TARIM SANAYİSİZ OLMAZ!

ÖZEL RÖPORTAJ Pazartesi 24 Haziran 2019 08:03

Tarıma dayalı gıda sanayinin kalkınmanın temellerinden biri olduğunu belirten TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik, kamu dahil karar vericilerin güncel ihtiyaç analizine dayanmayan uygulamaları terk etmeden ve merkeze gıda sanayicisini koymadan tarımın sürdürülebilirliğinden bahsedilemeyeceğini söyledi.

Tarım sanayisiz olmaz!

Sedat YILMAZ

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Genel Sekreteri İlknur Menlik, tarımda sürdürülebilirliliğin sağlanması için toplumun tüm kesimlerinin bakış açısını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini söyledi. Menlik, “Karar vericilerin güncel ihtiyaç analizine dayanmayan uygulamaları terk etmeden ve söz konusu sürecin merkezine gıda sanayicisini koymandan tarımda sürdürülebilirlikten bahsedilemez” dedi. Tarım ve hayvancılık konusunda Analiz’in sorularını cevaplayan TGDF Genel Sekreteri Menlik, et ve süt ürünleri üretiminin tarıma dayalı sanayi kolları arasında işletme başına en fazla istihdam sağlayan iş kolu olduğunu bildirdi. Ancak mevcut destekleme politikaları ve uygulamalarla sektörün ilerleme şansının fazla olmadığını belirtti.

Tarımsal üretimin her aşamasının sürdürülebilirlikle ilgili dikkat edilmesi gereken zorluklar ihtiva ettiğini belirten İlknur Menlik, tarım ve hayvancılık konusunda geniş bir perspektif çizdi. Gıda sanayinin tarladan sofraya 6 bakanlık tarafından regüle edilen sektör olduğunu vurgulayan Menlik, “Tarımsal üretimin her aşaması sürdürülebilirlikle ilgili dikkat edilmesi gereken zorluklar içermektedir.  Özellikle kırmızı et konusunda Türkiye’nin mera, yem, su ve ıslah konularında sıkıntıları var” dedi.

Dünyada riskler somutlaştıkça küresel büyümenin yavaşladığını ve özellikle durgunluğun Avrupa’da daha belirgin hale geldiğini belirten Menlik, “Belirsizlikler; güven, ticaret, yatırım ve istihdam tahminleri üzerinde etkisini gösteriyor. AB ticareti sert biçimde yavaşlarken, bu durum büyüme tahminlerinde de düşüşü getirdi” dedi.

tarim-1

Küresel ekonomi raydan çıkabilir

Çin, Avrupa ve finans pazarlarındaki kırılganlıkların küresel ekonomiyi raydan çıkarabileceğini ileri süren Menlik, “Çin’den gelen talepte beklenmedik bir yavașlama, küresel büyüme üzerinde ciddi bir olumsuz etki gösterebilir. Avrupa’daki yüksek politik belirsizlik yatırımları ve kredilerdeki büyümeyi yavaşlatabilir. Risk faktörlerinin birleşimi özellikle Euro Bölgesi’nde büyümeyi yavaşlatabilir. Finans piyasaları ve yükselen piyasa ekonomileri üzerindeki baskılar azalsa da kırılganlıklar sürüyor” uyarısında bulundu.

Merkez bankalarının durgunluğa karşı daha destekçi olması gerektiğini belirten Menlik, devletlerin de riskleri azaltma konusunda işbirliğine gitmesi gerektiğini söyledi. Politik belirsizliklerin giderilmesi için küresel anlamda ve Avrupa’da çok taraflı diyaloğa ihtiyaç olduğunu dile getiren Menlik, bundan böyle tüm ulusların bütçe uygulamaları ve yapısal reformlar konusunda ortak irade göstermesinin gerekliliğine vurgu yaptı. Menlik, küresel durgunluğun aşılması için gelecek dönemde faizlerin bugünden daha düşük kalacağını tahmin ettiklerini kaydetti.  

