarıyla büyümek ve fiyat istikrarını sağlamak için yüzde 2’ye yakın seviyede bir enflasyonu hedefliyor.

Gelişenlerin sorunu döviz

Gelişmekte olan ülkeler ise enflasyon konusunda sıkıntı çekmiyor. Gelişenlerin en büyük sorunu döviz darlığı. Pandemide dış ticaret ve turizm gelirlerinde seviye kaybeden gelişen ülkeler, merkez bankaları arası swaplardan istediklerini elde edemeyince ithalatlarını ve dövizli işlemlerini kıstılar. Döviz çıkışlarını azaltan gelişen ülkeler finans piyasalarında da aldıkları tedbirlerle dolar ve euroya karşı güçlü kalmaya çalışıyorlar.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ekonomik faaliyetler büyük oranda kredi imkânlarıyla döndüğünden büyümeler genellikle borçluluk oranları azaldığında başlıyor. Tasarruf oranlarında yani fon arzında sıkıntılar yaşayan gelişen ülkeler, pandemi gibi arzın azaldığı dönemlerde yurt içi ekonomik faaliyetlere ağırlık veriyor. Özellikle kamu üretime destek verirken tüketim ve harcamaların artması için teşvikçi oluyor.

Fon arzındaki zafiyetler sebebiyle borçlanmayı yeğleyen gelişenler ithalata dayalı ekonomi ve harcamalardaki genişlik sebebiyle yüksek enflasyona ve dolayısıyla yüksek faizlere sahip oluyorlar. Buradaki yanılgı, enflasyonun faizleri yükseltmesiyle büyümelerin duracağı anlayışı. Ekonomi bilimine göre, tüketime dayalı büyüme ile üretime daha doğrusu dış satıma dayalı büyüme arasında elbette fark var. Reel büyümeler her zaman kalkınmayı beraberinde getiriyor. Tüketim ve harcamalara dayalı büyümeler ise daha fazla borçluluğu ortaya çıkarıyor. Üretim ve ihracata dayalı büyümeler zaman gerektirirken tüketim ve harcamalara dayanan büyümeler ise salgın, jeopolitik risk gibi diğer sorunlar yaşandığı dönemlerde yürürlüğe konan geçici uygulamalar olarak biliniyor.

Söz konusu olumsuzluklara karşı özel sektörün ve hanehalkının fon arzını artırıcı yolda teşvik edilmesi, tüketim ve harcamaların azaltılarak ithalatın frenlenerek ihracatın artırılması reel büyümeye giden en kestirme yollar olarak tarif ediliyor.

Türkiye daha avantajlı

Türkiye ise enflasyonla büyüme konusunda dünyadaki birçok ülkeden daha avantajlı konumunu devam ettiriyor. Cumhuriyet tarihi içinde yüzde 100 enflasyonla yaşayan ancak enflasyonu tek haneli rakamlara da çekmesini bilen Türkiye, pandemide gösterdiği başarı ve deneyimi ve ekonomik politikalardaki kıvraklığıyla bugün dünyada öne çıkıyor.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı’na (OECD) üye ülkeler içinde salgın sürecinde en az daralan ülke olarak öne çıkan Türkiye’nin, yılsonunda da pandemide en iyi büyüyen ülkelerin başında yer alacağı tahminleri yapılıyor. Rekabetçi kur politikası izleyen Türkiye’nin koronavirüs salgını bitinceye kadar üretim, istihdam ve dış ticareti korumak için ithalatı baskılayarak kur ve enflasyonu verime dayalı kontrollü şekilde yükselteceği öngörüleri yapılıyor.

Dolayısıyla 24 Eylül Perşembe günü gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında TCMB’nin rekabetçi kur ile ilgili yapacağı açıklamalar önem taşıyor.  

Türkiye’nin en büyük avantajı enflasyon ne kadar yüksek olursa olsun, faizler üst seviyede gerçekleşse de büyümede ülkeler arasında hep ilk sıralarda yer alıyor. Krizleri çok seri atlatabilme özelliğine sahip Türkiye borç ödeme konusunda da dünyada belki de en iyi ülkeler arasında. Küresel çapta fon arzedenler, ülkelerin büyümesine bakıp o şekilde borç veriyor. Dolayısıyla Türkiye dünyada borç alma avantajı en yüksek ülke olarak görülüyor. Dünyanın paraya boğulduğu ancak salgın sebebiyle ekonomilerin daraldığı bir dönemde fon sağlayıcıların da büyümesi yüksek, borcunu zamanında ödeyen yüksek getirili ülkeleri tercih edeceği gözleniyor.

Büyüme mi enflasyon mu?

Ekonomide en fazla tartışılan konulardan biri büyüme veya enflasyonun bir arada yürütülüp yürütülemeyeceği hususu. Bazı ekonomistler büyüme ile enflasyonun bir arada olamayacağından bahsetse de bunun tipik örneklerini gelişen ülkelerde görülebiliyor. Türkiye büyüme ve enflasyonu bir arada götüren nadir ülkelerden biri olarak biliniyor.

Büyüme ve enflasyonun birlikte yaşandığı ülkelerde işsizlik, yüksek faiz ve borçlanma ekonomiyi oldukça sıkıyor. Ekonomistler bu olumsuzluğu aşmanın para politikasının gevşetilmesi, maliye politikalarının sıkılaştırılması olarak gösteriyorlar. Söz konusu politika izlenirken de merkez bankasının şeffaf olarak uygulamalarını kamuoyuyla paylaşması, iş dünyası ve yatırımcıları enflasyonun düşeceğine inandırması gerekiyor.

