Ah şu çılgın Türkler

Moda dediğimiz şey her yıl değişen bir yenilik, yaz gelir yeni moda akımına ayak uydurursun gardırobundaki kıyafetler atılır, yerine o yaz moda olan kıyafetler alınır. Mevsimlerden kış gelir, geçen yılın kışlık kıyafetlerin modası geçmiştir artık yerine bu yılın yeni trendleri alınır. Evde de aynı durum geçerlidir.

Koltuklar mobilyaların modası geçmiştir. Sil baştan ev dekor edilir. Bunu bir üst kademeye yükseltirsek son model araba çıkmıştır, hedef bellidir, araba satılır yenisi alınır. Cep telefonu ise ayrı bir çılgınlık, simitçisinden tutun da dilencisine kadar son model cep telefonu ile dolaşmaları... “Ah şu çılgın Türkler.”

Yaşam alışveriş den ibaret değildir. Bir damla suyun bir nefeslik temiz havanın bile ne kadar kıymetli olduğu dünyamızda, yaşamın sadece üretmek, tüketmek, şık giysilerle dolaşmak lüks konut ve arabalarda oturmak ve gezmek dışında bir anlamı olduğunu insanoğluna anlatmak hatırlatmak gerekmektedir.

Yeryüzündeki kaynakların açgözlülükle dengesizce sorumsuzca kullanılmaması gerektiği yazılı ve görsel medya, okul kitapları, internet yayınları ile sık sık duyurulmalıdır. İnsanları bu maddi tüketime endeksli yaşam tarzından arındırmamız hepimizin yararına olacaktır.

Tüketim çılgınlığı kontrol altına alınması gereken bir bağımlılık ve bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtulmak için, kredi kartlarına sınırlandırılma getirilmeli, insanlar bilinçlendirilmeli, reklamların aldatmacasına karşı uyandırılmalıdır. Gereği kadar tüketen, tükettiğini sorgulayan insan modelleri tüm dünyaya bildirilmelidir.

Tüketimin en aşağı derecesi cimrilik iken aşırısı ise israftır. Gereğinden çok harcamak ve kanaatsizlik   söz konusudur. İnsanı nefse hâkim olma özelliğinden de yoksun bırakmaktadır. İnsanı nefsinin kölesi, nefsini de yüceltmektedir. Ayrıca insanın aşırı tüketim ve israfının çoğu zaman farkında bile olmaz; çünkü “israf edenlere hoş gelir.”

Nimetlere olan aşırı doyum insanlarda yeni arayış içine sürüklemekte bu boşluğu da insanlar alışveriş yaparak doldurmaktadır. Nimetlerin çekiciliği azalır. İnsanın dünya nimetlerinden haz alamaz hale gelmesini sağlar. Her gün her istediğini yiyen, giyen, ya da başka türlü tüketen kişinin gözünde nimetlerin değeri küçüktür. Kendi iradesiyle israfa düşmeyen ve bazı isteklerini frenleyebilen insan daha mutludur; çünkü nimetler gözünde daha değerlidir.

Tüketim çılgınlığından dolayı insanlar borçlarla yaşamaya başlıyorlar. Zamanla bu yaşamın bir parçası haline geliyor. Bu şekilde devam etmemesi için insanlara eğitimle öğretilmesi gerekiyor. Dünya kaynaklarının da bir sınırı olduğunu, insanların ihtiyacı kadar tüketmesi gerektiğini bilmesi gerekiyor. Çocuklarımızın aşırı tüketmemenin yararını öğrenmelidirler. 

Tüketim arzusu hem maddi hem manevi hem de psikolojik pek çok zararları var. Kişinin ürettiğinden fazla tüketmesi ve ya gereğinden fazla harcama yapmasıdır. Daha çok gelişmiş ülkelerde ekonomi düzeyin yükselmesi ile yatırım yapmak yerine artık insanlar alacaklarına odaklanarak birikim yapıyorlar. Yapılan hesapsız harcamalar ailenin bütçesini sarsıyor.  Oysaki ekonomiyi tarif edenler onu “sınırsız ihtiyaçları sınırlı kaynaklardan karşılama ilmi” olarak tanımlarlar. Yani ekonomi, ihtiyaçların sınırsız; kaynakların sınırlı olduğunu kabul ediyor. Bu duruma göre kaynakların çok iyi kullanılması ve ihtiyaçların sınırlandırılması en çıkar yol görünüyor. Bu da israfı önlemekle olur.

Ne kadar çok alırsam o kadar çok mutlu olurum düşüncesi yatıyor aslında, ilk önce “ kara Cuma ”adını verdiler,   daha sonra adını “efsane Cuma” olarak değiştirdiler. Herkesin bildiği gibi insanların çılgınlar gibi alışveriş yapmaya yönlendirmek için düzenlenmiş ve her yıl kasım ayında yapılmaya devam edilmiştir. Bu alışveriş gününe tarihte ilk defa 1961 yılında gazetelerde Black Friday olarak bahsedilmiştir. İnsanları alışveriş yapmaya yani tüketmeye yönelik yapılmış günlerdir.

Kanadalıların yaptığı gibi 24 saat “satın almama günü” yapma fikri fena değil aslında 65 ülkede bu günü kutlamaktadır. 24 saat boyunca hiçbir şey satın almayarak yapılan bu girişim, alışveriş yapmadan da yaşamın mümkün olduğuna insanların dikkatini çekmektir.