MERHAMET CİNNETTİR

GÜNDEM Perembe 06 Haziran 2019 02:05

Amiral Fisher, Lahey sarayında açılmış hatırat defterine: "Dünya barışının her zaman güven altında bulunması İngiliz donanmasının üstünlüğüne bağlıdır" sözlerini yazmıştı. Amiral Fisher, bazı açıklamaları ile bu açıklamasını "O Britanya İmparatorluğu, Britanya donanması üzerine kurulmuştur. Eğer bahriye askerleri ordumuzu sırtında taşımazsa bunlardan hiçbir hizmet beklenemez. Savaşta medeniyet yoktur. Benin kanaatim budur: Önce vur, sert vur, istediğin yere vur sonra yine vur. Muharebenin aslı esası kuvvettir. Savaşta merhamet cinnettir" sözleriyle tasdik ediyordu.

Merhamet cinnettir

Yazan: Celal BURHANEDDİN

Günümüz Türkçesine aktaran: Bekir TURGUT

Amiral John Fisher 1899 tarihinde birinci defa Lahey silah konferansına katıldığı zaman bir kahraman gibi büyük bir hayretle seyredildi. O zaman İngiltere’nin deniz gücü birinci derecedeydi. Ona bu yüksek mevkii sağlayan demirden yapılmış dehşetli gemilerin gerçek değerleri hiçbir icat ile sarsıntıya uğramamıştı. Almanya dördüncü sırada bulunuyordu.

Fisher Lahey sarayında açılmış hatırat defterine:

“Dünya barışının her zaman güven altında bulunması İngiliz donanmasının üstünlüğüne bağlıdır” sözlerini yazmıştı.

Amiral bazı açıklamaları ile bu açıklamasını tasdik ediyordu: “O Britanya İmparatorluğu, Britanya donanması üzerine kurulmuştur. Eğer bahriye askerleri ordumuzu sırtında taşımazsa bunlardan hiçbir hizmet beklenemez. Savaşta medeniyet yoktur. Benin kanaatim budur: Önce vur, sert vur, istediğin yere vur sonra yine vur. Muharebenin aslı esası kuvvettir. Savaşta merhamet cinnettir” diyordu. Bu sözler tabi komşu devletlerin uykularını kaçırıyordu. Bu sıralar Amiral Fisher ile Tirpitz arasında büyük bir rekabet ve yarış başlamıştı. O, “Bir şey her zaman tekrar edilmeli, sonra da halk buna alışır” diyordu. Onun her zaman bağırdığı şey de dretnot, dretnot, dretnot!!! İdi. O zamanlar İngiltere’de yaşamış olanlar bütün musiki yerlerinde söylenen iki mısrayı işitmişlerdir.

(We Wont Wait

We Want eight”

“Biz beklemek istemeyiz, biz sekiz isteriz.”)

tarih-2

Bir tarafta Fisher diğer tarafta McKenna

Fisher birinci deniz Lord’u olur olmaz sekiz dretnot istemişti. Yalnız kabine dördünün yapılmasına izin veriyordu. Bunun üzerine büyük anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Hatta az kaldı hükümet devrilecekti.

İngiltere’de bugün donanmanın birinci derecede yönetimi Deniz Bakanı’nın sorumluluğunda olup o mevcut donanmanın kuvvetli ve hazır bulunmasından kral ve meclise karşı sorumludur. Bakan Deniz Bakanlığı’nda; Birinci Deniz Lordu başkanlığında bulunan diğer deniz lordları, sivil lordlar, meclis temsilcilerinden oluşan bir heyet ile birlikte çalışır.

Bazen Bahriye Nazırı ile Birinci Deniz Lordu fikir birliği içinde olamazlar. İhtilaf çıkması halinde ikisinden biri mevkiini terk eder. Kabinenin deniz siyasetini bakanlık uygun görmemeye karar verirse, Kamara bile hiçbir şekilde etkili olmaz. Bu takdirde vükela (bakanlar) düşmeli, hükümet devrilmelidir.