Merkez Bankası (TCMB) 24 Eylül Perşembe günü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında yeni faiz kararını açıklayacak. Rekabetçi kur paralelinde yükselen enflasyonla ilgili bir yol haritası çizecek. Hafta sonu açıklanan TCMB Eylül ayı beklenti anketinden de enflasyonun artış trendine girdiği anlaşılıyor.

Son TCMB anketinde yılsonu TÜFE’nin aylık bazda 64 baz puan artışla yüzde 11,46’ya yükseltilmesi bunun en önemli göstergesi. Enflasyonun en büyük tetikleyicisi dolar/TL kuru da yılsonu için 7,5990 ve oniki ay sonrası için de 7,9372 olarak göstermesi yine enflasyon habercisi. Enflasyondaki yükselişe karşılık ankette yılsonu büyüme beklentisinin negatif yüzde 1,6’dan yüzde 1,5’e çekilmesi ve 2021 yılına ilişkin ekonomik büyümenin yüzde 4,2 olarak gösterilmesi enflasyonun büyümeleri beraberinde getireceğine dair en önemli delillerden biri olarak ortaya çıkıyor.

TCMB’nin 24 Eylül’deki toplantısında faizi sabit bırakacağı öngörülürken likidite düzenlemeleriyle piyasayı fonlamaya devam edeceği, ortalama fonlama maliyetinin yanında geç likidite penceresi veya faiz koridoru uygulaması konusunda mesajlar vereceği, enflasyon ile büyüme konusunda bir yol haritası çizeceği tahmin ediliyor.

Fiyat artışlarının sebebi kur belirsizliği

24 Eylül Perşembe günü gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında TCMB’nin rekabetçi kur ile ilgili yapacağı açıklamalar piyasalar tarafından yakından takip ediliyor. Bu arada dövizdeki yükseliş devam ediyor. Rekabetçi kurun özellikle üretici fiyatlarını yukarı çektiği, bunun da gelecek aylar için TÜFE bazlı enflasyon artışı demek olduğu belirtiliyor.

Yılbaşından bu yana dolar/TL yüzde 27, euro/TL yüzde 34,5 değer kazandı. Haftalık bazda ise dolar/TL yüzde 1,27, Euro/TL yüzde 1,21 prim yaptı. Dövizdeki atakların yılsonu enflasyonu için çift haneli oranlara işaret ettiği yorumlanırken bankalardaki mevduatın yarıdan fazlasının döviz cinsinden olmasına ve dolarizasyonun giderek yükseldiğine de dikkat çekiliyor.

Haftalık bazda piyasalarda 1000 TL’lik yatırım borsada 1008,4 lira, dolar/TL’de 1012,7 lira, Euro/TL’de 1012,1 lira ve altında 1008,4 lira oldu. Gelecek hafta piyasalar yurt içinde TCMB faiz kararı, kapasite kullanım ve tüketici güven endeksini takip edecek. Yurt dışında ise ABD ikinci el konut satışları, yeni konut satışları, dayanıklı mal siparişleri ile FED Başkanı Jerome Powell’ın konuşması, Almanya’da markit/BME PMI imalat – imalat dışı verisi, IFO iş ortamı güven endeksi izlenecek.

BIST 100… Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi de haftayı yüzde 0,84 kazançla 1.111,96 puandan tamamladı. Hafta içinde en düşük 1.096,65 puanı, en yüksek 1.118,70 puanı gören endeksin gelecek hafta 1100 desteğinde 1130 puanı kırmaya çabalayacağı düşünülüyor.

DOLAR/TL… Haftalık bazda yüzde 1,27 oranında değer kazanan dolar/TL kuru, 7,56 bandında 7,60’ları denemeye hazırlanıyor. Dolar haftayı 7,5740 liradan kapatmıştı.

EURO/TL… Parite kaynaklı biraz hız kesen euro/TL kuru, haftalık bazda yüzde 1,21 oranında prim yaptı ve haftayı 8,9650 liradan kapattı. Kurun gelecek hafta 9 liranın üstünü denemesi bekleniyor.

ALTIN… Haftanın kazandıran yatırım araçlarından altın, ons fiyatın 1940-1960 dolar arasındaki dar aralıklı seyrinden kaynaklı döviz tarafındaki kazancı elde edemedi. Yurt içinde 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı bu hafta yüzde 1,13 kazançla 474,20 liraya,  Cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,09 artışla 3 bin 145 liraya yükseldi. Ons altının 1960 doları yukarı yönlü kırması durumunda yeni bir ralliye geçebileceği tahmin ediliyor.

PETROL… Petrol fiyatları OPEC üyelerinin birlikteliği ile 40 dolar seviyesindeki seyrini yukarı yönlü artırmak için çabalıyor. Bu çabaya ABD’deki petrol sondaj kuyularının devre dışı bırakılması de etkili oluyor. Haftayı 43 dolar seviyesinde kapatan brent petrolün pandemi aşısına yönelik gelişmelere paralel hareket edeceği ve yeniden 45 dolar seviyesinin üzerinde bir kanala gireceği öngörülüyor.