ÇETİNKAYA: SIFIR TOLERANS SIFIR KAZA

GÜNDEM 2020-12-04 15:39:40

TİM Sektörler Konseyi Üyesi ve Temmer Mermer Yönetim Kurulu Başkanı Rüstem Çetinkaya, İnsan hayatı her şeyden daha değerli. Bu yüzden İş güvenliği söz konusu olduğunda ana slogan; 'sıfır tolerans sıfır kaza' olmalı" diye konuştu.

Çetinkaya: Sıfır tolerans sıfır kaza

Tüm sektörler dünyada ve ülkemizde koronavirüs salgınından etkilendi. Bu sürecin madencilik sektörüne etkileri nasıl oldu, 2021 hedef ve beklentileriniz nedir? 

2020 yılı pandeminin etkisi altında geçti... Pandeminin etkisiyle beraber en büyük alıcımız olan Çin’in negatif değerlerini hem doğal taş tarafında hem de diğer madenler olan metalik maden, endüstriyel maden ve mineral madenlerde gördük. Doğal taşta 10 aylık verilerde eksi yüzde 126, diğer maden gruplarında ise eksi 9’luk Çin’den kaynaklı bir ihracat daralması bulunuyor. Diğer taraftan Amerika pazarı gerek doğal taşta gerek diğer maden ürünlerinde sürpriz yaparak çok küçük de olsa artı değerler yakalamayı başardı. 11 ayın sonuna geldiğimizde, pandeminin ilk dalgası ile birlikte duyduğumuz büyük endişelerin önemli bir kısmını bertaraf etmeyi başardık. Fakat mevcut pandemi durumu şirketlerin birçoğunun finansman akışını ve finansman yapısını ciddi oranda etkiledi. Birçok firma yeni yatırımlar yapmıştı. Seneye daha fazla ihracat hedefiyle girmiştik. Ancak şu anda 2019 verilerini yakalayarak başarı sayılabilecek bir noktaya geldik. Toplam ihracatta da hala tek haneli eksi rakamlardayız.

2021 öngörülerimiz tamamıyla aşının bulunmasıyla ilgili olacaktır. Aşı ne kadar hızlı yayılır ve pazarlar ne kadar hızlı açılırsa biz de müşterilerimize o kadar hızlı ulaşacağız. İmalat sanayi tekrar harekete geçtiğinde ve çarklar tekrar dönmeye başladığında biz de pozitif değerleri göreceğiz. Ancak görünen o ki 2021’in birinci yarısı için de çok fazla umutlu konuşamıyoruz. Ancak 2021’in ikinci yarısında telafi imkanları olabilir diye öngörüyorum.

4 Aralık ‘Dünya Madenciler Günü’ maden emekçileri için söylemek istedikleriniz neler? 

Dünya Madenciler günü tüm madencilere kutlu olsun. Maden emekçileri alnının terinin son damlasına kadar aldığını hak eden kişilerdir. Maden demek, ülkenin aynı zamanında refahı demek. Ülkenin refahı için de canla başla çalışan tüm emekçilerin bugününü kutluyorum.

Enerji bağımlısı bir ülke olarak Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi gerekiyor. Bu anlamda neden kömür ve diğer yerel kaynaklar sürdürülebilir enerji için tercih edilmeli. Dünyayla rekabet ettiğimiz hangi maden kaynaklarına sahibiz? 

Dış ticaretteki döviz açığımızın en önemli sebebi olan enerji ithalatı ülkemiz için her zaman bir tehdit oluşturmuştur. Bu anlamda kendi kendine yetebilen, kendi enerji kaynaklarını yönetebilen, milli enerji ve milli maden politikasıyla kendi sermayesi ile enerjisini üretebilen bir toplum, dışa bağımlı olmadan tüm dünyaya karşı özgürce hareket edebilen bir toplumdur.  Yerel kaynakların mümkünse sübvanse de edilerek çıkartılması ve enerjiye dönüştürülmesi önemlidir. Bu mahiyette Türkiye'de de daha fazla sermaye gruplarının enerji ve maden kaynaklarına yönelmesi için gerekli teşvikler, yasal altyapı ve finans altyapısının nasıl sağlanması gerektiği planlanmalıdır. Dünyada ticareti yapılan 90 tip madenin 77 tanesi ülkemizde bulunmaktadır. Bu anlamda önemli olan sadece kaynağa sahip olmak değildir, onu en verimli biçimde gün yüzüne çıkartmak da değerlidir. Bu anlamda Enerji Bakanlığımızın Milli Maden ve Milli Enerji politikasını değerli buluyorum.

