Aksi, huysuz ve dengesizler çetesi MOODY'S

Sedat YILMAZ 18 Haz 2019

Moody's… Dünyada faaliyet gösteren binlerce kredi derecelendirme kuruluşlarından... Standard and Poors (S&P) ve Fitch Rating ile uluslararası alanda öne çıkan 3'ün biri. Fitch'i bir kenara koyarsak etki ve etkinlik açısından Moody's, S&P ile bir ve ikinci olarak sıralamaya giriyor.

Merak ettim İngilizce Moody ne manaya geliyor diye… Sözlüğü açtım, baktım… Sözlük bile kuruluşun karakterini baştan ayağa ince ince yazmış… Kuruluşun adını öyle koymuşlar ki yüzyıl düşünseniz bulamazsınız.

Moody’nin en çok kullanan Türkçe karşılığı “huysuz”… Moody’s’e, huysuzlar  çetesi de denebilir. Moody’nin diğer kullanılan anlamları; “dengesiz” ve “aksi”…  Yani bütün dengesiz ve aksi yöneticiler bir araya gelmiş, Moody’s’i oluşturmuş!

İyi de bu kredi derecelendirme kuruluşları ne iş yapar? Kendileri çok mu iyi, disiplinli, tertipli ve doğru da herkese not ve “ayar” vermeye çalışıyor? Bunlara kim yetki vermiş? Daha doğrusu anlaşılmayacak kadar karmaşık sistemi kim kurmuş? Hangi ölçülere göre notlar belirleniyor?

Felsefeleri oligpolist, yani danışıklı dövüş

Malûm kuruluşlar sadece devletlere değil, şirketlere de not verebilme salahiyetine sahip. Ülke ve şirketlerin mali ve ekonomik sorumluluklarını yerine getirme derecesini not olarak yansıtıyorlar. Birinci işleri bu. Ancak söz konusu 3 kuruluşun aralarında ilginç bir bağ var. Kimisi buna oligopolistik diyor… Dedikleri dedik, çaldıkları düdük misali piyasaya tamamen hakimler.

Bunlar kendi aralarında anlaşıp efendilerinin de isteğiyle piyasaları allak bullak da edebiliyor, allak bullak olmuş piyasaları regülasyona da sokabiliyor. Oligopolistik’in diğer manası piyasaya hakim birkaç şirketin aralarında anlaşıp bir politika oluşturması… Tam Türkçesi danışıklı dövüş…

Dedik ya, en basit ifadeyle kredi derecelendirmede verilen not; aslında danışıklı dövüş ortamında bir şirket veya bir ülkenin mali ve ekonomik sorumluluğuna verilen değer. Değerlendirme veya derecelendirme yapılırken sanmayın ki şirketin veya ülkenin cari durumu ve geçmişteki mali performansı inceleniyor… Öyle bir şey yok… İş tamamen ticari ve siyasi ilişkiler çerçevesinde oligopolist olarak yürüyor.  

Bunlarla inatlaşmaya gör, adamı perişan ederler

Şirketleri bir kenara koyup işe ülke bazında bakarsak, malûm 3 kredi derecelendirme kuruluşunun verdiği notları iyi analiz etmemiz gerekiyor. Söz konusu kuruluşların ülke ekonomilerine bakışları iki pencereli. Biri “yatırım yapılabilir” diğeri “yatırım yapılamaz” kriterleri… Tabi her ülkeye böyle bakamıyorlar.  Notlarında ekonomiyi ele alıyorlar ama siyaset, savunma ve ekonomik bakışta paçaları daha fazla uyguluyorlar.

Bir ülke kredi derecelendirme kuruluşlarına göre ya yatırım yapılabilir, ya da yatırım yapılamaz kategorisindedir. Üçüncü şık asla olmaz. Söz konusu şıkları da efendileri uluslararası tröstlerin emirleriyle yerine getirirler. Yatırımlar küresel tröstlerin dağılımıyla kredi derecelendirme kuruluşlarında şekillenir. Bahsi geçen efendiler, bir veya birkaç ülkeye takmışsa, önce siyasi yönden baskı ve yaptırımlara girişirler. Ardından ekonomik yaptırımlar devam eder. Sonra da kredi derecelendirme kuruluşları devreye girer. Ülkeye notunu verir, piyasalarını allak bullak ederler. Siyasi yönden inatlaşmaya çalışan ülkeyi perişan etmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar.