En fazla büyüyen Türkiye olacak

Türkiye’de de enflasyonun odağında gıda fiyatlarının olduğunu ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı FAO’nun 2018 – 2027 dönemli son raporunda gelecek dönemde tarımsal ürün fiyatlarının düşük seyredeceğine vurgu yaptı. Küresel korumacılık tehdidinin hâlâ devam ettiğini anlatan Menlik, global gıda güvencesi için tarım ürünleri ticaretinin önemini koruduğunu, dolayısıyla ticarette kolaylık sağlamaya yönelik politik ortamın yumuşaması gerektiğini dile getirdi.

Türkiye’nin içinde bulunduğu Doğu Avrupa ve Merkez Asya bölgesinde tarım ve balıkçılıkta 2027’ye kadar yüzde 14 büyüme beklediklerini, ülkenin kendine yeterlilik programları dahilinde sürü sayısı ve verimliliğin artacağı, et üretiminin büyüyeceğinin öngörüldüğünü belirtti. Türkiye’nin söz konusu 2027 yılına kadar yıllık ortalama yüzde 3,6 büyüme ile OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülke konusunda yer alacağını da sözlerine ekledi.

Yine Dünya Kaynakları Enstitüsü raporuna göre 2050 yılında beslenebilmek için 3 makasın daraltılmasının gerekliliğine dikkat çeken Menlik, bunlardan ilkinin gıda makası, toprak makası ve diğerinin de sera makası olduğunu anlattı. Gıda makasındaki daralmanın 2050 yılına kadarki talebinin 2010 yılındaki bitkisel üretimin yüzde 56’sına karşılık geldiğini, yine tarımsal arazi ihtiyacının Hindistan’ın iki katı büyüklüğünde 593 milyon hektar artacağını söyleyen Menlik, iklim değişikliği sebebiyle küresel ısınmanın 2 derece ile sınırlayacak bir tarımsal karbondioksit emisyonu hedefinin yakalanması gereğini de dile getirdi.

Gıdada küresel çözüm önerileri

Gıda, toprak ve sera makaslarının ne anlama geldiğini açan İlknur Menlik, OECD, FAO ve Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün global çözüm önerilerini şöyle sıraladı: 

“Gıda ve tarımsal ürünlere talepteki büyümeyi azaltmak. Tarım arazilerini genişletmeden gıda üretimini artırmak. Ormanları korumak; kaybedilmiş orman, savan ve turbalık alanları yeniden oluşturmak. Balık arzını artırmak üzere balıkçılığı ve su kültürünü geliştirmek. Tarımsal üretimden kaynaklanan sera gazı emisyonunu azaltmak…”

Global pencereden bakıldığında Türkiye’nin küresel çemberden ayırmanın mümkün olmadığını ifade eden İlknur Menlik, Türkiye’de kırsal nüfusun kentli nüfusun üzerindeyken 1980 yılında her iki nüfusun eşit hale geldiğini, devamında kentli nüfusun giderek artarak dengenin kent lehine büyüdüğünü kaydetti. Menlik 2007 yılında kentlerde yaşayan 49,7 milyon nüfusun 2018 itibariyle 75,7 milyona ulaştığını bu durumun da tarım ve hayvancılık alanında ciddi değişimler meydana getirdiğini, tarım ve hayvancılığın giderek daha büyük ölçekli ve profesyonel bir hale dönüştüğünü kaydetti.

tarim-2

Taşıma suyla değirmen dönmez

Türkiye’nin özellikle tarım ve hayvancılıkta genel olarak 3 ana dönemden geçtiğini ve son dönemin liberal ekonomiye geçişle birlikte sürecin oldukça farklılaştığını belirten Menlik, özellikle hayvansal ürünlerin destekleme kapsamından çıkarılması, üretim arz ve talebinin piyasa ekonomisi koşullarına bırakılmasının bugünkü fotoğrafı ortaya çıkardığını ifade etti.

1980 yılı sonrası hayvansal üretim yetersizliği ve enflasyon sebebiyle et fiyatlarının yükseldiğini dile getiren TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik, “Fiyatlardaki dalgalanmanın gıdada kısmi bir kıtlık ve spekülatif artışlar olarak kabul edildi. Çözüm olarak ithalat öngörüldü. Taşıma suyla değirmen dönmez” dedi.