Lord Fisher Bahriye Birinci Lordu iken McKenna Deniz Bakanı idi. Fisher o sene diğer hükümetlerin deniz programlarıyla karşılaştırma ve dengeyi sağlayabilmek için sekiz dretnota ihtiyaç gösterdi. Chambell Bannerman bütçenin böyle bir ağırlığı kaldıramayacağını söylüyordu. Hatta Loyd Corc ve Vinston Churchill bile buna karşı çok şiddetli mücadelelerde bulunuyorlardı.

Dretnot ihtiyacını karşılamak üzere uzman Lord Bresdorf’un Bahriye Birinci Lordluğu’na tayin olunacağı söylendi. Bu zatı o makama getirmekten maksat, Deniz Bakanlığı’ndaki fikir birliğini bozmaktı. Zira o dretnot taraftarı değildi. Fakat McKenna’a ve Fisher’e dayanarak karşı koydu, ülke sekiz dretnot’a sahip oldu ve “her yabancı hükümetin bir gemisine karşı İngiltere’nin iki yapması” yöntemi kabul edildi. Deniz bakanları değişti fakat Fisher daima yerinde kaldı. Her gelene düşüncelerini kabul ettiriyordu. Yumuşak yaratılışlı Lord Bresdorf, akıllı Asquith ve zayıf Grey hepsi onun söylediğini yapıyorlardı.

tarih-1

Celal BURHANEDDİN: İNGİLİZ RİCAL-İ SİYASİYESİ, İstanbul; 1335 /1918 s. 98/ 106. adıyla yayımlanan eserden, kısmen sadeleştirilerek günümüz Türkçesine aktarılmış ve siz okuyucularımızın hizmetine sunulmuştur.


Yorulmak bilmeyen bir nefer

Fisher yorulmak bilmeyen bir işçiydi. Memuriyet hayatında her sabah dörtte kalkar, subaylarını, erlerini, işçilerini büyük iş görmek ve yapmak üzere teşvik ederdi. Deniz talim yöntemlerini değiştirdi.  Portsmouth bahriye tersanesinin komutanı olduğu zamanlarda, ordunun ıslah ve yapılandırılması için yeni bir yöntemin hazırlanmasına ait toplantılara katıldı ve sonra harbiye nazırı (Genel Kurmay Başkanı) olan Heldin’in icraatına ait olan esasları kendi düşünceleriyle de destekledi.

Başkanlık makamına geldiği zaman İngiltere’nin hiçbir denizaltısı yoktu. Beş sene sonra ise elli dokuz tane olmuştu. Yarım asırdan fazla bir süreden beri ülkeye yaptığı bütün gemilerin ıslahı, ihtiyat donanma tedariki, eski gemiler üzerindeki verimsiz talimler yerine yeni gemilerde manevralar yapılması, liman ve açık denizlere torpil konulması ve toplanmasına mahsus gemiler yapılması yönteminin uygulanması, muharebede yardımcı filo görevinin düzenlenmesi, yeni denizaltılar için deniz üssü temin edilmesi, torpido, bot ve muhariplerin yapımı, telsiz ve telgrafın donanma için yararlanılmasının gerekli hale sokulması, İngiliz sahillerine çevresel olarak dönen kuvvetli gözetleme istasyonları konulması hatta Posta ve Telgraf Bakanlığı’nın karşı çıkmalarına rağmen; Amirallik binası üzerine bu aletten bir tanesinin dikilmesi, bunları kullanacak özel heyetlerin eğitim ve öğretimi gibi hususlar takdiri hak edecek hizmetlerdir.

İngiltere’de John Fisher Almanya’da Tiripitz

Umur-u havaiyenin,  bahriye ile ilişkilendirilmesi hakkında görüşleri dikkate değer. Bilhassa ateş idare hususundaki önemini herkesten evvel takdir etti. Torpidoları ıslah ve seferi bir hale girmelerini kolaylaştırmak için  mühimmat, erzak ve kömür istasyonları oluşturdu ve düzenledi.