Kategoriler, basamak ve segmentler ne anlama geliyor?

“Yatırım yapılabilir” ülke denince işlerin iyi olduğu anlamına gelmiyor. Zira buranın da basamakları var. Bu bölüm iki basamaklı… Mesela “A” kategorisinde olan ülkeler “çok yüksek kalite” ve “yüksek kalite” olarak ikiye ayrılıyor. “Yatırım yapılabilir”de “B” kategorisi ise “A”ya göre daha gri tonda yer alır. “B”ye orta sınıf diye hitap edilir.

“Yatırım yapılamaz” ülkeler ise aslında kredi derecelendirme kuruluşlarının en çok üzerinde oynadığı ülkeler. Buraları daha çok ikincil piyasalar olarak görüp, kaynaklarını sömürme yolunda not çalışması yaparlar. “Yatırım yapılabilir” kategorisinin geçiş sınırı “B” segmentine de zaman zaman iyi takmalar yaparlar. Mesela Türkiye gibi ülkeler “Yatırım yapılabilir” kategorisiyle “Yatırım yapılamaz” kategorisinin “B” segmentinde asansör yapılmış ülkeler arasında yer alır.

Yatırım yapılamaz ülke kriterlerine devam edersek, burada 4 ana basamak görülüyor.  2 “B” segmentinin yanında 2 de “C” segmenti; ülke tanımlamalarında kredi derecelendirme kuruluşlarının yolunu çiziyor. B segmentinde en iyi basamak spekülatif alan. Aynı segmentte “çok spekülatif” de alan bulunur. Türkiye şu anda yaramaz, huysuz, dengesiz ve aksi yöneticilerin yönettiği Moody’s’in notlarıyla yatırım yapılamaz alanda B1 notuyla çok spekülatif basamağında. Yani  huysuzlar çetesinin marifetiyle Yunanistan’ın seviyesine maalesef inmiş durumdayız. İşte malûm çete, pozitif ayrımcılık yaparak Yunanistan’ı “yüksek risk” ve “aşırı spekülatif temerrüt” basamaklarındaki “C” segmentinden iki defa ikişer puan vererek Türkiye ile yan yana getirdiler.

Kuruluşların diğer önemli not derecelendirmesi de “pozitif” ve “negatif” görünüm diye değerlendirmeye tabi tutulur ve verilen notlar görünümle desteklenir.

NATO’nun güneydoğu kanadına Moody’s  dokunuşları

Çetenin niçin böyle bir karar verdiğini dünkü “Mudi seçim üzeri ortamı geriyor!” başlıklı yazımda ifade etmiştim. İsterseniz birkaç cümle ile yine ifadelerimi tekrarlayayım… “Moody’s denen bu kuruluş bize negatif yaklaşım sergilerken Yunanistan’a niçin pozitif yaklaşıyor? Yunanistan ile ne tür bağları ve bağlantıları var? Moody’s’in efendileri, antik çağın yönetim şeklini günümüzde parlatmak ve malûm yönetimle diğer ülkeleri sömürü altına almak için mi gayret gösteriyor? Ya da NATO’nun güneydoğu kanadına Moody’s dokunuşları mı yapılıyor? Soruların cevaplarını verdiğinizde Türkiye’ye olan önyargılı bakışları rahatlıkla analiz edebiliyorsunuz!..”

Dünyanın ensesinde boza kaynatan söz konusu kredi derecelendirme kuruluşları bu gücü nereden alıyor? Bildiğimiz kadar anlatalım…  19’uncu Yüzyıl’a doğru uzanalım… Kapitalizmin ruhu kriz. Artık bunu bilmeyen kalmadı. Çünkü en son 2008 yılında şu anda dünya üzerinde yaşayanların çoğu bunu gördü. Kapitalizmin daha doğrusu ABD’deki krizlerin ilki 1792 yılında kopuyor. Buna 1792 Paniği de deniyor. İki hafta içinde hisse senedi değerlerinin yaklaşık yüzde 25 gibi değer kaybetmesiyle sonuçlanan panik ilk sermaye piyasası iflasına örnek gösterilir. 1792 Finansal Paniği yeni ulusal düzene girmiş Amerika’da ciddi ekonomik hasar oluşturan bir krize döndüğü unutulmamalı. Dolayısıyla Avrupa ekonomisinde 80 yıl sonra Merkez Bankacılığı kriz yönetimini ilgilendiren Bagehot kuralları boşuna yazılmadı.