Koronavirüs salgınıyla beraber milli ve yerli kaynaklar daha da önem kazandı. Ülkemizde tarım makinalarından, otomotive, elektronik aletlerden, doğalgaz ile petrol sektörlerine kadar birçok alanda dışa bağımlı olduğumuz görülüyor. Madencilikte kullanılan teknoloji ve ekipmanlarındaki yerlileştirilme konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bir sanayi dalında kullanılan makine, ekipman ve teknolojilerinin gelişimi o sanayinin ülkede ne kadar büyüdüğü ile eşit ve paralel oranda ilerler. Maden sektörü ülkemizde büyüdükçe ve geliştikçe bu anlamdaki kullanılan makina ve teknolojiler de gün geçtikçe gelişme gösteriyor. Yer altı madenciliğinde kullanılan birçok ekipmanda yüzde 100 yerli makine kullanımına dönüldü diyebiliriz. Birçok firmamız yüzde 100 yerli makine kullanarak yer altı madenciliği yapıyor. Özellikle makina ekipmanları noktasında yerli üreticilerimiz talep edilen ihtiyaca cevap vermek için AR-GE’lerini sürekli geliştiriyor ve esnek ve fiyat avantajı olan makinaları piyasaya sunuyorlar. İş makinaları tarafında da firmalarımız cesurca adımlar atıyor. Bize de sektör olarak, destek veren makine üreticilerine pozitif ayrımcılık sağlamak düşüyor.

Güney Afrika, Kanada, Avustralya, Şili, ABD, İsveç gibi ülkeler sürdürülebilir madenciliğin en güzel örnekleri. Sizce maden sektöründe yapılacak hangi teşvik ve politikalarla Türkiye’yi bu ülkelerin önüne geçebiliriz?

Gelişmiş ülkelerde ya da madenciliğin yüksek kapasite ile yapıldığı ülkelerde Türkiye'den farklı olarak en önemli etkenin madencilik algısı olduğunu düşünüyorum. Soruda bahsedilen ülkelerde madencilik aynı zamanda toplumda da kabul görmüş, ülkenin büyümesinde önemli bir faktör olduğu farkına varılmış, üzerinde hassasiyetle durulan bir sektör olarak korunmuş ve buna göre politikalar geliştirilmiş ülkeler. Maalesef ülkemizde madenciliğe toplum olarak bakış, tabiri caizse bir “öcü” olarak görülmüş ve  negatif ayrımcılık ile sürekli karşı karşıya kalmış. Halbuki enerji ve maden ithal eden bir ülke olarak toplumun madenciliğe sahip çıkması gerekir. Toplum madenciliğe sahip çıktığı zaman devletin de bununla ilgili teşvik ve politikaları geliştirmesi bir o kadar kolay olacaktır. Unutulmaması gerekir ki ülkemiz birçok yeraltı kaynağında olduğu gibi madencilik alanında da zengin bir ülkedir. Bu zenginliğin ortaya çıkartılması tüm toplumun paydası ve refahına katkı sağlar. Bu anlamda önce bana göre en önemli konu toplumun, kamuoyunun karşı gelir değil, madenciliğe sahip çıkar hale gelmesidir.

Geçmiş dönemde madencilik alanında yapılmış devletleştirme politikalarının sonuçları neler oldu. Bunun yanı sıra özelleştirme politikaları sonuçları hakkındaki düşüncelerinizi kısaca özetler misiniz?

Özelleştirme ya da devletleştirme politikaları birbirinin zıttı politikalar gibi görülmemelidir. Eğer bir maden tipinde özel sermaye burada gerekli yatırımı sağlayabilecek güçte değilse o zaman devletleştirme politikası devreye girmelidir. O noktada devlet devletleştirme politikası devreye girer ve gerekli yatırımları yapar, öncü olur ve daha sonra da özel sektör oradaki başarıyı görerek o alanda yatırım yapar. Yani bir anlamda devlet aslında yol göstericidir.  

Türkiye’de 1941’den beri meydana gelen maden kazalarında yaklaşık 5 bin kişi hayatını kaybederken, 400 bine yakın işiçi yaralandı. Son olarak yaşanan Soma faciası hala hafızalarımızdan silinmedi. Sizce Türkiye madenlerde iş sağlığını ve güvenliğini geliştirmesi ve minimum kazalara indirmesi için neler yapması gerekli. Dünyada madencilik, güvenlik ve çevresel önlemler açısından bizden farklı neler yapılıyor? 

İnsan hayatı her şeyden daha değerlidir. Bu yüzden İş Güvenliği söz konusu olduğunda ana slogan “sıfır tolerans sıfır kaza” olmalıdır. Bu anlamda dünyadaki gelişmiş madencilik toplumlarının uyguladığı güvenlik önlemleri ve iş sağlığı önlemleri birebir uygulanmalıdır. 

Madencilik sektöründe ağır çalışma şartları ve maden kazaları göz önünde bulunduğunda madencilikte insansız araçlar ve teknolojilerden nasıl faydalanılabilir? 

İnsansız araçlar ve teknolojileri aslında madencilik sektörünün hayatına çoktan girmeye başladı. Örneğin; iş güvenliği noktasında, özellikle tehlikeli ya da tehlikeli olabilecek alanların kontrol edilmesinde insansız hava araçlarının devreye girdiğini söyleyebilirim. 

Bu tarz teknolojiler riskli alanlarda ölçme ya da ölçümleme gibi işlerde kullanılabildiği gibi teknoloji geliştikçe daha fazla görevler üstlenerek, üretimin içerisindeki insan hayatının risklerini de azaltacağına inanıyorum.