Ticaret dünyasından gerçek bilgi edinmek için bir yöntemi teklif etti ve uyguladı. Subaylar, erler ve işçilerin görevlerini ıslah ve yüz elli tane gemiyi uzak denizlerden getirterek yerine kuvvetli dretnotlar koydu.

Velhasıl bir kelime ile: Gemileri, topları, ateş taksimatını, savaş yöntemlerini, asker sevkini, askerleri, eğitim ve öğretim yöntemlerini ve sevkiyatı yoluna koydu.

Almanya’da Tirpitz’in aynı yolu izlediğini gördüğü zaman Fisher, Akdeniz Donanması’nın yerini ikinci dereceye düşürme ve ana sularındaki donanmaya daha çok önem vermeye başladı. Onu dört büyük filoya ayırdı. En iyi ve en mükemmel İngiliz donanmasını topladı. Amiral Fisher ile Tirpitz gibi iki şahsın çalışma hayatları arasında uyumluluk vardır. Her ikisinin de talihi birdi.

Onlar diğer bakanlardan daha fazla yaşamışlardır. O hayatında Tirpitz gibi bir fikri taşımıştır. Ülkenin savunulması, şerefinin korunması ve kuvvetli olması ve elinde silahın daha keskin olmasını sağlamak için; onun da Tiripitz gibi birçok düşmanları vardır. Eski savaş gemileri komutanları, kabiliyetsiz kaptanlar, emekli edilenler, Londra’nın deniz kulüplerini dolduruyorlar ve onun açıktan açığa aleyhinde bulunuyorlardı. Fakat hiç birinin etkisi olmuyordu.

Hareketlerin hepsini Kitab-ı Ahd-i Atik’ten almış

Memuriyetine veda ettiği zaman üç yüz yetmiş dört gemiyi savaşa hazır olmak üzere denizlerde bulundurabildiği için gururluydu. Evvelce onun en büyük muhalifi olan Vinston Churchill, Flander cephesinden gelip denizcilik politikasını açıklarken herkesin karşısında Amiral’e saygısını göstermiş ve onun denizcilik konularında tek olduğunu ve savaşın en birinci kahramanlarından olduğunu tasdik etmişti. Amiral Fisher, meclisin galerisinde oturuyordu. Bunu işitince gülümsedi. Her zaman âdeti olduğu üzere bu defa da şüphesiz dudakları arasından, burada yazılması mümkün olmayan bir kelimeyi mırıldanmıştı. Zira O, bir böyle kuvvetli kelimeler söylemesini bir dretnotun sıcak kazan dairesinde bulunan ateşçi gibi sövmeyi bilir ve bu hoşuna giderdi. 

Söylediği sözlerin ve hareketlerin hepsini Kitab-ı Ahd-i Atik’ten almıştır. O bir va’zı bir mev’ızayı sever fakat raksa da kurban olur. Lahey’de iken (Rakkase Amiral) diye adlandırılırdı. Görevinde merhametsiz ve bir barbar kadar sert bir savaş adamıdır. İş dışında çok tatlı, toplum sever, gayet zevk ve sefasına düşkün, şen ve şatırdır. Reval’de tamamlanan görev sonrası hükümeti tarafından verilen müsamerelerde Prenses Olga ile La veuve joyeuse (Şen dul) valsını oynamış, eğlenceli söz ve ince nükteleriyle daima hüzünlü Çariçe’yi de güldürmüştü. Onun tebessümlerine hiç inanılmamalıdır. O bu hususta tam bir şarklı, Senegalli, Japonyalıdır. O teftişlerinde birçok kaptanları ani sorularıyla şaşırtmış, onlarla gülmüş alay etmiştir. Mütebessim ve iltifat ederek ayrılmış fakat ertesi günü memur kendisini emekliye sevk edilmiş görmüştür. Fisher Lahey konferansında dediği gibi: O, dünya barışının devamı için daima İngiliz donanmasının varlığına çalışmış bir kişidir.

SON