Kapitalizm demek, periyodik ekonomik kriz demek

Dünyada tüm alınan tedbirlere rağmen patlak veren 1837 Paniği de küresel manada kapitalizmin oluşturduğu ciddi bir ekonomik kriz. Londra tabanlı bankerlerin Amerika’ya yönelik yatırım girişimleriyle New Orleans merkezli bölge, ekonomik yönden hızlı bir büyüme sürecine girmişti. Bu dönemde ticaret ve finans ödeme sistemini kolaylaştırmak için kullanılan sterlin cinsi keşide edilmiş ödeme senetleri Amerikan finans sahasında bir ödeme aracı olarak kullanımı arttıkça yüzyılın ilk önemli sayılabilecek finans çarpıklığı ortay çıkmış ve 1837 Paniği yaşanmıştı.

İşte kredi derecelendirme kuruluşlarına sebep olan anlatmaya çalıştığım 1837 Paniği. “Riskin ölçülmesi” şeklinde ifade edilebilecek kredi derecelendirme mantığı, yatırımcıları bilgilendirme, ekonomideki asimetrik enformasyon sorununu çözme amacıyla ortaya çıktı.

İlk kurulan kredi derecelendirme kuruluşu da 1860’ta kurulan Standard & Poors (S&P). Söz konusu kuruluşun en büyük katkısı 1946’da kendi veri bankası için elektronik hesapla sistemini oluşturması.

Son kredi notu değerlendirmesiyle bizi Yunanistan seviyesine indiren Moody’s’in kuruluşu da 1900. Kurucusu demiryolu yatırımları analizini yapan John Moody. Kuruluş o kadar yaygınlaşmış ki, 1924’te ABD’deki tahvil piyasasının yaklaşık yüzde 100’ünü ihata etmiş.

Diğer not aktörümüz de 1913 yılında New York’ta kurulan Fitch. Kuruluş 20’nci yıl boyunca farklı ülkelerin piyasalarında gerçekleşen dalgalanmaları Fitch tarafından yatırımcılara aktarılmış.

Spekülatifçi notçuların asıl hedefi  kitle yatırımcılar

Hep söylüyoruz… Tarihten aldıkları misyon ve felsefeyle kapitalizmin ayakta durması için seferber olan kredi derecelendirme kuruluşlarının asıl hedefleri kitle yatırımcıları gibi görünse de bugün siyasi ayaklar ve oyunlar daha fazla öne çıkıyor. Merkez bankasının bağımsızlığını, rezervlerini, ekonomik regülasyonların derecelerini; ülkenin siyasi ve konjonktürel durumunu, dış politikadaki hamlelerini efendilerinin prensipleriyle yoğurup değerlendirmeye tutan kredi derecelendirme kuruluşları risk ölçümünde bu zamana kadar ne kadar doğru karar aldığı her zaman tartışma konusu oldu.

Yaklaşık 1800’lerden bu yana şirket ve ülkelere not veren kredi derecelendirme kuruluşları günümüzde Singapur, Almanya, Norveç, Lüksemburg, İsviçre, İsveç, Avustralya, Finlandiya ve Danimarka’yı kredi notu açısından zirvede tutuyor. A kategorisinde gelişmiş ülkeler sıralanırken B ve C kategorilerinde kapitalizmin etinden, kemiğinden, kanından faydalanabileceği ülkeler sıralanıyor.

Kredi derecelendirme kuruluşlarına pes demek lazım

Tabi onu bunu bilmem, Türkiye derecelendirme kuruluşları gözünde nerede, dersek pek iyi şeyler söyleyemeyiz. Öncelikle Moody’s’in mesnetsiz not düşürmesine bakıldığında Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve konjonktürel olarak değerini tartamadığını ya da bildiği halde art niyetle hareket ettiğini görmemek mümkün değil. Hele hele 2008 krizinden sonra başlayan süreçte 2009 yılından itibaren verdiği notları arka arkaya sıralasak Türkiye üzerinde ne tür oyunların oynandığı ortaya çıkar. Moody’s,  S&P ve Fitch’in Türkiye’yi hak etmediğimiz halde yatırım ortamında asansör yapıp, ne orta sınıflığımızı, ne spekülatifliğimizi, ne de riskli bölgeliğimizi bıraktı. Yunanistan ekonomisiyle Türkiye’yi bir tutan bir anlayışa nasıl makul diyebilirsiniz ki. Türkiye’yi, Yunanistan, Barbados, Kosta Rika, Slovenya ve Macaristan sınıfında değerlendiren kredi derecelendirme kuruluşlarına pes demekten başka hiçbir şey söylenmez.