“1980 yılı sonrası hayvansal üretim yetersizliği ve enflasyon nedeniyle et fiyatları yükselmiș kısmi bir kıtlık hali ve spekülatif artıșlar olarak kabul edilmiștir. Çözüm olarak ithalat öngörülmüștür. Bu dönemde hem üretici hem de sanayici için hayati önem tașıyan kredi ve finansman ihtiyacı yeterince karșılanamadı.  Söz konusu sanayici kredileri, toplam tarımsal krediler içerisindeki payı ortalama yüzde 10 civarında kaldı” diye konuştu.

10. planla gelen değişiklik

Avrupa Birliği programları paralelinde anaç hayvan, buzağı, süt primi, süt regülasyon, süt kalite pirim, gen kaynaklarının korunması için anaç hayvan, arı ve onaylı ișletme, yem bitkileri,  besi desteği ve besilik materyal destekleriyle sektörün canlandırılmaya çalışıldığını bildirdi. Hayvancılık konusunda döl kontrol projesi, suni tohumlama, soy kütüğü ve ön soy kütüğü programlarının da çalışmalarda etkili olduğunu dile getiren Menlik, suni tohumlama ile ıslah süreci hızlandırılmaya senkronizasyon programları ile buzağılama aralığı optimize edilmeye çalıșıldığını kaydetti.

Tarımda ithalata yönelme sürecinden itibaren enflasyonu etkileyen olumsuz gelişmelerin olduğunu anlatan İlknur Menlik, bu dönemde 10’uncu Kalkınma Planı’nın (2014-2018) devreye alındığını hatırlattı. Planının ana noktalarını da değinen Menlik, üretimde verimliliğin artırılması,  ithalata olan bağımlılığın azaltılması, kamu harcamalarının rasyonelleștirilmesi ve tarımda su kullanımının etkinleștirilmesinin yenilikçi üretim, istikrarlı yüksek büyüme hedefiyle paralel yürütülmeye çalışıldığını ifade etti.

İşletmelerde bütünlük sağlanmalı

IPARD kapsamında yüzde 65’lere varan hibe programları, DAP ve GAP projeleri kapsamında bulunan illerde ahır yapımına yüzde 30, damızlık hayvan ve alet-ekipman alımına yüzde 40 hibe desteğinin öne çıktığını dile getiren Menlik, “Toplumun yeterli ve dengeli beslenmesini esas alan, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüș, örgütlülüğü ve verimliliği yüksek, etkin ve talebe dayalı üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü arttırmıș, doğal kaynakları sürdürülebilir kullanan bir tarım sektörünün olușturulması temel hedef olarak belirlendi” dedi.

Ana hedefin kırsal kalkınma olduğunu dile getiren İlknur Menlik, “Tarım ișletmelerinde bütünlüğün sağlanması, arazi parçalanmasının önüne geçilmesi ve iyi ișleyen tarım arazisi piyasasının tesis edilmesine yönelik hukuki ve kurumsal düzenlemelerin yapılması, hayvancılıkta etçi tip sığır ve koyun yetiștiriciliğinin geliștirilmesine ağırlık verilmesi, bölgesel programların uygulanmasına devam edilmesi, ișletme odaklı koruyucu veteriner hekimlik sistemi ile hayvan refahını içerecek șekilde sağlık politikasının hayata geçirilmesi, çayır ve mera alanlarının tespit, tahdit, tasnif ve ıslah çalıșmaları hızlandırılarak daha etkin ve verimli kullanılmasının sağlanması, yem bitkisi ihtiyacının üretim ve ürün çeșitliliğindeki artıșla karșılanması olmazsa olmaz” şeklinde konuştu.

tarim-3

Sanayici merkezde olmalı

OECD raporu çerçevesinde gıdada güvenin önemine değinen İlknur Menlik, sanayici olmadan tarım ve hayvancılıkta kalkınmadan bahsedilemeyeceğini kaydetti. Menlik, “Gıda güvencesine odaklanılmalı ve problemler bütüncül bir yaklașımla ele alınmalı. Büyükbaș hayvancılığındaki yapısal sorunlar uzun vadeli çözüm önerilerini içeren kapsamlı bir bakıș açısıyla yeniden ele alınmalı. Tarımdan perakende sektörüne kadar pek çok alana bakılmalı. Serbest ticaret anlașmaları tarım ve gıda özelinde gözden geçirilmeli.  Markalı süt ve șarküteri ürünleri ihracatı desteklenmeli. Ticaret borsaları ve üretici birliklerinin gelir/iș modelleri gözden geçirilmeli” dedi.

TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik açıklamalarının sonunda, “Mevcut destekleme politikaları ve uygulamaları güncel ihtiyaçları analiz etmeden, gerçeklere dayanmayan mekanizma odağında sanayicinin olmadığı anlayışıyla sürdüremeyiz. Her şeyin odağına sanayiciyi koymak zorundayız. Aylrıca küçükleri, aile işletmeciliğini koruyalım ama sanayiciyi mutlaka uygulamaya dahil etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Hayvancılıkta en büyük sorunumuz yem

Hayvancılık konusunda Türkiye’nin meraların azlığı, yem, su ve sağlık konusunun önemli bir yer tuttuğunu dile getiren İlknur Menlik, yemin hayvancılıktaki girdi masraflarındaki payının yüzde 40’lara ulaştığını ifade etti. Menlik Türkiye’de yılda 400 bin buzağının da uygunsuz şartlar sebebiyle öldüğünü hatırlattı.  Menlik, Türkiye’de kayıt dışı hayvancılığın da yüzde 30’ların üzerinde olduğunu ifade etti.

Yem konusunun hayvancılıkta olmazsa olmaz bir alan olduğunu Türkiye’de karma ve kaba yem sektörünün yüzde 50’ye yakınının ithalat ile karşılandığını hatırlatan İlknur Menlik, “Hayvanını kaliteli ve ucuz besleyemeyen toplumlar, insanını da kaliteli ve ucuz besleyemez” ifadelerini kullandı.

Üretimde sürdürülebilirliği sağlayacak maliyet ve ölçek odaklı bir anlayıșa ihtiyaç olduğunu belirten Menlik, “İyi bir gelișme gibi görünüyor ancak; sektör dıșından sığır yetiștiriciliği hakkında ciddi bir deneyimi olmayan yatırımcıların kamu destekleriyle kurdukları orta ve büyük kapasiteli ișletmelerin yașama ve bașarılı olma șansı pek yüksek görünmüyor. Yani hayvana sadece ahır yapmak yetmiyor. Çünkü o da insan gibi bir canlı” diye konuştu.

Kırsal kalkınmaya yatırım gerekiyor

Tarım ve hayvancılık politikalarının sanayiciyi, uygulamaların ise üreticiyi esas alması gerektiğini vurgulayan TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik, destekleme politikalarının “kalite” ve “verim” kavramından uzak olması, bakanlık içi ve bakanlıklar arası yetki karmașası, örgütsel yapılanmada dağınıklık ve farklı grupların hedef çatıșmaları, teșvik sisteminin “ölçek” ekonomisini esas almaması, mevcut kapasitenin yanına yeni kapasitelerin olușumunun önüne geçilmemesi gerektiğini söyledi.

Tarım ve hayvancılıkta ana hedefin kırsal kalkınma olduğunun hiçbir zaman unutulmaması gerektiğini dile getiren İlknur Menlik, OECD’nin Çevresel Performans İncelemeleri 2019 raporundan tespitleri gündeme taşıdı. Menlik, “Raporda şöyle diyor:  Havza bazlı üretimle hayvancılık sübvansiyonları arttırılmıș ve damızlık hayvan üreticileri, otlatma amacıyla mera kiralayabilir hale gelmiștir. Hayvancılığın teșvik edilmesinin, arazi kullanımı ile ilgili baskıların artmasına ve türlerin doğal yașam alanlarını kaybetmesine ve su eko-sistemlerinin tarım kaynaklı su akıntılarına maruz kalmasına neden olması muhtemeldir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın canlı hayvan sayısını arttırma konusunda teșviklerde bulunması ve bunun sonucunda büyük bir miktarda metan olușması nedeniyle tarım kaynaklı emisyonların payı 2008 yılından bu yana artıș göstermektedir” şeklinde konuştu.