Moody’s son hareketiyle aslında kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye yönelik düşüncelerini ortaya koydu.

Moody’s Türkiye’nin kredi notunu niçin düşürdü?

Niçin böyle diyorum… Çünkü adamların kapitalist, sömüren karakterlerini okuyorum. Moody’s’in son not indirim gerekçeleri bile adamların tıynetlerini ortaya seriyor.

Moody’s hiç çekinmeden; Türk ekonomisinin yapısal özellikleri sebebiyle yurt dışından gelen sermaye olmasa adım atamayacağı, bundan sonra yabancı sermayenin Türkiye’ye gelme ihtimalinin zayıf olduğu, borçların geri ödenmesi ve ekonomik büyümenin korunması için gerekli olan yabancı sermayede zafiyetler yaşanacağı ve yabancı sermayenin Türkiye’ye güvenmediğini raporuna yazabiliyor.

Bununla da kalmıyor… Raporda açıklanan reformların uygulanamayacağı, bankacılık alanında dış şoklara karşı ekonominin dayanaklılığının azaldığı, uygulanan serbest döviz kuru politikasının döviz rezervlerini erittiği bu durumun Merkez Bankası ve Türkiye’nin kurumsal yapının bağımsızlık ve şeffaflığını yitirdiği endişelerinin arttığı da ifade ediliyor.

Devamla; Moody’s, söz konusu ekonomik gidişatta Türkiye ile ABD arasında devam eden gerginliğin baş rol oynadığını, tartışılan S-400’lerin alımıyla Türkiye’ye uygulanabilecek ABD yaptırımlarının ekonomi ve finans sistemine gölge düşürdüğünü, herhangi bir IMF desteği gerektiğinde söz konusu siyasi gerilimin söz konusu dayanağı da ortadan kaldırabileceğini raporuna ekleyivermiş.

Moody’s, gerekçeli raporunda dış baskıları azaltacak ve ekonominin yeniden dengelenmesini sağlayacak bir programı başlatması halinde Türkiye’nin not görünümünün durağana çevrilebileceğini de ifade etmiş.

Aklı olan Moody’s’in mesnetsiz spekülasyonuna gelmez

Bugün hafta başı, yani pazartesi. Moody’s, cuma günü Türkiye'nin kredi notunu olası bir ödemeler dengesi krizinin gerçekleşme ihtimalini artmaya devam etmesini gerekçe göstererek kredi notunu Ba3’ten B1’e çekerek bir kademe düşürdü, kredi notu görünümünü ise negatifte tuttu. Moody’s’in hedefi, gayesi belli. 23 Haziran İstanbul seçimleri öncesi piyasaları karıştırıp, siyasi istikrara da çomak sokmak. Piyasalar ne kadar karışırsa, Moody’s’in elindeki spekülasyon avcıları elbette Türkiye üzerinden daha fazla para kazanacak. Bir de Türkiye’ye siyasi kriz eklendiğinde Moody’s veya diğer kredi derecelendirme kuruluşları bayram üzerine bayram yapacak. Kasaları paralarla dolacak. Dolayısıyla aklı olan spekülasyon hatta manipülasyon ortamını genişleten Moody’s’in mesnetsiz, dayanağı olmayan not indirimine ve negatif görünüm tespitine takılmaz.

Zira piyasalarımız uzun bir moral sürecinden sonra geçen hafta spekülasyonlarla biraz dengesi bozuldu. Yüzde 3,2 değer kaybeden Borsa İstanbul’dan sonra dolar/TL’nin yüzde 1,3, euro/TL’nin yüzde 0,76 ve külçe altının yüzde 2,2 değer kazandığı haftadaki olumsuzlukların seçim haftası ve gelecek haftalara yayılmaması için gayret göstermek kanaatimce vatanseverlerin yapabileceği bir iş.